Biz bu silahsız savaşı kaybediyormuyuz

 

Verhaugen Almanya’da yayınlanan Das Parlament’e verdiği demecte özet olarak şunları demiş :

 

1)      Kıbrıs’ın verilmesi halinde bile bunun, AB’ye üyelik için yeterli olmayacağını 
 
2)      Kıbrıs’ın verilmesinden sonra,  “İndirim yapılmayan siyasi koşulların” sağlanması  durumunda 
 
3)      AB’ye alınacaksa  bunun sadece  AB’nin çıkarları ve Avrupa demokrasileriyle İslâm dünyası 
 
4)      arasında güvenlik açısından tampon olacağı  için alınacağını söylüyor.. Yani Tampon” olacakmışız..

 

Buna paralel olarak Fransa Dışişleri Bakanı Michel Barnier, Türkiye'nin AB üyeliğine, ''bugünkü koşullar 
altında'' karşı olduklarını söylemiş. 
 
Barnier, parlamentoda, Türkiye'nin AB üyeliğine şiddetle karşı çıkan milletvekili Philippe de Villiers'nin 
sorusunu yanıtlarken, Türkiye'nin AB'ye girmek için gerekli koşulları yerine getirmediğini öne sürdü. 
Fransa Dışişleri Bakanı, ''Türkiye koşullara uymuyor, her ne kadar bunu yapmaya hazırlanıyorsa da'' 
diye konuştu.
 
Aylardan beri Kıbrıs’ı vermenin AB’ye giriş bileti olacağını savunanların herhalde nutku tutulmuştur. 
Adamlar daha nasıl desin. Bir kere daha söylüyorlar , sizi bu halinizle istemiyoruz , sizden alacaklarımızı 
alıp sonra hayır cevabı vereceğiz. 
 
Niye anlamamazlıktan geliyoruz ki ??? Adamlar istemiyoooor.
 
Hayatının yarısından fazlası Avrupada geçen ve bu adamların ciğerini bilen biri olarak bende bunun 
böyle olduğunu çok iyi biliyorum. Türkiye ancak birkaç parçaya bölünürse belki 1 parçası AB’ye 
girebilir, o da tamamen teslim alındıktan sonra. ( bkz. Yugoslavya ) Bizim medya ve ilgililer bizi 
kandırmaktan ne zaman vazgeçecekler.

 

Bu arada dün Denktaş’ın çıktığı Ceviz Kabuğu programında  telefon santralleri kilitlenmiş , kimse

telefonla Star’a ulaşamamış , halkımız bütün beyin yıkamalara rağmen hala bilinçli.

 
Aşağıda Hilmi Yılmaz’ın yazdığı nefis bir yazı var , dokunmadan ekliyorum.
 

----------------------------------------------------------------------

 

Siyasi bilimciler derler ki; “diploması silahsız savaştır, savaş silahlı diplomasidir.” Bundan dolayı,

çağımızın askeri, askerlik kadar diplomasi ve ekonomiyi bilmelidir.

 

Ekonomiyi de diyoruz, çünkü savaş Sosyolojisi adlı kitabın yazarı Doç.Dr.Mikdat Çakır, bu

konu ile ilgili şunları söylemektedir: “Ekonomik durgunluk veya çöküşlerin ulusal bağımsızlığın

en büyük tehditi olduğu unutulmamalıdır. Yeni beşinci kol faaliyetlerinin uygulama alanlarının

daha zor ticari ilişkilerle kamufle edildiği unutulmamalıdır. Hiç silah kullanılmadan bir ülkenin

sanayii, tarımı, turizmi, eğitimi ele geçirilebilir.” Türkiye, son yıllarda bunları yaşamadı mı,

yaşamıyor mu?

Ne yazık ki, Türkiye, ekonomik savaştan daha tehlikeli ve daha öldürücü olan psikolojik savaşta

yenilmek üzere. Bu yenilginin sonucudur ki, Kıbrıs gibi en haklı ve en güçlü olduğumuz davamızı

kaybetmek üzereyiz.

Maalesef, “Türkler savaşta kazanır, masa başında kaybeder” sözü bir kede daha tecelli ediyor.

Tabiri caizse, silahsız bir savaşta tekrar yeniliyoruz.

Bu duruma nasıl, hangi yol ve yöntemle geldik, ona bakmak gerekir.

 

Bilindiği gibi, diplomasi literatüründe kamu diplomasisi diye yeni bir kavram yer aldı. Kamu

diplomasisinde hedef, düşman ilan edilen ülkenin halkıdır, halkın psikolojisidir. Kamu diplomasisinin

safhaları vardır.

 

Birinci safha, halkın dini ve milli değerlere karşı duyarsızlaştırılmasıdır. Türkiye’de bu, en dindar

en millici bilinen kişiler vasıtasıyla en kapsamlı bir şekilde uygulandı.

Hatırlayacaksınız, hiç ummadığımız kişilerden şu sözleri duyar olduk. “Vatan nedir, bir avuç toprak

değil mi? Paran varsa dünyanın en güzel yerinden ev ve yer almıyor musun? Öyleyse vatan

paradır. Bayrak da ne? Bir bez parçası. İnsan onun için ölür mü?”. İşte bu ve buna benzer

propagandalarla halkımızın bir kısmı duyarsızlaştırıldı.

 

Bundan sonra ikinci safha, bıktırma safhası başlatıldı.

 

“Yahu kardeşim, bu ülkede yaşanmaz. Türk vatandaşlığından çıkmak gerekir. Bizden adam olmaz.

Biz bu işleri yapamayız” gibi sözler ulu orta söylendi. Öyle ki, halkı uyarması gerekenler bile bu rüzgara

kapıldı.

 

Bunu yıldırma safhası takip etti. Yıldırma safhasının propaganda sözleri şunlardı: “Boş ver arkadaş,

biz herşeyi zaten kaybettik. Adamlar bak neler neler yapıyor, sen onlara ulaşabilir misin? Biz borçlu

bir ülkeyiz, onların dediğini yapmak zorundayız. Milli nutuklar karın doyurmuyor. İnsanlar aç geziyor”.

Bu safhadan sonra geriye teslimiyet bayrağını çekmek kalıyor.

Üzülerek ifade edelim ki, bu kamu diplomasısı, bir başka deyişle bu psikolojik savaş, Türkiye’de

başarı ile uygulandı. Halkımızın bir kısmı ve özellikle idarecilerimiz tavırdır, yani “ver kurtul” tavrı.

Zavallılar zannediyorlar ki, Kıbrıs’ı verince kurtulacağız. Tam aksine verirsek değil, vermezsek

kurtulacağız.

 

Evet, silahlı savaşı kazandık, onbinlerce şehit vererek Kıbrıs’ı aldık. Soydaşlarımızın can, mal ve namus

emniyetini sağladık. Ama ne hazin tecellidir ki, silahsız savaşta yeniliyoruz.

 

Bir düğüm, bir kale olan Kıbrıs davasını kaybedersek, bunun ardı arkası keilmeyecektir.

 

Bugüne kadar Kıbrıs’taki silahsız savşata yenilmeyen diplomatlarımız şöyle diyorlardı: “Kıbrıs davası,

sadece Kıbrıs’ın değil, Türikye’nin ve hatta bütün Türk dünyasının varlık yokluk davasıdır”. Bu dava

erlerinden, meydanda yalnız KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş kaldı.

 

Kendisine bu haklı ve soylu direnişte başarılar diliyoruz.

 
--------------------------------------------------------------
 
 
Hosted by www.Geocities.ws

1