Bilim Felsefesi

 

Bilim felsefesi

July 24 2002 at 9:07 AM Mantik  (no login)

from IP address 172.143.113.128

 

--------------------------------------------------------------------------------

 

Bu baslik altinda, firsat buldukca bilimsel dusunce ve bilim felsefesiyle ilgili bilgiler vermek, bu tur konulari tartismaya acmak istiyorum.

 

Uzun vadede deginmeyi dusundugum konular:

 

1) Mantiksal Pozitivizm

2) Popper: Yanlislamacilik (Elestirel Akilcilik)

3) Wittgenstein: Anlamin Resim Kurami ve Dil Oyunlari

4) Kuhn: Bilimsel Devrimlerin Yapisi

5) Lakatos: Bilimsel Arastirma Programlari Metodolojisi

6) Althusser: Teorik Pratigin Teorisi

7) Feyerabend: Anarsist Bilgi Kurami veya Kuramsal Cogulculuk

8) Postmodernizm: Tum Anlatilara Karsi Umutsuz Bir Isyan

9) Antibilim: Modern Bilim Sanik Sandalyesinde

 

Hepsine istedigim duzeyde deginmek mumkun olacak mi bilmiyorum ama en azindan bir baslamak istiyorum.

 

  Respond to this message   

 

Author Reply

Mantik

(no login)

172.143.113.128 Mantiksal Pozitivizm July 24 2002, 9:11 AM 

 

Yirminci yuzyilin baslarinda Viyana’da, aralarinda Moritz Schlick, Hans Hahn, Philip Frank, Kurt Godel, Rudolf Carnap ve Otto Neurath’in da bulundugu, cogu fizikci ve matematikci olan bir grup ogrencinin bir araya gelerek bilim felsefesi uzerine yaptiklari sohbetler sonucunda, zamanla Mantiksal Pzitivizm adi verilecek bir dusunce ekolu olustu.

 

Bu cevrenin amaci, anlamlilik ve bilimsellige bir olcut gelistirmek, boylece yuzyillardir insane zihninin onunde bir engel olarak duran metafizigin tortularini ayiklayarak bilim ve felsefeyi yeniden tanimlamakti. Bu amaca ulasmak icin Peano, Frege, Whitehead ve Russel’in gelistirmis oldugu mantiksal cozumleme yontemini kullandilar. Bu yontemi, bilimi metafizik sorunlardan ve anlamsiz onermelerden arindirmak ve ayni zamanda, dogrudan gozlemlenebilir iceriklerini, yani ‘verilmis olani’ gostermek yoluyla ampirik bilimin anlamini, kavramlarini ve onermelerini aciga kavusturmak olarak tanimladilar.

 

Mantiksal Pozitivizmin Temel Tezleri

 

a) Bilissel anlamlilik

 

Bir soylemin bilgi icerigi tasimasi veya anlamli olabilmesi icin ya dogrudan olgusal bir dille ya da sonucta olgusal bir dilin kisaltilmasi seklinde ifade edilmis olmasi gerekir. Bu sartlari tasimayan iddalar metafizik, dolayisiyla anlamsizdir.

 

Burada totolojik (analitik) ve sentetik ifadelerin ayrimina da deginmek gerekir. Totolojik ifadeler, yuklemi oznesinden ayri bir bilgi tasimayan ifadelerdir. “Butun evlenmemisler bekardir” cumlesindeki yuklem “bekardir” ozne olan “butun evlenmemisler”e iliskin yeni bir bilgi vermedigi icin bu cumle bir totolojidir.

 

Benzer sekilde “Ahmet turktur” cumlesini ele alalim. Bu cumlenin oznesi “Ahmet”, yuklemi ise “turktur”dur. Burada yuklem ozne tarafindan icerilmemekte, yuklem ozneyle ilgili ek bir bilgi sunmaktadir. Totolojik ifadeler gozlemsel olarak dogrulanamazken, sentetik ifadeler dogrulanabilir.

 

Mantiksal pozitivistlere gore, bir cumle totoloji degilse ve olgusal olarak dogrulanabilir bir icerik de tasimiyorsa, anlamsiz olarak degerlendirilmelidir.

 

b) Dogrulanabilirlik ilkesi

 

Bu ilkeye gore, bir onermenin dogru olup olmadigi o onermenin iceriginin olgularla desteklenip desteklenmemesine baglidir. Olgularla desteklenip desteklenmedigi de ancak duyumlar yoluyla tespit edilebilir. Dolayisiyla, bir onerme duyumlarla tespit edilebilecek olgular disinda bir icerik tasiyorsa bunun dogru olup olmadigi bilinemez.

 

Burada pratik olarak dogrulanabilirlik ile ilke olarak dogrulanabilirlik arasinda ayrim yapmamiz gerekiyor. Cunku bazi onermelerin dogrulanabilir oldugunu bilmemize ragmen, pratik olarak dogrulama imkanindan yoksun olabiliriz. Buna gore, Alpha Centauri yildizinin en az bir gezegeni oldugunu soyledigimizde, ilke olarak dogrulanabilir, fakat pratik guclukler sebebiyle dogrulanamaz bir ifade ortaya atmis oluruz. Fakat evrenin ozunu olusturan madde bir evrim halindedir onermesi mumkun ve muhtemel duyu gozlemleriyle dogrulanmasi mumkun olmadigi icin, anlamsiz bir onermedir. Bunun gibi, duyumlarla ilgili olmayan tum onermeler metafiziktir. Metafizik olmasiyla anlamsiz olmasi da ayni seydir.

 

Tum etik iceren onermeler de anlamsizdir. Bir onermede bir etik simge bulunusu, onun olgusal icerigine birsey katmaz. Boylece birisine “Bu parayi calmakla yanlis davrandiniz” dedigimde “Bu parayi caldiniz” dedigimin otesinde birsey savlamis olmuyorum. Bu eylemin yanlis oldugunu eklemekle onun uzerinde yeni bir bildirim yapmis degilim. Yalnizca onu torel bakimdan onaylamadigimi bildiriyorum.

 

Kisaca ifade etmek gerekirse, bir terimin anlami, onun dogrulama yontemidir.

 

c) Tumevarim

 

Bir olgu ya da deneyime karsi gelen bir iddianin dogrulanmasiyla, deneyimle ilgili genellemelerin dogrulanmasi arasinda ayrim yapmak gerekir. “Ahmet’in ati beyazdir” onermesini dogrulamak icin Ahmet’in ati bulunur, rengi kontrol edilir ve onermenin dogru veya yanlis oldugu anlasilir. Fakat “Butun atlar dort ayaklidir” onermesini dogrulamak icin milyonlarca atin dort ayakla oldugunun gorulmesi yeterli degildir. Dolayisiyla, bu onerme sadece gozlemler yoluyla dogrulanamaz. Burada baska bir ilke devreye girer: Tumevarim. Tumevarim, tek tek tikel gozlemlerden cikarak tumel sonuclara varma yontemidir.Tikel onermelerin coklugu yapilacak genellemeye bir guz kazandirsa da, bunun mantiksal olarak kesin bir sonuc saglayip saglayamayacagi tartismalidir.

 

d) Karsilasim (Tekabuliyet/Denklik) kurali

 

Bir teorinin bilimsel olabilmesi icin, teorinin ongordugu iliski matematiksel bir mantikla formule edilmeli, teoriyi olusturan teorik ifadeler de gozlemsel ifadelerle acik olarak tanimlanabilecek netlikte olmalidir. Boylece yapilacak islemsel tanimlarda teorik ifadeler gozlemsel ifadelere indirgenmekte, yahut karsilasim (tekabuliyet) saglanmaktadir.

 

Ancak, bu ekolun ingilizce konusan dunyada duyulmasini saglayan sozculerinden olan Ayer, 1975 yilinda, Bryan Magee’yle yaptigi soyleside, mantiksal pozitivistlerin en buyuk kusurlarinin soyledikleri herseyin yanlis olmasi oldugunu soyler ve ekler: “Birincisi, dogrulama ilkesi kendini hic dogru durust formulestiremedi. Ben birkac kez denedim, ancak her seferinde icine ya cok az, ya da cok fazla sey sokuyordum. Bugune kadar mantiksal, kesin bir formullemeye ulasilamadi. Ikincisi indirgemecilik de islemiyor. Ucuncusu, mantic ve matematikteki onermelerin herhangi ilginc bir anlamda cozumleyici olup olmadigi simdi bana epeyce kuskulu geliyor.”

 

Ayer yillar sonra bir zamanlar kendinden emin ve atesli savunuculugunu yaptigi tezlerin yanlisligini soylerken temel yanilginin mantiksal pozitivistlerin hala altin standardinin gecerli oldugunu sanmalarina benzetir. Bilindigi gibi altin standardinda piyasadaki madeni ve kagit paralar mevcut altin stokunu yansitiyordu. Olgusal gozlem ifadelerine donusturulemeyen ifadelerin anlamsiz oldugunu soylemek, simdi karsiliginda altin bulunmayan piyasadaki kagit paralarin degersiz oldugunu soylemekle ayni sey.

 

 

 

 

  

 

Mantik

(no login)

172.143.113.128 Popper ve Yanlislamacilik (Elestirel Akilcilik) July 24 2002, 9:14 AM 

 

Karl. R. Popper 20. yuzyil bilim felsefesi tartismalarinin kose taslarindan biridir. Mantiksal pozitivizmin temel tezlerini elstiren ve bu yuzden de tepkici bir dusunurdur.

 

Popper'in elestirdigi standart bilim anlayisi, gozlemlenen olgusal dunyadan elde edilen bilgilerin tumevarim yontemiyle genellestirilmesi, bu genellestirilen gozlem ve deneye dayanan onermelerden olusan kuramlarin dogrulama yontemiyle bilgi dagarcigimiza aktarilmasini ongoruyordu. Bu bilim anlayisi su varsayimlara dayanmaktaydi:

 

1. Zihin, nesne ile iliskiden once bostur.

2. Insan zihni nesneleri nesnel olarak algilar.

3. Gozlemlenen olgularin ozelliklerini ve sozkonusu olgular arasindaki iliskileri ifade eden tikel onermeler tumevarimla genellenebilir.

4. Duyularin gozetiminde tekrar olgu dunyasiyla karsilastirilip dogrulanabilen genellemeler birikimsel bir surec izleyerek bilimin iskeletini olustururlar.

 

Bu, pozitivist, tumevarimci, birikimci ve ilerlemeci bilim anlayisinin varsayimlarinin tumu Popper tarafindan elestirilir.

 

1. Kuramdan bagimsiz bir gozlem olamayacagini, cunku tum gozlemlerin onlari anlamli kilan bir kuramsal yapi icinde olustugunu,

2. Tikel bilgilerin genellemesiyle tumel bilgi elde etmenin mantiksal bir kesinlik tasimadigini,

3. Bilimselligin olcutunun sanildiginin aksine dogrulanabilirlik degil, yanlislanabilirlik oldugunu, ve

4. Yaygin kaninin aksine bilimsel bilginin dogrularin birikmesiyle degil, yanlislarin ayiklanmasiyla ilerledigini savunur.

 

Bilim ile bilim olmayani ayirma sorunu

 

Popper da mantiksal pozitivistler gibi bilimle bilim olmayan arasinda bir ayrimin nasil yapilabilecegi sorununa deginir. Mantiksal pozitivistlerin bu konudaki olcutu onermelerin muhtemel gozlem veya duyumlarla desteklenebilir sekilde formule edilmelerini ifade eden dogrulanabilirlik olarak belirlemislerdi. Bu sadece bilimle bilim olmayani degil, ayni zamanda anlamli olanla olmayani birbirinden ayiriyordu mantiksal pozitivistlere gore.

 

Popper, dogrulanabilirlik yerine yanlislanabilirligi koyarken, bu olcutun anlamli olanla olmayani degil, sadece bilimsel olanla olmayani birbirinden ayirdigini savunuyordu. Yani Popper, bilimsel olanla olmayanin ayriminin yapilmasi gerektigini kabul etmekle beraber, bunun anlamlilik, anlamsizlik ikilemi cercevesinde ele alinmasina karsi cikiyordu. Ona gore anlamlilik kategorisini sadece bilimsel bilgilere ozgu kilmak yanlisti. Metafizik olmak anlamsiz olmak demek degildi.

 

Popper'in yanlislamaciliginin esasini olusturan "yanlislanabilirlik" ilkesine deginmeden once, Popper'in "dogrulanabilirlik" ilkesine getirdigi elestirilere yakindan bakmakta yarar var.

 

1919 yili, izafiyet teorisinin test edilmesi acisindan onemli bir yildi. Cunku o yil, izafiyet teorisinin gunesin cekim alanina giren isinlarin egilme gostereceklerine yonelik ongorusunun sinanmasina imkan verecek bir gunes tutulmasi olacakti. Popper, gunes tutulmasinin teoriyi dogrulamasi veya yanlislamasindan ziyade meydana gelecek sonucun bilimin yontemi acisindan onemiyle ilgilenmekteydi. Yapilan olcumler sonunda isinlarin egildigi saptandi ve sonucta izafiyet teorisinin ongoruleri dogru cikti. Eger ongoru dogru cikmasaydi, teori reddedilecekti, veya yeni test imkanlari yaratacak sekilde yeniden formule edilecekti. Yani izafiyet teorisi, eger yanlissa, yanlisliginin ortaya cikartilmasina imkan veriyordu. Dolayisiyla, "yanlislanabilir" bir teoriydi.

 

Popper, izafiyet teorisiyle Marks'in tarih, Freud'un psikanaliz ve Adler'in bireysel psikolojiyle ilgili teorilerini karsilastirir. Bu teorilerden, Marks'in teorisinin, izafiyet teorisine benzer sekilde bazi ongorulerde bulundugunu (ornegin kapitalizmin yikilacagi ve zorunlu sekilde tum kapitalist ulkelerin sosyalizme gececegi), dolayisiyla yanlislanabilir yonlerinin oldugunu ve sozkonusu yonlerin zaman icinde yapilan gozlemlerle yanlislandigini soyler.

 

Fakat ozellikle diger iki teoriyi (Freud'un ve Adler'in teorileri), yanlislanabilirlik acisindan cok daha problemli bulur. Bir ornek vermek gerekirse, Adlerci psikolojinin temel ilkesi, insan eylemlerini asagilik duygusunun motive ettigidir. Bir nehrin kenarinda yururken nehre dusmus ve bogulmamak icin cirpinan bir cocugu goren adamin muhtemel iki tavrini bu kuramin isiginda yorumlayalim. Adam, ya cocugu kurtarmak icin nehre atlayacak, ya da atlamayacaktir. Eger adam cocugu kurtarmak icin nehre atlarsa, Adlerci psikanalist bunu adamin tehlikeye ragmen suya atlamaya cesaretli oldugunu ispatlayarak asagilik duygusunu yenmeyi amacladigina yoracaktir. Eger adam nehre atlamazsa, o zaman da adam cocuk bogulurken bile kiyida kalma sogukkanliligina sahip oldugunu ispat ederek asagilik duygusunu telafi etmektedir.

 

Dolayisiyla her durumda kuram dogrulanmaktadir. Bu ve buna benzer orneklerin ustunde duran Popper, boylece bir kuramin dogrulugunu onaylayacak, kurami destekleyecek veri bulmanin cok kolay oldugunu farkeder. Dolayisiyla, kurami nelerin dogrulayacaginin degil hangi durumlarda kuramin yanlislanmis olacaginin ifade edilmesinin kurama bilimsellik vasfi kazandiracagini savunmaya baslar.

 

Burada Popper, dogrulanabilirligi hem onermelerin mantiksal yapisi hem de bilimsel aciklamanin mantigi acisindan elestirmektedir. Yanlis oldugu bilinen, yapisal olarak olumlu bazi cumlelerin, ilke olarak dogrulanabilir olduguna, fakat yanlislanamayacagina dikkat ceker. Ornegin "Tepesinde bir gozu olan insanlar vardir" onermesi, ilke olarak dogrulanabilir niteliktedir. Cunku, teorik olarak mumkundur ki, yapilacak gozlemlerle, tepesinde bir goz olan birilerinin bulunup bu yarginin dogrulanmasi mumkundur. Ote yandan, yaptigimiz gozlemlerle boyle insanlar gormememiz, mantiksal olarak bu teorinin yanlisligini kanitlamaz. Belki bizim ulasamadigimiz biryerlerde tepesinde bir goz olan insanlar yasamaktadir. Bu durumda, eger dogrulanabilirlik bilimselligin olcutu ise en azindan prensipte dogrulanabilir oldugu icin bu onermenin bilimsel bir onerme kabul edilmesi gerekir.

 

Burada ister istemez, konuyu Tanri inancina ve dinsel aciklamalara da getirecegiz. Okuyucunun dikkatini cekecegi uzere, ornegin Tanri'nin varligi iddiasi, ilke olarak kolayca dogrulanabilir. Tanri, evreni yaratan, ona mevcut duzenini veren bir varlik olarak tanimlandigindan, sadece duzenli bir sisteme veya evrendeki herhangi birseye bakmak, bu fikri dogrular nitelikte olacaktir. Fakat dikkat edilirse, sadece evrenin sebebi olarak tanimlanan ve hakkinda baska bir bilgi verilmeyen bir Tanri fikrini, evrene bakarak yanlislamak mumkun olmayacaktir. Bu yuzden, Tanri'nin varligi iddiasi da diger tum metafizik iddialar gibi yanlislanamaz ve dolayisiyla bilimsel olmayan bir iddia olmaktadir.

 

Popper ayrica, pozitivist ve empiristlerin neredeyse yegane bilimsel yontem olarak sunduklari "tumevarim" prensibini de elestirir, ve tumevarimin mantiksal olarak imkan degil, imkansizlik icerdigine dikkat ceker. "Butun kugular beyazdir" onermesini ele alalim. Milyonlarca beyaz kugu gormemiz "butun kugular beyazdir" yargisina varmamizi zorunlu kilmaz. Cunku bu, gozlem alanimizin disinda kalan biryerlerde siyah bir kugunun bulunmadigini mantiksal kesinlikle garantilemez. Fakat bir siyah kugu bulunursa bu genelleme yanlislanmis olur. Yani bu cumle mantiksal olarak dogrulanamaz ama yanlislanabilir.

 

"Dunyada deprem olacak" onermesi milyonlarca yil deprem olmadan gecse de mantiksal olarak yanlislanmayan bir onermedir. Bu yuzden de bilgi icerigi yoktur. Cunku Popper'a gore, bir onermenin bilgi icerigi, onun yanlislanabilirligi ile dogru orantilidir. Yanlislanabilirlik orani arttikca, bilgi icerigi de artar. "2005 yilinda deprem olacak" onermesi oncekine gore oldukca fazla bilgi icerigi tasimaktadir. Cunku 2005 yilinda bir deprem olmadigi takdirde onermenin yanlislanmasi mumkundur. Yani onermenin, hangi durumda yanlislanmis olacagini gosteren bir mantiksal kurgusu vardir. Eger onerme "2005 yilinin Subat ayinda Istanbul'da bir deprem olacak" bicimindeyse, bilgi icerigi oncekilere gore cok daha fazladir.

 

Bilgi iceriginin yuksek olmasi, dogrulanabilir olmayi degil, yanlislanabilir olmayi mumkun kilacak bir formulasyonu gerektirmektedir. Yanlislanma ihtimalinin yuksek olmasi ise, sinanma imkanlarinin yuksek olmasina baglidir. Yukaridaki deprem orneginde oldugu gibi, metodolojik acidan, sonucta onermenin dogru veya yanlis olmasi onemli degildir. Onemli olan, onermenin mantiksal acidan sinanmaya imkan tanimasi, hangi gozlem veya sinama sonunda yanlislanmis olacagini acikca ifade eden onermeler icermesidir.

 

Ote yandan, bir teori pratik olarak yanlislanabilir ama pratik olarak sinanamayabilir. Bunun icin yapilabilecek fazla birsey yoktur. Eger bir teori potansiyel olarak yanlislanabilir ve ayni zamanda sinanabilirse muhtemel iki sonuc vardir.

 

a) Sinama islemi olumlu sonuc vermisse teori desteklenmistir. Burada dogrulanma degil desteklenme kelimesinin kullanilmasi tesaduf degildir. Cunku desteklenmis olmak, dogrulugu ispatlanmis olmak demek degildir. Benzer sekilde, Lakatos'a gore, yanlislanmis olmak da yanlisligi ispat edilmis olmak demek degildir. Yanlislanmis bir teori, pekala dogru olabilir. Burada Popper'in diger bir kavrami devreye girer: yanilabilirlik. Hicbir zaman kesin bilgiye ulastigimizi kanitlayamayiz, cunku yanilma her zaman mumkundur.

 

b) Eger sinama sonucu olumsuzsa, kuram reddedilir. Fakat biraz once degindigimiz gibi, gozlemlerin bir kurami desteklemesi onun dogrulugunu kanitlamadigi gibi, reddedilmesi de yanlisligini kanitlamaz. Bu konuya Lakatos ile ilgili yazida tekrar donecegiz.

 

Popper, yonteminin saglam ve kesin bilgiye ulasmayi garatilemedigini, sadece gercege yaklastigimizi, aciklamalarimizin gercege benzedigini bilmemize imkan sagladigini savunur. Mantiksal pozitivistler bilginin dogrularin birikmesiyle ilerledigini savunurken, Popper, bilimin ilerledigini kabul etmekle beraber, bunun dogrularin birikmesiyle degil, yanlislarin ayiklanmasiyla oldugunu savunmaktadir.

 

  

 

Delphinus

(no login)

195.142.49.202 Sevgili Mantık; July 25 2002, 12:34 AM 

 

Yazınızı büyük bir keyifle okudum. Bu foruma yazılan en iyi yazılardan biriydi bence. (Bu önermem yanlışlanamıyor ve kişisel olduğu için mantıksal

pozitivistlere göre anlamsız, ama benim için anlamlı:) Size diğer konulara geçmeden önce bu konuyla ilgili bir iki şey sormak istiyorum. Şimdi bilimde kullanılan yöntemler sizcede mantıksal pozitivistler ve Popper'ın

yanlışlanabilirlik ilkesinin garip bir karışımı değilmi? Ayrıca Fen bilimlerinde Metafizik olanla olmayan daha kolay ayrılabilirken, Edebi bilimlerde bu ayrımın zorluğunun nedeni nedir? Sizce bu iki farklı kültürün anlaşmazlığımıdır acaba? Bunların yanısıra bir teori eğer tam olarak yanlışlanamadı ve tam olarak doğrulanamadıysa bilim felsefesi açısından bu olaya nasıl bakmak gerekir?

 

Son olarak sizin bu yazdığınız tipte bilgilere ulaşabileceğim, tercihen Türkçe kaynaklar varmıdır? Varsa isimlerini aktarabilirmisiniz?

 

  

 

Mantik

(no login)

172.143.47.220 delphinus July 25 2002, 7:01 AM 

 

Delphinus, bu konulara ben de onceden beri ilgi duyarim. Asagida bu konularda benim bildigim ve uzun zaman once edindigim birkac turkce kitabi listeliyorum. (Bu kitaplardan baska daha yeni, daha iyi kitaplar var midir bilmiyorum. Uzun yillardir Turkiye'den uzaktayim).

 

1) Bilim Felsefesi, Cemal Yildirim, 1985, Remzi Kitabevi

2) Bilim Felsefesi, Omer Demir, 1992, Agac Yayinlari

3) Bilginin Gelisimi & Bilginin Gelisimiyle Ilgili Teorilerin Elestirisi, Imre Lakatos & Alan Musgrave, 1992, Paradigma Yayinlari

 

Diger konulara gelince, Sosyal Bilimlerle Fen Bilimleri arasindaki sozkonusu fark herkesin dikkatini cekiyor muhakkak. Bana kalirsa, bilim felsefesinin temel bilgilerine sahip ve bilimsel dusuncenin isleyisini bilen biri icin hangi alanda olursa olsun metafizik olanla olmayani ayirmak nispeten kolaydir.

 

Bir teori tam olarak yanlislanamadi ve tam olarak ispatlanamadiysa, bana gore o hala gozlem altinda bir teoridir, o kadar. Her deney ve gozlem cabasinin teoriyi dogrulamasi, teoriyi gunden gune guclendirecektir. Ozellikle yanlislama cabalarina ragmen ayakta kalan bir teori, butun bu surecten cok daha guclenerek ve belki bilimsel bir yasa haline donuserek cikacaktir.

 

Karl Popper, sizin de dikkatinizi cektigi gibi, oldukca guclu argumanlari olan ve gercekten de 20. yuzyilda bilim felsefesi alanindaki en onemli isimlerden biridir. 90'li yillarin sonuna dogru (tam yilini hatirlamiyorum), 92 yasinda olmustur. Diger yazilarda da inceleyecegimiz, yukarida degindiklerimizin uzerine soylenmis, diger bilim felsefecilerine ait cok fazla miktarda ve ilginc fikirlerle birlikte, gecen yuzyila ait bilim felsefesi tartismalarinin tumunde, Popper ve fikirleri her zaman kendi ozel onemini korumustur.

 

  

 

Delphinus

(no login)

195.142.49.115 Sevgili mantık July 26 2002, 2:31 PM 

 

Bu konulara ilgim çok fazla, dahası yetiştirmem gereken öğrencilere faydası olması ve kişisel gelişimim açısından bunu çok faydalı

ve zaruri görüyorum. kitap isimleri için çok teşekkürler yakın zamanda bunları edinip okumaya çalışacağım.

 

Fen bilimlerinde çalışan biri olarak, sosyal bilimlerden uzak kalmayı açıkça haz etmediğim halde aradaki farklılaşma 19. yy'a dayanıyor. Bu konuda "The

Two Cultre" diye bir kitap var zaten. Ben bu konuyu burada açmak istemiyorum yakında bu konu ile ilgili bir başlık açıcam zaten. Bilim felsefesi iki kültür açısından da oldukça önemli. Fakat bilimsel konulara yaklaşım bu felsefe ile belirlenmeye çalışılıyor ve bunları doğa bilimleri dışına uygulamak zor gibi geliyor bana. Metafizik konulardaki ayrım büyük oranda

akla ve mantığa dayalı oldukça ayrım kolay olur sanırım.

 

Gözlem altındaki teoriler, bence hala bilimselliğini korurlar. Mantıksal pozitivistler kanımca bu tip teorileri dışlıyorlar. Bu nedenle Popper in

yaklaşımı birazdaha sağlıklı gibi geldi bana. Yanlışlanmaya çalışılan her teori gün geçtikçe güçlenir kanınıza katılıyorum ve "Beni yıkmayan her darbe daha da güçlendirir" diyorum.

 

Popper bu konuda oldukça iyi çalışmalara imza atmış sanırım. Yanlışlanabilirlik ilkesi ile ilgili sanırım ilk makalesini okumuşturm.Oldukça güçlü ve iyi bir anlatımı var. sanırım kend,s, Bilim felsefesinin

mihenk taşlarından biri.

 

  

 

knz

(no login)

62.248.103.46 Re: Bilim felsefesi July 26 2002, 11:08 PM 

 

iki kültürü ben de okuyorum şu anda . ben de meslek olarak konu ile ilgileniyorum. izliyorum.

 

* mantıksal pozivistlerin arasında adı geçen godel'nin godel teoremiyle ilgisi var mı?

 

  

 

Mantik

(no login)

65.160.128.2 knz July 26 2002, 11:13 PM 

 

Evet knz, ayni Godel'den bahsediliyor. (Matematikci Kurt Godel).

 

  

 

knz

(no login)

62.248.103.46 fakat July 27 2002, 10:37 AM 

 

godel matemetikte ispatlamayacak önermelerin olduğunu

söylemişti. bu aksine insanları bilimde relativizme götürmedi mi ?

 

Bir skala düşün bir ucu %100 potizivim öbür ucu %100

ralativizm olsun.

 

pozitivist şu soruya ne cevap verirdi ?

soru şu ;

 

"evrende bilimin açıklayamacağı belirli olaylar vardır.

 

eğer %100 pozitivistse şunu demesi lazım değil mi ?

 

kesinlikle katılmıyorum.

 

relativist ise şunu derdi ?

 

kesinlikle katılıyorum.

 

ben mi yanılıyorum. şaşırdım şimdi.

 

godel nasıl pozitivist oluyor ?

 

mantik düşünceni yazarsan çok iyi olur.

 

 

 

 

  

 

Deicide

(no login)

213.74.42.99 Pozitivizm bilimin çözemeyeceği olayların olmadığını söylemez July 27 2002, 7:12 PM 

 

Knz, sanıyorum pozitivizm konusunda bir hatan var: Pozitivizm, bilimin her şeyi çözebileceğini, bilimin çözemeyeceği hiçbir olayın olmadığını söylemez. Hatta tam tersine, felsefenin en büyük problemlerinden kimilerini bilimin asla çözemeyeceğini söyler.

 

Dış dünyanın nesnel gerçekliği sorununu ele alalım örneğin. Tüm felsefe tarihi boyunca iki görüş kıyasıya mücadele etmiştir: düşüncenin maddeden önce geldiğini, aslolanın düşünce ve kavramlar, ikincil olanın ise madde olduğunu öne süren idealizm ile, maddenin en temel nesnel gerçeklik olduğunu ve düşüncenin ise maddeye bağımlı ve ikincil olduğunu öne süren materyalizm (özdekçilik). İdealizm ise, başlıca iki temel gruba ayrılır: Maddi dünyanın ikincil ve düşünce egemenliği altında olmasına karşın, yine de nesnel olarak varolduğunu öne süren nesnel idealizm ile, maddi dünyanın sadece ve sadece özneler algıladığı için varolduğunu dolayısıyla nesnel bir gerçekliğe sahip olmadığını savunan öznel idealizm.

 

Pozitivizm ise, bu konuda tamamen tarafsız olduğunu öne sürer. Pozitivizme göre, bu konu ile ilgili önermeler, doğrulanamayacak ve de yanlışlanamayacak önermelerdir. Dolayısıyla bu önermeler bilimin konusuna giremez. Bilim bu konunun üstesinden asla gelemeyecektir pozitivizme göre.

 

Ancak pozitivizm, bu konuları bilimin dışına atmakla kalmaz, felsefenin de dışına atar. Ona göre, bu ve benzeri konularla ilgili önermeler, doğruluk değeri olmayan anlamsız önermelerdir.

 

Pozitivizmin uç noktasını ise epistemizm oluşturur. Epistemizm, ilkesel olarak bilinemeyecek olguların nesnelliğini yadsır. Ona göre dünya, sadece ve sadece bilinebilir olandan ibarettir; bilinemeyecek olan yoktur. Oysa pozitivizm, bilinemeyecek olanın karar verilemez olduğunu söyler ve orada durur. Örneğin Kuantum belirsizliği sorununu ele alalım.

 

Heisenberg belirsizlik ilkesine göre, bir parçacığın aynı anda hem hızını hem de konumunu belirli bir kesinliğin ötesinde bilemeyiz. Bu bilinemezlik parçacığın doğasına mı aittir; yani parçacık özü itibarıyla belirsiz ve muğlak mıdır, yoksa bu belirsizlik sadece bizim bilgimize özgü olup, blgimizin ötesinde parçacık belirli midir?

 

Tutarlı bir pozitivist, bu soruyu yanıtlanamayacak soruların arasına katar. Ona göre bu konuda hiçbir şey söyleyemeyiz ve bu konu ne bilimi, ne de felsefeyi ilgilendirir.

 

Epistemizm ise nesnenin bizim bilgimize özgü olan özelliğinin aynı zamanda mutlak olduğunu öne sürer. Ona göre parçacık bize nasıl görünüyorsa öyledir ve başka türlü de olamaz. Bu da işte Kuantum kuramının Kopenhag yorumundan ibarettir. Bu ise aslında keyfi bir seçimden başka bir şey değildir. Çünkü belirsizliğin bizim bilgimize özgü olduğunu, mikro dünyanın kendisinde belirsizlik olmadığını öne süren önerme ne kadar yanlışlanamaz ise, belirsizliğin mutlak olduğunu öne süren önerme de o kadar yanlışlanamazdır.

 

  

 

DEHA

(no login)

212.146.156.72 Deicide July 27 2002, 11:54 PM 

 

'Heisenberg belirsizlik ilkesine göre, bir parçacığın aynı anda hem hızını hem de konumunu belirli bir kesinliğin ötesinde bilemeyiz. Bu bilinemezlik parçacığın doğasına mı aittir; yani parçacık özü itibarıyla belirsiz ve muğlak mıdır, yoksa bu belirsizlik sadece bizim bilgimize özgü olup, blgimizin ötesinde parçacık belirli midir?'

 

Fizik Evren sınırları dahilinde bu yasa geçerlidir.

Fizik Evren Işık Hızı ile sınırlıdır.

Hiç bir Enformasyon Işık hızından hızlı iletilemez.

Dolayısı ile parçaçığın kendi bilgisi dahil hiç bir enformasyon geçerli değildir.

Bilgi süreç işidir.

Burada'nın B'sini söylemeden çoktan başka yerdedir.

Yani hem orada hem buradadır.

 

 

 

  

 

Deicide

(no login)

213.74.42.99 Deha July 28 2002, 1:50 AM 

 

Bilgiden söz etmiyorum ama.. Bilginin ulaşılamaz ve kesinsiz olduğunu kabul ediyorum zaten. Ama bilginin kesinsiz olması, nesnenin kendisinin de kesinsiz olduğunu kanıtlar mı? Sorun orada..

 

Bir de şunu düşün: Büyük patlama öncesine ait hiçbir şeyi asla bilemeyecek olmamız, büyük patlama öncesinde hiçbir şey olmadığını kanıtlar mı?

 

  

 

Mantik

(no login)

172.152.77.119 knz July 28 2002, 9:08 AM 

 

Deicide ayrintili aciklama yapmis o konuda, ama ben de birsey eklemek isterim.

 

Godel'in mantiksal pozitivizm ekolunu olusturan tartismalara katildigi donemler 1910'lu yillar. Fakat Godel, unlu teoremini, bildigim kadariyla 1931 yilinda yayinlandi. Yani Godel'in teoremi pozitivizmle celisse bile, 1910'larda Godel'in henuz bunu bilmesi mumkun degildi.

 

 

  

 

Mantik

(no login)

172.152.77.119 deicide ve deha July 28 2002, 9:10 AM 

 

Gozlemcinin, nesneyi etkilemeden gozlem yapabilmesi mumkun olmadigi icin, bu nesnel bilgiyi imkan olarak yok eder mi?

 

Nesnel bilginin imkan olarak yok edilmesi, dis dunyanin algilayandan bagimsiz ve belirgin bir gercekligi olmadigini gosterir mi?

 

Bence felsefede, nesnel algilanabilirlik ile nesnel olarak varolma birbirine karistiriliyor pek cok kez. Bir nesnenin gozlemciden bagimsiz olarak ve belirli bir kesinlikte varoldugunu reddetmek icin hicbir sebep yok bence. Bu bagimsiz gercekligin bilgisinin edinilmesi, gozlemcinin bunu gozlemesini ve bunu yaparken de ister istemez degistirmesini gerektiriyor diye, bu durumu "nesnel bilginin varolamayacagi" seklinde bir yoruma donusturmek bana gore isi abartmak olur. Dis dunya ile ilgili bilgimiz vardir, mikro dunyada bu bilgi belirsizlikler ve olasiliklar dahilindedir, isik hizinin sonlu olmasi yuzunden su ana degil gecmise ait bilgidir, fakat sonucta bu bir bilgidir ve guvenilir bir nesnel bilgidir.

 

Reel dunya ideal degildir, bu yuzden bu bilgi istedigimiz netlikte olmayabilir, fakat bu bilginin varoldugu, gercek oldugu ve pratik olarak ise yarar oldugu gozardi edilmemelidir.

 

 

  

 

DEHA

(no login)

212.154.67.242 Deicide July 28 2002, 2:09 PM 

 

'Bilgiden söz etmiyorum ama.. Bilginin ulaşılamaz ve kesinsiz olduğunu kabul ediyorum zaten. Ama bilginin kesinsiz olması, nesnenin kendisinin de kesinsiz olduğunu kanıtlar mı? Sorun orada..'

 

Bilgiden kastımız bize ulaşan bilgi değil.

Fizik Evren sınırları dahilinde bu bilgi kesinsiz ise,

nesne de kesinsiz olmalı diye düşünüyorum.

 

 

'Bir de şunu düşün: Büyük patlama öncesine ait hiçbir şeyi asla bilemeyecek olmamız, büyük patlama öncesinde hiçbir şey olmadığını kanıtlar mı?'

 

Önce,Büyük Patlama öncesinde herhangi bir var olma durumu olup olmadığını netleştirmeliyiz,ya da Büyük patlama'nın öncesi olup olmadığını.

Var ne demektir?

Varlık,referans gerektirir,zaman ve mekan gibi.

Belirli bir mekanda,belirli bir zamanda var olmak gibi.

 

Eğer Zaman ve Mekan'ın başlangıcı Büyük Patlama ise,

Büyük Patlama'nın öncesinden bahsedemeyiz.

 

Dolayısı ile Zamanın olmadığı yerde herhangi bir enformasyon olamaz,yani herhangi bir Bilgi yok ki,bilip,bilemeyeceğimizi tartışalım.

 

Bunun dışına çıkıp bir takım spekülasyonlar yapılabilir,ancak asla doğrulanamaz.

 

 

  

 

Deicide

(no login)

213.74.42.99 Deha July 28 2002, 3:52 PM 

 

Deha, tekrar ediyorum; bilgi konusunda aynı şeyleri söylüyoruz: bilemeyeceğimiz konu ile ilgili önermeler doğrulanamaz elbette. Bilimsel olarak da bilemeyeceğimiz bir konudan bahsedilemez. Ama bilgiyi değil, varlığı tartışıyoruz. Varlığı bilgi edinilebilir olma koşuluna mı bağlayacağız? Burada doğru olan önerme şu:

 

1- "-Bugünkü bilgilerimize göre- büyük patlamadan itibaren geçen ilk 10^37 saniye'den önce fizik kuralları geçerli değildir; bu noktanın öncesine ait hiçbir bilgi elde edilemez."

 

2- "O halde, büyük patlamanın ilk 10^37 saniyesinin öncesinden söz edilemez."

 

İlk önermedeki "Bugünkü bilgilerimize göre" ibaresinin argümanı zayıflattığının ve tartışmaya keyfi bir öge kattığının farkındayım. Ama o ifade kaldırılsa bile şu sonuç çıkmaz:

 

3- "Büyük patlamanın öncesi yoktur."

 

3. önerme, bilgi içeriği açısından:

 

4- "Büyük patlamanın öncesi vardır, ama biz onun hakkında hiçbir şey bilemeyiz"

 

önermesi ile aynı şeydir. 4. önerme, bilemeyeceğimiz bir şey hakkında bir yargı öne sürmesi dolayısıyla eleştirilebilir; ama 3. önerme de aynı şeyi yapmaktadır.

 

Bu tartışmadaki konumumu belirtmek üzere, ufak bir anımsatma yapmak istiyorum: 3. önerme, varlığın temelini son tahlilde algı ve bilgiye bağlayan idealist bir önermedir. Zaten ben 4. önermeyi öne sürmüyorum: onun mantıksal bir olanaksızlık olmadığını göstermeye çalışıyorum.

 

  

 

weise

(no login)

195.175.133.47 Re: Bilim felsefesi July 28 2002, 4:19 PM 

 

kuantum bilgisayarların çalışma prensibi bildiğim kadarıyla maddenin özündeki bu belirsizlik yani bir elektronun aynı anda farklı konumlarda oldugunun kabulune dayanıyor. klasik bilgisayardaki 0 veya 1 durumu hem 0 hem 1 olabiliyor kuantım bilgisayarlarda eğer bu belirsizlik maddenin özünde yoksa sadece bilgiyi algılayışımızda varsa bu nasıl olabilir

 

  

 

weise

(no login)

195.175.133.47 Re: Bilim felsefesi July 28 2002, 4:28 PM 

 

birde aklıma şu geldi

kuantum düzeyinde zaman kavramı anlamını yitiriyor nedensellik süreci altüst olabiliyor bu yüzden yani zaman kavramı olmadıgı için elektron hem geçmişi hem geleceği hem şimdiyi aynı ana yaşıyor ve bu belirsizliğin sebebi bu olabilirmi işin içine foton etkileşimi girince zaman kavramı mikro ölçekte mana kazanıyor ve sadece "şimdi" ye çöküyor bu çoklu durum bana kopenhag yorumu daha cazşp geliyor

 

  

 

weise

(no login)

195.175.133.47 Re: Bilim felsefesi July 28 2002, 4:29 PM 

 

birde aklıma şu geldi

kuantum düzeyinde zaman kavramı anlamını yitiriyor nedensellik süreci altüst olabiliyor bu yüzden yani zaman kavramı olmadıgı için elektron hem geçmişi hem geleceği hem şimdiyi aynı ana yaşıyor ve bu belirsizliğin sebebi bu olabilirmi işin içine foton etkileşimi girince zaman kavramı mikro ölçekte mana kazanıyor ve sadece "şimdi" ye çöküyor bu çoklu durum bana kopenhag yorumu daha cazip geliyor

 

  

 

DEHA

(no login)

212.146.156.53 Deicide July 28 2002, 7:59 PM 

 

 

'3- "Büyük patlamanın öncesi yoktur."

 

3. önerme, bilgi içeriği açısından:

 

4- "Büyük patlamanın öncesi vardır, ama biz onun hakkında hiçbir şey bilemeyiz"

 

önermesi ile aynı şeydir. 4. önerme, bilemeyeceğimiz bir şey hakkında bir yargı öne sürmesi dolayısıyla eleştirilebilir; ama 3. önerme de aynı şeyi yapmaktadır.'

 

Biraz kavramlar karıştı gibi !

Büyük patlamanın öncesi olup olmadığı bilemiyeceğimiz bir şey değildir.Yani 3 v3 4. önermeler zıttır.

'Önce' kavramı zamana aittir.Eğer zaman Büyük patlama ile başladı ise,bir 'önce' söz konusu olamaz.

Önce veya Zaman kavramı bu evrenin başlangıcına kadar gider,daha ötesi için geçersizdir.

 

Orada önce ve sonra aynı da olabilir,her türlü spekülasyonu da yapabiliriz,ancak Büyük patlamanın öncesinden bahsedene bende ondan daha öncesini sorarım ve her cevapta daha öncesini sorarım,böylece sonsuz yani ezeli bir zamanı kabullenmiş oluruz,ve bu da açık ki,tüm bilimsel bulgularla çelişir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

 

Deicide

(no login)

213.74.42.99 DEHA July 28 2002, 9:42 PM 

 

Zaman'ın Büyük Patlama ile başladığı savı bir yorum. Olası senaryolardan birisi. Bugün kozmologların çoğunun bu yorumda uzlaştıklarını söyleyebiliriz ama kuramın doğrudan sonucu değil bu. Fiziğin söylediği özetle şöyledir:

 

1. Evren genişlemektedir.

2. Evren sonludur.

3. Evrenin tarihi geriye doğru izlendiğinde, günümüzden 12-15 milyar yıl öncesinde bir tekillikle karşılaşılır.

 

"Tekillik", madde ve enerjinin, fizikteki dört temel kuvvetin işlevini yitirecek yoğunlukta sıkıştığı bir noktadır. Burada, bugünkü modelimizdeki uzay ve zaman kavramları tüm anlamını yitirir. Sözkonusu noktanın büyüklüğü, kuramsal olarak ölçülebilecek en küçük parçacıktan da küçüktür. Tüm evren, kuantum belirsizliğinin egemenliği altındadır. Bundan öncesine ait hiçbir şeyi bilemeyiz. Öncesi pratikte yoktur. Bu noktanın öncesi eğer varsa bile, onun bilgisi asla bilinemeyecek biçimde yokolmuştur.

 

Dolayısıyla konu, fiziğin konusu olmaktan çıkar.

 

Dikkat edersen, yukarıdaki üç önermeden mutlak yokluk mantıksal olarak çıkarsanamaz. Evren, büyük patlama anında mutlak yokluktan bir şekilde yaratılmış olabileceği gibi, öncesindeki varlığın tekilliğe dönüşmesinden sonra da ortaya çıkmış olabilir. Bu iki önerme de yanlışlanabilir olma ölçütüne göre eşdeğerdir.

 

Şimdi, epistemizm pozitivizmden farklı olarak kabaca şunu ileri sürer: varolmanın ön koşulu algılanabilir / ölçülebilir olmaktır. Ölçülemeyen / algılanamayan şey, yoktur. Şimdi eğer biz de bu ölçüte göre öncesi hakkında bilgi edinmemiz olanaklı değil diye Büyük Patlama'nın öncesi yoktur diyeceksek, bu idealist tutumu paylaşacağız demektir.

 

  

 

DEHA

(no login)

212.146.157.135 Deicide July 28 2002, 11:27 PM 

 

Aynı şeyleri söylüyoruz,fark nerede?

 

Ben Bilim konusunda rijid takılıyorum.

 

Belli sınırları aşmıyorum.

 

Dediğim gibi spekülasyonların sonu gelmez,

Evren yaratılmışta olabilir,patlayan,daha önce büzülmüş bir evren de olabilir,o da daha önce yüzlerce kez büzülüp genişlemiştir vs vs.

 

Bunları gelecek çalışmalar gösterecek.

 

  

 

knz

(no login)

62.248.103.46 Re: Bilim felsefesi July 29 2002, 12:06 PM 

 

çok teşekkür ederim.

şimdilik yazılanları print ettim.

daha detaylı okuyacağım. Fakat şu durumda godelin pozitivist olması çelişki gibi görünmüyor ?

decide ne diyorsun ?

 

benim okuduğumbir yazıda pozitivisim ve reletivism kaşıt görüşler olarak sunluyor . okuduğum yazı bana

hatalı gibi geldi. Belki relativizm realizmin karşıt görüşü gibi.

 

 

 

 

 

  

 

Mantik

(no login)

172.175.241.120 deha ve deicide August 1 2002, 8:04 AM 

 

Asagi yukari ayni seyleri soyluyorsunuz. Ama cok ince bir fark var. Bu fark da bilimsel/materyalist dunya gorusunun ister istemez yuzlesmek zorunda kaldigi cok ilginc ve ince bir felsefi problemden kaynaklaniyor bana gore.

 

Maddeci bakis acisinda madde onceliklidir, zihin maddeden cikar. Bu yuzden maddeci dunya gorusu varligi algilanabilirlige baglamaz. Varlik, onu algilayan ozneden bagimsiz bir sekilde "var"dir. Bu, biz bakmadigimiz zaman da bir cismin varolmaya devam ettigini ve biz dogmadan once de dunyanin varoldugunu soyleyebilmek, vs. icin gerekli bir bakis acisi.

 

Fakat ote yandan, bilimsel/maddeci dunya gorusu, "metafizik" olani ayiklayabilmeli ve bilgi edinme eylemimizden uzak tutabilmelidir. Yagan yagmurdan yagmur perisinin sorumlu oldugu, veya evreni kaprisli ve cocuk ruhlu bir Tanri'nin yarattigi gibi kanitlanamaz ve algilanamaz metafizik sacmaliklarla ugrasmak zorunda kalmamak icin, bilimsel anlamlilik kriterlerine ihtiyac vardir. (Gerci sonraki yazilarda deginecegimiz gibi buna katilmayan dusunurler de var, ama o ayri konu). En dogal yol, "algilanabilirlik"i bu kriterlerden biri yapmaktir. (Bu bilimsellik icin tek kriter olmayabilir, ama gerekli bir kriter olacagi acik).

 

Bu durumda bir ikilemle karsi karsiya kaliyoruz. Algilanabilir olmayani, varligi tartisilmaya aday birsey olarak bile gormuyoruz, fakat ayni zamanda da varligi algilanabilirlige baglamak istemiyoruz. Istiyoruz ki madde, kendisini algilayan ozneden bagimsiz olsun.

 

Peki o zaman, algilanamayan ama varolma olasiligi olan birsey hakkinda tavrimiz ne olacak? Ornegin burada big bang'in oncesi konusu.

 

Felsefi tartismalarda, bazen bir noktadan sonra tavir secime bagli olabiliyor. Benim de bu noktada secimim, varligin, kendisini algilayan ozneden bagimsiz olarak varoldugu fikrinden odun vermemekle beraber, algilanabilir olanin otesiyle ilgili baglayici bir yorum yapmamak oluyor.

 

Soyleyebileceklerimizin siniri, algilayabileceklerimizle sinirlidir. Onun otesinde birsey varsa, bu konuda yapilan herhangi bir yorumun spekulasyon olacaginin bilincinde olarak, bir yorum yapmamali, fakat otede kalan seyin olsa olsa maddi birsey olabilecegini soylemek suretiyle konuya noktayi koymaliyiz diye dusunuyorum. En azindan benim bakis acim bu, bu konularda.

 

------------------------------------------------------

 

Bu arada, bu baslik altinda yazmak istedigim diger konulara bir turlu sira gelmedi henuz. Su siralar mesgul oldugum icin diger yazilari hazirlayamiyorum. Firsat buldugumda devam edecegim. Forum bir yere kacmiyor ne de olsa.

 

 

  

 

utarid

(no login)

212.252.6.203 Mantik August 1 2002, 2:07 PM 

 

Bilim felsefesine Kant'la giris yapmani cok isterdim. Kant bu konuda fenomendir. Gerci sen bu konuda gunumuz felsefi akimlarini islemeye calismissin ama ben Kant'in icinde bulundugumuz yuzyilda hala asilamadigina inaniyorum.

 

Ibn Rust'un Aristo konusunda bir sozu var: 'Aristodan sonra yapilan tum mantik calismalari mantiga zarar vermistir. Mantigin orjinalligini bozmustur.' Bilim felsefesi konusunda da Kant Aristo gibidir. Mantik icin Aristonun konumu neyse, bilim felsefesinde de Kantin durumu aynidir.

 

Kant'i biraz bildigim icim 'Mantiksal Pozitivizm' ve 'Yanlislamacilik' yazilarina tepeden bakma sansina sahip olabildim.

 

Hatirlarsan KAnt 'Saf aklin elestirisi'nde bir bilginin bilimsel nitelik tasimasi icin 'Sentetik a priori' olmasini kesin sart kosuyodu. 'Pratik aklin elestirisi'yle de bilimle metafizigi kesin sekilde birbirinden ayiriyodu. Aklin yepyeni bir patronu oldugunu ortaya koyuyordu: 'Irade'. 'Etigin elestirisi' onun final calismasiydi ve ahlaki-estetik icerik tasiyodu.

 

Bilim felsefesi konusunda calisma yapicak arkadaslara KANT'i siddetle tavsiye ederim. Mantigin yukarida bahsettigi butun akimlarin uzaktan yakindan Kant'la ilgileri vardir ve yapilan tartismalar onun etrafinda doner. Kant'i goz onunde bulundurmadan yapilan arastirma ve tartismalar konuyu tam anlamiyla ne derece kusatir bilemiyorum.

 

Tatilden sonra gorusmek dilegiyle.

 

Byes.

 

  

 

HACI

(no login)

66.30.225.136 YALANCI BILIM HEM BILIM HEM DE TOPLUM ACISINDA ZARARLIDIR.. August 2 2002, 5:07 PM 

 

Ben en son ve dokuzuncu konuya deginmek istiyorum. Skeptical Inquirer'in Temmuz-Agustos, 2002 sayisinda ilginc bir artikle var.. 9- Antibilim: Modern Bilim Sanik Sandalyesinde sorununa deginiyor..

Rusya icin onemli bir sorun. Yalanci bilim Rusya'da cok yaygin ve hukumet ve universitelere penetre olmus durumda.. Edward Kruglyakov tarafindan yazilan "Why Is Pseudosceince Dangerous?" "Yalanci Bilim Neden Tehlikelidir" makalesinden bazi alitilari bu forumda da yayinlamak istiyorum..

Aslinda yalanci bilimin kendisi henuz Turkiye icin bir tehlike olusturmamaktadir. Cunku bilim Turkiye icin bir sorun degildir. Aramizda kac bilimsel var ki? Universitelerimizin acikli hali meydanda, bilim adamlarimizin yetersizligi de.... Turkiye icin asil tehlike Islam ve korkunc cehalettir.. Yalanci bilimi savunmak icin once aydinlanip bilimsel olmamiz, sonra bilime karsi bir cephe almamiz gerekmektedir. Yine de Turkiye'ye yalanci bilim Islam araciligi ile penetre olmaktadir... Simdilik buyuk bir guc degildir. Cunku Islam'in bilimsel gucu Turkiye icinde, hemen hemen sifirdir. Islam'i ne kadar tahdit edersek, yalanci bilimi de o kadar onleriz. Islam'in guclenmesi ile birlikte yalanci bilim de guclenecektir. Bu kacinilmazdir. Ama Turkiye'de guclu Islam'a karsi direnc vardir.. Islam'in guclenmesi pek mumkun degildir. Bu nedenden, yalanci bilimin hukumetin ust duzeylerine ve universitelere penetre olma sansi daha azdir.. Yine de dikkatli olmaliyiz..

Ayrica Bati taklitciligi ve hayranligi bazi yalanci ve alternatif bilimlerin Turkiye sinirlari icine girmesine neden olmaktadir.. Bunlardan bazilarina degineyim.. Tek baslarinda uygulanan Chiropractic... Homeopathic, Massage therapy, Acupuncture ve benzeri alternatif tip yontemleri yararli degil, zararli olabilmektedirler. Bunlarin hasta sagilina olumlu bir etkileri olmadigi, hastaliklarin gidisatini herhangi bir sekilde modifiye etmedigi kesin olarak anlasilmistir. Etkileri plasebo duzeyinde kalmaktadir. Turkiye'ye daha baska ne gibi sarlatanligin girdigini sizler benden daha iyi biliyorsunuzdur.. Ozellikle Istanbul bu yontemlerin nisbeten yaygin oldugu bir sehir olmalidir.. Neyse.. Simdi Rusya'ya donelim..

Makaleden alintilar yapacam..

Son 10-20 yil icinde Rusya'da acilan 120 akademinin bilimsel olmadigi ileri surulmektedir. Bunlarin bazilarindan yetersiz ve yeteneksiz bilim doktorlari mezun olmaktadirlar. Bazilari ise tumuyle yalanci bilim okullaridir ve astrolog, UFO'log ve benzeri uydurma bilim adamlarini yetistirmektedirler. Bazilarinin Rus hukumet ve bakanliklari tarafindan onaylandigi da bildirilmektedir. Makele acikca bilimle yalanci bilimin birlikte baris icinde var olmalarinin olanaksizligina deginmektedir.. Cunku bilimsel akademiler, yalanci bilimsel akademileri icin gercek engellerdir.. Onlarin yok olmasi veya en azindan itibardan dusmesi, yalanci bilimi savunanlarin ekmegine yag surecektir. Yalanci bilimi savunanlar gercek bilim ve bilim adamlari icin sunlari soylemektedirler;

 

Yirminci yuzyilin sonuna kadar o kadar cok bilgi birikimi, kavramsal tahminler ve inanilmaz teknolojik ilerlemeler yapildi ki, bu durum onumuzdeki bin yil icinde bilim adamlarinin yeni bilimsel paradigm lar beklemelerine neden olmaktadir..

Baska bir deyisle, yalanci bilim, bilimsel paradigmini degistirmezse, gercek bilimin parcalanip yok olacagini ileri surmekte ve kendi goruslerinin gecerliligini savunmaktadir..

Bilimsel paradigm umutuz bir sekilde demode olmustur demektedir bu yalanci bilim adamlari.. Bunu goremeyen materyelistik bilimin sonu gelmistir.

 

Bilimsel paradigmi degistirmek arzusunun kokeninde ne vardir? 19ncu yuzyilda yerlesmis bilimsel dogmalar degistirlirse, yalanci bilimin tomurcuklanacagi verimli bir ortam olusacaktir. Bir yalanci bilim adamina gore telepati, levitasyon, akil okuma, arkayi gorme ve bilinc enerjisinin varligindan hic kusku duyulmamalidir. Bilim bunlari kabul etmiyor ise eger, geride kalmaktadir!!!

Rusyada sarlatanlar paranormal etkinlikleri televizyonlarda gercekmis gibi halka tanitmaya calismaktadirlar.. Rusya'da yalanci bilim hem bilim hem de toplum icin tehlikeli boyutlar almaya baslamistir..

 

Makale daha bir cok soruna deginiyor.. Bunlarin cogu bizler icin gecerli degil. Tabii ilerde Islam'in sumbulleri ve bilim adamlari (yalanci ve dinci bilim adamlari), ornegin Adnan Oktar, bazilarini bizlere de takdim edebilirler ve belki de etmektedirler.. Ornegin maneviyata verilen onem ve materyelizmi asagilama seklinde sahtekarliklara karsi Musluman'lar cok duyarlidirlar.. Bati ruhasalliigini elesiterek, Islam'i savunmaya tesebbus edebilirler. Oysa kendi asagi sosyo-ekonomik fakirliklerini gormezler ya da Bati'yi elestirerek, saklamaya calisirlar..

Ilerde gorevimizin kolaylasacagini sanmiyorum. Rusya ornegi onumuzde.. Turkiye'de yalanci bilim yerlesebilir ve yayilabilir... Universitelerimize penetre olabilir.. Homeopathy, acupuncture, chiropractic gibi alternatif tip dallarini denetim altina almaliyiz. Onlarin zararli olmadigini savunan gorusu kabul etmeye olanak yoktur.. Her turlu yalanci bilim zararlidir..

 

  

 

Mantik

(no login)

172.160.234.9 utarid August 3 2002, 7:27 AM 

 

Kant elbette ki onemli bir isim bu konularda. Ama ben daha cok 20. yuzyil dusuncelerine deginmek istedim burada.

 

Forumun eski sayfalarinda ve sitenin ana sayfasinda bulacaginiz Guvenilir Bilginin Sinirlari yazisi, genel olarak Kant'in felsefesinde gecen terimlere ve fikirlere dayanir. (Merak edenler icin bu yazi: http://www.geocities.com/ateizmvedin/guvenilir_bilgi.html). Kant'in bu konularla ilgili bazi tespitleri bu yazida gorulebilir.

 

  

 

Mantik

(no login)

172.160.234.9 sozde bilim August 3 2002, 7:30 AM 

 

Bu arada Haci da onemli bir konuya deginmis. Firsat kalirsa, ben de bu konularda birseyler soylemek isterim. Fakat su siralar mesgulum. Soz verdigim yazilari yazmaya bile pek vakit bulamiyorum.

 

  

 

asalsayi

(Login asalsayi)

212.175.24.67 pozitivizmin tanimi August 6 2002, 5:40 PM 

 

Sevgili Deicide demissin ki:

 

"Knz, sanıyorum pozitivizm konusunda bir hatan var: Pozitivizm, bilimin her şeyi çözebileceğini, bilimin çözemeyeceği hiçbir olayın olmadığını söylemez. Hatta tam tersine, felsefenin en büyük problemlerinden kimilerini bilimin asla çözemeyeceğini söyler."

 

aşagida da demissin ki:

 

"Ancak pozitivizm, bu konuları bilimin dışına atmakla kalmaz, felsefenin de dışına atar. Ona göre, bu ve benzeri konularla ilgili önermeler, doğruluk değeri olmayan anlamsız önermelerdir."

 

Pozitivizmi esas ayiran ozellik bu ikincisi ki birinci ifadeyi biraz anlamsiz kiliyor. Yani pozitivizm deneyle gozlemlenebilir/ölçülebilir olgular nesneler

arasindaki ilişkilerin ötesinde her turlu kavram gereksiz/anlamsiz ve hayal urunu olarak kabul eder.

 

Bu nedenle pozitivizm birinci ifadedeki "büyük problemlerinden kimileri" nin çozulemez oldugunu iddia etmemekte tam tersine bu problemlerin yersiz gereksiz ve anlamsiz sorular oldugunu iddia etmektedir. Bu sekilde bakarsak knz nin

"bilimin her seyi cozebilecegi" dusunncesi dogru oluyor. Yani soyle dogru oluyor. Bilimin konusu olmayan

sey zaten uzerinde dusunmeye ve tartismaya gerek bile olmayan seydir.

 

Pozitivizm bilimi metafizikten ayirma ihtiyacinin

bir urunudur. ve bir olcude yerindedir. Ancak sunu dusunmek gerekirki fizik teorilerinde teorinin nesnesi

olan sey cogu zaman dogrudan gozlemlenemeyip dolayli olarak gozlemlenebilen nesnelerdir. Mesela iki yuk arasindaki kuvvet yuklerin arasinda olan bir olay midir yoksa bir yuk etrafinda bir elektrik alan mi vardir da bu alan diger yuku etkilemektedir. Elektromagnetik dalgalar kesfedilene kadar bu iki alternatif arasinda bir tercih yapmayi saglayacak nesnel bir kanit yoktu. Bu durumda pozitivizmin elektromanyetik alanin gereksiz bir kavram oldugunu iddia etmesi gerekirdi. Ama elektromanyetik dalgalarin varligi bu dusuncenin yanlisligini gostermistir.

 

Yani fizikotesi gucleri fiziksel olaylari aciklamaya

dahil etmemek icin yerinde bir miktar pozitivizm gerekli. Ancak abartili pozitivizm daha derinde yatan fizik kanunlarini kesfetmemizi engeller.

 

Mesela quarklari dusunelim. dogrudan gozlemlenmemistir ancak protonun notronun davranislarini anlamada su anda en gecerli olan teorinin (standart model) parcasidirlar.

 

 

 

  

 

Deicide

(no login)

213.74.42.99 Asalsayi August 6 2002, 7:47 PM 

 

"Yani fizikotesi gucleri fiziksel olaylari aciklamaya

dahil etmemek icin yerinde bir miktar pozitivizm gerekli. Ancak abartili pozitivizm daha derinde yatan fizik kanunlarini kesfetmemizi engeller."

 

İfadesine katılıyorum. Hatta bu tartışmada demek istediğim de buydu. Ben pozitivizmin getirdiği ilkelere, başta yanlışlanabilirlik ilkesi olmak üzere, bilimin sınırlarını çizmek sözkonusu olduğunda katılıyorum. "Yerinde bir miktar pozitivizm" ifadesinin ölçütü de bu. İlkesel olarak bilinemez şeyler bilimin konusu olamaz.

 

Ama bu, "ilkesel olarak bilinemez olan şey" mutlak olarak yoktur anlamına gelmez. Bir şey ilkesel olarak bilinemez olmasına karşın, varlığını sürdürmeye devam edebilir. Böyle bir şeyi varsaymak mantıksal bir çelişkiye yol açmaz.

 

Dediğim gibi, pozitivizm de bilinemez olan şeyleri -ya da yanlışlanamayan önermeleri- yok saymaz. Sadece üzerinde konuşulamaz olduğunu söyler.

 

En temel örnek, pozitivizmin ortaya çıkışında rol oynayan tartışmadır. İnsan zihninden bağımsız olarak nesnel bir gerçeklik var mıdır, yoksa bizim nesnel gerçeklik dediğimiz şey görüntüden mi ibarettir? Şimdi bu sorun incelendiğinde, "Nesnel gerçeklik insan zihni dışında da vardır" önermesinin tam da pozitivizmin altını çizdiği gibi yanlışlanamaz bir önerme olduğunu görürüz. Dolayısıyla, bunun karşıtı da yine yanlışlanamaz bir önermedir.

 

Oysa gerçek bir tanedir: nesnel dünyanın varlığına/yokluğuna ilişkin bir önerme, sentetik bir önermedir ve ya doğrudur ya da yanlıştır. Üçüncü bir durum olamaz. Mantık gereği bu böyledir.

 

Şimdi bu sorunda pozitivizmin tutumu, bu soruyu önce bilimin, sonra felsefenin gündeminden çıkarmaktır.

 

Bilimin her şeyi çözemeyeceğine ilişkin en önemli örnek budur. Bunun gibi, "Tanrı vardır" ve "Tanrı yoktur" önermeleri de deneyle gozlemlenebilir/ölçülebilir olgular, nesneler dışındadır. Oysa Tanrı ya vardır, ya da yoktur. Üçüncü bir seçenek mantıksal bir çelişki doğurur. Pozitivizm Tanrı'yı tıpkı nesnel gerçeklik gibi, hayal ürünüdür ya da gözlemlenebilir bir olgu değildir diye yadsımaz/yadsıyamaz; yaptığı şey, Tanrı'nın varlığına ilişkin önermeleri gündem dışına çıkarmaktır.

 

Dediğim gibi, -bir materyalist olarak- bilim sözkonusu olduğunda pozitivizme katılıyorum. Ancak bilim=felsefe değildir. Bilim için sözkonusu olabilecek bir ölçütü aynen felsefeye de uyarlamak, felsefeyi yoksullaştırır; ontoloji denilen alanı tümüyle metafizik saymak demektir.

 

Pozitivizmin başlangıçtaki amacı, fizik ötesi güçleri bilim dışına atmak gibi doğru bir yaklaşım olsa da, bu amaçta kullandığı yöntemin genellenmesi, nesnel dünyanın varlığının da metafizik alanına atılması gibi tam karşıt bir sonuç doğurmaktadır.

 

Epistemizm ise, pozitivizmin idealizm - materyalizm tartışmasındaki görece tarafsız tutumunu öznel idealizme kadar götürür. Varlığın koşulu olarak algılanmayı/algılanabilir olmayı koymak, düşünceyi nesnel gerçekliğe değil, gerçekliği düşünceye bağlar. Bu da bizi ucube sonuçlara götürür. Büyük patlamanın öncesini -algılanamaz olmasından dolayı- yok sayan yorumlar gibi, Heisenberg belirsizliğinin, ilkesel olarak bilinemez olmasından ötürü, mutlak anlamda belirsizlik olduğunu savunan, Schrödinger kedisinin birisi kutuyu açıp bakana kadar ölüm ile yaşam arasında süperpoze bir durumda olduğunu ileri süren Kopenhag yorumu da pozitivist değil, epistemisttir.

 

  

 

Mantik

(no login)

172.157.81.195 Wittgenstein August 7 2002, 10:07 AM 

 

Wittgenstein bir bilim felsefecisi olmamasina ragmen, 20. yuzyilin bilim felsefesi tartismalarina onemli katkisi olan bir dusunurdur. Gorusleri birinci donem ve ikinci donem olarak ikiye ayrilan Wittgenstein, 30 yil arayla ayni konuda gelistirdigi birbiriyle bagdastirilamaz yaklasimlarin her ikisiyle halen yaygin olarak tartisilmakta, savunulmakta, elestirilmekte ve kendisine dipnot dusulmektedir.

 

Birinci Donem

 

Wittgenstein'inbirinci donemini karakterize eden kitabinda degindigi temel konu dilin dogasinin ne oldugudur. Wittgenstein'a gore bu sorunun cevabi aciktir. Ona gore dil doganin bir resmidir. Degisik duzeylerde ortaya cikan bu resimler, ayni zamanda dusunmeyi mumkun kilan dusunce nesneleridirler. Dunya tek tek olgulara indirgenebilecek bir yapidadir. Bu yapi, olgularin degisik kombinezonlarla bir araya gelmelerinden olusmaktadir. Dil de, olgular dunyasindaki iliskilerin aynisini yansitan iliskilerle kelimelerin bir araya gelmesiyle olusur.Dolayisiyla dil, olgular dunyasini olduklari sekilde yansittigi zaman islevini yerine getirebilir.

 

Gercekligi olgulardan ibaret sayan, dunyada sadece olgularin bulundugunu soyleyen Wittgenstein icin sadece olgularin bilgisi elde edilebilecektir. Ona gore cumle, gercekligin bir tasarimidir. Anlamli bir cumle, ancak dunyayi resmeden, yani dunyadaki nesne ve iliskilerin disinda, onlarla bagdasmayan yahut onlara ters bir iliski icermeyen bir dil yapisi icinde ifade edilebilir. Bu da dilin yapisiyla dunyanin yapisinin ayni olmasi demektir. Etik yargilar, dunyayla aralarinda boyle bir mantiksal baginti kurulamayacagindan anlamsizdirlar. Bu cercevede ahlaktan bahsetmek bosunadir. Ahlaki hukumler veya deger yargilari anlamli olarak soylenemez, yani anlamsizdirlar. Askin (transendent)gerceklik ise sadece bir kuruntudur: "Dunyanin icinde nerede rastlanabilir ki, doga otesi bir ozneye?"

 

Mantiksal Pozitivistlerle, temel argumanlarindan biri olan dogrulanabilirlik/sinanabilirlik olcutune iliskin gorusleriyle de paralellikler gosterir Wittgenstein.

 

Kitabi boyunca dilin dunyayi temsil ettigi ve bu temsili ortak bir yapiya sahip olmalarina borclu olduklarini inceleyen dusunur, bunun kendisinin bir olgu olmadigini farkediyor. Dilin dunya ile iliskisinin resmedilebilmesi icin, dilin disina cikilmasi gerekiyor. Fakat insanin boyle bir sansi yok.

 

Goruldugu gibi Wittgenstein ilginc bir paradoksa ulasir. Dil ile gerceklik arasindaki iliskiyi anlamanin yolu, onu aciklayan modelin sacmaligini anlamaktan gecmektedir. Sadece bir paradoks degil, paradoks icinde paradoks bu; cunku bu sonucta bir felsefi yargi, bunu da resmetmek mumkun degil.

 

Ikinci Donem

 

Wittgenstein'in ikinci donemine damgasini vuran kitabi olumunden sonra yayinladir ve en az ilki kadar, hatta ondan daha fazla ilgi gorur. Bu kitabinda, ilk kitabiyla ilgili kendisine yapilan elestirilerin buyuk bir kisminin hakli oldugunu belirtir. Ilk kitabindan memnun degildir, cunku dilin dunyanin bir resmi, sadece olgularin yahut nesnelerin betimlemesi olarak tanimlanmasi durumunda gercek hayattaki dilin onemli bir bolumunun dil disi kabul edilmesi gerektigini gormustur. Ikinci donemi, bu sorunu cozme girisimidir.

 

Ikinci donem Wittgenstein'in dil kavramsali birincisinden tamamen farklidir artik. Insanlarin icinde yasadiklari dunyayi, ancak o dunyayi anlamli hale getiren bir dil dolayimindan gecirerek taniyabilecekleri icin, dili dogru anlayabilmenin yolunun onu olusturan kelimelerin "ne anlama geldigini" degil, onlarin "nasil kullnildigini" anlamaya calismaktan gectigini savunur.

 

Kitabin konusunu olusturan "dil oyunlari"nin ne oldugunu aciklarken Wittgenstein, daha cok dilin nasil ogrenildigi, yahut ogretildigi uzerinde durur. Wittgenstein, dil oyununu "icice gecmis dil ve eylemlerden olusan butun" olarak tanimlamaktadir. Bir hareketin, davranisin anlami gibi, kelimenin, cumlenin yahut isaretin anlami da karsilik geldigi gerceklikten degil, ogesi oldugu yahut icinde yer aldigi sistemdeki konumundan kaynaklanmaktadir.

 

Ikinci Wittgenstein, dili dunyanin bir resmi olarak degil, tam tersi dunyanin kendisi araciligiyla anlasildigi bir arac olarak gormeye baslamistir. Yani dil, belirli yasam bicimleri sonunda ortaya cikan uylasimlarla icice olusmaktadir ve ancak o yasam bicimleriyle beraber dusunuldugunde bir anlam ifade etmektedir.

 

  

 

Mantik

(no login)

172.157.81.195 Kuhn: Bilimsel Devrimlerin Yapisi August 7 2002, 10:10 AM 

 

Thomas S. Kuhn, bir fizikci ve bilim tarihcisidir. 1960'larda cok tartisilan ve neredeyse goruslerine deginmeden bilim felsefesi uzerine yazi yazilmayacak kadar merkezilesen bir dusunurdur. 20. yuzyilin ikinci yarisinda bilim felsefesiyle ilgili tartismalar bilimsel rasyonalitenin zaman icinde degismedigi noktasinda birlesen Mantiksal Pozitivizm ve Elestirel Akilcilik'in elestirisi uzerine yogunlasmaya baslamisti. Bu iki akim, bilimsel bilginin diger bilgilerden farki ve elde edilis yontemi konusunda farklilasiyor iseler de bir bilimsel rasyonalitenin varligi konusunda ittifak halindeydiler.

 

Bu standart anlayisa alternatif gosterilen bir gelenek, bilimsel degisme, bilim adamlari toplulugunun icsel yapisi, kendi iclerinde ve diger topluluklarla aralarindaki iktidar iliskileri, inanclari, icinde yasadiklari toplumdaki diger kesim ve arastirma gruplarina bakis bicimleri, bilimle toplum arasindaki karsilikli iliskiler uzerine yogunlasiyordu. Bu calismalar arasinda Kuhn'un "paradigma" kavrami oyle yaygin bir kullanim alani buldu ki, bilim felsefesiyle alakasiz pek alanda da kullanilmaya baslandi.

 

Yukarida degindigimiz gibi Wittgenstein'in "dil oyunlari" kurami, dilin kendine ozgu kurallariyla bir butun olusturdugunu, dili olusturan ogelere anlamlarini bu butunlugun verdigini savunuyordu. Buna gore, dilin hicbir ogesi veya kurali butunlugun verdigi anlami bozmadan veya donusturmeden disaridan anlasilamazdi. Kuhn'un bu yaklasimi bilim tarihine uygulamayi denedigi soylenebilir. Buradaki "dil oyunlari"na karsilik gelen kavram "paradigma"dir. Aynen dil gibi, paradigmalar da belirli bir gercekligin paylasilan ortak terimlerle algilanmasi ve anlasilmasi iicn bir kavramsal cerceve islevi gormektedirler.

 

Peki paradigma ne demektir? Isin ilginc yani bu derece yaygin kullanimi olan paradigma kavraminin net bir tanimina rastlanmamaktadir. Masterman, Bilimsel Devrimlerin Yapisi kitabindan Kuhn'un bu kavrami birbirinden farkli yirmi degisik anlamda kullandigini tespit etmistir. Materman'in tespit ettigi anlamlardan bazilari sunlardir: Bilimsel basarilar, mitler, felsefe, birbirine bagli sorular kumesi, klasik eser, ders kitabi, gelenek, anoloji, metafizik kurgu, model, araclar, siyasi kurumlar kumesi, standart, orgutleyici ilke, epistemolojik bakis acisi, yeni gorme bicimi, vs.

 

Kuhn, paradigma kavramini dogal bilimlerin gelisim seyrinin anlasilmasinda kullanilacak bir kavramsal arac olarak onermesine ragmen, asagi yukari tum sosyal bilim dallarinda da bu terimin kullanildigini gormekteyiz. Degisik bilim dallarinda ve degisik yazarlarin kaleminde paradigma kavrami birbirinden cok farkli anlamlarda ve cogunlukla da tanimlamadan kullanilmaktadir.

 

Fakat onca farkli anlamina ragmen, yakindan bakildiginda bu kavrama yuklenen iceriklerin kesistigi bir ortak nokta vardir. Bu ortak noktanin, bilginin icinde uretildigi topluluga izafeten tanimlanmasi oldugunu soyleyebiliriz.

 

Kuhn'a gore, herhangi bir bilim dali paradigma olusturmadan once daginik bir dizi faaliyetlere sahip olabilir. Fakat duzensiz bu etkinlikler paradigma sayesinde duzenli ve kendi icinde tutarli hale gelirler. Paradigma sadece calisma tekniklerini, disiplinin temel varsayimlarini degil, bunun yaninda, sozkonusu varsayim ve yontemlerin dogruluguna iliskin bilim adamlari toplulugunun ortak inanclarini da icerir. Bilim adamlari paradigmanin diliyle dunyayi uyusturmaya, uzlastirmaya calisirlar. Paradigma onlar icin dunyaya bakilan bir standartlar veya olculer yumagidir. Gercekligin belirli kurallara ugun olarak algilanmasini, kavranmasini ve kavramsallastirilmasini saglayan bir sablondur. Bu sablonun bizzat kendisinin dogru veya yanlisligindan bahsetmek anlamli degildir. Anlamli olan, sablonun uygulandigi gerceklik ile uyum saglayip saglayamadigidir.

 

Newton'un fiziginden ve evren anlayisindan Einstein'inkine gecis, bir paradigma kaymasidir. Bilimde bir teoriden digerine gecis ve ilerlemeler paradigma kaymasiyla olur. Peki neden bilim adamlari bir paradigmadan digerine gecer? Kuhn'a gore bir paradigmanin terkedilis nedeni, paradigmanin belirledigi cercevede cozulemeyen sorunlarin yeni arayislara surukleyecek kadar fazlalasmasidir. Paradigma degisikliginde bir algi donusumu sozkonusudur. Yeni paradigma, insanlara dunyayi daha iyi acikliyor gibi gorunur. Fakat bunun rasyonel bir dayanagi yoktur. Cunku rasyonalitenin kendisi paradigmanin bir urunudur Kuhn'a gore.

 

Bir paradigmanin icinden bakan kisiye gore, o paradigma digerlerinden daha dogru, yahut iyi, veya elverislidir. Zaten bu yuzden o paradigmaya baglanmistir bilim adami. Fakat her paradigma, kultur, medeniyet veya teori icin bu durum gecerli oldugundan, bu durumda tam bir gorecelik icine saplanilmakta ve icinden cikilmasi zor bir kisir donguye girilmektedir.

 

Bu konuda Kuhn, aldigi elestirilere verdigi cevapta goruslerini biraz yumusatmakta, kendisinin mutlak anlamda bir relativist olmadigini soylemektedir.

 

Kuhn, elestirmenlerine verdigi cevapta, gelismeyle ilgili gorusunun temelde evrimci oldugunu soyler: "Bana gore bilimsel gelisme, biyolojik evrim gibi, tekyonlu ve geri donulmezdir". (Kuhn, 1986, s 264).

 

Paradigmalar her zaman aciklanmayan orneklerle karsilasirlar. Karsilasilan sorular, ilk bakista, ya onemsiz, ya baska bir bilim alanina giren ya da anlamsiz kabul edilirler. Bu karsit ornekler birikince paradigma eski guvenilirligini yitirerek sarsinti gecirmeye baslar. Bunu devrim izler. (Yani paradigma degisimi). Yani kisaca, Kuhn'a gore bilim iki sekilde yapilabilir: Bir, paradigmanin dikte ettigi ilke ve arastirma konularina uygun olarak yapilan bilim. Buna "normal bilim" der Kuhn. Bir de "devrimci bilim" vardir; devrimci bilimde bilimsel etkinligin ilkeleri degisir.

 

Kuhn'a gore bilim birikimsel bir surec izlemez, dolayisiyla bilimsel gelisme yahut ilerlemeden degil, ancak bilimsel degismeden soz edilebilir. Ilerleme ve gelisme, "normal bilim" surecinde, yani bir paradigma icinde sozkonusu olabilir, fakat paradigmalari karsilastirip bir paradigmanin digerinden daha iyi acikladigini gosterecek ortak kriterler olmadigi icin paradigmadan digerine gecis devrimsel bir nitelik tasir.

 

Goruldugu gibi Kuhn'un fikirleriyle, bilim felsefesinde relativizme yaklasilmaktadir. Kuhn ne kadar fikirlerini yumusatip, mutlak bir relativist gibi gorunmekten kacindiysa da, soylemleri ve aciklamalari, daha sonra daha asiri (hatta bilim karsiti) bazi relativist fikirleri de beslemistir.

 

  

 

Mantik

(no login)

172.157.81.195 bilim krizde mi? August 7 2002, 10:11 AM 

 

Daha sonra deginecegimiz, anarsist bilgi kuramlari, postmodern dusunceler ve bilim karsiti fikirler, kisisel fikrime gore bilime ve bilimsel dusunceye buyuk zarar veren fikirlerdir. Hatta bu tur tartismalar cercevesinde, 20. yuzyilin ikinci yarisindan itibaren, sanki bilimde bir kriz varmis, daha onceki tipik bilim anlayisi artik tikanmis ve cozum uretemez olmus havasi yaratilmis ve bu alternatif fikirlerle bilimsel ugras kirletilmek ve metafiziklestirilmek istenmistir.

 

Halbuki bilimin 20. yuzyildaki tarihine bakildiginda basari ustune basari ve hatta cok yuksek ivmeli bir basari gorunmektedir. Ornegin, astronomiyi alalim. Kara delikler kagit uzerindeki bir teoriyken, su anda en az 12 adet kara delik saptanmistir. Baska yildizlarin da gezegen sistemleri olmasi gerektigi, sadece bir fikirken, su anda yuzden fazla yildizin gezegen sistemleri kesfedilmis, gozlenmistir. Su anda artik kendi gunes sistemimizi digerleriyle kiyaslamak ve gezegenlerin ve diger gok cisimlerinin ortaya cikisiyla ilgili teorileri daha da kesinlestirmek mumkun hale gelmistir.

 

Modern kozmoloji, evrenimizin de diger evrenler gibi vakumdan kendiliginden ortaya ciktigini ifade ederek evrenin kokeni problemini ortadan kaldirmistir. Hatta, bu yeni evrenlerin olusturulma isleminin gelecekte laboratuarlarda cok yuksek enerjili parcaciklari carpistirarak gerceklestirilebilecegi ortaya cikmistir.

 

Aya gidilmis, baska gezegenlere uzay araclari gonderilmistir. Notrino kaydi ve olcumu yontemleri sayesinde, ilk elde edilen olumsuz sonuclarin aksine daha sonra gunesin (ve diger yildizlarin da) enerji kaynaklari uzerine gelistirilmis teorinin gecerliligi kanitlanmistir. Cekim dalgalarinin olcumu, pek cok baska teorilerin test edilmesini saglayacaktir.

 

Ki bunlar sadece bir bilim dalina iliskin bulgular. Tum diger bilim dallari icin benzer bir liste cikarilabilir.

 

Tum bunlarin isiginda, bilim elestirmenlerinin bahsettigi su "bilimin krizi" nerede acaba?

 

Max Planck, Albert Einstein ve niceleri, dis dunyanin insan zihninden bagimsiz bir gercekligi oldugu ve bu fikrin tum doga bilimlerinin temelinde yer almasi gerektigi konusundanki fikirlerini aciklikla sundular.

 

Arastirmacilarin bu konudaki bakis acilari, bilginin evrimsel teorisini savunan filozoflar tarafindan da desteklenmektedir.

 

Insanligin kollektif basarisi, bilimsel teorilerin ise yaradigini ve bilimin ilerledigini dogrulamaktadir.

 

Fakat bilimin objektifligi ve guvenilirligi, dusmanlari tarafindan devamli saldiri altinda tutulmaktadir. Skeptical Inquirer dergisinde Yuri N. Efremov'un yazisinda, bilime bu tur saldirilari yapan Thomas Kuhn ve Paul Feyerabend gibi, fiziksel teorilere guvenilemeyecegini, cunku birinin hep digerinin yerine gectigini, onlarin gercekler degil bilim adamlarinin uydurmalari oldugunu vs. savunan gunumuz "bilgi sosyologlari"ni bilim felsefecisi bile saymamak gerekmektedir.

 

Efremov'a gore, unlu rus fizikci V. Ginzberg, ceyrek yuzyil once Kuhn'un ulastigi sonuclarin birtakim yanlis anlamalardan kaynaklandigini tespit etmistir. Yeni bilgi, eger dogruysa, eski bilgiyi daima icinde icermektedir. Eski teori, yeni teorinin bir parcasi, ya da ozel bir durumudur. Ornegin Newton fizigi ve Einstein fizigi orneklerinde goruldugu gibi. Efremov'a gore, relativite ve kuantum fizigi bilim adamlari ve filozoflarin psikolojilerinde meydana gelen bir "devrim"dir, yoksa bilimin icinde meydana gelen bir devrim degil. Ona gore Kuhn'un bahsettigi sekliyle "bilimsel devrim"ler bulunmamaktadir.

 

Dolayisiyla, bilimin dis dunya gercekliginin varligi, birligi ve objektifligi konusundaki temel kabulunu degistirmek icin bir sebep bulunmamaktadir.

 

  

 

Mantik

(no login)

172.140.189.249 Lakatos August 8 2002, 8:45 AM 

 

Imre Lakatos Popper'in ogrencisidir. Onun yanlislamaciligini, yapilan elestirilerden de yararlanarak daha rafine hale getirerek, Kuhn'cu bazi temalarla yeniden uretmeyi denemektedir.

 

Lakatos'a gore asirlar boyu bilgi deyince, ya zeka gucu ya da duyularla elde edilen deliller yoluyla ispatlanan, ispat edilmis bilgi kastedilmistir. Bu durumda onemli bir sorun ortaya cikmaktadir. Yerlesik bilgi ile spekulasyon arasindaki mesafe nasil minimize edilecek, meydana gelen degisikliklerin mevcut kurulu yapiyi tamamen degistirecek nitelikte olmasi durumunda bu degisim nasil aciklanacaktir?

 

Popper, bilimdeki bu degisimin surekli devrime benzer bir seyir izledigini fakat bu devrimler arasinda bir surekliligin ve rasyonalitenin varligini savunurken, Kuhn, devrimlerin bilimin tarihinde sureklilikten cok karsilastirilamaz bir sicramalara isaret ettigini savunmaktaydi. Paradigmalar arasinda dogru-yanlis, daha dogru, daha yanlis kiyaslamasi yapilamayacagindan, ust bir teoriye gecisin rasyonel bir olcusu olamazdi. Yani ne dogrulama, ne de yanlislama, paradigmalar ustu bir olcut olarak gorulemezdi. Bu nedenle Kuhn hem mantiksal pozitivistleri, hem de Popper'i elestirmekteydi.

 

Lakatos ise Kuhn'un elestirdigi ve "metodolojik yanlislamacilik" dedigi seyi kendisinin de elestirdigini, fakat Kuhn'un daha sofistike bir rasyonalite sunan "sofistike yanlislamacilik"i anlamadigini soylemistir.

 

Popper'dan sonra one cikmaya baslayan yanlislamaciligi Lakatos uce ayirir.

 

1. Dogmatik Yanlislamacilik

 

Dogmatik yanlislamacilik, bilimin hic bir kurami dogrulayamamakla beraber bazi teorilerin yanlisligini tam bir kesinlikle ortaya koyabilecegini savunmaktadir. Lakatos'a gore, bu tur bir yanlislamacilik iki yanlis varsayima dayanmaktadir. Birincisi, teorik veya spekulatif onermelerle olgusal veya gozlemsel onermeleri birbirinden ayiran dogal ve psikolojik bir sinirin oldugunu varsaymasidir. Ikinci varsayim, bir onermenin, olgusal yahut gozlemsel (veya temel) olmanin psikolojik olcutunu yerine getirmesi durumunda onun dogru oldugunun, yani, olgularla ispatlandiginin kabul edilmesidir. Lakatos buna gozlemsel ispat doktrini demektedir.

 

Lakatos'a gore, psikoloji birinci varsayimin, mantik ikinci varsayimin, metodolojik yargi da bu sinir cizme olcutunun aleyhine sahitlik etmektedir. Cunku, "beklentiyle dollenmemis" hicbir algi sozkonusu degildir ve "gozlem kuram yukludur". Bu nedenle gozlem onermeleriyle teorik onermeler arasinda dogal bir ayrim yoktur.

 

Dogmatik yanlislamaciligin bu birinci varsayimi dogru olsa bile mantik ikinci varsayimin karsisindadir: hicbir olgusal onerme bir deneyle ispatlanamaz. Cunku onermeler ancak diger onermelerden cikarsanabilir, olgulardan cikarsanamaz.

 

Tahayyul gucumuz teorilerin formule edilmesinde olgusal onermelerinkinden daha buyuk rol oynayabilir fakat sonucta her ikisi de yanilabilirdirler. Dolayisiyla teorilerin dogrulugunu ispatlayamayacagimiz gibi, yanlisliklarini da ispatlayamayiz.

 

Lakatos'a gore, bilimsel olanla olmayan arasinda sinir cizme olcutu de bilim metodolojisiyle uyusmamaktadir. Deney sonuclari, her ne kadar deneysel kanitlarla ispatlaniyorsa da reddetme gucleri oldukca sinirli olacaktir.

 

Sonuc olarak, Lakatos'a gore butun bilimsel teoriler sadece esit bicimde dogrulugu ispatlanamayan ve ihtimal dehilinde olmayan degil, ayni zamanda esit sekilde yanlisliklari da ispatlanamazdirlar.

 

2. Metodolojik Yanlislamacilik

 

Lakatos devam eder, eger butun bilimsel ifadeler yanilabilir teorilere dayaniyorsa, o zaman bunlarin elestirisi ancak tutarsizlik acisindan yapilabilir. Peki bu durumda hangi anlamda bilim deneyseldir? Eger bilimsel teoriler hem dogrulugu ispatlanamaz, ihtimal disi ve yanlisligi da ispatlanamazsa bilim, suphecilerin soyledigi gibi, bos bir spekulasyondan ibaret birsey midir? Bilimsel gelisme diye birsey yok mudur?

 

Lakatos, bu sorulara en ilgi cekici cevabi metolojik yanlislamaciligin verdigini soylemektedir. Metodolojik yanlislamaciliga gore, bilim adamlari olgulari yorumlarken, deneysel teknikleri kullanirken, bu isi yanilabilir teorilerin isiginda yaparlar. Bu teorileri belirli baglamlarda kullaniyor olmalarina ragmenonlari sinanan teoriler olarak degil sorunsal olusturmayan arkaplan bilgisi olarak gorurler.

 

Ote yandan, dogmatik yanlislamaci ile metodolojik yanlislamaci arasinda onemli farklardan birisi de neyin dogru oldugu konusundaki olcutte yatmaktadir. Belirli bir baglamda olusan deneysel temelin teoriyle uyusmamasi durumunda teorinin yanlislandigi soylenebilir; fakat bu sozkonusu teorinin yalisliginin ispatlandigi anlaminda degildir. Bu durumda bile sozkonusu teori dogru olabilir. Yani, dogru olani eleyip yanlis olani kabul etmemiz pekala mumkundur; bu risk goze alinmalidir. Eger bir teori yanlislanmissa, belki hala dogru olmasi durumunda dogruyu elemis olma riskine ragmen o tasviye edilmelidir.

 

Kisaca, metodolojik yanlislamacilikta bir teoriyi reddetmek ile onun yanlisligini ispat etmek birbirinden ayrilmaktadir. Bilimsel olanla olmayana iliskin yeni bir ayristirici olcut one surulmektedir. Ancak belirli "gozlemlenebilir" durumlari yansitan ve bu yuzden "yanlislanabilen" ve reddedilebilen teoriler "bilimsel"dir; veya bir teori eger bir deneysel temel tasiyorsa bilimseldir (yahut kabul edilebilirdir).

 

3. Sofistike Yanlislamacilik

 

Sofistike yanlislamaciliga gore, bir teori eger oncekinden (ya da rakibinden) farkli olarak artan deneysel icerikle destekleniyorsa, yani, eger yeni olgularin kesfine goturuyorsa ancak o zaman bilimsel veya kabul edilebilir bir teoridir.

 

Dogmatik yanlislamaciliga gore, bir teori kendisiyle celisen bir gozlem onermesiyle yanlislanir. Sofistike yanlislamaciliga gore ise bir A teorisi, sadece ve sadece asagidaki ozellikleri tasiyan bir B teorisinin one surulmesiyle yanlislanir:

- B, A'dan daha fazla deneysel icerige sahip olmalidir.

- B, A'nin onceki tum basarilarini aciklamalidir, yani A'nin reddedilmeyen tum icerigi, B'de de icerilmelidir.

- B'nin fazladan olan iceriginin bir kismi deneysel olarak desteklenmektedir.

 

Eger bir teori, bu ozellikleri yerine getiren bir problem kaymasi meydana getiriyorsa o teori "ileri gorutucu"dur. Eger problem kaymasi bu ozellikleri yerine getiremiyorsa o zaman o teori yozlastiricidir ve bu yuzden sahte bilim olarak gorulmeli ve reddedilmelidir.

 

Boylece sofistike yanlislamacilik, sorunu bir teorinin degerlendirilmesinden bir dizi teorinin degerlendirilmesine kaydirmaktadir. Yalniz basina hicbir deney, deneysel rapor, gozlem ifadesi veya cok iyi desteklenmis alt seviyeli yanlislayici bir hipotez yanlislamaya neden olmaz. Cunku daha iyi bir teori olmadan yanlislama olmaz.

 

Bilimsel Arastirma Programlari

 

Lakatos'un arastirma programlari, sofistike yanlislamaciligin Kuhn'un paradigmalarina uyarlanisidir.

 

Gozlem veya deneyle ortaya cikan durumla program arasinda bir uyumsuzluk ortaya cikinca bunun oncelikle kati cekirdekten degil baska nedenlerden kaynaklandigi dusunulur ve ad hoc hipotezlerle celiski giredilmeye calisilir. Bilimsel gelisimi saglamak icin bilim adamlari, kati cekirdege dokunmamak kaydiyla, yeni sinama imkanlari ortaya cikaracak, yeni olgularin kesfini mumkun kilacak her turlu yontemle koruyucu kusagi gelistirebilirler. Dolayisiyla, Lakatos metodolojisinde iki sey programi dejenere eder, yahut cokertir. Birincisi yeni test imkani yaratmayan ad hoc hipotezler. Ikincisi kati cekirdegi sorgulamaya yonelen etkinlikler.

 

Birinci durumda karsit ornekler yahut kuraldisiliklarin aciklanabilmesi cin programin koruyucu kusagina eklenen yahut eskisiyle degistirilen yardimci hipotezler, yeni test imkanlari yaratmadiklari, dolayisiyla programa olumlu katkida bulunmadiklari gibi programin gelismesini de engelleyerek onu dejenere edecekleri icin hemen terkedilmeleri gerekir. Bir teorinin terkedilip edilmemesi gerektigine deneysel sinamalar sonunda karar verilir. Neyin kalici neyin ise gidici olduguna bilim adamlari bu deneylerin esliginde karar verirler.

 

Ikinci durumun gerceklesebilmesi icin sozkonusu programa rakip, onun acikladigi olgularin yanisira, aciklayamadiklarini da aciklayabilen, hatta eski programda hic gundeme gelmeyen yeni olgularin kesfine de imkan saglayan yeni bir programin ortaya cikmasi zorunludur. Baska turlusu, bilim adami icin bindigi dali kesmeye kalkmak olacaktir.

 

Lakatos, Kuhn'un naiv yanlislamaciligi reddetmekte hakli oldugunu, fakat bunu yaparken sofistike metodolojik yanlislamaciligin da icinde yer aldigi her turlu yanlislamaciligi reddetme yanlisina dustugunu belirtir.

 

Kuhn'a gore bilindigi gibi bilimsel devrimler tum standartlarin degismesiyle sonuclanan koklu degisiklikler icermekteydi, cunku her paradigma kendi standardina sahipti ve paradigmalar ustu rasyonel standartlardan bahsetmek anlamsizdi. Lakatos, Kuhn'un bu konuda yanildigini iddia ederek, benzer yanilgilarin daha onceleri de yasandigina dikkat ceker. Yegane bilimsel rasyonalitenin dogrulanabilirlik oldugunu kabul edenlerin dogrulanabilirligin cokmesinden sonra umutsuzluga kapilip, bilimsel rasyonalitenin umutsuz bir caba olduguna inanarak tum gayretlerin bilimsel etkinliklerin organize edildigi zihne yonlendirildigini belirtir.

 

Lakatos, Popper ile ilgili karisikliklari onlemek icin, piyasada uc Popper bulundugundan bahseder. Popper-0, Popper-1 ve Popper-2.

 

Popper-0, Lakatos'a gore, bir kelime dahi yayinlamayan, Ayer tarafindan icat edilen ve elestirilen bir dogmatik yanlislamacidir.

 

Popper-1, bir naiv, Popper-2 de bir sofistike yanlislamacidir. Gercek Popper ise 1920'lerde dogmatikten naiv metodolojik yanlislamaciligi gelistiren, 1950'lerde sofistike yanlislamaciligin kabul kurallarina ulasan kisidir. Fakat yanlislama kurallarindan hicbir zaman vagecmemistir.

 

  

 

Mantik

(no login)

172.140.189.249 Althusser August 8 2002, 8:46 AM 

 

Althusser, bilim felsefesi tartismalarinda cok onemli bir isim sayilmaz. Fakat yine de pek cok bilim felsefesi kitabinda kendisinden soz edilmektedir.

 

Kendisi marksist bir filozoftur. Althusser'in tanimina gore, belirli bir insan emegi ve uretim araclarinin kullanilmasi sonucunda, belirli bir hammaddenin, belirli bir urune donusturulme surecine "pratik" denir. Bu cercevede Althusser, doganin insan emegi ile donusturulmesine ekonomik pratik; mevcut toplumsal iliskilerin devrim yoluyla donusturulmesine siyasal pratik; kisilerin bilinclerinin donusturulmesine ideolojik pratik; ve kuramsal araclarla yontemleri bir araya getirerek bilgi uretmeye de teorik pratik demektedir.

 

Althusser'in birbaska onemli kavrami "sorunsal" (problematik) kavramidir. Sorunsal, bir kavramin anlamini icinde kazandigi kavram kumesi demektir. Kavramlar ancak kendi sorunsallari cercevesinde dogru anlasilabilirler. Farkli sorunsallara ait kavramlar benzer seyleri ifade ediyor gozukseler de bu anlamsal ozdesligi gostermez. Bir sorunsal icinde anlamli bir soru, baska bir sorunsal icinde anlamini yitirebilecektir.

 

Althusser'e gore, farkli sorunsallari icine alan bir bilgi birikiminden bahsetmek cok fazla anlamli degildir. Bir sorunsalin cercevesi icinde birikimsel bilgiden soz edilebilir. Fakat degisik sorunsallar arasinda birikimsel bilgi birikimi sozkonusu degildir. Gorulecegi gibi, buradaki anlamiyla "sorunsal" kavrami Kuhn'un "paradigma" kavramina benzemektedir.

 

Althusser'i anlamak icin onemli olan birbaska kavram da "epistemolojik kopma" kavramidir. Bu kavram Bachelard'da, kuramsal uretim surecinde bilim oncesi kavramlar sistemi ve ideolojik aciklama biciminden bilimsel aciklama bicimine gecerken meydana gelen koklu kopusu ifade etmekteydi. Althusser, kavrami icerigini cok fazla donusume ugratmadan alip, yeni bir formulasyonla Marks'in calismalarinin ondan onceki Alman felsefesi, Ingiliz iktisadi ve Fransiz sosyalizminden farkini betimlerken kullanmaktadir. Bazi yonleriyle, bu kavramin kullanimi da Kuhn'daki "paradigma kaymasi", veya "bilimsel devrim" kavramlarini andirir.

 

Althusser'e gore, geleneksel epistemolojilerin bilgi sorununa yaklasimlarinda temelde bir hata sozkonusudur. Bilgi, bilen ozne ile bilinen nesne arasinda bir iliski olarak tasavvur edilir. Bu yaklasima gore bilgiye konu olan nesne objektif gercekligin ta kendisidir. Yani bilgi, gercek nesnelere tekabul eden kavramlarin bir araya getirilmesiyle olusturulur.

 

Althusser ise, bilginin nesnesiyle gercek nesneyi ayirir. Ona gore "gercekligin duzeniyle dusuncenin duzeni degisebilir ve bu ikisi arasinda bir tekabuliyet sozkonusu degildir. GErceklik ona karsilik gelmesi icin uretilen kavramlar kumesinden her zaman daha zengin ve cok yonludur. Althusser, insanin zihninden bagimsiz, onun bilgisinden once de sonra da varolan bir nesneler dunyasinin varligini kabul etmekle materyalisttir. Ama bilgi uretimini maddi uretim surecinden bagimsiz, kendine ozgu gelisme dinamikleri ve gorece ozerkligi olan ve zihinde baslayip zihinde biten bir surec olarak tanimlarken de materyalizmin sinirlarini zorlamaktadir.

 

Ona gore, kuramsal uygulamalarin hammaddesi gercek nesneler degil, gerceklige yakistirilan ozelliklerin soyutlamalaridir. Bu nedenle bilginin nesnesi gercek nesne degildir, fakat bilginin nesnesi yoluyla hakkinda bilgi edinilen sey gercek nesnedir. Althusser'in bu baglamda verdigi ornek de ilginctir: Daire fikri daire degildir, kopek kavrami havlamaz.

 

Burada bilgi nesnesi ile gercek nesnenin arasindaki iliskinin ne oldugu sorusu gundeme gelmektedir. Geleneksel epistemolojilerin temel ugrasi alanlarindan biri de bu yansima teorisidir. Yani dis dunya insan zihnine mi yansimaktadir yoksa insan zihni dis dunyadan bagimsiz bir sekilde isleyen kendine ozgu mekanizmalara mi sahiptir. Dis dunya ile kavramlar dunyasi iliskisi olarak bilinen bu soruna da Althusser'in yaklasimi farklidir. Althusser, nesne ile ozne arasindaki iliskiyi arastiran epistemolojilerin ideolojik oldugunu ve gercekte boyle bir sorun olmadigindan dolayi bu epistemolojilerin yanlis sorular pesinde kostuklari icin getirdikleri aciklamalara bile bakmadan reddedilmeleri gerektigini soyler.

 

  

 

Mantik

(no login)

172.140.189.249 Feyerabend: Anarsist Bilgi Kurami August 8 2002, 8:50 AM 

 

Paul Feyerabend, modern bilimle ilgili yontem tartismalarina katilirken bilimin diger bilgilenme turleriyle iliskilerini ve toplum-bilim konusundaki yargilarin sorgulanmasi gerektigini de gundeme getirir.

 

Mantiksal pozitivizmden itibaren bilimin felsefe tartismalarindaki tartismasiz ustun konumunu sorgularken tartismanin eksenini kaydirir Feyerabend. Neyin bilimsel oldugu yahut bilim olanla olmayanin birbirinden ayirt edilmesini mumkun kilacak olcutlerin neler oldugu o kadar onemli degildir artik. Cunku, bir bilginin bilimsel olmasi, ona insanlarin itaatini zorunlu kilacak bir nitelik kazandirmaz. Nihayet bilimsel bilgi de siir, sanat, edebiyat, sihirbazlik, din, vs. ile ilgili bilgiler gibi bir bilgidir. Onu kendiliginden ustun kilacak bir olcutumuz yoktur.

 

Kitap veya makalelerine koydugu "Toplumu Bilime Karsi Nasil Korumaliyiz", "Ozgur Bir Toplumda Bilim", "Yonteme Hayir" gibi basliklardan da anlasilacagi uzere Feyerabend'in temel ilgisi bilimin toplumsal islevi konusunda odaklasmaktadir.

 

Feyerabend'e gore, bilim adamlarinin yuruttugu calismalarin sonuclarinin halkin yasami uzerinde bir etkisi oldugu durumlarda, halkin bu kararlara katilmasi demokratik haklardan sayilmalidir. Sonuclarina katlanacak olanlar sadece bilim adamlari olmadigina gore siradan insanlarin da bilimsel kararlarin toplumsal politika haline getirilmesinde soz sahibi olmalari, herhangi bir siyasal kararin uygulanmasinda insanlarin soz sahibi olmasindan nitelik olarak farkli degildir. Zira cagdas dunyada, insanlarin lehine oldugu kadar aleyhine de sonuclanan bir dizi bilimsel gelisme sozkonusudur. Cevreden insan sagligina kadar bir dizi alanda ortaya cikan olumsuz sonuclar onemli kitle hosnutsuzluklarina neden olmaktadir. Bu alanda yapilan protesto eylemlerinin zaman gectikce marjinal hareket olmaktan cikmalari toplumlarin gelecekte bilime karsi daha da duyarli olacagini gostermektedir.

 

Ote yandan Feyerabend, bugun Bati biliminin yeryuzundeki tartisilmaz egemenliginin onun sahip oldugu saglam ilke ve mantiktan yahut yontemden degil hizmet ettigi uygarligin egemenliginden kaynaklandigina isaret ederek bilime ickin bir rasyonelligin sozkonusu olamayacagini iddia eder.

 

Ozgur Bir Toplumda Bilim'in Turkce baskisina yazdigi onsozde bu konuda soyle demektedir: "Bilim adamlari bilinmeyen bir malzemeden binalar diken ve ancak yapilarini bitirdikten sonra haklarinda bir hukme varabilen mimarlar gibidir: Ayaga kalkabilirler, dusebilirler, bir ara konumda oylece kalabilirler, kimse bilemez".

 

Hicbir teorinin herhangi bir hata icermeksizin kendisini destekleyen bir kanita sahip olma garantisi yoktur. Eger teorisiz yasamak istemiyorsak, ki bu mumkun degil, o zaman her teoriyi kusatan sapmalarin ayiklanmasina imkan verecek araclara sahip olmamiz gerekir. Bunu da "alternatifler" saglar.

 

Alternatifler sadece ortak zeminden hareketle farkli yorumlar uretmekle sinirli degildir. Cunku, degisik teoriler olgular uzerinde bir noktaya kadar anlasmaya varabilirler. Cunku insan bilgisi olgu ve olaylari duzenler. Farkli bilgi turleri olaylarin farkli duzenlenmesi demektir. Degisik dusunen insanlarin duyayi kendi teorik yapilarinin elverdigi olculer icerisinde ve sahip olduklari dilin imkanlari cercevesinde algilayacaklarindan dolayi olgu, nesne ve olaylar arasinda yansima teorisinin iddia ettigi gibi tum insanlarin ortak olarak ayni sekilde algilayacaklari kendiliginden bir duzenin olmadigi, yani farkli teorilerin elestirilebilecegi bagimsiz ve ortak bir deneysel temel ve gozlem dilinin olmadigindan dolayi, hangi tur bilginin basarili olacaginin onceden bir garantisi yoktur. Bunun icin birbirine alternatif tum bilgilerin birbiriyle yarismasina imkan taninmalidir. Buna Feyerabend "cogalma" ilkesi demektedir. Cogalma ilkesi sadece alternatiflerin icat edilmesini onermekle kalmayip ayni zamanda curutulen teorilerin tasfiye edilmesini de onleyici bir islev gormektedir. Cunku, curutulen teori gundemde kaldigi surece rakip teorinin icerigine katkita bulunacaktir.

 

Bu tam bir kuramsal ve yontembilimsel cogulculuktur. Ne teorilerin birbirlerinin yerini almalari ile ilgili ilkelere, ne de bir teorinin garantileyen olcutlere sahip olmadigimiz icin her turlu bilgiye yarisma sansi vermemiz ve bunun ortamini hazirlamamiz en guvenli yol olacaktir.Yanlis gorus, aciklama yahut teorilerin egemenligini onlemek amaciyla bilimsel bilgi adi verilen ve aslinda tarih boyunca degismeyen bir rasyonelligi olmayan bilgi turunu egemen kilmak, bir siyasal ideolojiyi degisik gerekceler gostererek, alternatiflerine hayat hakki tanimaksizin, egemen kilmaktan farkli degildir.

 

Teori yahut iddialar ancak onlari onaylayan bir tavirla desteklenmesi durumunda etkili olacaklari icin, insanlarin onayinin yanlisliklara goturecegi korkusu atilarak her bilgiye yahut birbirine alternatif teoriye kendini ifade sansinin verilmesi ozgur bir toplumun kendini yeniden uretebilmesinin de temel sartidir. Sonuc itibariyle, bilim adamlari diktatoryasi ile din adamlari yahut siyaset adamlari diktatoryasi arasinda bir nitelik farki yoktur. Cunku bilimin dogasinda onu kurtarici yapan birsey yoktur.

 

-----------------------------------------------------

 

Goruldugu gibi, bilimin nimetlerinden yararlanarak bugunlere ulasmis ve o sayede rahat yasamasini saglayan bir toplumdan cikma bu kisi, nankor ve simarik bir cocuk misali, kendisine bu nimetleri kazandiran bilime karsi cephe almaktadir. Bilim adamlarinin fikirlerini hegamonya olarak goren ve din dahil tum alternatif bilgi alanlarina da bilimle ayni imkanlarin verilmesini demokrasinin geregi sayan bu vatandasin, Suudi Arabistan benzeri bir islam ulkesinde o saygi duydugu alternatif "dunya gorusu"ne sahip insanlar tarafindan herhangi bir sebeple (bu yazdigi kitaplardaki dine aykiri bir soz bile olabilir) boynunun vurularak idam edilmeye ihtiyaci var ki, kilic boynuna inerken son anda belki nerede hata yaptigini anlasin.

 

  

 

Deicide

(no login)

213.74.42.99 Yorumuna sonuna kadar katılıyorum August 8 2002, 3:04 PM 

 

Sevgili Mantık,

 

Yazı dizini zevkle okuyorum. Feyarabend hakkındaki yorumunu okuyunca dayanamadım, bir şeyler de ben eklemek istedim. Gerçekten de post-modernist düşünürler, içinde bulundukları ortamı, kendi yaşamlarındaki rahatlığı, yetiştikleri toplumların, okudukları okulların sağladıkları olanakları inanılmaz bir biçimde görmezden gelerek, akıllara durgunluk veren zırvalar üretebiliyorlar.

 

Bunların arasında, Feyerabend gibi bilim ile herhangi bir disiplini içerik ve yöntem olarak bir tutanlar olduğu gibi, son iki yüz yıl içinde tıbbın olağanüstü başarısını bir kalemde siliverip, çağdaş tıp ile kabile sihirbazlığını aynı kefeye koyanlar var. Geçenlerde bir televizyon programında, son zamanlarda sayısı gittikçe artan, uzmanlıklarını nereden aldıkları, savlarını temellendirmek için hangi araştırma ve deneyleri yaptıkları belli olmayan kerameti kendinden menkul "alternatif" tıp soytarılarından birisi, "şimdi yeniden keşfetmeye başladığımız uzak doğu tıbbının en büyük avantajı, batı tıbbı gibi kendi yarattığı hastalıklarla mücadele etmek zorunda olmamasıdır" diye yumurtluyordu..

 

Sosyologlar arasında da uygarlıkları "ileri" "geri" diye sınıflandırmanın tümden yanlış olduğu düşüncesi egemen şu aralar. Günümüz batı uygarlığı, tapınak açılışlarında onbinlerce insanın kurban edildiği maya uygarlığından ya da binlerce kadının cadı diye canlı canlı yakıldığı ortaçağ toplumundan ileri değilmiş bunlara göre! Buzdolapları dolu, klimalı evlerinde, önlerinde dünyayı ayaklarının altına seren teknolojiyi kullanarak açlık ve hastalıktan kırılan Avustralya yerlilerinin hurafelerini bilime ve teknolojiye üstün tutanlara ne demeli?

 

Açıkçası bunların iyi niyetinden kuşkulanıyorum. Sahte bilimin şarlatanlığı apaçık. Ama bilim ve felsefe alanında da bir şekilde yer edinmiş olanları var bunların. Teşhir edilmeleri gerekiyor.

 

 

 

  

 

ithalatçı

(no login)

212.252.6.203 İlim kendini bilmektir,,, August 8 2002, 5:02 PM 

 

 

Bu adamlar kafalarını duvardan duvara vuracaklar. Nihayet gelip tevhid hakikatinde karar kılacak yahut birer çuval gübre olarak toprağa karışacaklar.

 

Onları izleyen ve vicdanları kokuşmuş birtakım kopyacı, hazırcı ve sahte bilim bezirganları ise, hem ömürlerini böyle laklaklarla beyhude tüketecekler, hem de deniz suyunu içtikçe daha da susayan köpekler gibi, aç bilaç ve perişan bir vaziyette çukurları dolduracaklar.

 

Bu işin başka yolu yoktur! Selamlar...

 

  

 

Mantik

(no login)

172.138.242.174 Postmodernizm August 10 2002, 10:54 AM 

 

"Modern" sozcugunun, Turkce'deki tam karsiligi "Cagdas"dir. Kelimeyi sozluk anlamiyla kullanacak olursak bugunku modern dunyanin onemli bolumu artik "postmodern donem"i yasamaktadir.

 

Modern-postmodern iliskisi geleneksel-modern iliskisi gibi oncekinden farkliligi ifade etmek icin kullanilmaktadir. Bati tarihinde geleneksel donem dusuncede, toplum orgutlenmesinde ve deger yargilarinda nihai referans kaynagi olarak Tanri'nin kabul edildigi donemdir. Bu donemde bilginin uretimi ve dagitimi kilise kurumu tarafindan orgutlenmekteydi. Tanri'nin her seyin nihai kaynagi oldugu fikri tum toplumlar ve zamanlar icin gecerli hayat nizami ve aciklama bicimleri sunmayi zorunlu kiliyordu. Insanlarin gorusleri degil Tanri'nin buyruklari onemliydi.

 

Modern donemde ise gerek bilginin degeri, kaynagi, uretimi ve bolusumu konusunda, gerekse toplum orgutlenmesinde soyut insan kategorisi Tanri'nin yerini almaya basladi. Insan akli mutlak bilginin, eger boyle bir bilgi varsa, kaynagiydi. Evrene iliskin bilgiler insan akli, duyulari ve deneyimlerinden gececekti artik. Siyasal anlamda mutlak itaat da bundan boyle goklerden yere, soyut devletlere inecekti.

 

Bu aydinlanma projesi insanligin buyuk bir cosku ile pesinden kosacagi yeni hedefler yaratmisti. Bu hedeflerin gerceklesmesi icin yeni bilgi alanlari gerekiyordu. Bilim bu alanlardan en onemlisiydi. Dissal bilgi kategorisine basvurmadan her turlu bilginin degerli kabul edilmesi durumunda milyonlarca degisik insan gibi milyonlarca degisik bilgi ortaya cikacakti. Bu kaostan ancak bazi insani bilgileri hayatin merkezine yerlestirmek suretiyle kurtulmak mumkundu. Nitekim oyle oldu; bilim kategorisine giren bilgiler modern insanin mukaddes metinleri haline geldiler.

 

Modern proje, insana indirgenemeyen tum bilgi ve degerleri hayattan kovma idealini uzun yillar muhafaza etmesine ragmen, 20. yuzyilin ikinci yarisindan itibaren ortaya cikan tablo, belli bir aydin kesim arasinda, bu ideallerin gerceklesme sansinin cok dusuk oldugu fikrine yol acmaya basladi.

 

Bu kesim aydinlarinin bakis acisina gore, olaylar ve dunya soyle gorunmekteydi:

 

Uzun yillar bir misyoner edasiyla diger ulkelere empoze edilmeye calisilan iktisadi ve siyasal modeller, sanildigi gibi evrensel ilkelere degil, tamamen gelismis ulkeler lehine kurulmus egemenlik iliskilerine dayanmaktaydi. Ornegin iktisadi kalkinma icin onerilen tum strateji ve modeller bir noktada tikanmaktaydi. Bati dunyasinin uzun yillar talan, gasp, kole emegi, kolonilestirme ve fetihler yoluyla sagladigi ve bugunku teknolojisini ustune kurdugu sermaye birikiminin, simdiki geri kalmis, az gelismis, veya yumusatilmis tabiriyle "gelismekte olan" ulkeler icin ayni yollarla saglanmasi mumkun degildi. Cunku mevcut dunya ekonomisinin kendini yeniden uretebilmesi icin belirli ulkelerin digerlerinden daha cok tuketmesi yahut tasarruf etmesi zorunlu olduguna gore, bu azgelismisligin ortadan kalkmasi teorik olarak bile mumkun gorunmuyordu. Zira, dunyadaki tum ulkelerin ayni gelismislik duzeyine ulasmalari durumunda dunya ekonomisi mevcut dinamizmini kaybedecek, yani cokecekti.

 

Ayni sekilde siyasi modeller de eskisi kadar kutsallik tasimamaktaydi. Demokrasi ve insan haklari soylemlerinin tasidiklari cifte standartlarin da ortaya cikmasi, insan merkezli bati dusuncesinin tum versiyonlarinin sorgulanmasini kolaylastirmis, onlarin tum insanligin degil, belirli insanlarin yahut toplumlarin cikar ve mutlulugunu amacladigi inancini paylasanlarin sayisinin dunden gune artmasina sebep olmustu.

 

Ayni zamanda, milyonlarca insanin bir hayat tarzi; kapitalizme muhalif entellektuellerin de alternatif kuramsal aciklama modellerine kaynaklik edecek bir bakis acisi olarak umit bagladigi Marksizm'in de diger buyuk anlatilar gibi tokezlemesinin yarattigi buyuk bir hayal kirikligi insan merkezli projelere karsi butunuyle bir isyan atmosferi yaratmisti.

 

Ayrica, kendilerinin de modernist bir nitelik tasidigi seklindeki postmodern elestiriye ragmen, "feminizm" ve feminist elestiriler de postmodernizmin ortaya cikisina kaynaklik eden gelismeler arasinda onemli bir yer tutmustur.

 

Bunlarin disinda, modern bati dusuncesinin en cok kullandigi referans noktalarindan biri olan "insan dogasi" kavraminin iceriginin buyuk oranda kultur bagimli oldugu, tum insanlari icine alan genellemelerin, aslinda belirli bir kulturun icinde anlamli olan davranis bicimlerinin ve o davranis bicimlerini sembolize eden kavramlarin diger kulturlere de dayatilmasindan baska birsey olmadigi dusunulmeye baslanmisti.

 

Bir de, gerek bilgisayar, gerekse iletisim teknojisinde meydana gelen gelismelerin, bilginin kolay ve ucuz sekilde dunyaya yayilarak toplumsal yapida bir donusum meydana gelmesini saglamasi modernizmin ideallerinin gerceklesmesini imkansizlastirmisti bu kisilere gore. Her ne kadar makro anlamda bilgi ve iletisim aginda bir tekel sozkonusu ise de yerel olarak farkliliklar eskisinden daha hizli olarak ortadan kalkarken, hiyerarsik bilgilenme modeli delinmisti.

 

Ayrica, dunya olceginde ortaya cikan yabancilasma, iletisim imkanlarinin artmasiyla farkli yerel kulturler arasi etkilesimin artmasinin yarattigi kulturel cogulculuk, ozellikle sanayilesmis ulkelerde refah duzeyinin artmasi buna karsilik sosyal ideallerin ortadan kalkmasi sonucu hayatin tekduzelesmesinin verdigi manevi tatminsizligin artmasi, toplumsal hiyerarsinin ve o hiyerarsiyi olusturan statulerin anlamsizlasmasi sonucu otoritelere itaat egiliminin azalmasi, insanlara kurtulus vadeden ideolojilerin gun begun dokulmesi, vs. gibi diger gelismeler de sanayi toplumunun ve "modern" kavramlarin onemli bir degisimin esiginde oldugunu ifade etmekteydi bu kesime gore.

 

Peki postmodernizm kisaca nedir? Bu sorunun cevabi en iyi postmodernizmin ne olmadigi soylenerek verilebilir. Cunku postmodernizm diye tutarli, kendi icinde butunluk arzeden ne bir yasam tarzi ne de bir teori vardir. Zaten karsi cikilan da budur. Hayatin, toplumun, bilginin, rasyonel yeniden insaasinin insanlara umit dolu masallar sundugu dogrudur, ama sonunda sunulan sey bir masaldan baska birsey degildir. Liberalizm, esitcilik, marksizm, feminizm, vs. hep birer masaldirlar. Masalsiz hayat olmayacagina gore, postmodernizme gore buyuk masallar yerine kucuk masallari secmek daha az zararlidir.

 

Postmodernizmin Temel Tezleri

 

1) Sinifsiz toplum, iscilerin kurtulusu, insanligin ilerlemesi, kalkinma, aydinlanma, vs gibi buyuk oykuler iceren aciklama bicimlerine karsi cikilmalidir.

2) Homojen bir toplum ancak baski yoluyla kurulabileceginden boyle bir toplum ideali tasiyan tum yaklasimlara karsi mucadele verilmelidir.

3) Dil ile toplum icice oldugundan, ve ozne nesneden, kisi toplumdan soyutlanamayacagi icin, hickimsenin elinde toplumun butununde zaman ve mekandan bagimsiz olarak ne olup bittigini kavrayacak ve aktaracak ne bir teori, ne de bir dil sozkonusudur.

4) Tum insanlari kapsayacak metadil ve metaanlatilar yoktur.

5) Kucuk anlatilar buyuk anlatilara tercih edilmelidir; dogruluk/yanlislik ayrimi yerine kucuk/buyuk anlati olcutune gore degerlendirme yapilmalidir.

6) Anlatilarin cazibesine kapilarak tarih felsefesi ve devlet politikasi yapilmasi tehlikelidir.

7) Insanligin kurtulusu icin buyuk anlatilar uretmek yerine, yerel degerlerle, sinirli anlatilarla, yerel olcekli mucadeleler yapilmalidir.

8) Evrensel degerleri yakalamak ugruna ozgunlukleri yoketmemek icin yerel degerlerin pesinde kosulmali, insan ve toplumlarin benzesen ozelliklerinden ziyade farklilasan ozellikleri bilime konu edilmelidir.

9) Insanlara yol gosterecek tek bir soyut akil kategorisi islevsel degildir. Akil da, deneyim de tek tek insanlarla anlam kazanir. Bu yuzden tumel akil kategorisi arkasina saklanarak totaliter soylemler uretilmemelidir.

10) Empirizm ve rasyonalizmin yaptigi gibi gercekligin bilgisi nihai ozlere veya temellere indirgenemez. Bu yuzden indirgemecilige, ozculuge ve temelcilige karsi direnmek gerekir. Dogrular ulasilan degil, uretilen kategorilerdir. Bu yuzden hicbir anlayis yahut yaklasim bu kategorileri kendi tekeline alamaz.

11) Farkli bilgi yahut bilim onerileri, onlara sahip cikan insanlar tarafindan kendilerine yuklenen anlamlara gore deger kazanirlar. Bunun disinda olcut aramak bos bir cabadir.

 

--------------------------------------------------------------

 

Goruldugu gibi bu dusunce bicimi, epistemolojik acidan relativist, subjektif bir dis dunya gercegine inanan ve bilgiyi insan zihnine yerlestiren idealist bir bakis acisidir. Dolayisiyla, bilimin objektiviteye inanan ve materyalist dunya gorusuyle bagdasmaz. Kisacasi, bilim alisilmis anlamiyla alindiginda, bu dusunce bicimi bilim disidir.

 

  

 

ali oktay

(no login)

212.156.10.236 parazit yapma August 10 2002, 10:02 PM 

 

sessiz ol,izle bir şeyler öğren,sana beleş ders.

ithalatı bırak ihracat yapmaya bak.

 

  

 

Mantik

(no login)

172.138.40.214 Antibilim August 19 2002, 10:43 AM 

 

1960'li yillarin sonu ve yetmisli yillarin basindan itibaren, bilime olumsuz bir bakis acisiyla yaklasan ve bilimin yuzyillardir suren hegamonyasini sorgulayan bir sosyal ve dusunsel hareket ortaya cikti.

 

Kendi icinde ne teorik ne de pratik bir butunlugu olmayan, fakat modern bilim ve teknolojiden rahatsizlik ortak paydasinda bulusan, ve "Antibilim" olarak nitelendirilen bu hareketin uc ana kaynaktan beslendigi soylenebilir.

 

Bu kaynaklarin birincisi, modern bilim ve onun uygulamasi olan teknolojinin ortaya cikardigi beklenmeyen ve istenmeyen sonuclarin kamuoyunda uyandirdigi tepkilerdir. Bir digeri dogu dusuncesi ve mistisizmin bati bilimi uzerine etkisi, digeri ise neo-marksist bilim elestirisi teorileridir.

 

Neo-marksist yaklasim taraftarlari, bilim felsefesi veya sosyolojisi tartismalarinda daha cok bilginin sosyal islevi uzerinde durmaktadirlar. Onlara gore, modern bilim hem tarihsel olarak ortaya cikisi hem de gunluk kullanilis bicimi acisindan toplumsal celiskilerden ve bu celiskilerin kurumsal yeniden uretiminden bagimsiz degildir. Bilim de somuru sisteminin bir urunudur ve onun isleyisinin en guclu araclarindan birisidir. Somurulenlere sundugu imkanlar, aynen devletin sunduklari gibidir. Devletin tarafsizligi ile bilimin tarafsizligi arasinda sadece bir alan farki vardir.

 

Bu bakis acisi elestirel bakmanin otesinde bilime bir alternatif yaklasim getirmedigi icin cok yaygin olarak paylasilmamakla birlikte, aslinda onemli sorunlara isaret ettigi pek cok kisi tarafindan ortaya konulmaktadir.

 

Antibilimin temel tezleri

 

1. Modern bilim ve onun uygulamasi olan teknoloji insanogluna daha onceki donemlerde gorulmemis oranda bir enerjiyi kullanabilme olanagi vermistir. Bu hem sosyal yasam, hem de ekosistem icin onemli bir tehdit unsurudur ve bunun da sorumlusu buyuk oranda bilimdir.

 

2. Bilim, sahip oldugu totaliter niteligiyle bir din bicimine burunmustur. Dinin ortacagda ustlendigi pek cok islevi gunumuzde bilim ustlenmektedir. Bu islevler ozetlenirse, ortaya kabaca sunlar cikmaktadir:

- Din, hem evrene hem de onun icinde yeralan tum varliklara bir tanim getirmekteydi.

- Toplumsal duzeyde kabul gorecek ve baglayici nitelikteki mesru bilme bicimi ile bilgilerin olculerini, icerigini ve sinirlarini belirlemekteydi.

- Din, hem sosyal hem de bireysel hayatin idamesi amaciyla gerek duyulan sosyal denetimin saglanmasi icin devletle isbirligi yapmaktaydi.

- Bireylere sosyal gelisimleri icin yol ve yordam gostermekte, onlara ruhsal destek saglamakta ve olumsuzluklari asmalari icin teselli vermekteydi.

Gunumuz bilimine bakildiginda ise, ozellikle batida bu islevlerin asagi yukari tumunu artik bilimin ustlendigi gorulecektir:

- Bilim, nesnel dunyayi tanimlamakta, evrendeki varliklarin yapi, konum ve davranis bicimlerini ortaya koymaktadir.

- Saglam ve guvenilir bilgi yontemleri gostermektedir.

- Ilerleme ve refahin nasil elde edilebileceginin yollarini gostermektedir.

- Her turlu fizyolojik, biyolojik, sosyal, siyasal, psikolojik sorunun tek cozum kapisini olusturmaktadir.

 

3. Bilim, toplumsal orgutlenme icerisinde, sanki herkesin yararinaymis gibi bir goruntu altinda, belirli toplumsal kesimlerin lehine isleyen bir ideoloji islevi gormektedir.

 

4. Bilim, insanligin buyuk bir cogunlugunun aleyhine olan atom bombasi, nukleer silah, kitalar arasi fuze veya askeri teknoloji gelistirmeye hizmet etmektedir. Bu imkanlar uluslararasi gucler dengesini gucluler lehine guclendirmekte, uluslarin kendi kaderlerini tayin haklarini elde etmelerini imkansizlastirarak tam bir bagimlilik yaratmaktadir.

 

5. Bilim adamlari, sahip olduklari imkanlarla siyasetcilerle de isbirligi yaparak toplum uzerinde hegamonya kuran guclu bir baski grubu haline gelmektedirler.

 

6. Bilim, insanin diger tum alternatif bilgi uretme imkanlarini sadece devre disi birakmakla kalmayip, ayni zamanda onlari koreltmektedir de.

 

7. Bilimin gelistirdigi kimyasal ilaclar ve tedavi yontemleri bir taraftan insan sagligini koruyor gorunurken, diger taraftan da yeni hastaliklarla daha cok insanin neredeyse aliskanlik duzeyinde yaygin olarak hasta olmasina neden olmaktadir.

 

8. Her toplumda onemli bir sinif haline gelen, basta doktorlar olmak uzere tum saglik personeli icin hasta insanlar bir gecinme nesnesi haline geldiginden insana bakis niteligi degismis, insanlar bu sektor gozunde ne kadar caresiz hasta olurlarsa o kadar degerli hale gelmislerdir.

 

9. Bilimin gelistirdigi uretim ve medya teknolojisi sonucunda tum insanlar tekduzelesmeye ve kitlesellesmeye baslamistir.

 

10. Bilimsellik soylemi, nesnellik adina ortaya ciktigi ve onu tekeline aldigi icin genel anlamda elestirinin onunu kapamakta, ozel anlamda da farkli dusunce bicimlerini yok etmekle totaliter bir bakis acisinin yerlesmesine uygun zemin saglamaktadir.

 

11. Bilimsel ve teknolojik gelisme, dunyanin bir tarafinda aclik, sefalet, yetersiz beslenmenin oldugu, diger tarafinda ise korkunc israflarin yapildigi dengesiz bir kaynak dagilimina yardimci olmaktadir.

 

12. Arastirmalarda oncelik sirasi degismektedir. Bilimsel uretim, arz ve talebe gore isleyen pazara yonelik bir meta uretimi haline geldigi icin kaynaklar toplum icin gerekli olandan cok pazar degeri olan bilgi alanlarina kaydirilmaktadir.

 

13. Bilimin degerden uzaklastirilmasi sebebiyle, bilim neden oldugu olumsuz sonuclardan ayri gibi sunulmaktadir. Bu yuzden de tum insanligi yok edecek projelerde calisan bilim adamlari herhangi bir ahlaki kaygi tasimamakta, bunu ahlaki tercihlerinden bagimsiz yaptiklarini dusunmektedirler.

 

---------------------------------------------------------------

 

Goruldugu gibi, Antibilimcilerin bakis acisi, uzume kizip bagciyi dovmek gibidir. Insanlarin gunumuzde kurduklari ekonomik, siyasal ve sosyal duzenin carpikliklarindan kaynaklanan sorunlari, bir gunah kecisi gibi gordukleri bilimin uzerine atmaktadirlar. Halbuki bilim, kendisiyle mesgul olanlarin amaclari ve niyetlerinden bagimsiz, objektif bir bilgi edinme cabasidir. Dogru bilgi edinmenin yontemleri ve kurallarinin bir butunudur. Kendisini kullanan insanlarin yaptiklarindan bilim sorumlu tutulamaz.

 

Bilimin, baska bilgi alanlarinin onunu kapamasi ve bu sekliyle bilgi alaninda totaliter bir bakis acisini yerlestirmesi ise, bize gore insanliga bir faydadir, zarar degil.

 

 

 

 

 

  

 

Mantik

(no login)

172.138.40.214 sonuc August 19 2002, 11:00 AM 

 

Biraz uzun surdu ama nihayet deginmek istedigim tum konulari tamamlayabildim.

 

Isin asli, bilim adamlarinin yaptiklari, bilim felsefecilerinin bu bos konusmalarindan bagimsizdir. Bilim adamlari bilimi uretir, bilim felsefecileri de onu, bilim tarihinin de yardimiyla, belirli mantiksal iliskiler cercevesinde yorumlarlar. Bilim adamlari, bilim felsefesinin isiginda yol almaz, aksine felsefeciler bilim adamlarinin yaptiklarina bakarak onun felsefesini yaparlar.

 

Bu yuzden aslinda bu felsefecilerin dediklerini bilim acisindan cok da ciddiye almamak gerekmektedir. Bilim adamlari ne yaptiklarini bilirler. Bilimin belli yontemleri vardir. Ne kadar elestirilse de bunlar etkinliklerini kanitlamis yontemlerdir, ve bilim, tarih icinde kendini kanitlamis bir ugrastir.

 

Hele de postmodern folozoflar ve antibilimciler gibi cevrelerin soylemleri, aslinda bilim adamlarinin kulagina sinek viziltisi gibi gelmektedir. Sorun, bu tur soylemlerin cok fazla destek toplamalari durumunda, bilime ayrilacak fonlarin veya rahat bilim yapma imkanlarinin kisitlanma ihtimalinin olmasidir. Fakat bilim ve teknoloji, her ne kadar bazi antibilimciler katilmasa da, tum insanlik adina urettigi faydali sonuclar sebebiyle, hem etkinlikleri, hem de urettikleriyle vazgecilmez bir alan haline coktan gelmistir ve bu yuzden gorunur bir gelecekte, bilim karsiti sinek viziltilarinin bilimin benimsendigi ileri ulkelerde cok ciddi sorunlara yol acmayacagi kanisindayim.

 

  

 

Deicide

(no login)

213.74.42.99 Eline sağlık Sevgili Mantık August 27 2002, 4:51 PM 

 

Emeğin için çok teşekkürler. Görüşlerinin hepsine katılıyorum.

 

Selamlar..

 

  

 

Mantik

(no login)

65.160.128.2 Tesekkurler deicide August 28 2002, 9:32 PM 

 

TA forum'daki uye bilgileri kismina biraktigin e-mail adresine bir e-mail gonderdim. (Hala gecerliyse). Firsat buldugun anda bir cevap verebilirsen sevinirim.

 

 

Ana sayfaya geri don

Tartismalar sayfasina geri don


Hosted by www.Geocities.ws

1