Sinema Akımları
Dünya Sinemasını Etkileyen Akımlar
Sinema
akımlarının temelini yaşam oluşturur. Sanatta siyasette düşünce ortamında
ortaya çıkan yeniliklere akım denir. Bu sanatta yaratıdır. Ya gerçek yansıtılır
yada gerçeklik , buda üslubu ortaya çıkarır.
Uygarlık , toplumsal değişim sayesinde ortaya çıkmıştır. Endüstriyel
devrimden tüm sanatçılar etkilenmiştir. Sinema işlemsel bir sanattır, bu
estetik özelliğin yanında , üzerine
düşen görevleri de yerine getirmektedir. Soyut film işlevsel değil
deneyseldir ama içinde işlevsellikte vardır. İşlevsel olmadığı zaman
sinema kaçışa yönelir. Kaçış sineması
-soap opera ve eğlence - misyonuna yöneliş.
Akımlar
1.
Dışavurumcu alman sineması (expressionismus)
2.
Şairane gerçekçilik (realisme poetique)
3.
Yeni gerçeklik (neo- realismo)
4.
Yeni dalga (nouvelle vague)
5.
Özgür sinema (free cinema)
6.
Deneysel sinema
Dışa vurumcu Alman sineması
Dışa
vurumculuk nedir?
Expressyonizm en basit tanımıyla
“ doğalcılık ve izlenimciliğin karşıtı olan ruhsal yaşantının içerikleriyle
tinsel içerikleri dile getiren çağdaş bir akımdır.
Alman
sineması neden dışa vurumcu ? Bunu
Alman tarihsel gelişimine bakarak anlaya biliriz.
Almanya
tarımda insan yerine hayvan gücünden yararlanarak zenginleşiyor
ve başka işlere yöneliyor. Zenginliğini korumak için askerliğe önem
veriyor ve feodal bir yapı oluşturuyor. Feodalizmde sınıflar ortaya çıkıyor.
Dışavurumcu sinemanın oluşum sureci başlıyor. Vassallar
962de kral seçiyor. Kralın taç giymesi ile kutsal roma imp. ortaya çıkıyor
, kent devletleri oluşuyor ve ekonomik gücü ele geçiriyor. 16. yy başka bir
özelliği de kapitalizm ve enflasyonun ortaya çıkmasıdır. İngiltere
parlamentosu kabul ediliyor bu sebeple İngiltere hariç tüm krallıkla yönetilen
ülkelerde kraliyet despotizmi ortaya çıkıyor. Junkerler’in yönettiği köylüler
askeri disiplinin neden olduğu toplumsal baskı nedeni ile dışa
vurumculuğu ortaya çıkarıyorlar. Edward Munch’ın yaptığı tablo(çığlık)
dışa vurumcu sanatın ilk örneğidir. Tarihsel gelişim dahilinde bu akıma
etki eden en önemli faktör Almanya’nın 1.dünya savaşını kaybetmiş
olmasıdır.
Bu
akım nerdeyse tüm Cermen ülkelerinde kendini göstermiştir.bu ülkelerin yaşadığı
toplumsal bunalımları ve hayat tarzını ortaya koymaktadır.
Dışavurumcu
Alman sineması bir ekol değil bir başlangıçtır ve büyük bir akımdır.
Önce resimde daha sonra tüm sanat dallarına yansıyan bu akım perspektifi
bozan bir çocuğun çalışmasını andıracak biçimde neredeyse ilkel bir biçim
alan , renkleri , çizgileri özgürce kullanan bir akımdır.
Fransız
ve Alman dışa vurumcu sinemalarının en belirgin özellikleri , duygu ve
tepkileri yansıtmak amacı ile çizgi
ve rengin doğadan oldukça özgür ve bağımsız kullanmalarıdır. Bu
akım kendine en uygun yeri Almanya da bulmuştur. Sıradan insanların
öfke ve öç alma duygularını kamçılamıştır. Bu dönemde Almanya da 4 önemli
fantastik film yapılmıştır film yapılmıştır. Prag‘lı öğrenci –
Golem – homunculus –the other. Bu filmlerin yapıldığı dönem Arkaik dönem
olarak adlandırılır. Bu sinema
akımı heykelcilik mimarlık edebiyat tiyatro müzik ve resim gibi sanat dallarını
da etkilemiştir
Sinemada
ise Robert Win in yönettiği Dr.Caligari’nin
Muaynanesi1919 (das kabinnet des dr. Calligari) filmiyle kendini ilk kez göstermiştir.
Ayrıca psikolojik filmlerin ilki olarak kabul edilen bu film bir akıl
hastanesi yöneticisini anlatmaktadır. Bu film alman film yapımcılarının
arasında bir eğilim yaratmıştır. Bunlar öznelliği perde üstüne yansıtmak
için yeterli için yeni yollar aramaya başlamışlar, sadece oyuncuların kızgınlıklarını
basit bir biçimde göstermeleri yerine coşkuyu öfkeyi hiddeti arttırmak için
yeni simetrik yöntemler bulma ve kullanma yoluna gitmişlerdir. Bu filmle
birlikte hilekarlık kurnazlık bir kenara bırakılmış bunun yerine yenik bir
ulusun yaşamına ruh getirecek olan çarpıklıkları ve tahrifatları kullanmışlardır.
Bu yolla filmde görülen her şey insanın normal anlayışını rahatsız
etmektedir. Filmde klasik Hollywood sahnelerindeki görsel devamlık içindeki
karakterlerin hareketlerinden farklı olarak , hareket içinde bir tablo
izlenimi görülmektedir.1920lerde alman sineması düşüşe geçmiştir.
Almanya’da
çekilen diğer dışavurumcu filmler
ise ;
Robert wein’e nin yaptığı
Genuine (hakiki,1920) ve Raskolnikov (1925)
Geunie
adlı filmde sevgililerini öldüren bir takım vampir anlatılmıştır,
Raskolnikov da Dostoyevski’nin romanında ki Raskolnikov'dur.
Fritz Lang , dermude tod(yorgun ölüm 1921) ve Dr.mabuse der spieler
(kumarbaz dr. Mabuse, 1922)adlı filmlerini dışavurumcu akım içinde gerçekleştirdi.
Yorgun ölüm filmi dışavurumcu ve fantastik öğelerle birlikte meta fizik
bir dünya kurmuş olan kaderim değişmezliğini umutsuz bir biçimde anlatmıştır.
Kumarbaz Dr. Mabuse’da ise Praglı öğrenci ve dr. Calligari filmlerindeki
gibi korkunç bir hava verilmiş ve Almanya’nın ekonomik bunalımının orta
sınıfa getirdiği hissiyatı
güzel bir öyküyle ortaya koymuştur.
Douglas Gomery ,Fritz Lang’ın Die Nibelungen (nibelungen ,1923) adlı
filmini de dışa vurumcu çalışmalar içine sokmaktadır. Filmde F. Lang ,
13. yy efsanelerinden yola çıkmış ve
Alman ruhunun yüceliğini bir kez daha anımsatma yoluna gidiyordu. İki bölümlük
filmde insan yaşamının nasıl küçük ve önemsiz olaylar tarafından yönlendiğini
göstermeye çalışarak kaderin acı yönünü göstermeye çalışmıştır.
Fredrich Wilhelm
Murnau’da ilk çıkışında o günlerin tutulan temalarından olan tiranların
dünyayı tehdit etmesini işlemiştir. Nosferatu eine symphonie des graunes (nosferatu
1922). Film Bram Stoker ‘ın “dracula” adlı romanından uyarlanmıştır.
Murnau bu filmle haklı bir ün kazanmıştır falak yinede bozuk bir film eleştirisi
almıştır.
Arthur Von Gerlach’ın 1922’de yönettiği vanina adlı film yine
Tiranlığın sebep olduğu bir psikolojik etkileri ele almaktadır. Filmde
otoriteler sakat aşağılık duygusu içindeki
bir vali anlatılmakta kızı ile aşığına yaptıkları işlenmektedir
.filmde Tiranlık rejimi altında şahlanan bazı kompleksler ve sadizim ele alınmaktadır.
Dışavurumculuğun
etkisi altında olan son örnekse Washsfigurencabinnet (mumyalar müzesi, 1924)dir.
Yönetmenliğini Paul Leni’nin yaptığı filmde aşkı uğruna üç tiranla
girdiği mücadelelerin rüyasını gören bir adam anlatılır. Film ni başarısı
tekniği kostümü dekoru yani atmosferidir.
Dışa
vurumcu alman sineması du filmler dışında arkaik dönemde çektiği iki
filmi tekrar ç ekmiştir. Bu filmler magrada oluşumu anlatılan halkın
tutkularını simgeleyen kutsal canavar Golem ve Praglı öğrencidir.(1926, yön.
Henrik Galeen)
Şairane Gerçekçilik (realisme poetique)
Akım
ilk defa Fransa’da ortaya çıkmıştır.(1930’lu yıllar) Şairane gerçekçilik
akımıyla neredeyse özdeşleşmiş olan Marcel Carne’nin bu akımın tek
temsilcisi olduğu ileri sürülse de bu akımın ortaya çıkmasından da Jean
vigo , Marcel L’Herbier ve Julien Duvivier gibi yönetmenlerinde etkileri vardır.
Şiirsellik
ve gerçekçilik olarak 2 ayrı yönde değerlendirilebilecek olan bu akımın
şiirsel yönü çevre seçimi ve film karakterlerinin davranışlarında
yatmaktadır. Islak caddeler sisli limanlar vs. karakterler ise asker kaçakları
, umutsuz katillerden oluşmuş erkekler ve yaptığı evlilikte mutlu olamamış
kadınlar oluşturuyor. Akımın gerçekçilik yönü ise karakterlerin karşısına
çıkan ve yaşamın simgesi olan polisler ve gangsterlerin varlığıdır.
Jean
Vigo
Vigo
29 yaşında ölmüştür. Çektiği filmler ;
1933 zero de conduite (hal ve
gidiş sıfır) bir anarşist sinema ornegidir
1934 L’Atalante (Geçip
giden çanta) filminde şairane gerçekçiligin işaretleri görünürken hal ve
gidiş sıfır filmine yapılan saldırılara da cevap vermektedir.
Vigonun
yaptığı bu iki film görüntü yönetmeni olan kardeşi boris kaufman ın da
desteği ile etkili bir hale gelmiştir. Bu iki film deneysel tarz
ol arakta yeni filmlerdir. Lirik bir yaklaşımı realizm ve sürrealizm
ile birleştiren bütününde yaşama anarşik bir yaklaşımı sergilemektedir.
Virgo 1917 de hücresinde ölü olarak bulunmuştur.
Hal
ve gidiş sıfır özgürlüğe karşı bir otoriteyi sergiliyordu film gösterimden
kaldırıldı. 1945 te yasak kalktı.
L’Atalante
çekilirken Vigo ölür.1990 a girerken İngiliz film arşivinde bulunan özgün
kopyasına dayanılarak tekrar gösterime sunulur.
Marcel
L’Herbier
Hukuk eğitimi gören ve 1. dünya
savası oncesi şiirler yazan herbier fransız
ordunusunun sinematografi servisinde
çalışmıştır. 20 yaşında avant garde’nin önemli yönetmenleri arasına
girmiştir ve fransız sinema okulunun temellerini atmıştır. Pekçok filmle
adını duyuran herbierin L’Epervier (atmaca, 1933) ve Le Bonheur (saadet,
1934) şairaneliğin izlerini tam anlamı ile taşımaktadır.
Atmaca da
sevdiği kadın uğgruna tümservetini kaybenden bir adamın bir
kumarbaza dönüşmesi ve yinede onu kaybetmesi anlatılıyor.
Saadet ise
buüyük bir
sinema yıldızına tutulan bir anarşist i anlatmaktadır. Anarşist in yıldıza
ulaşması imkansızdır, bu bir dramdır, ve onu başkasına bırakmasınında
imkansızlığı anlatılmaktadır.
Julien Duvivier
1930 lu yıllarda ün kazanmıs
5 büyükler arasına girmiştir. Ün kazanması birazda birlikte çalıştığı
jean gorbini ye bağlıdır.bu akım da çektiği en ünlü filmi pepe-Le-moko
dur (cezayir batakhaneleri1937)
Cezayir
batakhaneleri ,haydut pepe le mokonun ,Arap mahallelerinde çete kurması ve
polis tarafından öldürülmesini anlatmaktadır.
Marcel
Carne
Daha cok toplumsal fantastik
filmler yaptıgını düsünmektedir. Sinemaya ünlü yönetmenlerin asistanlıklarını
yaparak başlamıstır.(jaques feyder, rene clair)
Yaptıgı en onemli iki film
quei des brunes (sisler rıhtımı 1938) ve le jour se leve(son ümit 1939)adlı
yapıtlardır.
Sisler rıhtımı
film de bir asker kaçağının yaşlı bir adamın metresiyle ilişki kurması
sisler içindeki bir kahvede sabahlamaları ışıkların yandığı caddelerde
dolaşmaarı ve asker kaçagının gangsterler tarafından oldurulmesı
anlatılıyor.
Son
ümit sevgilisi bir köpek tebiyecisi tarafından alınan bir adamın köpek
terbiyecisini oldurmesi ve saklandıgı otel odasnında hayatını sorgulayıp
polisle catısması ve intahar ermesi anlatılıyor. Film toplumun psikolojik
yapısının gercekci br biçimde ortaya koymaktadır.
Savasın
sürdügü yıllarda Carne de kaçış sinemasına yönelmiştir.
Kısa bir dönem süren şiirsel
realistik sibnema romantik duygusal ümitsiz sinema örnegidir.
Yeni gerçeklik
akımı
Yeni
gerçekllk dönemi daha çok ekol örneğidir çünkü günümüzdede devam
etmektedir. Savaş zamanında mussolini hitlerin aksine sinemaya hosgörülü
davramış bu sayede cok az yonetmen göç etmiştir.
1945
te italyan film endüstrisi sıkıntıya düstu. Bu kaos ortamında yeni gerçeklik
akımı dogdu.sadece gerçeği yeniden incelemeyi bir film yapımı mümkündü
çünkü geleneksel yapım sallantıdaydı. Fakat bu hem politik hemde sosyal
bir heyecandı. Bu akım italyan sinemasının yeniden doğuşunu sembolize
ediyordu.
Savaştan
sonra yeni gerçeklik 10 yıl sürdü.1950lerin ortasunda italyan muhafazakar güçler
ülke ile sosyal suskun sosyal eleştiriciliği birleştirdi. Geleneksel
komedi ve melodram türleri desteklendi. Yeni gerçekçi yönetmenlerin amacı
bir anti stüdyo görüntüsü idi. Hollywood un aksine doğal ışığı
kullandılar. Stüdyo yerine savaşta zarar görmüş sokakları kullandılar ve
tamamen doğal mimikler önemliydi. Aktörlerde doğaçlama yolunu seçtiler.
Rosselini , açık şehir roma
filmini çekerken yeterli metraja ulaşmada bulabildiği her kaynaktan yaralandı.
Rosselini dönemin ekonomik koşulları hakkında “ romanın kurtuluşundan
iki ay sonra çekimlere başladık , ham film bulmak tam bir karaborsaydı.
Filmi gerçek olayların geçtiği mekanlarda çekiyorduk. Para bulabilmek için
yatağımı sonra komedin ve aynalı dolabımı sattım” demiştir.
Fakat
yinede yeni gerçekçiler hiçbir zaman geçmişle bağlarını koparmadılar.
Film türü için 1930ların İtalyan sinemasında sık görülen entrika üzerine
kurulmuş hikayeleri terk ettiler. Öyküleme gevşekti ve dolaysız olarak tüm
öyküleyici kalıplara bağlanmıyordu. De Sica’nın Ladri di biciclette
(bisiklet hırsızları 1948) veya Rosseli’nin paisa( hemşehri 1947) gibi en
radikal yeni gerçekçi çalışmalar hiçbir zaman
hikaye içinde tam olarak çözülmeyen tesadüfi detaylar içeriyordu.
Yeni gerçekçiliğin iki vasfı
vardı; ilki fakirlik işsizlik ve ekonomik kaos içindeki savaş sonrası tüm
karakterlerin eylemlerini tanımlıyordu.
Yeni
gerçekçilik İtalya nın o gunku tarihsel kosullari ile ortaya cıkmıstır.
İtalya da faşizm yenik düşmesi romanın bombalanması sşcşlyanın işgali
mussolinin fasist konsülün desteğini kaybetmesi hitlerin mussoliniyi kukla
gibi kullanması ile İtalya da büyük bir kaos yaşanmaya başladı. İki ayrı
savaş yaşanıyordu , alman ve müttefik orduları arasındaki savaş ile
partizanlar ile mussolini arasında ki savaş.
2. dünya savaşından yenik çıkan İtalya yeni gerçekler için işsizlik
evsizlik kara borsa açlık fuhuş ve kimsesiz çocuklarıyla bir kaynak oldu,
ve günümüz sineması gerçekçilik anlayışının çıkısı oldu.
Luchino
Visconti
Ossessione(tutlu 1942) : bir
amerikan yazarırın kıtabından etkılenmıstır(postacı kapıyı iki kez
calar) tek renkli kasvetli kır kasabası gorunumu vardır.
La terra (yer sarsılıyor)
Roberto
Rosselini
Büyük ihtimalle yeni
gercekcilik ifadesinin en açılk ornedi roma acık sehir (1945) ve hemşehri
filmidir. 2. dunya savasının baslarna rosselini askeri konulu filmler yapmıstır.
Mussolinin iktidardan düsmesinden sonra rosselinni yer altindan almanlara karsi
savasmıs ve roma acık sehir i yapmıstır. Bu film bir rahip ve bir komünistin
savasımlarını anlatır ve her ıkısınıde olumuyle biter. Yenigercekci akımın
ilk yapıtıdır ve roma nın işgalinden iki ay sonra başlanmıştır.
Diğer filmleri ise hemşehri
Almanya sıfır yılıdır .
Vittorio
de Sica
Vittorio de
sica yeni gerçekçi
akımın merkezinde olan üç film çekmiştir. Sciuscia (boyacı yada kaldırım
çocukları 1946), ladri di biciclette (bisiklet hırsızları) umberto D(1952). Bu
eseler tamamen reformist ve humanisttir.
Vittrio de secada rossolini ve
cisconti gibi hemen dünya savasının sonunda sinemaya atılmıştır.
1920lerde başlayan bir film oyunculuğu kariyerine sahiptir.
Yeni dalga (nouvelle vague)
1959 yılında fransa'da
ortaya çıkmıştır. Modern film hareketinin ilk orneklerindendir. Yönetmenler
jean luc godard , francois truffaut , ve alan resnais mesleğe 1950lerin başında
Fransız film dergisi cahşers du cinema da eleştirmen olarak başladılar. Bu
akımın başlıca özelliği romanlardan ve tiyatrodan sinemaya uyarlama yapılmasına
, Hollywood sinemasına karşı çıkılmasıdır.
Fransız film endüstrisi bu akıma çabuk alışmıştır. Yeni gercekcılık
akımının tersine bu akım kışıyı ele almaktadır. 1956 yılında roger
vadim – ve tanrı kadını yarattı – filmiyle beklenmedik bir basarı
kazanmıştır. Ama bu basarı Fransız sınaması için uzun sürmedı TV nın
evlere gırmesı ıle seyırcı azaldı ve produksıyonlar düşük olmaya başladı.
1959 yılında cekılen fılmlerın yonetmenlerının 130 u ilk kez film çeken
yönetmenlerdi. Bu filmler dünya
çapında büyük begenı kazandılar. Gerek tıcarı gerek sanatsal gucu sayesınde
yeni bir akım olan yenı dalga akımı 1960 ların sonunda pnemını yıtırmeye
başladı.
Bu akımda klasik Hollywood oykulemesınden farklı bir öyküleme vardır.
Oykuleyıcı sahneler bırbırını anlamlı bıcımde izlemez seyırcı hıc
bir zaman ne olacağını bilmez. Örneğin komik bir sahneyi bir cinayetle
bitirebilir. Bu akımdaki filmler çok az net kapanışla sona ererler filmler
sadece biter. Yeni dalga belirsizliğinin en önemli örneğin
trufo nun çektiği 400 darbe filmi 1959 kam film festivalinde en iyi
film ödülünü almıştır. Donemin unlu yönetmenleri ise claude charbrol ,
eric rohmer, alan resnais , francois trufaut , jean luc godard dir.
Kaynak: Bilinmiyor
This site is created and maintained by Sadan Araz,
All copyrights belongs to their owners.
If any copyright owner of subjects above wants me to remove
their subject from my site, please let me know first. Last Updated 09 Haziran 2002