Last Updated: 28th March 2001, Wednesday, 18:11, Ankara
Below are my favorite poems of Ahmed Arif and Nazım Hikmet. You have to have Turkish characters (and of course know Turkish!). If you would like to see authentic and beautiful English poems of an equally special and beautiful person, click here.
ADİLOŞ BEBENIN NİNNİSİ / Ahmed Arif
Doğdun,
Üç gün aç tuttuk
Üç gün meme vermedik sana
Adiloş Bebem,
Hasta düşmeyesin diye,
Töremiz böyle diye,
Saldır şimdi memeye,
Saldır da büyü...
Bunlar,
Engerekler ve çıyanlardır,
Bunlar,
Aşımıza, ekmeğimize
Göz koyanlardır,
Tanı bunları,
Tanı da büyü...
Bu, namustur
Künyemize kazınmış,
Bu da sabır,
Ağulardan süzülmüş.
Sarıl bunlara
Sarıl da büyü...
ANADOLU
/ Ahmed Arif
Beşikler vermişim Nuh'a
Salıncaklar, hamaklar,
Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır,
Anadolu'yum ben,
Tanıyor musun ?
Utanırım,
Utanırım fıkaralıktan,
Ele, güne karşı çıplak...
Üşür fidelerim,
Harmanım kesat.
Kardeşliğin, çalışmanın,
Beraberliğin,
Atom güllerinin katmer açtığı,
Şairlerin, bilginlerin dünyalarında,
Kalmışım bir başıma,
Bir başıma ve uzak.
Biliyor musun ?
Binlerce yil sağılmışım,
Korkunc atlılarıyla parçalamışlar
Nazlı, seher-sabah uykularımı
Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,
Haraç salmışlar üstüme.
Ne İskender takmışım,
Ne şah ne sultan
Göçüp gitmişler, gölgesiz !
Selam etmişim dostuma
Ve dayatmışım...
Görüyor musun ?
Nasıl severim bir bilsen.
Köroğlu'yu,
Karayılan'ı,
Meçhul Asker'i...
Sonra Pir Sultan'ı ve Bedrettin'i.
Sonra kalem yazmaz,
Bir nice sevda...
Bir bilsen,
Onlar beni nasıl severdi.
Bir bilsen, Urfa'da kurşun atanı
Minareden, barikattan,
Selvi dalından,
Ölüme nasıl gülerdi.
Bilmeni mutlak isterim,
Duyuyor musun ?
Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip...
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının...
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.
Gör, nasil yaratilirim,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Herbiri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun ?
BİRİNCİ
BAP
YIL 1918 - 1919
ve
KARAYILAN HIKAYESİ
/ Nazım Hikmet
Ateşi ve ihaneti gördük
ve
yanan gözlerimizle durduk
bu dünyanın
üzerinde.
İstanbul
918 Teşrinlerinde,
İzmir
919 Mayısında
ve
Manisa, Menemen, Aydın, Akhisar :
Mayıs
ortalarından
Haziran
ortalarına kadar
yani tütün
kırma mevsimi,
yani,
arpalar biçilip
buğdaya
başlanırken
yuvarlandılar...
Adana,
Antep,
Urfa,
Maraş:
düşmüş
dövüşüyordu...
Ateşi
ve ihaneti gördük.
Ve kanlı bankerler
pazarında
memleketi alamana
satanlar,
yan gelip ölülerin üzerinde
yatanlar
düştüler can
kaygusuna
ve kurtarmak icin başlarını
halkın gazabından
karanlığa karışarak
basıp gittiler.
Yaralıydı, yorgundu,
fakirdi millet,
en azılı düvellerle
dövüşüyordu fakat,
dövüşüyordu, köle
olmamak için iki kat,
iki kat soyulmamak için.
Ateşi ve ihaneti gördük.
Murat
nehri, Canik dağları ve Fırat,
Yeşilırmak,
Kızılırmak,
Gültepe,
Tilbeşar Ovası,
gördü
uzun dişli İngiliz'i.
Ve Aksu'yla
Kopsu,
Karagöl'le
Söğüt Gölü
ve gümüş
basamaklı türbesinde yatan
büyük,
aşık ölü,
şapkası
horoz tüylü Italyan'ı gördü.
Ve Çukurova,
kıyasıya
düzlük,
uçurumlar,
yamaçlar, dağlar kıyasıya
ve
Seyhan, ve Ceyhan
ve kara
gözlü Yörük kızı,
gördü
mavi üniformalı Fransız'ı.
Ve
devam ettik ateşi ve ihaneti görmekte.
Eşraf
ve ayan mutehayyızanın çoğu,
ve ağalar:
Bağdasar
Ağa'dan
Kellesi
Büyük Mehmet Ağa'ya kadar,
kara
donlu köylülerden.
Ve
bizim tarafa geçenler oldu
Tunuslu
ve Hindli kölelerden.
Ve Türkistanlı
Hacı Ahmet,
kısık
gözleri,
seyrek
sakalı,
hafif
makinalı tüfeğiyle
dağlarda
bir başına dolaştı.
Ve
sabahleyin ve öğle sıcağında ve akşamüstü
ve ayışığında
ve yıldız alacasında geceleyin,
ne
zaman sıkışsa bizimkiler,
peyda
oluverdi yerden biter gibi o
ve ateş
etti
ve düşmanı
dağıttı
ve
kayboldu dağlarda yine.
Ateşi
ve ihaneti gördük.
Dayandık,
dayandık
her yanda,
dayandık
İzmir'de, Aydın'da,
Adana'da
dayandık,
dayandık,
Urfa'da, Maraş'ta, Antep'te.
Antepliler
silahşör olur,
uçan turnayı gözünden
kaçan tavşanı ard
ayağından vururlar
ve arap kısrağının
üstünde
taze yeşil selvi gibi
ince uzun dururlar.
Antep sıcak,
Antep çetin yerdir.
Antepliler silahşör
olur.
Antepliler yiğit kişilerdir.
Karayılan
Karayılan
olmazdan önce
Antep köylüklerinde
ırgattı.
Belki
rahatsızdı, belki rahattı,
bunu düşünmeğe
vakit bırakmıyordular,
yaşıyordu
bir tarla sıçanı gibi
ve
korkaktı bir tarla sıçanı kadar.
Yiğitlik
atla, silahla, toprakla olur,
onun atı,
silahı, toprağı yoktu.
Boynu
yine böyle çöp gibi ince
ve böyle
kocaman kafalıydı
Karayılan
Karayılan
olmazdan önce.
Düşman
Antep'e girince
Antepliler onu
korkusunu saklayan
bir fıstık ağacından
alıp indirdiler.
Altına bir at çekip
eline bir mavzer
verdiler.
Antep çetin yerdir.
Kırmızı
kayalarda
yeşil
kertenkeleler.
Sıcak
bulutlar dolaşır havada
ileri
geri...
Düşman
tutmuştu tepeleri,
düşmanın topu vardı.
Antepliler düz ovada
sıkışmışlardı.
Düşman şarapnel döküyordu,
toprağı kökünden söküyordu.
Düşman tutmuştu
tepeleri.
Akan: Antep'in kanıydı.
Düz ovada bir gül fidanıydı
Karayılan'ın
Karayılan
olmazdan önceki siperi.
Bu
fidan öyle küçük,
korkusu
ve kafası öyle büyüktü ki onun,
namluya
tek fişek sürmeden
yatıyordu
yüzükoyun.
Antep
sıcak,
Antep çetin yerdir.
Antepliler sihahşör
olur.
Antepliler yiğit kişilerdir.
Fakat düşmanın topu
vardı.
Ve ne çare, kader,
düz ovayı Antepliler
düşmana bırakacaklardı.
Karayılan olmazdan önce
umurunda
değildi Karayılan'ın
kıyamete
kadar düşmana verseler Antep'i.
Çünkü
onu düşünmeğe alıştırmadılar.
Yaşadı
toprakta bir tarla sıçanı gibi,
korkaktı
da bir tarla sıçanı kadar.
Siperi
bir gül fidanıydı onun,
gül fidanı dibinde
yatıyordu ki yüzükoyun
ak bir taşın ardından
kara bir yılan
çıkardı kafasını.
Derisi ışıl,
gözleri ateşten al,
dili çataldı.
Birden bir kurşun
gelip
kafasını aldı.
Hayvan devrildi kaldı.
Karayılan
Karayılan
olmazdan önce
kara yılanın
encamını görünce
haykırdı
avaz avaz
ömrünün
ilk düşüncesini:
"İbret
al deli gönlüm!
demir
sandıkta saklansan bulur seni,
ak taşın
ardında kara yılanı bulan ölüm!"
Ve
bir tarla sıçanı gibi yaşayıp
bir tarla sıçanı
kadar korkak olan,
fırlayıp atılınca
ileri
bir dehşet aldı
Anteplileri,
seğirttiler peşince.
Düşmanı tepelerde
yendiler.
Ve bir tarla sıçanı
gibi yaşayıp
bir tarla sıçanı
gibi korkak olana:
KARAYILAN dediler.
"Karayılan
der ki harbe oturak,
Kilis
yollarından kelle getirek,
nerde düşman
varsa orda bitirek,
vurun
ha yiğitler namus günüdür..."
Ve
biz de bunu böylece duyduk
ve çetesinin başında
yıllarca namı yürüyen
Karayılan'ı
ve Anteplileri
ve Antep'i
aynen duyup işittiğimiz
gibi
destanımızın birinci
babına koyduk.
ONLAR / Nazım Hikmet
Onlar
ki toprakta karınca,
suda balık,
havada kuş kadar
çokturlar;
korkak,
cesur,
cahil
hakim
ve çocukturlar
ve
kahreden
yaratan ki onlardır,
destanımızda yalnız
onların maceraları vardır.
Onlar ki uyup hainin igvasına
sancaklarını
elden yere düşürürler
ve düşmanı
meydanda koyup
kaçarlar
evlerine
ve
onlar ki bir nice mürtede hançer üşürürler
ve yeşil
bir ağaç gibi gülen
ve
merasimsiz ağlayan
ve ana
avrat küfreden ki onlardır,
destanımızda
yalnız onların maceraları vardır.
Demir,
kömür
ve şeker
ve kırmızı bakır
ve mensucat
ve sevda ve zulüm ve
hayat
ve bilcümle sanayi
kollarının
ve gökyüzü
ve sahra
ve mavi okyanus
ve kederli nehir yollarının,
sürülmüş toprağın
ve şehirlerin bahtı
bir sabah vakti değişmiş
olur,
bir şafak vakti karanlığın kenarından
onlar ağır
ellerini toprağa basıp
doğruldukları
zaman.
En
bilgin aynalara
en renkli şekilleri
aksettiren onlardır.
Asırda onlar yendi,
onlar yenildi.
Çok sözler edildi
onlara dair
ve onlar için:
zincirlerinden baska
kaybedecek seyleri yoktur,
denildi.
[Kuvayi Milliye]