Heran Psikolojik Savaş bombardımanına tutulduğumuz
, kafamızın karıştırıldığı ve neyin doğru neyin
yanlış olduğunu herzaman algılayamadığımız bu
günlerde , konuyu inceleyen ve çok doğru analizler
getiren Prof. Oktay Sinanoğlu’nun yazısını ekte
bulabilirsiniz.
Çok düşündürücü bir yazı.
Bir
Savaş Nasıl Kaybedilir , Ulusun Ulus Olmaktan Çıkarılması
Yazan: Prof. Dr. Oktay
Sinanoğlu
Evet, savaşın (daha doğrusu
işgalin) cephede değil, pek çok yıl öncesinden sinsi sinsi nasıl başladığını,
dost postundaki düşmanı, vatanına
göz dikilmiş hedef ülkenin ayarlanmış sahte aydın ve her daldaki
üst kademelerinin nasıl kucaklayıp
kendi ülkelerini kundakladığını, geçen yazımızda gözden geçirmeğe
başlamıştık. İktisâdî, mâlî
çökertmeyi ele aldık. Şimdi daha da tehlikelisi, ulusun ulus olmaktan
çıkarılmasına yol açacak derin
ruhbilimsel savaş ameliyeleri ile (işlemleriyle) devam ediyoruz:
1.
Bir ulusun maddî
gücünün olması elbette mânevî gücünün varlığına bağlı.Ulusun fertlerini bir
arada tutup
ortak
ulusal (millî) hedeflere yönelten de mânevî unsurlar. Gizli düşman bunları
yıllarca incelemiş, gerçek
güç
kaynaklarını tespit etmiştir. Onların aşındırılması, sonra yok edilmesi için
adım adım sessizce ve sabırla
çalışacak.
En etkili yöntem olarak ta istediklerini hedef ülkenin kendi fertlerine
yaptıracak.
Ulusu
ulus yapan, binlerce yıldan gelişe gelişe süregelmiş ulusal kültür. Ulusa
mensubiyet hissi ise ulusal
kültürle yetişmiş, onunla yoğrulmuş olmaya
bağlı. Bu mensubiyet hissi kuvvetli olanlar, özellikle düşman
ortada
göründüğünde vatanın korunması, ulusun bekası için her şeylerini, hattâ
canlarını bile fedâ edebilirler.
Ancak,
iş o raddeye gelmeden, vatanseverlerin, adım adım ülke ve ulusun dibinin nasıl
oyulduğunu, halkı
bir
arada tutan harcın nasıl eritildiğini fark etmeleri, ve bu sessiz istilâya
karşı bir araya gelerek düşmanın
her
sinsi adımına karşı halkı uyarmaları, karşı durmaları, aynı cinsten sessiz, ama
etkili adımlarla mücadele
vermeleri
gerekmektedir.
2.
Kültür unsurları
nesilden nesile eğitimle aktarılır: Ailede, köyde, sonra okulda, evrenkentte,
ve gün-be-gün
basın-yayınla,
toplu sohbetlerde, ve konuşmacılarla; ayrıca filimlerle, hattâ musikî ile. O
halde düşman
önemli
gördüğü kültür unsurlarını eritmek için aile, köy, okul, evrenkent düzenlerine
el atıp onları sinsice
bozacak
ve yabancılaştıracak, basın-yayını ele geçirecek, yerli filimciliği ve musikîyi
yok edecek, yerine
kendininkinin
bozuğu ile halkı topa tutacaktır.
3.
Ülkeye millî kimliğini
veren, tapusunu o ulusun yapan, ulusun tarihinden gelen kent, kasaba, köy, dağ,
ova,
nehir adlarıdır. Düşman gezim (turizm) gibi bahanelerle zâten geçim kaynağı
kalmamış halkı uyutarak
yer
adlarını yabancı isimlerle değiştirecek, ama tabii bunu da, kilit noktalara
yerleştirdiği ayarlı, “beşinci
kol”
cemiyet üyelerine yaptırtacaktır (son perdede ise bilinci kalmamış safdillere).
4.
Atalarının ülkeye
mührünü basmış mirâsı yer adları olduğu gibi, bıraktığı târihî âbideler
olduğuna göre,
üşman
bunları ihmal ettirecek, yıkıma terk ettirecek. Her ülkede insanın var
olduğundan beri birikegelmiş
binlerce
yıllık katmanlar bulmak mümkün. On dokuzuncu yüzyılda başlayarak düşman ve
bazen onun
körüklediği göze görünür sömürgeciler,
kazıbilimi (arkeolojiyi) bir ülkenin istilâsına dünya kamuoyunu
hazırlamak
için kullandılar. Katmanlardan işlerine gelenleri ön plana çıkarıp ulusun öz
köküyle ilgili
olanları
örtbas ettiler (Örn. Bkz. Kâzım Mirşan’ın buluşları, ve onları sâdeleştirip
özetleyen Halûk
Tarcan’ın
kitabı, (“Ön-Türk Târihi”, Kaynak Yayınları, İstanbul 1997). Bunda da hedef
ülkenin
evrenkentlerine,
ve “Kültür” ve Gezim Bakanlıklarına önemli görev verildi. Pek çok ülkede
bu etkinlik
gerçekleştirildiyse
de, en yoğunları ve sonuç alıcıları her Orta-Doğu ülkesinde ve Kuzey Afrika’da
oldu.
5.
Ataların mânevî mirası
ise özellikle edebiyat: Halk edebiyatı, okumuşların edebiyatı, felsefî
edebiyat.
Düşman
bunları eğitim düzenine soktuğu çoğu görünmez “danışman”larıyla, imzaları basan
ayarlı yetkililerce
eğitim
düzeninden önce tedricen, sonra toptan kaldırır, unutturur; ayarlı ve
şişirilmiş yazarlarını ünlü kılarak
köklü
ulusal edebiyatı gözden düşürür. Son fasılda, gençler zâten kendi dillerinde
(okusalar bile) yazılmış
olanları
anlayamayacak, düşmanın vâcip gördüğü sulandırılmış bir yabancı dile bağımlı
olacaklar, gittikçe
düşünme
ve hissetme yeteneklerini yitireceklerdir.
6.
Ulusun mayası,
toplumun harcı, a) din, b) dil, ve c) özünün tarihi
bilincini, (o sırayla), düşman hedef alır.
a)
“Küresel
kıraliyetçi”nin birinci hedefi dünya çapında kollayıcı bir idârî düzene sahip
ve milyarlarca insanı
b)
kapsayan
dinlerdir. Çünkü böyle dinler, tek ülkenin dışında, bir çok ülkeyi içine
alan bir direnme duvarı
oluşturur, o ülkeler arasında dayanışmayı sağlar, düşmanın
ince oyunlarına karşı halk kitlelerini mânen
koruyabilirler.
Düşmanın
bu duvarları yıpratması, sonra yıkması gerekmektedir. O dinden olanların
arasına nifak sokulur,
sahte
mezhepler kurulur; bu mezheplere ilkel tavırlar takındırılıp aşırı işler
yaptırılarak o dinin bütünü önce
dünya
kamuoyunda, sonra ülkelerin kendi içlerinde gözden düşürülür; merkezî mânevî
teşkilâta bağlılık yok
edilir;
aynı dinden olan, eskiden birbirini kardeş gibi gören uluslarda ırkçılık,
sahte (kültür, gönül, fikir
esasına
dayanmayan) ve sözde milliyetçilik (millîlik yerine) teşvik edilir. Bu suretle,
dindaşlar birbirine
düşürüldüğü
gibi, gerçek ulusal duygular, ulusal bağımsızlık, ulusal kültür kavramları da
gözden düşürülür.
Hedef
ülkenin önce sahte aydınları, sonra daha geniş kitleler millî menfaatlere,
istiklâle bigâne kalırlar.
Eski ve
tarihî dindaşları milletlerin başına gelenler ise onları artık ne üzer, ne
ilgilendirir; sırada kendilerinin
olduğunu
bile düşünemez, ibret alamaz olurlar.
Hedef
ülkelerde geniş dindar kitleler saptırılıp, dinlerinin özünde böyle bir şey
olmadığı hâlde, kendi uluslarının
lâfının
bile edilmesine, ulusal dilden, kültürden, tarihten bahsedilmesine düşman
kılınırlar. Öbür yanda, ayrı bir
kavim
gibi davranmaya başlamış sahte aydın sınıfı, analarının, babalarının,
dedelerinin (hakkında artık bir şey
bilmedikleri)
dinine düşman kesilmişlerdir.
7.
İşte bu hazır ortama
yabancı misyonerler çıkagelir; önce usul usul, yabancı dil öğretmeni pozunda,
sonra
açıktan
ve akın akın. Gelen misyonerler genellikle düşmanın istihbarat dairelerinden
desteklidirler. Çoğu, çok
öncelerden
düşmanın diğer yabancı ülkelerde kurdurduğu, oranın dini içinden çıkarılmış
sapkın, sahte mezheplere
aittir.
“Küresel kıraliyetçiler”in, dünya köleleri için türettiği sahte din ve onun
insancıllıktan uzaklaştırılmış,
hurafelere
boğulmuş sahte mezhepleri.
Hedef ülkenin kültür, gezim, ve
eğitim bakanlıkları, içindeki “cemiyet üyeleri” vâsıtasıyla yabancı misyoner
faaliyetlerine pervâsız izin
verdiği gibi, onların âdetâ ortağı gibi çalışır olurlar; yabancı sahte dini
metheden
kitapçıklar basar, dağıtırlar;
ülkenin dinî, târihî eserleri, anıtları yerine, yabancı dine aitmiş gibi
yıkıntılar
“keşfeder”, milletin
parasıyla bunları onarır, yabancı tapınaklar inşa ettirir, âyine açarlar.
“Yurdu tanıtıyoruz;
gezmen (turist) gelecek” yutturmacasıyla, içerde ve dışarıda,
ülkenin “dinî, târihî mirâsı” , “kutsal
zenginlikleri” diye o ulusun dinî,
târihî mirâsını değil, düşmanın istediği tarzda sahte yabancı dinin ve târihin,
ülkenin kimliği olduğu intibâını
uyandırırlar. Ülkenin kamu ulaştırma kuruluşlarının başındakiler de buna
katılır.
Yabancı ülkelerdeki, o ulusun
dıştaki fertlerinden oluşan topluluklara dahî bu propaganda uygulanır.
Ülkenin kimliği değiştirilmekte,
istilâcıya karşı direncini koruyacak bağışıklık (muafiyet) dizgesi yok
edilmektedir.
Derken, b) dil, ve c)
özünün târihi bilincine taarruz gelir. Dinden, onunla iç içe girmiş (her dinde
olduğu gibi)
o din öncesi ulusal kültür, ulusal
yaşam tarzı ve yaşam felsefesi unsurlarının sahte din âlimlerince
ayıklanmasından sonra halk çapında
zemin, ulusal dil ve tarihin yok edilmesine hazırdır. Bunların yok
edilmesi, o dil yerine düşmanın
uygun gördüğü sulandırılmış yabancı dille eğitimin önce yabancı okullarda,
sonra devletin, nihayet özel,
hattâ sözde dinî vakıfların okullarında başlatılıp yurdun her köşesine
yayılmasıyla
olur. Öldürücü darbe ise yabancı
dille eğitimin anaokullarına kadar indirilmesi, artık öğretmenlerin de yabancı
olmasıyla gelir. [ (b) ve bir
miktar (c)’nin geniş işlenmesi için Bkz. O. Sinanoğlu, “Bye-Bye Türkçe”,
“Hedef Türkiye”, ve “Büyük
Uyanış” kitapları, Otopsi Yayınevi, İstanbul (2000-2003)].
Küresel kıraliyetçilerin gizli
kuyrukları kilit kademelerde görevlerini yapmışlardır. Ama bu kuyruklar
da
sonunda düşman tarafından
ülkelerinin topraklarından sürülecekler, çoluk çocukları da soykırımdan
kurtulamayacaktır.
İşte böyle. Yukarıda toplu hâlde
özetlediklerimiz, iki Amerika kıtası, Avrupa, Asya, ve Afrika’nın pek
çok ülkesinde uygulanmıştır. Bu
gün de çok yerde devam ediyor. Son perdeler oynanıyor. Bizim
ülkemizin, ulusumuzun, bu savaşın,
daha doğrusu istilânın neresinde olduğuna okuyucu kendi karar
versin. “Peki bu vahim durumda
nasıl ve ne yapmalıyız?”ı da herkes düşünsün. Sonra bulduğumuz
çareleri karşılaştıralım.
**********
İnsanlık düşmanı dünya
hâkimiyetçilerine karşı çıkacak, insanlığın kurtulmasına yol gösterecek
bir ülkeden;
02 Nisan 2003.