Gönül Muhabbet İster...

 

Uzun yıllar var ki buğusu üzerinde duman duman, ince beli bir bardakta önüme gelen çaya yok dediğimi hatırlamıyorum.Ama gelin görün ki boğazınızdaki delik içinden geçmeye hazırlanan her şey için yırtılıyorsa ve sizde bunu canınız yanarak hissediyorsanız işte o zaman durup düşünmek zorunda hissediyorsunuz kendinizi. Bende öyle yaptım işte. İlk defa bu yıl hem de geçtiğimiz günlerde önüme istemeden gelen (ikram niyetine) canım ince belli bardakta rengi tavşan kanı bir bardak çaya içim giderek“yok” dedim. 

            Ki ben, kaşık sesini duyunca şiir mırıldanan, demliği görünce heyecanlanan, çay üzerine şiirler yazmış bir adam; 

Nejat abi iki çay!

 

Abi ne böyle,

gözlerimi yumdum,

yudum yudum,

huzuru buldum.

 

nejat abi çaylar üç oldu...

 

            Aslında bu işin bizzat sorumlusu benim, ben bu hale getirdim çaylı muhabbeti. Onunla olur olmaz her şeyi paylaştım, uykusuz geceleri, uykulu gözlerle uyanılan sabahları, iyi günleri de kötü günleri de.Mutlu zamanlarımda sevinçle sardım ince belini, sıkıntıda onun buğusuyla göğe saldım dertlerimi, çok şey söyledim bilmemesi gereken, çok şey duydu bana dair. Ne okuduysam o biliyor, ne yazdımsa ilk o okudu, yırtılıp atılan sayfaların bir nüshasını karnında taşıyor sanıyorum. Ama ne zaman “gel şurda bir çay içelim” lafı duysam hiç yok demedim.

 

            Şairin mazotunun çay olduğu iddiasında bulunan birinin elbette çaya hayır demesi düşünülemezdi, ama o gün çay tiryakileri tarihinde ilk defa düşünüldü hatta düşünülmekle kalmadı uygulandı. Gözüm arkada kaldı o bir bardak çay gözlerimin önünde. Öyle ki  cami avlusunda ağlayan bebek gibiydi.

 

            Önce çay kaşığıyla biraz  çaydan aldım. Çay kaşığı bile gerçek rengini çaya teslim etmişti.Gül rengine çalıyordu hafif, muhabbet kokuyordu.  Yavaşça ağzıma yaklaştırdım. Hafifçe rüzgar pozisyonu verdiğim dudaklarımla içeri çektim, çay yavaş yavaş bir mağaraya süzülürcesine içeriye hücum etti. İşte ne olduysa o zaman oldu. Boğazıma doğru yanaşan bu asrın içeceği orda engelle karşılaştı. Aştı mı aşamadı mı tam bilmiyorum ama bir damla çayın bir boğazı nasıl yırttığına şahit oldum işte o zaman. Bir bıçak gibi, bir hançer gibi, bir acı bir ızdırap gibi yakıp geçti yıkıp geçti. İrkildim , titredim çekindim ve korktum ve durdum. Dahasına ne cesaret nede cüret edebildim. Öylece acıyı da tadında bırakarak çay bardağıyla gözgöze geldim. O bana baktı kahve gözleriyle ben ona baktım kahve gözlerimle hal diliyle söyleştik, o Rize'yi anlattı bana dağları dağlardaki türküleri, dereleri çayları, ben ona çektim acıları anlattım. Sanki bir dikenli teldi boğazıma saldığım ve içeri giderken yırtarak gidiyordu ve ekledim. “yanlış anlama sade çay değil boğazımdan geçmeyen, ne yutmak istedimse onlarda takılıp kalıyorlar ve dahi söylemeye çekindiğim bir çok kelimede öyle şimdilik yok demişsem de dönüşüm muhteşem olacaktır ”  çaya hep bir bardak renkli su gözüyle bakanlar için ilginç gelebilir ama ilaçta birkaç miligram kimyasal maddedir nihayetinde. Ve gönül muhabbet istiyorsa hepsi bahanedir.     2.09.2006 Biltir

ANASAYFA

Hosted by www.Geocities.ws

1