Bor Madeni ve
Karteller
Münir arkadaşımızın çok yerinde bir düşünceyle açtığı Bor madenleri konusuna bir katkıda
ben yapayım.
Dünya bor madeni rezervlerinin % 66'ına sahip olan Türkiye , dünya bor
ürünleri
ticaretinden ton olarak ancak %19 pay , değer olarak sadece % 9 pay
alabiliyor.
Uluslararası ticarette herhangi bir malın pazarlamasını ve dağıtım kanallarını siz kontrol
edemiyorsanız veya bunu mamul madde haline getirecek sanayiiniz ve teknolojiniz yoksa
bu mala sahip Dünya’da tek ülke’de olsanız bir şey farketmez.
Bor’da , altın, gümüş , elmas gibi kıymetli madenlerde olduğu gibi dünya pazarlarına sadece
birkaç aracı firma ile satılabilir. Bu firmalar bütün dünya pazarını kontrol ettikleri için bunlarla
çalışmaktan başka çareniz yoktur. Fiyatları bunlar tespit eder ve sizde kabul edersiniz !!! Bu
firmaların sahipleride aynı insanlardır. Acı ama gerçek budur.
Geçenlerde dünyanın en büyük 16 firmasının CEO’ları Türkiyedeydi. Bunların arasında Rio
Tinto diye adını sokaktaki insanın hiç duymadığı bir Firma’da vardı. Başka bir bilinmeyende
bu Firmanın birkaç kardeş firma ile beraber Dünya bor ticaretini elinde tutmasıydı.
http://www.borax.com , http://www.riotinto.com
Rio Tinto, 1873 yılında Jardine Matheson firması tarafından kurulmuştur. Jardine Matheson
1800’lü yılların başından itibaren Türkiye’den Çin’e “afyon” ticareti yapan bir firmadır. Şirkette
en büyük hisse Rothschild ailesine aittir ve İngiliz kraliyet ailesinin de hissesi bulunmaktadır.
Ayrıca tanınmış birçok bankanın da Rio Tinto’da hisseleri vardır. Bizimle olan iş ilişkileri taa
Osmanlıya kadar uzanır. Hatta Osmanlı ilk dış borcunu Rio
Tinto’nun ortaklarından almıştır !!!
· Rio Tinto, bu gün dünyanın en büyük maden firması olup, tek başına dünya maden üretiminde
% 12.5’lik ( 27 milyar USD ciro ile ) pay ile
birinci sıradadır.
·
İkinci sırada % 11’lik pay ile yine İngiltere
merkezli Anglo American Corp. (AAC) vardır,
·
üçüncü sırada % 8’lik pay ile yine İngiltere
merkezli Billiton / BHP gelmektedir.
Tüm Türkiye’nin maden üretiminin dünya üretiminde % 0.9’luk bir paya sahip olduğu dikkate alınırsa
firmaların büyüklükleri anlaşılır.
Yukarıda sayılan üç firma ve diğer kardeş firmalarıyla birlikte İngiltere dünya madenlerinin yaklaşık
% 50’sini tek başına kontrol etmektedir. Bu durum altın, gümüş, elmas gibi kıymetli madenlerde
% 100’e yaklaşmaktadır.
Türkiye’de altın, gümüş, trona, bakır, çinko, nikel, plutonyum v.s. maden aramaları yapan ve yatırım
için MAI, MIGA, Endüstriyel Bölgeler Yasa Tasarısı gibi düzenlemelerin yapılmasını bekleyen
firmaların tamamı sonuçta İngiltere’de yerleşik bu
firmaların kontrolündedir.
Gözcü Gazetesi’nin 11.08.2001 tarihli nüshasında “Dehşet Verici Rapor” başlığı ile yayınlanan yazı
dizisinin üçüncüsünde Rio Tinto hakkında; “Rio Tinto Mining Exploration adı bir zamanlar Trabzon
Limanı’nın özelleştirilmesinde de geçer. Turgut Özal Hükümeti zamanında bir iş adamımız %50’si
Avustralyalı, %25’i Amerikalı ortaklarına, %25’i kendisine ait bir şirket kurar ve Özal Hükümeti’nden
Trabzon Limanı’nın işletim hakkını ister.
Bu iş adamımız limandan hem maden ihracatı yapacak hem de Trabzon Limanı’nı Ermenistan’ın ithalat –
ihracat kapısı haline getirecekti. Ermeniler de soykırım iddialarından bir şekilde vazgeçeceklerdi. Hükümetten
onay alan bu iş adamımıza önce İstanbul basınından birkaç milliyetçi yazar tarafından, ardından Trabzon
halkından büyük tepki gelir. Bu proje bir şekilde rafa
kaldırılır.
Bor madenlerinin devletleştirildiği 1978 yılından önce Türkiye’deki bor madenlerinin % 80’ine Türk Borax
adlı firması ile hakim olan Rio Tinto, Anatolia Mineral Development Ltd isimli firması ile bu günlerde
ülkemizde altın, gümüş, bakır, çinko v.s. araması yapmaktadır. Bu firmaya Cominco’da ortaktır.
Zengin altın rezervleri buldukları belirtilmektedir.
Rio Tinto’nun kendi açıkladığı bilgilere göre elinde en fazla 20 yıllık bor rezervi kalmıştır. Boron’daki
yataklarda açık ocak işletmeciliği yapma imkanı kalmadığı, cevherin toprakla karıştığı, kapalı ocaklardan
yapılacak üretiminde oldukça pahalı olduğu bilinmektedir. Rio Tinto, Arjantin’deki bor yataklarından
üretimi durdurmuştur. ABD ise üretime en fazla 10 yıl daha müsaade eder ve kalan bor rezervini stratejik
rezerv ilan ederek üretimi durdurur. “Yirmi Katırlı Takım” ile başlayan macera da yirmi satırlı ferman ile sona erer.
Bu durumda Rio Tinto/US Borax’ın önünde iki çözüm bulunmaktadır. Ya yeni bir bor rezervine sahip
olacak ya da bor madenine alternatif bulacaktır. Yeni bir bor rezervine sahip olabilmesinin en kestirme
ve etkili yolu Türk bor madenlerine
sahip olmaktır ya da pazarlamasını tamamen kontrol altına almaktır.
Bunun için de;
· Öncelikle bor madenlerinin özelleştirilmesi sağlanmaya çalışılmış, bu hususta öyle hızlı davranılmıştır
ki, ilgili Bakan’ın dahi haberi olmadan, 2840 sayılı kanun yürürlükte iken Eti Holding, Özelleştirme
İdaresine devredilmiştir. Ancak, hükümet daha sonra durumun farkına vararak ve kamuoyunun yoğun
tepkisini
dikkate alarak özelleştirmeye devir kararını iptal etmiştir. Bundan sonra
ise,
· 2840 sayılı kanun ile Eti Holding’in tasarrufuna bırakılan bor sahalarının ruhsatları çeşitli gerekçelerle
iptal edilerek bir müddet sonra Rio Tinto’nun eline/kontrolüne geçecek şekilde üçüncü kişi veya
kuruluşlara aktarılmaya çalışılacaktır. Rio Tinto’nun doğrudan veya dolaylı olarak üzerinde olan ruhsat
sahalarındaki madenlerin yıllardır niçin işletmeye açılmadığı, işletmeye açılmamasına rağmen niçin ruhsatların
iptal edilmediği
sorgulanmamaktadır.
· Rio Tinto ile aynı sermaye grubuna dahil olup, Eti Holding’den bu güne kadar hiç bor almamış ya da çok
az bor ürünü almış diğer şirketlerin ihtiyaçlarının çok üzerinde taleplerle gelmesi sürpriz olmayacaktır. Yüksek
miktarda ve uzun süreli bağlantılarla ürün talep eden yeni aracılar ortaya çıkacaktır. Böylece USBorax/Rio
Tinto’nun
üretimden çekilmesi ile doğacak boşluk kendi çıkarlarına uygun olarak
doldurulacaktır.
· Türk borlarını ele geçirme operasyonunda Rio Tinto’ya en ucuza mal olacak yöntem, Eti Holding veya
Eti Bor A.Ş.nin halka açılmasını sağlamaktır. Bunun için de mevcut ekonomik kriz gerekçe gösterilecektir.
Bu şirketlerin halka açılması sağlandığında gerisi kolay. Nasıl olsa gerekli (!) tecrübelere sahip olan Rio Tinto,
% 10’luk hisse ile şirketin tamamının nasıl kontrol edileceğini çok iyi bilmektedir. Hatta, kendisi hiç ortada
gözükmeden de Türk borlarını ele geçirebilir. Bu durum ileride tröst suçlaması ile karşılaşmaması bakımından
gereklidir de.
Her şeye rağmen Türk borları ile ilgili olarak bu güne kadar yapılan en iyi tasarruf devletleştirme olmuştur.
Devletleştirme öncesinde durum oldukça vahimdi, ülkenin elde ettiği gelir bugün elde edilen 230 milyon doların
çok çok altındaydı ve Türk bor madenleri de Borax
Consalidated Limited kanalıyla Rio Tinto’nun kontrolündeydi.
Devletleştirme ile en azından üretim millileştirilmiştir. Bunun olumlu sonuçlarını görmek için Kırka, Bandırma, Emet
ve Bigadiç’i görmek yeterlidir. Dünyanın en büyük rezervlerine sahip olduğumuz Pomza ve Perlit madenlerinin içinde
bulunduğu acıklı durum dikkate alındığında borlardaki devletleştirmenin önemi kendiliğinden ortaya çıkar. Büyük
oranda yabancı firmaların kontrolüne geçen perlit
sahalarından 17 dolara perlit ihraç edilmektedir.
Yaa arkadaşlar görüyorsunuz durumlar böyle !!! Eti Holding’in özelleştirilmesi (!) tahmin ediyorum yakında
gündeme gelecektir. Dikkatle izleyelim!
Özellikle Türkiye’nin boğazına kadar borca battığı bu
dönemde yapılabilecekler ancak bu kadardır.
Kaynak : Galip Türkmen