Kore Savaşına değişik açıdan bakış
Geçenlerde internette dolaşırken
aşağıda okuyacağınız Kore savaşı hakkında çok enteresan
bir yazıya rastladım.Kimin yazdığını
bulamadım ama kim yazmışsa tebrik etmek lazım.
Türkiye gibi muhteşem bir tarihe sahip
ama tarih bilincinden kasıtlı olarak yoksun bırakılmış ,
araştırma , sorgulama , düşünme yetenekleri
köreltilmiş , yerine papağan gibi tekrarlarla ve
( A-B-C-D-Hiçbiri ) testleriyle eğitime
zorlanmış bir ülkede bunu yazanı kutlamak lazım.
Bu konu hakkında bilgisi olan
arkadaşlar yazının doğruluğu hakkında ( bilhassa son bölümü için )
yorum ve eklemeler yaparlarsa sevinirim
, anlatılmayan (en azından benim duymadığım) olaylar
olmuş. Eğer Forum’u okuyan TSK mensubu
arkadaşlar varsa onların bilme ihtimali daha fazla ,
çünki bize okutulan uyduruk tarih kitaplarında
bu bu konuda fazla bir şey yok.
30 Ağustos'ta emekliye ayrılan
olan 1.Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan, veda ziyaretlerinden
birinde şunları söylemişti : Mehmetçik'in
kanını Galiçya'da, Yemen'de akıttık. Ne için akıttığımızı
hala dahasoruyoruz.
Atatürk asker kişi olarak savaşın ne olduğunu biliyor. Savaşın meşru
olmadıkça cinayet olduğunu
söylüyor.
Ben de bir ekleme yapayım : Biz Kore’de
Mehmetçik’in kanını niye akıttık ?? ( hemde oluk oluk )
Atatürk'ün 24 Nisan 1920'de
söylediği ''Bizim bütün amacımız bu milli sınırlar içerisindeki halkımızın
refahını, huzurunu ve o milli
sınırla belirlenmiş ülkemizin bütünlüğünü korumaktır'' sözü herşeyi açıklıyor.
Ben sinema yönetmeni olsam bu hikayeden
harika bir film çıkarırdım. Er Ryan’dan daha iyi bir film
yapılacak senaryo olurdu ama
televolecilerin hakim olduğu Türkiye’de fazla şey istiyorum galiba !!!
Yazının tarihi Ağustos-Eylül 2003 gibi
olması lazım , çünkü Irak’a asker göndemek için yapılacak
TBMM oylaması öncesi yazılmış olduğu
belli. Biraz uzun bir yazı , mümkünse çıktısını alıp sakince
okuyun.
İyi okumalar.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Kore savaşı Amerikanın Komünizme karşı
verdiği ilk sıcak savaştı. Bu savaş ileri ki yıllarda daha da
kızışacak olan Soğuk Savaşta Amerikanın
müttefiklerini de göstermesi açısından büyük öneme sahipti.
Komünist Kuzey Kore ordusunun Güney
Kore yi işgaline karşın Amerikanın yaptığı askeri yardım
çağrısına 22 ülke olumlu cevap verdi ve
bu ülkelerin 16sı muharip birliklerle katıldı. Türkiye bu
çağrıya 5000 kişilik bir tugay askerle
cevap verdi. 19 Ekim 1950’de ilk Türk askerleri Kore’ye ayak
basmaya başladı ve 1954 yazına kadar
aralıklarla yeni takviye kuvvetleri gönderildi.
Tuğgeneral Tahsin Yazıcı komutasındaki
tugay 3 piyade taburu, topçu bataryaları ve istihkam birimlerinden
oluşuyordu. TAFC- Turkish Armed Forces
Command adı altında Amerikan Ordusu emri altına girmişlerdi. Türk
Tugayının en büyük özelliği doğrudan
doğruya bir Amerikan tümeni komutası altına girmeyi kabul eden tek
Birleşmiş Milletler birliği olmasıydı.
Tabii o günlerde bağımsız bir ülkenin ordusuna bağlı askerlerin yabancı
bir ülkenin direkt komutası ve bayrağı
altına girmesi pek de önemsenmiyordu herhalde.
17 Ekim günü 5000 askerlik Türk Tugayı
İskenderun Limanından başladığı uzun gemi yolculuğunu bitirerek
Güney Kore de Pusan kentine çıktı. Bu
bölgede Taeguda açılan B.M. karşılama merkezine doğru intikal
ettiler. Askerlerimizin ezici çoğunluğu
Doğu Anadolu’nun küçük köy ve kasabalarından geliyordu. Bu
seyahat bu askerlerin köylerinden başka
bir yere yaptıkları ilk seyahatti. Hayatlarında başka bir şehre
bile gitmemiş bu insanlar köylerinden
çok uzakta bambaşka ve acayip bir ülkede savaşmaya
gönderilmişlerdi. Çoğunluğu hayatlarında
ilk defa Müslüman olmayan insanlar görüyordu. Emri altına
girdikleri Amerikan tümenindeki askerlerle
onlar arasında dağlar kadar büyük kültürel ve dinsel farklılıklar
vardı.
Tugay komutanı General Yazıcı aslında
çoktan emekli olması gereken orduda kendisine karşı çok saygı
duyulan yaşlı bir askerdi. Çanakkale
savaşlarında 1916’da tümen komutanlığı yapmış ve bu göreve
gelebilmek için gönüllü olarak rütbesini
düşürtmüştü. Böyle bir operasyonun altından kalkabilecek
niteliklere ve tecrübeye sahip belki de
tek Türk generaliydi o günlerde.
General Yazıcının bütün bu olağanüstü
özelliklerine rağmen ufak bir sorunu vardı,tek kelime bile
İngilizcekonuşamıyordu. Bir Amerikan
Tümenine bağlı olarak savaşacak bir generalin tek kelime bile
İngilizce bilmemesi son derece vahim
bir olaydı aslında.
Türk Ordusu ve Amerikan Ordusu
arasındaki koordinasyon,levazım ve en temel iletişim gereksinimlerinde
bile yaşanan uyumsuzluklar Amerikan Komutasını
daha savaşın ilk günlerinde kara kara düşündürmeye
başlamıştı. Cepheye gitmeden önce
yapılan ortak tatbikatlarda bile bu farklılıklar yüzünden büyük
sorunlar çıkmış ve gerçek bir muharebe
ortamında nasıl felaketler doğabileceği o zamandan
gözükmeye başlamıştı. En basitinden
beslenme bile sorun olmaya başlamıştı. Türk askerlerinin
yemeklerinde domuz etinin ve bağlı
ürünlerin kullanılamaması yüzünden Amerikan Tümeni Türkleri
için özel yemekler çıkarmak zorunda kalıyordu.
Ekmek ve Kahve tayınları bile sorun olmuştu. Türk
askerlerinin alışık olduğu ekmek ve kahve
tipi Amerikalılardan farklıydı. Bu bile Tümen levazımında çok
büyük sorunlara sebep olmaktaydı.
Türk bölüklerinde çok az Amerikan
irtibat subayı bulunmaktaydı ve bu sebeple Tümen karargahından
gelen emirler Türk tugayına bağlı
bölükler tarafından sık sık yanlış anlaşılıyor ve bu yanlışlıklar Amerikan
Tümeninin genel taktiğini çok kötü
etkiliyordu. Bu sorunlar önceden pek önemsenmemiş fakat gerçek
muharebelerde
düşman karşısında ölümcül oldukları sonradan anlaşılmıştır.
Türk askerleri Kore’ye gelmelerinden
sonra bir anda son derece popüler olmuşlardı. Türk askerlerinin
sert bakışları, uzun bıyıkları, ve
bellerinde taşıdıkları geniş kamaları bir savaş muhabiri için hayallerinin
gerçek olması demekti. Bu sebeple kısa
bir süre sonra Dünya basını Türk askerlerini konu alan yüzlerce
fotoğrafla doluvermişti. Amerikan ve
Müttefik askerleri arasında Türk askerlerinin korkusuzlukları ve
muhaberede düşmana aman vermeyen
yapıları sıkça konuşulan bir şeydi, özellikle askerlerin
taşıdıkları uzunca bıçaklar bütün
müttefik askerlerinin ilgisini çekiyordu, Türk askerlerininbu uzun
bıçaklarla beraber göğüs göğse
mücadelelerde son derece etkin olduğu söylentisi yüzünden pek çok
Amerikalı asker Türklerden uzak durmayı
tercih ediyordu.
Türk Tugayının düşmanla ilk kapışması ve sorunlar
Daha öncede belirttiğim gibi Türk
Tugayına bağlı askerlerin büyük çoğunluğu Doğu Anadolu’dan gelme
erlerdi ve çoğunluğu 3-4 senelik temel bir eğitimden başka okul yüzü görmemişti.
Yüzlerce yıldır aynı
şekilde yaşadıkları Anadolu köylerinden
bir anda çıkarılıp üzerilerine basit bir üniforma geçirilmiş ve önce
Türk ordusunda sonrada Amerikalı askeri
danışmanlardan biraz askeri eğitim almışlardı. Bugünkü
standartlarımıza göre bu askerlerin eğitim
düzeyi Kore Savaşı gibi geniş çaplı ve ortak bir mekanize
operasyonu kaldıracak düzeyde olmak bir
yana en basit askeri görevleri bile yapabilecek seviyede
değildir.
İşte bu durum içinde çoğunluğu Amerikan
askerlerinden oluşan ve 16 değişik ülkenin askerlerini de
İçeren 8.Orduya Kore’deki birliklerin
komutanı General Mac Arthur tarafından genel bir saldırıya
geçmesi emriverildi. General Mac Arthur
kendine ve kuvvetlerine aşırı güveniyor ve bu savaşı birkaç
ayda bitiripyaklaşan yılbaşında zaferle
eve dönmeyi planlıyordu.
Fakat cephedeki generaller aynı fikirde
değildi,hazırlıklar bitmemişti ve farklı diller konuşan toplama bir o
rdunun yarattığı sorunlar hala çözülememişti.
Akıllı ve sağduyulu cephe komutanlarının şikayetleri ve
eleştirileri Mac Arthur’un kibirli ve
sert emirleriyle susturuldu ve 8.Ordu ve içindeki Türk Tugayı Yalu
Nehrine doğru intikale başladı.
Amerikan istihbaratı 8.Ordunun
karşısında büyük çapta Çin kuvvetleri olduğunu söylemesine rağmen
bu raporlar Mac Arthur tarafından
dikkate alınmıyordu. 8.Ordu komutanı General Willoughby defalarca
levazımın yetersiz olduğunu,yabancı
askerler(özellikle Türk askerleri) ve Amerikalı askerler arasındaki
koordinasyon ve iletişim sorunlarının
giderilemediğini bu sebeple hücuma geçmeden önce biraz daha
beklenmesini söylediyse de bu çatlak sesler kibirli Mac Arthur tarafından
sertçe susturuldu ve General
Willoughby görevden alınmakla tehdit edildi. Böylece şehit olacak Türk
askerlerinin kaderi de belirlenmiş
oldu. Büyük bir felakete doğru koşar adım gidiliyordu.
Her türlü aksiliğe ek olarak zaten kış
iklimi çok sert olan Kore son kırk yılın en soğuk kışını geçirmekteydi.
Soğuktan uyuşmuş ve titreyen zavallı askerler
benzin tenekesinde yaktıkları ateşlerle ısınmaya
çalışıyorlardı. İlk donma vakaları sıhhiye
çadırlarına gelmeye başlamıştı. Askerlerin daha sonradan
“soğuk cehennem” olarak
adlandıracakları dönem başlamıştı. Her türlü ekipmanda soğuktan etkileniyordu.
Motorlu araçların benzin borularını donmaktan
korumak için benzinin içine alkol karıştırılıyordu
aynı
zamanda yaralılara verilecek kan plazmaları
da donmuştu bunlar en az bir buçuk saatısıtılmadan
kullanılamıyordu ve bu sebeple pek çok asker
kan kaybından ölecekti. Suyla karıştırılarak kullanılan
ilaçlar donuyor hatta askerlerin ayaklarındaki
ter bile kısa zamanda postallarının içinde donarak
feci ayak donuklarına sebep oluyorlardı.
Türk Tugayı arktik savaş denilen çok
soğuk iklimlerde savaşacak teçhizata ve eğitime sahip değildi.
Amerikan
Ordusunun genel hücum yürüyüşle birlikte hedef bölgesine doğru intikal eden
tugayımız
bu zorlu ve yavaş ilerleyiş sırasında
düşmandan çok soğukla uğraşıyordu. Pek çok yerde buz tutmuş
nehirlerden yayan olarak geçmek zorunda
kalan askerlerimiz bellerine kadar gelen buzlu sulardan
geçerken pek çok asker dondu ve ağır
zatürree vakaları sayesinde savaş dışı kaldılar. Daha tek
bir düşman askeriyle karşılaşmamışlardı
geçtikleri her yer son derece garip bir şekilde ıssızdı.
Karargaha gelen Amerikan İstihbarat
raporları onları 40 ila 100 bin arası Çin ve Kuzey Kore askerinin
beklediğini belirtiyordu. Bu rakamın
bile aslında son derece düşük bir tahmin olduğunu ilerleyen günler
gösterecekti.
Çatışmalar başlıyor
Türk Tugayının bağlı olduğu 9.Kolordu
General Walker yönetiminde ilerlemesini sürdürüyordu.
Bilmedikleri bu ilerlemelerinin aslında
ağzını açmış bir düşman tuzağının içine doğru olduğuydu.
Tam karşılarında Çin 4.Ordusundan 18
tümen ve 180 bin asker vardı. Doğu tarafında Çin 9.ordusunun
12 tümeni ve 120 bin askeri bulunuyordu.
Çin kuvvetlerinin toplam gücü 300 bin asker dolayındaydı.
Çinlilere ek olarak Kuzey Kore Ordusunun
12 tümen ve 65 bin askeride son derece iyi mevzilenmiş
bir şekilde onları izlemekteydi. Bütün
bu düzenli düşman kuvvetlerinin yanı sıra 40 bin Kuzey Koreli
Komünist gerillada cephe gerilerine doğru
sessizce sızmıştı . Amerikan Yüksek komutası kibri ve
vurdumduymazlığı yüzünden kendi
askerlerini ve Türk Tugayını müthiş bir pusunun içine atmıştı.
Çin birliklerinin bu kadar sayıda
askerini Amerikan istihbaratına sezdirmeden bölgeye yığabilmesi ve bu
kadar etkin bir tuzağı hazırlayabilmesinin sebebi Çin ordusunun ilkelliğinde
gizliydi. Çin birlikleri ulaşım
ve ikmal için motorlu araçlar yerine hayvan gücü kullanıyordu bu sebeple hem
dikkat çekmiyorlar hem de
asfalt yollara ihtiyaç duymuyorlardı. Son derece ilkel yollardan bile
rahatlıkla yol alabiliyorlardı. Bunun
tam tersine Amerikan kuvvetleri ulaşım ve ikmal için kamyonlardan yararlanıyor
ve bu sebeple hem
yavaş hem de dikkat çekici bir şekilde
ilerleyebiliyorlardı. İntikal zamanının büyük çoğunluğu yolları
düzenlemekle geçmekteydi. Özelikle tank
birlikleri için sarp Kore arazisi son derece zorlu bir ortam
oluşturmaktaydı.
Amerikan Komutası tamamıyla İkinci
Dünya savaşında geliştirdiği taktikleri kullanırken Çin Ordusu
kendine özgü taktikler geliştirmişti.
Çin askerleri kurutulmuş pirinç ve soya sosundan oluşan basit
tayınlarından kendilerine 6 gün yetecek
kadar miktarını üzerlerinde taşıyorlar ve böylece arkadan
onlara yetişecek ikmal kollarına gereksinim
duymadan son derece hızlı ve duraksız hareket
edebiliyorlardı. Çin birlikleri genelde
geceleri hareket ediyor ve bir gecede son derece fazla
mesafeleri durmaksızın
geçebiliyorlardı. Gün ışıyınca bütün Çin askerleri kazdıkları tek kişilik
siperlerde hareketsiz kalıyor ve keşif
timleri dışında hepsi hareketiz ve kamufle olmuş bir
halde geceyi bekliyorlardı. Sadece Gün
ışığında uçabilen Amerikan keşif uçakları bu sebeple
Çin ordusunun yığınağını fark
edememişti. Son derece kesin emirlerle Çin askerlerinin gün
ışığında ortaya çıkması yasaklanmıştı
öyle ki Çinli subayların bu emre karşı gelen askerleri
hemen oracıkta vurmaya hakları vardı. Çinlilerin
kullandığı bu taktiği en az 150 sene önce
Napolyon kullanmıştı. Tabii Amerikalıların modern taktisyenleri bu tip “eski”
numaraları çoktan
unutmuşlardı.
Ulaştırma kamyonlarına sahip olmadığı
için yaya intikal eden ve bu sebeple son derece yavaş
Hareket edebilen Türk Tugayı Amerikan
Taarruzuna ayak uyduramadığı için 20 Kasımda Kunuride
bulunan Amerikan Dokuzuncu Kolordusunun
İhtiyat Kuvveti olarak görevlendirilmişti.
Dokuzuncu Kolordunun Kuzeye doğru
yaptığı ileri harekatın bir parçası olarak Türk Tugayı 21
Kasımda kuzeye doğru ilerlemeye
başladı. 22 Kasım 1950 de Türk birlikleri görevlendirildikleri
bölgeye varmışlar ve bölgedeki Kuzey
Kore devriyelerini etkisiz hale getirmişlerdi. Kunu-ri
bölgesi genelde çamurlu ve küçük birkaç
köyden başka yerleşim birimi olmayan son derece
önemsiz bir bölgeydi. yada o zaman öyle
gözüküyordu.
Amerikan birlikleriyle beraber ilerleyen Türklere Dokuzuncu ordunun yan
cephesini koruyan
Amerikan 2.Tümeninin sağ ve gerisini
tutma görevi verilmişti. Emri alan Türk tugayının
karargahı Amerikalılardan karşılarındaki
olası düşman kuvvetleri hakkında istihbarat talep
etti fakat cevap böyle bir istihbaratın
olmadığı yönündeydi. Kısacası Türk Tugayı bilmediği
bir arazide körlemesine hareket
edecekti. 26 Kasımda pusuda bekleyen Çin birlikleri hücuma
geçti. Amerikan ordusu önünde ilerleyen
Güney Kore birlikleri neye uğradıklarını anlamadan
bir anda bozguna uğradılar ve savunma
hatları kısa sürede darmadağın oldu.
Genel Çin Taarruzu Amerikalı
generalleri şoke etmişti. Panik içinde etrafa emirler yağdırmaya
başladılar ve bu sırada Türk Tugayına
sağ kanadı korumaları emri verildi. Amerikan Kamyonları
Türk tugayına bağlı taburları acilen
görev bölgelerine taşımaya başladı. Kamyon sayısı yetersiz
olduğu için Türk askerlerinin bir kısmı
da yaya olarak (tam olarak koşturularak) yola çıkarıldı.
Son derece büyük bir karmaşa hüküm sürmekteydi.
Emirler veriliyor,geri alınıyor sonra
değiştirilip yeniden veriliyordu
kimsenin tam olarak neyin nerede ve ne zaman yapılacağı
hakkında bir bilgisi yoktu. Türk
tugayına özellikle Unsong-Ni bölgesindeki anayolu tutması
görevi verilmişti. Fakat bölge uzaktı
ve havada giderek kararmaya başlamıştı. Türk askerleri
bölgeye ulaşıp tam olarak mevzilenmeden
bir baskına uğramaları tehlikesi çok büyüktü.
Daha da kötüsü ilerleyen Çin Ordusundan
kaçan siviller bölgeyi karmakarışık etmişti.
Kaçmaya çalışan binlerce kişinin arasına
sızacak Kuzey Kore Gerillaları Türk Tugayına
büyük kayıp verdirebilirdi.
Bu bölgeyi korumayla esas olarak
görevli Amerikan İkinci Tümeni geri çekilirken bu görevi
onlardan sayıca az Türk askerlerinin
yapması bekleniyordu. Türk komutanların en büyük
eksikliği de bölge hakkında birkaç
harita dışında hiçbir bilgi sahibi olmamalarıydı bütün
bunların üstüne arazinin dağlık yapısı
topların kullanılmasını da zorlaştırdığı için Türk
Tugayına verilen görev bir çeşit
İntihar görevi olmaya başlamıştı.
Bütün bu zorluklara rağmen General
Yazıcı kuvvetlerini bölgeye ulaştırmayı başardı ve varır
varmaz ağır düşman ateşiyle
karşılaştılar. Düşman ateşi yüksek tepelere mevzilenmiş
Çin kuvvetlerinden geliyordu. General
Yazıcı Tugayı hemen hücuma geçirdi. Tank desteği
olmayan bir kuvvetin yüksekçe bir yerde
iyice mevzilenmiş bir düşmana karşı hücuma
geçmesi büyük delilikti aslında ama
Amerikan Karargahı Türklere başka şans tanımamıştı.
Büyük kayıplar verilerek düşman
mevzilendiği tepelerden atıldı.
Türk Tugayının Amerikan kuvvetleriyle
bağlantısı kesilmişti. O sırada Amerikan keşif uçakları
Yüzlerce Çin askerinin yavaş yavaş Türk
Tugayına yaklaştığını genel karargaha rapor etti
ama bu bilgiler Türk karargahına
ulaştırılamadı. Etraflarında neyin olduğunu bilmeyen General
Yazıcı iki müfreze askeri keşif için
çıkarmıştı bu askerler bir anda kendilerini izleyen Çinlilerin
arasında kaldılar. Çin askerleri Karil
Lyong geçidinde Türk müfrezelerini sıkıştırdılar ve hepsini
imha ettiler. Amerikan ordusunun Türk Tugayına
istihbarat sağlayamaması Türk kanının
akmasına sebep oluyordu.
Çinliler Tugayımızın tuttuğu yolu ele
geçirmek için taarruz üstüne taarruz düzenliyorlardı ve
ağır kayıplar veriyorlardı. Türk Tugayı
da iyice yıpranmıştı bu süreçte. Her taraf ölü ve
yaralılarla doluydu. Türk Tugayını bu
beklenmeyen direnişi Çin genel hücumunun hızını kesmişti
ve Amerikalılar toparlanmaya
başlamışlardı. Son ana kadar direnen General Yazıcı en sonunda
Çinliler tarafından tamamen kuşatıldığını
anladı ve geri çekilme emri verdi. Bu geri çekilme çok
kolay olmayacaktı.
Türk askerleri sıfırın altında
cehennemi bir soğukta açıkta kalmış ve Amerikan karargahıyla bağlantıları
kopmuş bir haldeydi. Çin ordusu düşman askerlerinin maneviyatını bozmak için
değişik taktikler
geliştirmişti buna göre gece boyunca
Çinli askerler davullar,ziller,borazanlar kullanarak acayip sesler
çıkarmışlar ve bağırma,gülme ve fısıltı gibi sesleri de kullanarak zifiri
karanlık ve kesici soğuk içinde
bulundukları mevzilerde sıkışan Türk askerlerinin psikolojisini bozmaya çalışmışlardı.
Bu sırada son derece şanssız bir olayda
meydana geldi. Çin taarruzu sırasında Çinlilerin önünden
Kaçan müttefik Güney Kore askerleri
kaçarken yönlerini şaşırıp yanlışlıkla bizim Tugayımızın tuttuğu
mevzilerin üstüne düştüler ve onları Çinli sanan askerlerimiz durum anlaşılana
kadar yüzlerce Güney
Kore askerini öldürdü. Bu olay aslında sık sık Amerikan askerlerinin de başına
geliyordu çünkü Batılı
bir göz Koreli ve Çinlileri biri birinden ayırt edemiyor ve karanlıkta
üniformalarda seçilemiyordu. Bu
olayların üstü savaş sonrasında
sessizce kapatıldı.
Çin Ordusunun genel saldırısı bu arada
gelişmiş ve Amerikan ve müttefik kuvvetler yavaş yavaş
bozulmaya başlamışlardı. Çin birlikleri
devamlı şekilde taktik değiştiriyor ve her yönden saldırıyorlardı.
Bu arada Türk Tugayıyla iletişim
yeniden kuruldu fakat verilen yeni emirlerin çoğu anlaşılamadı.
Emirlerde Türk Tugayının güvenli bir
geri çekilme yolu sağlaması isteniyordu fakat iletişim sorunları
yüzünden emir 2 saat gecikmişti. Türk
Tugayı bu sebeple karmakarışık bir şekilde çekilmeye başladı.
Emir geç ulaştığı için çekilmek için
çok geç kalmışlardı ve Çin kuvvetleri arkalarını kesmişti. Dağınık
halde çekilmeye çalışan Türk Tugayı bir
anda ağır ateş altında kaldı. Çinliler her yönden saldırıyordu.
Saldırının esas yükünü Tugaya bağlı
3.tabur çekti. Sayıca üstün Çin kuvvetleri tugayın gerisini koruyan
taburu yavaş yavaş çevirdi ve imha
etti. Tabur komutanı Binbaşı Bilgin ve yüzlerce asker şehit oldu.
Çinliler yeni takviyeler almışlar ve bu
sefer bütün Tugayı kuşatmaya başlamışlardı. General Yazıcı
durumun vahametini anlamıştı. Buna rağmen
geri çekilmeye devam etti bu sırada Çinliler Türk
hatlarını yarmaya çalışıyorlar ve büyük
kayıplar veriyorlardı. Çinliler verdikleri kayıplara bakmadan
saatlerce saldırdılar.
Türk Tugayı bu geri çekilme sırasında o
kadar kayıp verdi ki 30 Kasım günü artık savaş değerini
kaybetmiş ve iyice güçten düşmüştü. Bu
sırada Amerikalılar yardım için sadece birkaç tank ve
birkaç kamyon gönderdiler çünkü o
sırada kendi askerlerini kurtarmaya çalışıyorlardı ve Türklerin
canı kimsenin umurunda değildi.
Bu çatışmalar sırasında Çinliler pek
çok defa tugayımızı çevirmeyi başardılarsa da imha edemediler.
Türk askerleri her defasında çemberi
yarıp çıktı. Geri çekilme sürecinde Türk tugayının bütün
ağırlıkları geride kalmıştı. Geri
çekilen Tugayın arkasındaki 400 asker Çinlilerle göğüs göğüse
çatışa çatışa bir dağın eteğine
sıkışmış ve Tugay çemberi yarana kadar direnip sonrada teslim
olmuştur.
Türk tugayının bütün zorluklara rağmen
inatla direnmesi ve Çin Taarruzunu kendi kanları pahasına
yavaşlatması Amerikan Kuvvetlerinin güvenle çekilebilmesini sağladı. Kısacası
Amerikan Komutası
kendi kuvvetlerini imhadan kurtarmak için Türk askerlerini ateşin önüne sürdü.
Bu çatışmalarda Türk tugayı resmi
rakamlara göre 741 ölü, 2068 yaralı,163 kayıp ve 244 esir vermiştir.
Savaş sonrasında yaşanılan felaketin
büyüklüğünün gizlenmesi için bu rakamların çarpıtıldığı gerçek
kayıpların ve verilen esirlerin
sayısının çok daha fazla olduğu ortaya çıktı.
Türk askerleri ile beraber savaşan
Amerikalılar Türk askerinin performansından son derece etkilenmişler
ve bu Türkiye’nin NATO’ya alınmasında
büyük faktör olmuştur.
Savaş hakkında ilginç bir anektodla
yazımı noktalamak isterim. Çatışmalar sırasında Türk karargahından
Amerikan merkez karargahına verilen
durum raporlarında Türk askerlerinin düşmana verdirdikleri kayıp
rakamları ortalamalardan çok yüksek
çıkınca Amerikalı generaller Türk komutasını yalan söylemekle
suçlamışlardı. Bunun üzerine Türk
askerleri öldürdükleri düşman askerlerinin getirebilirlerse vücutlarını
eğer getiremeyecek durumdalarsa
kulaklarını keserek karargahlarının bahçesine üst üste yığmaya
başlamış ve Türk komutası da Amerikan
Merkez komutanlığına raporlarla beraber
bunları yollamaya
başlayınca Amerikalı generaller
Türklerin dürüstlüğüne inandıklarını
fakat bu uygulamaya son vermeleri
gerektiğini acilen belirtmişlerdi.
Kore savaşındaki Türk Tugayının geçirdiği tecrübeden 3 ana ders çıkmaktadır.
1) Amerikan Komutası altında savaşa girmek felaket getirir.
2) İstihbaratı Amerikalılardan sağlamak felaket getirir.
3) Levazım ihtiyaçlarını Amerikalılardan karşılamak felaket getirir.
Irakta Amerikalıların komutası altına girecek askerlerimizin Kore’deki
babalarından çok daha şanslı
olmasını diliyorum.