TUSAM  ,  KIBRIS RAPORU

 

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs Sorunu’na kapsamlı bir çözüm

bulunması amacıyla hazırladığı Plan, siyasi ve ekonomik yapıda meydana gelecek değişiklikleri

sadece iki oluşturucu devlet kapsamında değil Avrupa Birliği (AB) üyeliği kapsamında da ele

alması bakımından, daha önceki çözüm girişimlerinden ayrılmaktadır.

 

Plan ile ilgili tartışmalar, özellikle siyasi alandaki düzenlemelere ilişkin olarak gündeme

gelmektedir. Bu doğrultuda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) lehine öngörülen koruma

hükümleri (derogasyonlar) bağlamında iki kesimlilik, siyasi eşitlik, toprak oranı, mülkiyet ve göç

konuları üzerindeki çekinceler ön plana çıkmaktadır.

 

Ancak, KKTC için öngörülen derogasyonların AB Hukukunun birincil kaynağı olarak bir

güvenceye kavuşturulmadığı ve geçici nitelikte olacağı düşünüldüğünde, bahsedilen hükümlerin

herhangi bir bağlayıcılık içermesi söz konusu olmayacaktır. Nitekim, her AB yurttaşı Avrupa

Birliği Adalet Divanı (ABAD)’na başvurarak bu düzenlemelerin eşitlik ilkesi çerçevesinde

geçersiz kılınmasını sağlayabilecektir.

 

Diğer taraftan, Plan’ın uygulamaya geçmesi halinde Kıbrıs Türk toplumunun içine girebileceği

kaos ortamının engellenmesi, karar alıcılar için çok büyük bir sorumluluk olacaktır. Zira,

insanların yaşamlarını sürdürme noktasındaki en insani ihtiyaçları (yerleşim, konut, geçimini

sağlama) karşılanmaksızın zor durumda bırakılması ne Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

(AİHM) ne de ABAD açısından kabul edilebilir bir durumdur ve AB Mevzuatı’nın

yeknesaklığının korunmasından daha fazla öneme haiz olduğu aşikârdır.

 

Ayrıca, siyasi konularda kapsamlı bir çözüm getiriyor gibi görünen Plan’ın, ekonomik konularda

yeterince titiz hazırlanmış bir görünüm sergilemediği ortaya çıkmaktadır. Çünkü, Plan, Ada

ekonomisi açısından, Türk Oluşturucu Devleti’ni, ilk aşamada Rum Oluşturucu Devleti’nin

ekonomisi ile, ikinci aşamada ise AB ekonomisi ile rekabet edebilecek konuma getirmeye yönelik

somut çözümler içermemektedir.

 

Annan Planı’nın, çözüme AB üyeliği perspektifi ile yaklaştığı ve AB üyeliğinin önkoşulu olan

Kopenhag Kriterleri’nin hem siyasi hem de ekonomik anlamda kapsamlı şartlar öngördüğü göz

önünde bulundurulduğunda; Plan’ın her iki alanı da aynı titizlikle düzenlemesi ve herhangi bir

eksikliğe yer vermemesi gerekmektedir. Oysa, önerilen metin sözü edilen nitelikleri taşımaktan

uzaktır.

 

Bu durumda, siyasi ve ekonomik konulardaki eksiklikleri gidermeye dönük önerileri müzakere

masasına taşımak Sayın Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve ekibine kalmıştır. Ne yazık ki, Sayın

Cumhurbaşkanı, bu yöndeki çabalarından dolayı takdir görmek yerine; kamuoyuna, çözüm

sürecinde her zaman “Annan Planı’na muhalefet eden adam” olarak sunulmuştur. Konuya

destek verme görevi ise, siyasi irade dışındaki meslek kuruluşlarına, sivil toplum örgütlerine ve

üniversitelere kalmış ve maalesef, mücadele halka gereği gibi anlatılamamıştır.

 

Gelinen süreçte yapılması gereken, 24 Nisan 2004 tarihinde, Ada’da eş zamanlı olarak

gerçekleştirilecek referanduma kadar, Annan Planı’nın Kıbrıs Türk toplumundan neler

götüreceğinin halka anlatılmasıdır. Unutulmalıdır ki, uluslararası alanda kaybedilenlerin yeniden

kazanılması hiç de kolay olmamakta, son pişmanlık fayda etmemektedir.

 

ANNAN PLANI’NA “EVET”İN 95 ZARARI

 

Planda taraflara tanınan hak ve yetkilerin, Plan’ın devamında ek olarak yer alan yasa maddeleri

içinde koruma altına alınmadığı görülmektedir.

  

İKAMETE GETİRİLEN % 18’LİK SINIRLAMA

 

1.      Annan Planı, Kıbrıs Türk kesimine göç edecek Rumların, Türk nüfusuna oranının %

18’den fazla olamayacağını düzenlemektedir. Ancak, bunun yanıltıcı bir düzenleme olduğu açıktır:

 

2.      Bu sınırlamaya getirilen iki istisna dikkat çekici ve tehlikeli boyuttadır:

Karpaz bölgesindeki Dip Karpaz, Yeni Erenköy, Sipahi ve Adaçay köylerine eski Rum

sakinleri hiçbir sınırlamaya ve kısıtlamaya tabi olmaksızın geri dönebileceklerdir.

74’ten sonra güneye göçmüş ve bugün yaşı 65’i geçmiş olan Rumlar, 5 yıllık sınırlama ile

bağlı olmaksızın, kuzey kesimindeki eski topraklarına geçebilecektir. Böylece, 65 yaşını

geçmiş bulunanlar ve onlara refakat edecek aile üyeleri, Türklerin aralarına yerleşecektir.

 

3.      Türk yönetiminin aksi yöndeki talebine rağmen 65 yaşın üstündekiler ve eskiden Karpaz

köylerinde yaşamış olanların dönüşleri, 6 yıllık yerleşim sınırlamasına uymaları halinde,

% 18’lik orana tabi tutulmamıştır.

 

4.      Yukarıda sayılan, %18’lik sınırlamanın dışında tutulan geriye dönüşler bir tarafa, %

18’lik oran AB hukukuna karşı koruma altına alınmadığı için, AB’ye girişten hemen

sonra Avrupa Birliği Adalet Divanı’nda açılacak davalar yoluyla, bu sınırlama kolayca

delinebilecek, % 18’lik orana tâbi Rumlar da Türk tarafına kolayca yerleşebilecektir.

 

5.      Bunun ötesinde, dava yoluna hiç gidilmese bile, 19 senenin sonunda halkın % 28’i Rum

olacak ve bu nüfusun seçme ve seçilme hakkı bulunacaktır.

 

6.      Annan Planı’nda boşaltılmasına karar verilen köylerde halen 58.000 Kıbrıs Türkü

yaşamaktadır ve  Ada Türklerinin 48.900’ü kendisine yeni bir yaşam kurmak zorunda

kalacaktır.

 

 MÜLKİYET 

 

7.      Annan Planı’na göre Rumlar, 1974’te bıraktıkları mülklerinin en çok 1/3’ünü geri

alabilmektedir. Kalan 2/3’lük bölüm üzerindeki mülkiyet ihtilafı ise takas yada tazminat yolu ile çözüme kavuşturulmaktadır. Takas ve tazminatın, 10 milyar dolarlık bir bütçe gerektirdiği ifade edilmektedir. Plana göre bu maliyet ABD, AB ve uluslararası finans kuruluşlarınca karşılanacaktır. Yani ortada oluşturulmuş bir fon bulunmamakta sadece muhtemel “finansörler”den bahsedilmektedir.

 

8.      Bu finansörlerin 10 milyar dolarlık bütçeyi neyin karşılığında sağlayacağı

bilinmemektedir. Kıbrıs’ta açılacak üslerin mi, Ada halkının uzun vadeli borçlandırılmasının mı söz konusu olduğu bilinmemektedir.

 

9.      10 yeni üye ülkeye dahi gereken mali desteği vermeyen, mali yükümlülüklerini yerine

getirmeyen AB’nin Kıbrıs’ı birleştirmenin maliyetini üstlenme konusunda samimi ve içten olmasını beklemek mümkün değildir.

 

10.  Mülklerinin 2/3’ü için bono almayı kabul eden Rumlar, bu bonolar karşılığında

KKTC’nin dilediği yerinden mülk almaya hak kazanmaktadırlar. Yani, Plan’da Rumların

eski mülklerinin sadece 1/3’ünü alacağının düzenlendiğini söyleyenler ya büyük bir  yanılgı ya da bilinçli bir saptırma içindedirler.

 

11.  Rumlar gelince, yıllardır yaşadıkları evlerini boşaltacak olanların durumunun ne olacağı

belirsizlik arz etmektedir. Plan’a göre, yer değiştirmek zorunda kalacak Türkler için Ağustos 2004’e kadar konut tesis edilecektir. Yer değiştirmek zorunda kalacak 48.900 Türk için 3-4 ay içinde kimin, nerede, nasıl ve hangi parayla bu konutları inşa edeceği belli değildir. Bu kadar kısa bir sürede bütçenin sağlanması, projenin oluşturulması, konutların planlamasının yapılması ve kurulması mümkün görülmemektedir!

 

12.  Plan’da 50, 75 ve 100 m2’lik evlerden bahsedilmektedir. Acaba Türkler için düşünülen

prefabrik evler midir? Bu kadar kısa sürede gerçek evlerin yapılması mümkün müdür?

 

13.  Mevcut düzende çiftçilik yapan, narenciye yetiştiren yani tarımla uğraşanların, terk

etmek zorunda kalacakları evlerin yerine kendilerine tahsis edilen konutlara geçtikleri

varsayılsa bile, bu insanların geçimlerini nasıl sağlayacakları konusu Plan’da

düzenlenmemiştir.

 

14.  Türklerin, yıllarca emek verdikleri bahçelerini, tarlalarını, arsalarını ellerinden alıp

Rumlara veren Annan Planı, bunların karşılığının ne olduğunu düzenlememekte, bu insanlar için yeni geçim kaynağı tahsis etmemektedir.

 

15.  Rumların geri aldıkları ve Türklere kiralayacakları mülkleri değerlendirme biçimi nasıl

olacaktır? Rumlar, evleri, şu anda içinde oturan Türklere kiralarlarsa içinde oturmakta olanlar açısından bir sorun kalmayacakmış gibi görünmektedir. Ancak, iki kesim arasındaki refah düzeyi dikkate alındığında, istenen kira bedeli gelir düzeyinin çok üstünde olursa ne olacaktır? Diğer taraftan, Rumlar, evlerini Türk veya yabancı fark etmeksizin başkalarına kiralamak isterlerse ne olacaktır? 30 yıldır içinde oturup kendini o evin sahibi gibi gören Türklerin nereye gidecekleri, evlerini ne zaman boşaltacakları ve o anda çıkacak kaosun nasıl çözüleceği, başka bir deyişle en insani konular, ne yazık ki Plan’da muamma olarak bırakılmıştır.

 

16.  Plan, mülkiyet açısından, oturulan malın satın alınması üzerine kurulmuştur, malların

değerlerinin hesaplanması kuralına göre; Türklerin güneyde terk ettikleri mallar ne kadar

değerli olursa olsun kuzeyde edindikleri malları almaları mümkün olmayacaktır. Evinin

güneyde eşdeğeri olmayanlar ise zaten oturdukları evleri satın almak dışında çareleri

olmadığı için açıkta kalacaklardır.

 

17.  Terk edilmek zorunda bırakılan mülkler haricinde, en geç 2019’dan itibaren, ama istisna

hükümleri güvence altına alınmadığı için belki çok daha kısa bir süre sonra, her Rum ve AB vatandaşı kuzeyden ev satın almaya başlayabilecektir.

  

TÜRKLERE BIRAKILAN TOPRAKLAR

 

 Türklere bırakılan alan tüm adanın sadece % 6.5’idir.

 Annan Planı’na göre topraklarımız 3.241.68 km2’den, 2.559.12 km2’ye düşecektir.

18.  Annan Planı’na göre topraklarımızın 682.56 km2’si Rumlara terk edilecektir.

 

19.  4. ve 5. Annan Planı’nın benimsenmesi durumunda, 1050 km2 toprak Rumların eline

geçecek, Kıbrıs Türk oluşturucu devletçiğinin alanında 815 km2 azalma olacak, geriye kalan alan yeşil hat olacaktır.

 

20.  Topraksız devlet ve vatan olur mu? Plan’da, Türk kesiminin elinde kalacak olan toprak

oranı, Ada’nın tamamının % 28.6’sı olarak görünmektedir. Ancak, bu gerçek durumu

yansıtmamaktadır.

 

·        Sınır bölgesi olup da Rumlara kalan bölge                          % 2.64

·        Rumlara verilen bölge                                                        % 2.92

·        KKTC’de bulunan Kilise malları                                       % 1

·        Orman, dağ, meralar, tepe, gölet, tapusuz dere alanları       % 11

+---------------------

·        Türklerin elinde gözüken ama Türklere ait olmayan toprakların oranı   % 17.56           

·        Türklerin elinde kalan toprak sadece tüm Ada’nın                              % 11.04’ü

·        Bunun zaten % 5’i Türklerin tapulu malıdır. Bu durumda Plan ile Türklere bırakılmış

alan % 6.5 olmaktadır. Türklerin tarımsal amaçlı kullanabileceği toprak sadece % 6.5’tir. 

 

21.    Kıbrıs’ta işlenmeye uygun olmayan toprak                                         706.20 km2

·        Göç edecek Rumlara verilecek toprak                                       230.00 km2

·        KKTC’de yaşayan Rumların toprağı                              8.30 km2

·        KKTC’deki Maronitlerin toprağı                                               32.10 km2

·        KKTC’deki Kilise ve Manastırlara ait toprak                             23.17 km2

·        Gazi Magosa Kalesi güneyinde Rumlara bırakılacak toprak        2.08 km2

·        Lefkoşe’de Rumlara verilecek toprak                                         0.53 km2

                                                                                                    +---------------------

            Türklerin elinde görünen ama Türklere ait olmayan topraklar:         1,002.38  km2

 

Bu durumda Türklerin elinde kalan toprak sadece 1556.74 km2’dir ve bunun yarısı zaten tapulu maldır. 

 

22.  Ada’da 3 milyon 302 bin dönüm Rumların, 1 milyon 15 bin dönüm de Türklerin arazisi

bulunmaktadır: Türklerin arazisinin 600 bini güneyde, 400 bini kuzeydedir. Bu plan ile

Türkler, topraklarının % 6.5’ini kaybetmektedirler. Türkler, Rumların malında kiracı

olmaya mahkum edilmektedirler.

 

EKONOMİK YAPI

 

23.  Güneyde 400 bin dönüm, kuzeyde ise 70 bin dönüm sulu arazi bulunmaktadır. Kıbrıs

Türkünün topraklarındaki 70 bin dönüm sulu arazinin 55 bin dönümü Güzelyurt’tadır;

GÜZELYURT’un verilmesi ile Türkler tarımlarının % 67.5’lik bölümünü

kaybetmektedir. 

 

24.  Kıbrıs Türklerinden, su kaynaklarının % 75.6’sını terk etmeleri istenmektedir.

 

25.  Kofi Annan, evlerinden ayrılırken bahçelerindeki olgunlaşmış narenciyelerini toplamaları

için Türklere izin vermiştir.  

 

26.  Planı kabul etmekle,

Türkler, Hububat üretimlerinin              % 70’ini    

Sebze üretimlerinin                               % 50’sini

Narenciye üretimlerinin                        % 67’sini

Patates üretimlerinin                             % 75’ini  kaybetmektedirler. 

 

27.  Tarım sektöründeki toplam kayıp 127 Milyon dolar civarında olacaktır. 

 

28.  KKTC ihracatının % 55’i tarım ürünlerinden oluşmaktadır. Bunun % 90’ını ise narenciye

oluşturmaktadır. Narenciye ve patates üretimi, toplam ihracat payı içerisinde % 25 gibi

bir orana tekabül etmektedir ki, bu tutar 12 milyon dolar civarındadır.  

 

29.  Plan’ın uygulamaya geçmesi ile 1350 işyeri kapanacaktır. 

 

30.  Çalışan nüfusun % 15’i işsiz kalacaktır. 

 

31.  Mali sektör, inşaat, sağlık, eğitim, ulaştırma sektörleri ve diğer sektörlerde faaliyet

gösteren 553 işyeri Rumlara bırakılacaktır. Türk kesiminin, 18.3 milyon dolar milli gelir kaybı olacaktır. 

 

32.  Planın uygulanması ile 442 ticarethane, 188 otel ve lokanta Rumlara terk edilecektir.

Burada 43 milyon dolar milli gelir kaybı ortaya çıkacaktır. 

 

33.  İmalat sektöründe 160 işyeri Rumlara terk edilecektir. Türk kesiminin 12 milyon dolar

milli gelir kaybı olacaktır. 

 

34.  İstenilen tüm toprağın verilmesi durumunda KKTC’nin gayri safi milli hasılasının

(GSMH) % 22’si, yani 200.3 milyon dolarlık kısmı kaybedilmektedir. Ayrıca, 40 milyon

dolar civarında bir bütçe gelir kaybı yaşanacaktır. 

 

35.  KKTC’nin, sınırları içinde yer alan 6 üniversitede okuyan yaklaşık 25 bin Türk

öğrencinin sağladığı, öğrenci başına yıllık 8 bin dolarlık gelirden vazgeçmesi

gerekecektir. Plan’ın kabul edilmesi halinde Türk öğrencilerin Kıbrıs’a girişi Schengen

vizesine tabi olacaktır. Bu da, KKTC ekonomisinde yıllık 200 milyon dolarlık bir kayıp

anlamına gelmektedir.  

 

36.  Toplam milli gelir kaybı 450 milyon dolar civarındadır. Bu da halen 752 milyon

dolar seviyesinde olan KKTC GSMH’sinin yaklaşık yüzde 60’ının kaybı anlamına

gelmektedir.  

 

37.  Akdeniz’in en görkemli turizm beldesi olan MARAŞ, Rum yönetimine bırakılmaktadır.  

 

38.  Plan’da, GKRY’nin şimdiye kadar almış olduğu tüm dış borçların "Ortak Devlet"

tarafından ödenmesi öngörülmektedir. GKRY’nin borç almış olduğu uluslararası finans

kuruluşları bunun aksini kabul etmemektedirler. Bu durumda, GKRY’nin halen 12 milyar

dolar civarında olan borçlarının, nüfus oranları dikkate alındığında, yaklaşık 3 milyar

dolarını ekonomik olarak daha dezavantajlı durumda olan Kıbrıs Türklerinin vergileriyle

ödenmesi söz konusu olacaktır.

 

39.  Türkiye Cumhuriyeti tarafından KKTC’ye aktarılan 250 milyon dolarlık yardım

kesileceğine göre bu açığın KKTC’yi anlaşmaya zorlayanlar tarafından kapatılması

gerekmektedir. AB’nin çözümü müteakip Kuzey Kıbrıs için vadettiği yıllık 50-60 milyon

euro (yaklaşık 60-70 milyon dolar) tutarındaki yardım, Plan’ın uygulanması nedeniyle

meydana gelebilecek ekonomik sorunlara çare olamayacaktır. Plan’ın KKTC

ekonomisinde yaratacağı yük giderilemeyecektir.

 

40.  AB, muhtemel bir anlaşmada ekonomik olarak daha fazla katkıya ihtiyaç duyan Türk

tarafına ayrı katkı sözünden vazgeçmiştir. Kıbrıs'ı tek bir bölge olarak kabul etmektedir.

Bu, Kuzey'deki idareye ekonomisini kalkındırma için doğrudan bir yardım yapılmayacağı

anlamına gelmektedir. Yardım merkeze yapılacak ve merkez çoğunluk kararıyla Türk

kesimi ile oynamaya, onları oyalamaya başlayacaktır. AB'nin bu yaklaşımı aynı zamanda,

iki halka, iki ayrı ekonomiye, iki kesimli bir ortaklığa dayalı bir ülkeyi tek bir ülke halinde

görme temayülünü gösteren Rumların elde ettikleri siyasi bir kazançtır.

  

DEROGASYONLAR

 

41.  Türkler lehine hükümler Rumlar tarafından Avrupa Birliği Adalet Divanı’nda açılacak

davalarla ortadan kaldırılabilecektir. Hukuken bu hakları mevcuttur, aynı şekilde

mahkemenin de bu istisna hükümlerini iptal etme yetkisi hatta görevi bulunmaktadır.

Çünkü Türklerin haklarını koruyan bu hükümler AB’nin temel kurallarına aykırı

düzenlemelerdir. Yarın geçerli olmayacak maddeleri oylamanın bir anlamı

bulunmamaktadır.

 

42.  Annan, 31 Mart 2004 tarihli mektubunda Plan’ın özetini vermiştir.  Mektubun 4.

sayfasında Verheugen’in kendisine derogasyonlar konusunda verdiği söz aktarılmaktadır:

“Komisyon, AB hukuk sistemi çerçevesinde hukuki belirginliği ve güvenliği sağlamayı ve

birincil hukukun uyumu sonucunu verecek şekilde nihai çözümü oluşturmayı taahhüt

ediyor.”

 

Bu ifadeden bir anlam çıkmamaktadır, çünkü neyin belirginliğinin ve güvenliğinin

sağlandığı açıkça ifade edilmemiştir. Bu cümlede istisnaların AB birincil hukuku

yapılacağına yada geçici de olsa korunacağına dair bir söylem yer almamaktadır. Oysa,

Plan’ı öneren ve destekleyenlerin niyetlerinin halisane olması, "koruyucu istisnaların" AB öncelikli hukuku haline getirilmesini ve kalıcı kılınmasını gerektirmektedir. 

 

43.  AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen, Avrupa

Parlamentosu’nda, Kıbrıs müzakerelerinin son durumu hakkında görüşlerini açıklarken;

BM'nin son planında öngörülen istisnaların (derogasyonlar) kalıcı olmamasını, AB

Komisyonu’nun başarısı olarak değerlendirmiştir.  

 

44.  Bu durumda, Verheugen’in müzakere sürecindeki Kıbrıs ve İsviçre ziyaretleri de bir

anlam kazanmış olmaktadır. Amacın, Kıbrıs Sorunu’nun çözüme, Kıbrıs halkının refaha

kavuşturulması için gerekli teknik desteğin sağlanması değil; AB Mevzuatı’nın

yeknesaklığının bozulmasının engellenmesi olduğu ortaya çıkmıştır. Böylece, AB’nin

Kıbrıs Sorunu’na bakış açısı, bir kez daha gözler önüne serilmiş olmaktadır. Ülkelerin

dostu değil, çıkarının bulunduğu gerçeği asla göz ardı edilmemelidir.

 

45.  Plan’a göre, Türk tarafı, 15 yıllık bir süreci geçmemek üzere gayri safi yurtiçi hasılası

Rum tarafının yüzde 85'ine ulaşana dek mülk alınmasını engelleyebilecektir. Komisyon

ise, beş yılda bir hazırlayacağı raporlarda bu kısıtlamaların tamamen ya da kısmen

kalkmasını talep edebilecektir. AB’nin bu koruma hükümlerini koruyacağına inanmak,

oldukça saf bir yaklaşımı yansıtacaktır. Hatta AB Komisyonu’nun, beş yıl geçmesini  bile

beklemeden kısıtlamaları geçersiz hale getirme girişiminde bulunması gündeme

gelebilecektir.

 

TÜRK ASKERLERİNİN DURUMU

 

46.  Adadaki Türk askerleri kademeli olarak azaltılacaktır. Ayrıca, üç yılda bir Türk

askerinin Ada’daki varlığının devamına gerek olup olmadığına dair toplantı yapılıp,

karar alınacaktır. Türk askerinin, Türkiye’nin garantörlüğünün, Ada’nın

Rumlaştırılmasına ve “ENOSİS”in gerçekleştirilmesine engel olduğunu her fırsatta

tekrarlayan Rumların mümkün olan en kısa sürede “Türk askeri varlığına gerek

kalmamıştır” kararını çıkarma çabası içinde olacağı apaçık ortadadır.

 

47.  Bu durumda Zürih Antlaşması ile kazanılmış olan Garantörlük hak ve yetkisi,

      Türkiye’nin elinden alınmak istenmektedir.

 

48.  Yeni plana göre, Lefkoşe-Gazimagosa anayolunun güneyi BM kontrolüne verilecek

ve bu bölgeye Türk askeri geçemeyecektir. BM Barış Gücü askerlerine devredilecek

bölgelerdeki Türk askerleri, Ada’dan ayrılıncaya kadar, silahlarıyla birlikte en az

1000 metre geri çekilecektir.

 

49.  Ada’da kalması mümkün olan askerin, üç gün önceden ecnebi komutanlardan izin

almaksızın kışlasından dışarıya çıkması mümkün olmayacaktır.

 

50.  Türk askeri, yabancı askerlerin teftişine tabi olacak ve yabancı komutanların

emirlerine göre hareket etmek zorunda kalacaktır.

 

51.  BM Barış Gücü denetimine girecek bölgelerde, BM yetkilileri yerel yönetimlere ve

polise emir vermenin yanı sıra Kıbrıslı Türklerin bu bölgelere girişini yasaklama

yetkisine sahip olacaktır.

52.  Yabancı askerler diledikleri zaman diledikleri Türk’ü tutuklama yetkisine sahip

olacaklardır.

53.  Ada’da görev yapacak BM Barış Gücü’nün masraflarının Ortak Devlet tarafından

karşılanması planlanmaktadır. Böylece, bir yandan BM Barış Gücü askerlerinin

KKTC topraklarına yerleşmesinin zemini sağlamlaştırılmakta, bir yandan da  bu

işgalin masrafları Kıbrıs Türklerinin omuzlarına yüklenmektedir.

 

54.  Türk askerini Ada’dan çıkaran BM, Ada’daki mevcut BM “Barış Gücü” askerinin

      sayısının iki katına çıkarılması hazırlıkları yapmaktadır.

 

55.  BM Barış Gücü askerleri, yıllarca Bosna-Hersek’te daha dün Kosova’da Ortodoks

Sırplar’ın Müslüman Arnavut ve Bosnalılara saldırmasını engelleyememişlerdir.

 

56.  Geçmişte yaşanan acı tecrübe dikkate alındığında, Ada Türklerinin canının,

malının, namusunun ve güvenliğinin BM Barış Gücü’ne emanet edilmesi pek akılcı

bir çözüm gibi görünmemektedir.

 

GELECEĞİN GETİRECEKLERİ

 

57.  Bu kadar büyük gelir ve nüfus farklılıklarının olduğu bir yapıda, orta ve uzun

vadede Kıbrıs'ın demografik, sosyal, siyasal yapısı Türkler aleyhine bozulacak ve

sonuçta asimile olmuş bir Türk toplumu önümüzdeki yıllarda Kıbrıslı Rumların ve

AB’nin kontrolü altına girecektir.

 

58.  Bugün Irak ve Kıbrıs’ta yaşananlar, Batı devletlerinde Irak ve Kıbrıs’ın geleceği ile ilgili

hazırlanmış olan senaryo ve planların başlangıç noktasıdır. Irak’ta zaten bir arada

yaşamakta olan vatandaşlar etnik temelli olarak üçe bölünmektedir. Irak üçe bölünürken,

Türkmen nüfus Kürt bölgesinde bırakılmakta ve Türkmenlerin Kürt kimliği içerisinde

eritilmesine çalışılmaktadır. Kıbrıs için de planlanan, Türklerin Rum kimliği içerisinde

eritilmesidir.

 

59.  Afganistan’da, Filistin’de, Bosna’da, Irak’ta yardım bekleyen milyonlarca insana yardım

elini uzatmak için bir şey yapmayan Batılıların, Kıbrıs’a yardım için ve burada

yerlerinden yurtlarından kovulacak insanların ihtiyaçlarını karşılamak için “Yardım

Yapacağız” sözleri gerçekçi değildir.

 

60.  İngiltere, bütünlüklü bir toprak düzenlemesi çerçevesinde toprağının yarısını Adalılara

bırakmaktadır. İade edilen kısmın % 90’ı GKRY’ye, % 10’u ise KKTC’ye verilmektedir.

Annan Planı’nı destekleyen İngiltere, gerçekten Ada’daki iki toplumun huzur, refah ve

mutluluğunu düşünüyorsa, neden üslerinin bulunduğu toprakların tamamını Ortak

Devlet’e bırakmamaktadır?

 

İKİ KESİMLİLİKTE SINIRLARIN DURUMU

 

61.  Kıbrıs Türkleri sınırların düzleştirilmesi talebinde bulunmuş, aksi halde can

güvenliklerinin kalmayacağını vurgulamışlardır. Bu Plan’da Kıbrıs Türkleri, küçük

ceplere sıkıştırılmaktadır. Öyle ki, bir Kıbrıs Türk köyünden yükselecek “İMDAT” sesini

en yakındaki Türk kardeşleri duyamayacaktır. Çünkü, Türk köylerinin, yerleşim

birimlerinin arasına Rumlar yerleşmiş olacaktır.

 

62.  KKTC’nin sınırlarında bilinçli bir oynama olduğu anlaşılmaktadır. Türkler, ölü ya da diri

olarak, Ada’dan atılmak istenmektedir.

  

TARİHTEN GELEN TECRÜBE

 

63.  Yakın geçmişte bir Türk adası olan Girit’te, masa başında yapılan anlaşmalarla

referandum kararı alınmış ve Girit Yunan adası haline getirilmiştir. Şimdi orada Türk

bulunmamaktadır. Girit, Türksüzleştirilmiştir. Kıbrıs da Girit’le aynı akıbete doğru

sürüklenmeye çalışılmaktadır.  

 

64.  1700’lerde bir Türk denizi olan Ege bugün bir Yunan denizine dönüşmüştür. 1800’lerin

başında, bugünkü Bulgaristan’da Türk nüfus Bulgar nüfusundan fazla iken, bugün

Türkler asimile olmuş ve nüfus oranları % 15-20 civarına gerilemiştir.

 

65.  Üzerinde uzlaşma sağlanmış gibi bir hava yaratılmaya çalışılan Plan, ne Rum tarafının ne

de Türk tarafının taleplerine uygun olarak düzenlenmiştir. Taraflarca üzerinde

tartışılmasının bile kabul edilmediği maddeler Annan’ın zoraki arabuluculuğu ile

çözülmüş gibi gösterilmektedir. Diplomasi tarihinde böylesi bir zorlamanın ve

uluslararası baskının başka bir örneği bulunmamaktadır.

 

66.  Planda 45.000 Türkiye kökenli Türk’ün Ada’da kalmasına izin verilmiştir. Bu da Lozan

sonrası İngiltere’nin sekiz bin kişiyi Ada’dan çıkartmasına benzer şekilde, Kıbrıs’ta halen

ikamet etmekte olan Türklerin yarısının Ada’dan çıkartılacağı anlamına gelmektedir.  

 

67.  1974 Barış Harekatı’nın sonucunda Ada’ya Türkiye’den gidip zaman içerisinde yerleşmiş

olan Türk vatandaşlarının Türkiye’ye geri dönmelerinin sağlanması için bir mali yardım

öngörülmüştür. 4 kişilik bir aileye 10 bin Euro kadar para yardımında bulunulacağı

söylenmektedir. Böylelikle, Türkiye’ye dönüşlerin özendirilmesi ve Türk vatandaşlarının

sayısının azaltılması amaçlanmaktadır.

 

68.  İki kesimliliği kabul ettiği ve Ada’daki Türkleri kolladığı söylenen Plan’da, neden

Türklerin rahatsızlık yarattığı imajı verildiği ve neden Ada’dan çıkartılmak istendiği

anlaşılamamaktadır.

 

69.  Annan  Planı üzerinde anlaşma olsa da olmasa da, Kıbrıs Türküne verilen hakların zaman

içinde eritilebileceğini bilen Rumlar; sözde, gelişmelerden umduklarını bulamamış 

görüntüsü vermeye çalışmaktadırlar. Aslında kazanımlarından memnunlar ve biliyorlar ki

bu gelişmeler sonucunda Ada’da Türk egemenliği sona erecektir!...

 

EGEMENLİK

 

Annan Planı’nın Rum kesiminin yıllarca çeşitli devletlerle imzaladığı birçok anlaşma konusunda

ne dediği, Kıbrıs’ın kıta sahanlığı, hava sahanlığı konusunda ne içerdiği bilinmektedir.

 

70.  İki ortak yerine çoğunluk idaresini empoze etmeye çalışan Rumlar, KKTC'nin Türkiye ile

yaptığı anlaşmaları reddetmekte ve kıyıları, havaalanlarını ve benzeri konuları ortak devlete devretmek istemektedirler.  

 

71.  Annan Planı kabul edilirse, Güney Kıbrıs Rum Kesimi Parlamentosu’nun  kabul ettiği

‘Türkler Rumlara Soykırım Uygulamıştır’ yasası da kabul edilmiş olacaktır. Bu durumda,

ya Rumların, işgalci Yunan güçlerinin Anadolu’dan çıkarılmasını “soykırım günü” olarak

kutlamaları seyredilecek ya da Türk düşmanlığının göstergesi olan  bu özel günleri

onlarla birlikte anılacaktır. Her yıl Eylül ayının 14’ünde şehitlerimizin, kemikleri

sızlamayacak mıdır?

 

 SİYASİ EŞİTLİK

 

72.  Annan Planı’nın, 1960 Anayasası’ndan daha iyi olduğunu söylemek mümkün değildir.

Plan’da yer alan yasa maddeleri incelendiğinde Ortak Devlet’te yönetimin Rumların

elinde olacağı anlaşılmaktadır. 60 Anayasasında var olan “veto yetkisi”ne Plan’da bilinçli

olarak yer verilmemiştir. Veto yetkisinin işleyebilmesi, ancak Senato ve Başkanlık

Konseyi’ndeki Türk üyelerin her zaman uyum içinde hareket etmeleri halinde

mümkündür. Uyumun bozulması, siyasi eşitliğin Rumlar lehine bozulmasına neden

olacaktır! Bugün hayati bir meselede “evet”çiler ve “hayır”cılar ayrışması varsa, yarın

elbette ki Türk üyelerin uyumu bozulacaktır. Plan’la amaçlanan da tam olarak budur.  

 

73.  Plan’da, Senato’nun 24-24 şeklinde Türk ve Rum eşitliğine dayalı bir şekilde

yapılandırılmasının yanı sıra dikkatlerden saklanan Temsilciler Meclisi’nde 36 Rum, 12

Türke yer verilmesi dengesizliği bulunduğu gerçeğidir. Arka planda bırakılan

dengesizlikler, sözde sağlanmış olan siyasi eşitliğin Rumlar lehine bozulduğunu

göstermektedir.

 

74.  Dışişleri ve savunma, ticaret ve ekonomi, ulaştırma ve telekomünikasyon bakanlıklarının

Türk tarafına ait olduğu büyük bir başarı örneği olarak sergilenirken, diğerleri bir tarafa

içişleri bakanlığının ve adalet bakanlığının Rumlara bırakıldığı açıkça dile

getirilmemektedir. Devletin iç işleyişinde en önemli iki bakanlık olan içişleri ve adalet

bakanlıklarının Rum tarafına bırakılmış olması asıl yönetenin Rumlar olduğunu açığa

çıkarmaktadır.

 

 BİRLEŞMİŞ MİLLETLER’İN KONUMU

 

75.  Geçmişte, 1960 Anayasası’nı kabullenemeyen Rumlar, Ada’daki tek asli unsur olma

isteklerini engelleyen Anayasa’nın 13 maddesini değiştirmek istemişlerdir. Talepleri,

Türk varlığını ortadan kaldırdığı için kabul görmeyince, Rumlar, Türkleri katletmeye

başlamışlardır. Rumların yarım bıraktığı iş önümüzdeki Annan Planı’nda

tamamlanmaktadır. Arabulucu misyonunu yüklendiğine göre tarafsız olması gereken BM

Genel Sekreteri, Ada’nın Rumlaştırılması hedefine mi hizmet etmektedir?

 

76.  Yine uluslararası müzakereler sonucunda kabul edilmiş bir hukuki metin olan 1960

      Anayasası’nın değiştirilmek istenen 13 maddesi Annan Planı’nda Rumların 60’tan kalma

arzusuna uygun bir şekilde düzenlenmektedir. Rumları en çok huzursuz eden maddelerin

Annan versiyonu şöyledir:

 

·        Cumhurbaşkanı ve yardımcısının veto hakkı kaldırılsın.

·        (Amaç, Temsilciler Meclisi’nde Rum çoğunluğun isteğine uygun olarak düzenlenmiş karar ve kanunların engellenmemesidir.)

·        *Annan’ın Planı - Veto Yetkisi yoktur.

·        Adalet mekanizması tek elde birleştirilsin

·        (AY.m159’a karşı)

·        Annan’ın Planı - Adalet Bakanlığı Rumlara verilmiştir.

·        Polis ve jandarma teşkilatı birleştirilsin.

·        (AY. m.131’e karşı)

·        Annan’ın Planı - İçişleri Bakanlığı Rumlara verilmiştir.

 

77.  Bu Plan gerçekten BM Genel Sekreteri’nin mi kaleminden çıkmıştır; yoksa, İngiltere,

Yunanistan ve Kıbrıslı Rumların sarf ettikleri “Bütün federal yasalar Kıbrıs Rum

tarafınca hazırlandı.” ifadesi doğru mudur?

 

 AB ÇÖZÜMÜN NERESİNDEDİR?

 

78.  Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile uzlaşma

sağlanmaksızın, “Kıbrıs Cumhuriyeti” adına Birliğe aday kabul edilmesi; adayların, tam

üyelik öncesinde komşularıyla olan sınır anlaşmazlıklarını çözmelerini isteyen AB’nin,

kendi kendisiyle çeliştiğini göstermektedir. 

 

79.  Ada’da kırk yıldır fiilen ve hukuken sürmekte olan sınır anlaşmazlığı AB tarafından,

kendi kararlarına aykırı olarak göz ardı edilmektedir.  Neden tam üyelik yönünde, hem de

Ada’nın tümü adına tam üyelik yönünde, söz konusu sınır anlaşmazlıklarının herhangi bir

engel olarak kabul edilmediği anlaşılamamaktadır ve bu kabul edilemez bir durumdur.  

 

80.  AB de, GKRY’nin tam üyeliğinin hiçbir meşruiyet temeli olmadığının bilincindedir. İşte

bu meşruiyet sorununu ortadan kaldırabilmesi için, 1 Mayıs 2004 tarihi öncesinde Ada’da

bir çözüme varılabilmesi doğrultusunda yoğun çaba harcanmaktadır.  

 

81.  Halen yürürlükte olan uluslararası anlaşmalara aykırı olarak AB’ye kabul edilmiş Rum

tarafının başvurusunu, Türkleri kullanarak legal hale getirmeye çalışmaktadırlar.

Rumların AB’ye tek taraflı olarak alınması dolaylı "Enosis" anlamına gelmektedir. AB ve

Yunanistan’ın bu oyununa alet olmalı mıyız?  

 

82.  Taraflara sunulan Annan Planları’nın tarihlerine bakıldığında, AB takvimi ile ne kadar

ilgili olduğu ortaya çıkmaktadır. Bunları bir tesadüf olarak değerlendirmek mümkün

müdür?

1. Annan Planı: 11 Kasım 2002  ,  Kopenhag Zirvesi: 12-13 Aralık 2002 

 

2. Annan Planı: 26 Şubat 2003  , 

Müzakere süresi: 28 Şubat 2003  , 

Katılım Antlaşmaları: 16 Nisan 2003 

 

3. Annan Planı: 27 Mart 2004 , 

Müstakbel üyelerin fiilen üye haline gelmesi:1 Mayıs 2004 

 

        4. Annan Planı: 31 Mart 2004

                        Ada’nın iki tarafında eş zamanlı referandum: 24 Nisan 2004

                        AB’nin genişlemesi: 1 Mayıs 2004

 

83.  AB yetkilileri, derogasyonların kalıcı olmasına gerek olmadığını, çünkü geçici

istisnaların, zaten Türkiye esas alınarak öngörüldüğünü belirtmektedirler. Bu istisnalar,

gerçekten Türkiye’nin AB üyeliği dikkate alınarak belirlenmiş olsaydı, AB’nin,

istisnaların geçerliliğini 15 yıl ile sınırlamak yerine, Türkiye’nin AB üyeliğine kadar

geçerli olacaklarını öngörmesi gerekmez miydi? Böylece, AB, Türkiye’ye gerçek bir iyi

niyet mesajı da vermiş olacaktı.

  

ANLAŞMANIN ÇÖZÜM GETİRMESİ BEKLENEBİLİR Mİ? 

 

84.  Bu Plan’da Türk tarafının taleplerinin karşılanmadığı ortadadır. Ekonomik güvenlik,

siyasi eşitlik, iki kesimlilik sağlanamamıştır. En önemlisi Kıbrıs Türklerinin can

güvenliği sağlanamamıştır.  

 

85.  Bu plan aynı zamanda Rum tarafı açısından da kabul edilemez hükümler içermektedir.

1960 döneminde de taraflar anlaşmaya zorlanarak ve üzerlerinde uluslararası baskı

kurularak, anlaşmalar özellikle Rum tarafına zorla imzalatılmıştır.  

 

86.  Bugün de hem AB’nin hem ABD’nin hem de yine dışarıdan yönlendirilen BM ve

Yunanistan’ın zorlaması ile Rum yönetimi Annan’ın Planı’nı referanduma götürmek

zorunda kalmıştır. Ada’ya tamamen sahip olmak isteyen Rumlar, bütün kazançlarına

rağmen tatmin edilememiştir. Tarih bir döngüyse, 3 yıl sonra katliamların tekrar

başlayacağını söylemek bir kehanet değildir.  

 

·        Ama bu sefer Türkiye yine bir Barış Harekatı düzenleyebilecek midir? Hayır, dünya konjonktürü bu sefer izin vermeyecektir.

 

·        Ada’ya yerleşmiş durumda olan BM, diğer tüm örneklerde olduğu gibi NATO’yu göreve çağıracaktır. KKTC toprakları, ABD tarafından NATO aracılığıyla işgal edilecektir.

 

·        Bosna-Hersek’te, Kosova’da, Irak’ta, Afganistan’da olduğu gibi katliamın çağdaş bir biçimi, bu sefer, KKTC’de yaşanacaktır.

 

 REFERANDUMDA “HAYIR”IN ANLAMI

 

87.  Annan 1999’da ilk planını oluşturduğunda da o planın kabul edilmesi gerektiğini

söyleyenler bulunmaktaydı.. Kurtuluş için son şans olduğunu söyleyenler olmuştu.

Plan’ın beşinci versiyonu incelendiğinde ilk haline göre çok daha anlamlı olduğu

anlaşılmaktadır. O gün kabul edilmiş olunsaydı bugün bazı düzeltmeler yapılmış

olmayacaktı. Şimdi kabul edilmezse, yarın daha da iyileştirilmiş bir planın hazırlanacağı

düşünülebilecektir.  

 

88.  Daha önce de defalarca çeşitli tarihler için “son şans” denmiştir. Anlaşılıyor ki, hiçbir

zaman bu süreç ve son şanslar bitmeyecektir. 

 

89.  Şimdiden 24 Nisan’da iki taraftan da “evet” çıkmaması halinde altı ay sonra tekrar

referandum yapılacağı söylenmeye başlanmıştır. Bu durumda “hayır”, “yeni bir

referandum” anlamına gelmektedir.  

 

90.  Altı ay sonra yapılacak referandumla da iş bitmeyecektir. O zaman da “hayır” çıkarsa,

uluslararası ve uluslar üstü kuruluşlar bu yöntemi uygulayabildikleri ölçüde referandum

yapmaya devam edeceklerdir. Bir süre sonra da yeni bir plan hazırlanıp, tarafların onayı

istenecektir. 

 

91.  Annan Planları incelendiğinde, Türk kesimi açısından, her birinin bir öncekinden daha

kabul edilebilir olduğu görülmektedir. Bu anlamda, hazırlanacak yeni bir planın

şimdikinden daha iyi olacağını söylemek mümkündür.

 

92.  Annan, Planı’nın 5. versiyonunda Kıbrıs Türkleri için azınlık demekten vazgeçmiştir ve

Türkler Ada’daki iki halktan biri olarak kabul edilmişlerdir. Annan, BM’yi, BM dünya

devletlerinin büyük bir çoğunluğunu temsil etmektedir. Bugün dünyada, Türklerin

Ada’daki vazgeçilmez varlığı kabul edilmiş durumdadır, yarın ayrı bir devlet olarak

bağımsızlıklarının tanınması mümkün olacaktır. 

 

93.  Tarihe bakıldığında, Yunanistan’ın savaşarak toprak kazanmadığı, hep anlaşmalarla ve

büyük devletler tarafından kollanarak toprak sahibi olduğu görülecektir. Yunanistan,

Kıbrıs’ta da katliamlarla yapamadığını, yine büyük devletlerin desteğiyle yapmaya

çalışmaktadır. Türkler ise, tarihte savaşarak kazandıkları hakları masa başındaki

diplomatik oyunlarda kaybetmişlerdir. Kanla korudukları topraklar sinsice, üçkağıtla

ellerinden alınmıştır. Bu oyunun Kıbrıs’ta tekrarlanmasına izin verilmemeli, insanlık

onurunun ayaklar altına alınmasına seyirci kalınmamalıdır.

Hosted by www.Geocities.ws

1