"Türke Adet, Kürde Kabahat

 

Yazının başlığından hemen anlamışsınızdır. Devlet kurmak, Türke adet Kürde ise kabahattır. Yazıya bir anımla başlamak istiyorum. Almanya’da seyahat bürosu işleten bir arkadaşımı ziyaret etmek istemiş ve işyerine gitmiştim. Kendisi yoktu. Yanında çalışan genç, uçak bileti almak istiyen sakallı bir Türk’e hizmet sunuyordu. Bilet satışından sonra, büronun genç görevlisiyle sakallı müşteri arasında koyu bir siyasi sohbet başladı. Genç, Refah Partili olduğunu söyleyen müşteriye; “Kürtlerin vermekte olduğu özgürlük mücadelesi hakkında ne düşündüklerini” sormuştu. Refah partili ise; “milliyetin önemli olmadığını, önemli olanın islâm ümmetinden olmak olduğunu, bütün islâm aleminin halifenin tek bayrağı altında toplanması gerektiğini, milliyetçiliğin islâm kardeşliğine zarar veren bir tefrikacılık (bölücülük) olduğunu...” dilinin döndüğünce anlatmaya çalışıyordu.

 

Ne de olsa serde politikacılık var. Bu tartışmayı bir süre dinledikten sonra, bende tartışmaya katıldım ve Refah Partili hocaya (tartışma sırasında bir camide imamlık yaptığını söylemişti) sordum;” Hoca efendi, dünyada kaç tane islâm devleti var?”  Hoca sorumu “Bir tane bile yok. Dünyada halkı müslüman olan ya da islâm devleti olduğunu söyleyen 46 devlet var. Hepsi de sahte islâm devletidir” diye cevaplamıştı. Ben yine hocaya; “Madem dünyada 46 sahte islâm devleti var, kırkyedincisini kürtler kursa, sonradan hepimiz halifenin bayrağı altında toplansak kıyamet mi kopar? Kürt halkı, devlet kurma konusunda lânetlenmiş midir?..” diye sormuştum. Hoca olmayan islâm kardeşliğinden, ümmet olmadan dem vurup düşüncelerini savunmaya çalışıyordu. Ben ise onların islâm maskesi takmış, MHP gibi Türk ırkçılığını önde tutan bir parti olduklarını somut örneklerle anlatmaya çalışıyordum. Sonunda hoca efendi hatır isteyip gitti. Beş dakika sonra tekrar geldi ve bana; “ Muhterem hakkınız var. Dünyada 46 sahte islâm devletine bir tane Kürtlerinki eklensin” dedi. Ben ise “Hoca Efendi. Benim haklı olduğumu teslim ettiğiniz için teşekkür ederim. Ben zaten haklı olduğumu biliyorum. Önemli olan senin bunu partinin içinde savunman ve Genel Başkanınız Erbakan aracılığıyla aleme ilân ettirmektir..” demiştim.

 

ABD’nin Irak’a müdahaleye hazırlandığı bir dönemde, Türk devleti, Güney Kürdistan’da  de facto oluşan Kürt devletine, devleti oluşturan güçlere, patilere ve yöneticilere gözdağı vermeye başladı. Güney Kürdistan’da devlet oluşumunu müdahale nedeni sayacağını bir kez daha yineledi. Hele Kekük ve Musul’un, Kürdistan’ın birer parçası olduğunu açıklayan KDP ve lideri Mesut Barzani’ye veryansın ediliyor. Kerkük ve Musul üzerinde Türkmen’lerden başkasının hak iddia edemiyeceği belirtiliyor.İşin en ilginic yanını ise, Milli Savunma Bakanı Çakmakoğlu’nun açıklaması oluşturuyor: “Kuzey Irak, Misak-ı milli hudutlarımızda bize emanettir...” (Milliyet 22 Ağustos 2002).

 

Lozan Antlaşmasıyla büyük bir bölümü ve 1926 Ankara antlaşmasıyla da Kerkük ve Musul’un, İngiltere’nin mandası altındaki Irak’a bırakıdığı Güney Kürdistan’ı; kim, ne zaman ve nasıl Türk devletine emenet etmiş? Bari bir Allah’ın kulu bize de anlatsa ve biz de anlasak!

 

Geçmişte Başbakan Ecevit’in; “Kuzey Irak’ta filli bir devlet oluşmuş durumda” ve “ABD ve Avrupa istediği takdirde, bizim Kuzey Irak’ta Kürt devleti oluşumunu önlemeye gücümüz yetmez” gibi itiraflarını bir yana bırakalım. Ben sorununun değişik bir yanına değinmek istiyorum.

 

Devlet PKK’nın silâhlı direnşiyle 15 yıl uğraşmak zorunda kaldı. Bügün yaşanmakta olan ekonomik krizin en temel nedeni, yaşanmış olan bu iç savaştır. Ekonomide atıl yatırım diye bir kavram vardır. Tekrar üretime dönmeyen yatırımlar, bu kavramla ifade edilir. Silâha, cezaevlerine, karakollara yapılan yatırımlar atıl yatırımlardır. Tabi bununla devletlerin ordusu, polisi, cezaevi ya da karakolu olmasın diye bir iddianın sahibi değilim. Elbetteki bir devlet bunlara sahip olacaktır. Ama bunu bir kuralı ve ölçüsü vardır. Bunun ölçüsü de toplumsal ihtiyaçtır. Buna bir örnek vermek istiyorum. İzlediğim bir televizyon programında, Kars’ın Digor ilçesindeki cezaevinde tek bir mahkûm bulunduğu belirtiliyordu. Şimdi siz kalkıp Digor’a 500 kişilik bir ceza yaparsanız, parayı sokağa dökmüş olursunuz.

 

Türkiye bir yandan ekonomik krizle boğuşurken, diğer yandan da ırkçı şöven niteliğinden ve Kürt halkına olan düşmanlığından dolayı yeni maceralar arıyor. Güney Kürdistan’a müdahale için fırsat kolluyor ve bahane yaratıyor. Adım adım gerilim yaratarak tırmandırıyor. Kriz içindeki devletin, bütçesinin üçte birini yutan askeri harcamalarını daha da artıracak bir savaşı yürütmeye gücü yetip yetmeyeceğini, yeni kaynak bulup bulamıyacağını ekonomik yorumculara bırakmak istiyorum. Miliyet’in ekonomi sayfasındaki köşe yazarlarından Güngör Uras, Bu borç ödemnez adlı köşe yazısında, iç borç ödemesiyle ilgili; “...Alternatifi yok diyerek uygulanan IMF programına göre, halkımız en az 2005 yılına kadar her yıl boğazından daha fazla kısacak. Ülkede yatırım yapılmayacak. Buralardan toplanan paralar iç borç faizine gidecek... Bunun içindir söylüyorum...Abiciğim biz bu borcu ödeyemeyeceğiz!” (Milliyet 22.08.2002)

 

İç borçlarını dahi ödemeye takati olmayan Türkiye’nin, Güney Kürdistan’ı işgale kalkışması, insana ayranı yok içmeye, atla gider sıçmaya  atasözünü hatırlatıyor.

 

Diyelim ki Türkiye’nin ekonomik ve askeri gücü,Güney Kürdistan’ı işgaline elveriyor. O zaman,  bölgedeki siyasal dengeleri altüst edecek tek yanlı işgale dünya siyasal konjoktürü elverir mi? Tek yanlı işgal, Türkiye ile İran’ı bir savaşın eşiğine getirmez mi? Güney  Kürdistan, kuzu gibi işgali kabullenecek mi? Savaş, doğrudan doğruya Güney ile Kuzey Kürdistan arasındaki resmi sınırın kalkması demektir. Türkiye buna hazır mı? Güney Kürtleri edindikleri statüteden geri adım atarlar mı? Türkiye, Güney Kürtlerine siyasal satatü verip Kuzeydekilerine vermediğinde işin içinden nasıl çıkacak. Kekük ve Musul ptrolleri iştahını çekerken, bu kuşkulardan dolayı Körfez savaşına fiilen katılmaktan çekinmedi mi?

 

 

 

 

 

 

 

 

1

1

Hosted by www.Geocities.ws

1