Kıbrıs Tarihi
Kıbrıs adası bugünde yaşayarak
gördüğümüz gibi yüzyıllardır, savaşlar, katliamlar ve entrikalar ile
çalkalanmıştır. Kıbrıs tarihine
bakıp geleceğe yönelik fikir yürütmenin daha sağlıklı olacağını
düşündüğüm için Kıbrıs tarihini
kısaca hatırlamakta yarar var.
Kıbrıs adası, M. S. 648 yılında
Hz.Osman tarafından fetih edilmiş ve o yıllardan itibaren adada
islâmiyet var olmuştur.
Venediklilerin zorba idaresi karşısında ada halkının sürekli yardım talepleri,
II.Selim’in şehzâdeliği döneminde
Mısır’dan gönderilen hediyelere el konulması, 1563 yılında,
Mısır Hazîne defterdârının bindiği
geminin yağmalanması üzerine Kıbrıs adası 1570’de Türkler
tarafından fetih edilir.
Osmanlı ile bütünleşen ada bir daha da Türklerden koparılamaz. II.
Abdülhamid,
gelirinin Osmanlı Hazinesi’ne verilmesi şartıyla 4 Haziran 1878’de
Kıbrıs adasını
geçici olarak Ingiltere’ye terk eden antlaşmayı imzalar.
Ayrıca, 1 Temmuz 1878’de yapılan sekiz maddelik bir ek anlaşmayla
Rusya’nın Kars
ve Doğu Anadolu’yu terk etmesi durumunda Ingiltere’nin Kıbrıs’ı
tahliye edeceği de
kayıt altına alınır.
Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’na Almanya’nın yanında
katılmasıyla
Ingiltere 5 Kasım 1914 tarihinde Kıbrıs’ı tek taraflı olarak ilhâk
etti. Osmanlı Devleti
ise bu ilhâkı sadece protesto etmekle yetinmiş, Ingiliz tâbiiyetine
girmek istemeyen
8.000 kadar Türk ailesi Anadolu’ya göç etmiştir.
Tarih tekerrür ediyor , bakalım anlaşma olursa Kıbrıs’tan kaç bin kişi
Türkiye’ye
dönmeye zorlanacak !!!!!
23 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Anlaşması ile Itilaf Devletleri
tarafından resmen
tanınan Türkiye Cumhuriyeti, gelen yoğun baskılarla Kıbrıs’ın Ingiliz
mülkü olduğunu
kabul etmiştir. Lozan Anlaşması ile Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına
geçmek isteyen
Kıbrıslı Türklere iki yıllık bir süre tanınması üzerine, Ingiliz
idaresinden memnun olmayan
çok sayıda Türk anavatan Türkiye’ye göç etmiştir.
15-20 Ocak 1950 tarihinde Kıbrıs
Rum Ortodoks Kilisesi “plebisit” yapılarak Kıbrıs’ın Yunanistan’a
ilhâkını istemiş ama Ingiltere ,
bunu kabul etmemiştir.
Barışçı yollardan “Enosis”i
gerçekleştiremeyeceklerini anlayan Rumlar 1953 yılında kurdukları
“EOKA” terör örgütünü 1 Nisan
1955’te harekete geçirdiler. “Grivas’ın” komutasındaki “EOKA”
yayınladığı bildiriyle Ingilizleri ve Türkleri
düşman ilan edip onları imha edeceklerini açıkladılar.
“Enosis” uğruna birçok Ingiliz ve
Kıbrıslı Türk “EOKA”nın kurbanı oldu. Şiddet eylemleri karşısında
kendini korumak isteyen Kıbrıs
Türk Halkı 1.Ağustos1956 tarihinde “Kıbrıs Türk Mukavemet Teşkilatı”nı
(TMT) kurdu. 11şubat1959’da Zürih
Anlaşması’yla Kıbrıs Cumhuriyeti için ilk adımı atıldı.
Kıbrıs Türk ve Rum liderleri de 19
şubat 1959’da Londra Anlaşması’nı imzalayarak Kıbrıs Cumhuriyeti’nin
kurulmasını kabul ettiler. Bu
anlaşmalara istinaden hazırlanan Kıbrıs Anayasası’nın kabulüyle 15/16
Ağustos 1959 gece yarısı “Kıbrıs
Cumhuriyeti” ilan edildi. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilanıyla Yunanistan “Enosis”,
Türkiye de “Taksim” tezinden
vazgeçmiş oldu. Makarios’ un, Türkleri yok edip, Kıbrıs’ı elde etme planlarını
gerçekleştirmek üzere kurulan 20
bin kişilik EOKA, modern silahlarla donatılıp harekete hazır duruma
getirilmesi ile, Türkiye sert
tepki göstermiş, Kıbrıs Türk halkının imhâ tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu
belirtmiştir.
Garantör devletlerden biri olan Türkiye
gelişmeler üzerine,15 Temmuz 1974’te Bakanlar Kurulu kararı ile,
ülkenin menfaatleri ve güvenliği
için her türlü tedbiri almak üzere Başbakan Bülent Ecevit’e tam yetki
vermiştir. Bütün Kıbrıs’ta
sıkıyönetim ilan eden darbeciler kısa zamanda Lefkoşe ve Girne’ye hâkim
oldular.
Nikos Sampson, Kıbrıs’ta bir
“Helen Cumhuriyeti” kurulduğunu açıklıyordu. Ingilizler tarafından helikopterle
adadan kaçırılan Makarios, “Kıbrıs’ın
Yunanistan işgalinde” olduğunu açıklıyordu.
Türkiye, 1959 yılında imzalanan
Londra Anlaşması’nın (4.) maddesine istinaden 20 Temmuz 1974 günü tek
taraflı olarak Kıbrıs Barış
Harekâtı’nı başlattı. Türk askerleriyle mücâdele edemeyen Millî Muhâfız Ordusu
ve
EOKA-B, Türk yerleşim birimlerine
saldırarak büyük bir katliâma girişti. Yüzlerce Kıbrıslı Türk katledildi.
Kadınların ırzına geçildi,
çocuklar sokak ortalarında öldürüldü, köyler yakılıp yıkıldı. Türk kuvvetleri
22
Temmuz’da Girne’yi ele geçirdi. 22
Temmuz akşamı Türkiye, BM Güvenlik Konseyi’nin ateşkes kararını
kabul etti. Türk müdâhalesi sonucu
Yunanistan’daki cunta idaresi ve onun Kıbrıs’taki kuklası Nikos Sampson
hükûmeti de yıkıldı. Ateşkes
kararından sonra 25 Temmuz 1974’te Türkiye, Yunanistan ve Ingiltere dışişleri
bakanları “Birinci Cenevre Konferansı”
çalışmalarına başladı. 30 Temmuz’da sona eren konferansta Türk
tarafının istekleri doğrultusunda:
“Ada’da bir güvenlik bölgesinin kurulması, Rum ve Yunan işgalindeki Türk
bölgelerin derhal boşaltılması,
esir durumda olan asker ve sivillerin mübâdele edilmeleri veya serbest
bırakılmaları, barışın sağlanması
ile birlikte anayasaya uygun bir hükümet kurulmasının temini, Kıbrıs
Cumhuriyeti’nde Kıbrıs Türk Toplumu
ile Kıbrıs Rum Toplumu olmak üzere iki otonom idarenin mevcûdiyeti”
kabul ve ilan edildi.
Bu anlaşmaya rağmen, Rum-Yunan
kuvvetleri Türk köylerine saldırılarını sürdürdüler. Türkiye, Rum-Yunan
ikilisiyle anlaşmanın mümkün
olmadığını görerek 22 Temmuz’da başlayan fakat ateşkes sonucu
tamamlanamayan harekatın
tamamlanmasına karar verdi. 14 Ağustos’ta başlayıp 16 Ağustos’ta
sona eren üç günlük harekât neticesinde
bir taraftan Magosa’ya diğer taraftan Lefke’ye varılarak
Türk tarafının sınırları çizildi.
Kıbrıs Barış Harekâtı’nın çizdiği
sınırlar Türk tarafına devlet kurma imkânı verdi ve 13 şubat 1975 tarihinde
“Kıbrıs Türk Federe Devleti” ilan edildi.
Adalı Rumlar ve Yunanistan, yoğun kulisler sonucunda; BM’den
KTFD’ni ortadan kaldırmayı öngören
13 Mayıs 1983 tarihli kararı çıkartmaya muvaffak oldular.
Bu durum karşısında, Kıbrıs Türk
halkı, 20 Mayıs 1983 tarihinde Devlet Başkanı Rauf Denktaş’a bir muhtıra
vererek bağımsızlık ilan
edilmesini istedi. Kıbrıs Türk Federe Devleti Meclisi de 15 Kasım 1983
tarihinde
oybirliğiyle Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti’ni ilan etti.“Bağımsızlık bildirisi”Rauf Denktaş tarafından okundu
KKTC’ni, Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti resmen tanıdı..17Nisan1984 tarihinde de, büyükelçiler, karşılıklı
olarak
güven mektuplarını cumhurbaşkanlarına sundular.
Bugün ise
Kıbrıs; adanın Rumlara devrini isteyenler ile Türk devleti ve milleti yaşasın
diyenlerin mücadelesine
sahne
olmaktadır. Annan’cıların ve adanın Rum hakimiyetine geçmesini isteyenlerin
başını M.Ali Talat
çekmektedir.
CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, BDH Başkanı Mustafa Akıncı ile ÇABP Başkanı
Ali Erel
le işbirlikçi
partilerin milletvekili adayları Türkiye ve KKTC aleyhinde sürekli olarak
konuşmakta ve dış
destekli
kamuoyu oluşturmaya çalışmaktadırlar.
Kıbrıs’da
ki muhalifler; Türkiye’yi işgalci, ordusunu işgal ordusu olarak kabul etmekte
ve açıkça söylemektedirler.
“Rum
meclisine dönelim, Denktaş uzlaşmaz, Türkiye benim Anavatanım değil, biz ne
Rumuz, ne Türküz, biraz
Maronit,
biraz Latin, biraz Türk, biraz Rum, biraz Ingiliziz" "Türkiye bizi
rehin tutuyor", Türkiye ne seni, ne paranı,
ne
memurunu istemiyoruz"diyen sözde muhalifler, maalesef Türkiye’deki bazı
güçlerin ve dış bağlantılı odakların
da
desteklerini almaktadırlar.