|
Al Yağmurlarını Çekil
Başımdan... Bir eylüldü ama saçlarımı ıslatan şöhretli bir yağmur değildi. İçimden acıyı almak için başımda bekleyen bulut, yağmuru mısralarıma bahane olsun diye salmıştı. Gökten yağan ordular misali düştüler toprağıma, ama bilmediler ki ben zaten ıslanmıştım, her bir damlası bin yağmur tanesine denk olan gözyaşlarıyla.
Gözyaşından ordularım vardı. Güllerden yapılmış miğferler takarlardı. Şafakları sağar gecelerde mısralarıma ağarlardı. Onlar sade benim yüreğimde ağlar sadece benim yüreğime yağarlardı. Hiçbir hava tahmin raporu kayda değer bulmadı bu yağmuru bulutların getirdikleri kadar. Ama ben anlardım ki yakında gelecek yüreğimi yakacak ve yüreğime yağacak. Hiçbir bulut taşımadı böylesini, çünkü hiçbir gök yanmadı benim gibi.
Gelinliğini yırtan bir gelin gibi, bir ömür hayalini kurduğu yarine kavuşmamak pahasına düğün günü kaçmayı yeğlemiştir yüreğim. Aşkın hasretlik asaletini, kavuşmanın silik kayboluşuna tercih etmiştir.Tarih kavuşanları anmamıştır yaşlı dudaklarında ama hasreti boyunlarında madalya gibi taşıyan kahramanların hikayelerini ağzına sakız etmiştir. Bir kahraman çıkarda belki Romayı yakar, bir Ferhat daha bulur muyum diye yanıp durmaktadır tarihin eskimiş sayfaları. Şimdi eylül, şimdi yağmur git başımdan, ne kahraman olmak niyetim nede tarihin o eskimiş sayfalarında bir satır istiyorum. Şimdi yağmurlarını al ve çekil kapımdan, ben kendi yağmurlarımla sırılsıklam olmak istiyorum….Çünkü bu yağmur tek kişiye fazla iki kişiye yetmeyecek kadar. Diğerlerine ıslanmak değil seyretmek düşer ancak.
Dipteki not : Sen gitme can gider, ben görmeyim seni , gideceksin diye canım gider. 10.09.2006 Biltir |