|
"Kürtler,
Türk Soluyla Nikah mı Tazeliyecek?“
Kürt
sosyalist hareketinin gelişmesine kısa bir bakış
Kürt sosyalist hatreketi,
Türk sosyalist hareketinin içinde doğmuştu. 1961 Anayasası’nın eskisine
göre getirdiği nisbi demokratik özgürlükler,
sosyalist düşüncenin örgütlenmesine ve yaygınlaşmasına neden olmuştu.
Türkiye İşçi Partisi (TİP) , 1965 genel seçimlerinde meclise 15
milletvekili sokmayı başarmıştı.
Sosyalist Kürtler genelde TİP içinde örgütlenmişlerdi
ve Doğulular Grubu altında birlikte hareket dederlerdi.
Bu durum fiilen 12 Mart askeri müdahalesine, hukuken de Anayasa Mahkemesi
tarafından TİP’in kapatılmasına kadar sürdü.
TİP’in
kapatılmasında ana gerekçe, 1970 yılındaki genel kongrenin, siyasal
literatüre Halklar Tasarısı olarak geçen ve “Kürt halkının varlığını
ve demokratik haklarına kavuşması gerektiğini” kabul ve ilân eden
kararıydı.
Tüm bunlar birer gerçek olamakla
birlikte, Türk sosyalist hareketinin ta başından beri şövenist
özellikler taşıması, kemalizmle içiçe geçmişliği, ister istemez aramıza mesafe
koyuyordu.
Sosyalizm ve Kürt tarihiyle ilgili kitaplar
yayınlandıkça ve bizler de bunları okudukça, Türk sosyalist hareketiyle bu
denli sarmaş dolaş olmamızı sorgulamaya başlamıştık. TKP genel Sekreteri
Şefik Hüsnü’nün, Kürdistan’daki ulusal
direnişleri Komintern’e “ kemalistlerin
feodaliteyi tasfiye harekâtı” olarak rapor ettiğini sonradan öğrenecektik. Mihri Belli’nin başını
çektiği ve Türk ordusuna devrimci misyon yükleyen “Milli Demokratik
Devrim” ucubesini, cuntacı sosyalistleri yaşayarak görecektik.
İşçi sınıfının nicelik olarak ta gelişmediği Kürdistan’da, Kürt yurtseverlerini sosyalizme meyletiren, sosyalizmin “ulusların kendi geleceklerini
belirleme hakkının her şart altında destekleneceği” ilkesiydi. Bu temel
ilkenin Sovyetler Birliği’nde çiğnendiğini, Rusların diğer uluslarla eşit
değil, egemen ulus konumunda olduğunu, Sovyetlerin teşvik ve desteğiyle
kurulan Mahabat Kürt Cumhuriyeti’nin cellatlarına
teslim edildiğini, Çekoslovakya’nın haksız olarak işgal edildiğini, Güney Kürdistan’da Kürtlere karşı BAAS iktidarının
desteklendiğini okuyarak ya da yaşayarak öğrenecektik.
Bazı ilâhiyat profesörleri “esas islâm
başka uygulamadaki başka” diyorlar. Kürt sosyalistleri de buna benzer
şekilde “esas sosyalizm başka, reel sosyalizm
başka “ demekle avunamazdı. Hem reel sosyalizmeden ve hem de kemalizmle
özürlü Türk sosyalist hareketinden kopmak gekekiyordu.
Bizim ulusal sorunumuz, Türk sosyalistlerinin egemen görüşü olan “sosyalizm
gelince her şey gibi Kürt ulusal sorununu da çözer” tezine ertelenemez ve terkedilemezdi.
Türk solundan kopuş hızla gerçekleşti. Zaten 60 lı yılların sonlarında, Kürt sosyalist gençliği,
yurtsever demokratik gençlerle Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO) nı kurarak ayrı örgütlenmeyi seçmişti. TİP’in kapatılmasıyla birlikte Türk sosyalistleriyle
örgütsel siyasal birlik te sona ermişti. Reel sosyalizmeden kopuş ise
pek kolay olmadı. 70 li yıllarda ortaya çıkan
siyasal hareket ve örgütler, dünyadaki sosyalist kamplaşmanın içinde
kendilerini buldular. Artık biz Kürtlerin de Sovyet, Çin ya da Arnavutluk
yanlısı örgüt veya siyasal hareketleri vardı. Haklarını yememek için hemen
belirmek zorundayım ki, reel sosyalizmden kopmuş
siyasal hareketlerimiz de vardı. Bu, aşağı yukarı Sovyetler Birliği’nin
çöküşüne kadar sürdü.
70 li yıllarda doğan Kürt
sosyalist hareketinin belirleyici yanı, Türk sosyalist solundan ayrı
örgütlenmesidir. Ayrı örgütleniş, Türk sosyalistleriyle ittifaklara engel
değildi. Nitekim birçok geçici va kalıcı ittifaklar
da yapıldı. En uzun sürelisi de TKP, TİP ve TSİP ile Kürt örgütlerinden
TKSP ve KÖİP (Pêşeng) arasındaki SOL BİRLİK
ittifakıydı. İttifakı yapan örgütler bağımsızlıklarını koruyordu.
Türk sosyalist solundan kopuş Kürdistan’da
hızlı bir ulusal uyanışa neden oldu. Önce aydınlar ve gençler arasında ve
daha sonra kitlelerde ulusal bilinç yükseldi. PKK’nın 1984 de başlattığı ve
1999 yılına kadar süren silâhlı direniş, yandaş ya da karşı olan Türk-Kürt
herkesi şöyle yada böyle etkiledi. Mücadele daha da kitleselleşti. Bununla
da kalmayarak enternasyonalize oldu. Kürt
sorununun enternasyonalize oluşuna en büyük
etkenin, Körfez Savaşı ve sonrası Güney Kürdistan’daki
gelişmeler olduğunu vurgulamadan geçmeyelim.
Kürt sorununun çözümüne öncelik tanıyan, üye ve yöneticilerinin
ağırlıklı olarak Kürtlerden oluştuğu legal partiler, devletin her türlü
sindirme politikasına karşın durmadan gelişti. Kapatılan her partinin
yerine kurulan yeni parti, eskisine göre daha da güçlendi. HADEP son genel
seçimlerde birbuçuk milyon oy aldı. Baraj
olmasaydı 26 milletvekili çıkaracaktı. Kürdistan’da
onbinlerin katıldığı mitingler, yüzbinlerin katıldığı Newroz
kutlamaları yapılıyor. Tüm etkinliklerde halkın kendisini özellikle de
kadınları en önde görmek mümkün. Kürt kadını, Kürt halkının ulusal kurtuluş
mücadelesinde yerini almak için evinden çıkmıştır ve mücadelesini hakkıyla
da vermektedir. Bugün onları mecliste ya da hapishanede, belediye ya da
parti başkanlığında, aday listelerinin ön sıralarında ve sivil toplum
örgütlerinin başında görmek mümkündür. Ben kadınların kitlesel olarak
katıldığı her sosyal ya da siyasal mücadelenin başarıya ulaştığına inanır
ve maya tutmuştur derim.
Kürt cephesinde bunlar yaşanırken, bir de Türk
sosyalist hareketine bakalım.
Türk
sosyalist hareketi
1966 yılında Malatya’da yapılan TİP 2. Kongresi’nden
itibaren Türk sosyalist hareketinin devamlı çatışma ve bölünme içinde
olduğunu görürüsünüz. Sosyalist Partiler, genel seçimlerde binde ile ifade
edilen oy alırlar. Kitle tabanları yoktur. Ülkenin sorunlarının çözümüyle
ilgili somut projeleri yoktur. Halen geçmişin anti-emperyalizm
ve bağımsızlık jargonlarıyla siyaset yapıyorlar. Hele bir kısmının, MHP’den
farklı yanlarının olup olmadığı konusunda insan tereddüte
bile düşebiliyor. Sosyalistlerin oy deposu olması gereken büyük şehirlerin
varoşları, dinci partilere oy vermeyi tercih ediyor. Dinci partilerden biri
(AKP), kamu yoklamalarına göre üç Kasım genel seçimlerinin favorisidir.
Türk solunun
ittifak anlayışı
Türk solu yaşadığı bu perişanlığa karşın burnundan
kıl aldırtmamaktadır. Sözü son seçimler için HADEP ile yapılan ittifak
görüşmelerinde getirmek istiyorum.İttifak görüşmelerinde Türk solunun bakış
açısını, ittifaka aracılık eden Esenler Eski Belediye Başkanı Gürbüz Çapan’ın yaptığı bir radyo söyleşisinde görmek
mümkündür. Best FM Radyosu kendisiyle bir söyleşi yapmış. Söyleşiden bazı
bölümler 13 Eylül 2002 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde Yalçın Pekşen’in Yeter Söz Milletin köşesinde
yayınlamıştı. Anılan söyleşide Çapana yöneltilen “HADEP’le
niye ittifak yapılamadı” sorusuna şöyle cevap veriyor:
“...Evet
Türkiye böyle önemli bir fırsatı kaçırdı. Bu yakıcı bir ihtiyaçtı. Bunun
sebebi, baltalarını, bıçaklarını gömen eski solcular birlik yapacaklardı.
Esas ilke şuydu; üniter devlet içerisinde çok
kültürlülüğün, çok rengin olabileceğini gösterecektik. Herkes birey olarak yurtaşlık kimliğiyle devlete bağlılığını ama kendi
kültürel zenginliğini de koruyabilecekti. Bu Türkiye’nin ihtiyacıdır. Bu
öneriyi götürdüğümüz HADEP’in buna niyetli
olmadığı ortaya çıktı. Çünkü arkadaşlar bizi ‘solda ittifak değil’
de, HADEP’e yazılamaya çağırdılar. Bu bir
fantezidir. Oysa ki Türk aydınlarının önderliğinde HADEP parlamentoya taşınabilinirdi. Önerim, büyükşehirlerdeki
liste başları Türk aydınlarından olmalıydı; buna Diyarbakır da dahildi...
Ne yazık ki bunu kabul ettiremedik. Benimenmiş
olsaydı Kürtler de kendi sorunlarını kürsüden kullanma hakkı elde
edebilirlerdi. Bunu yerine arkadaşlar ‘kaç Kürt’ü parlamentoya sokarız’
hesabına düştüler. Halbuki 20 kadar milletvekili onların sorunlarını dile
getirebilirdi...”
Gürbüz Çapan’ın kastettiği
görüşmeler, HADEP, SHP, ÖDP, EMEP ve SDP arasındaki ittifak görüşmeleriydi.
Bu görüşmelerde büyük bir yakınlaşma sağlanmasına karşın, son anda ÖDP’nin kendilerinden ayrılarak parti kurmuş olan EMEP
ile SDP’lilerle ittifak yapmak istememesi üzerine
bozulmuştu. Kulislere yansıdığı kadarıyla, DEHAP çatısı altında
gerçekleşecek ittifak, yalnızca geçici bir seçim ittifakı değil, seçim
sonrası örgütsel birliğe dönüşecek kalıcı bir ittifak olarak düşünülüyordu.
HADEP, ÖDP’nin EMEP ile SDP’yi dışlamasını kabul etmeyince ittifak görüşmeleri
kesilmiş ve ÖDP ile SHP görüşmelerden çekilmişti. Kalanlar ise “Emek,
Barış veDemokrasi Platformu” adıyla ittifak
oluşturmuşlardı. Bu ittifakın ilânından sonra ÖDP ve SHP ile tekrar
görüşülmüş, fakat bir sonuç alınamamıştı.
Gürbüz Çapan’ın sözlerinden
çıkan sonuç ortada. Türk solu, Kürt ulusal potansiyelini kendine basamak
yaparak, bir yere varmak istiyor. Beşi bir arada HADEP’in
oy potansiyelinin onda birine ulaşamaz ve
küçük bir bölümü dışında Türk aydınları, Kürt halkının haklı
mücadelesini desteklemezken, onlara öncülük tanımanın hangi gerçeklik ve
insafla bağdaştığını sormak gerekir.
Legal Kürt
siyasal örgütlerinin ittifak sorunu
Legal Kürt siyasal örgütlerinden kastım siyasal
partilerdir. Türkiye’de siyasal partiler Anayasa ve Siyasal Partiler
Yasası’na göre kurulur. HEP, DEP, HADEP gibi partiler de, bugünkü sistem
partilerinin kurulduğu gibi kurulmuşlardır. Bu yüzden parti yöneticilerinin
kendilerini “Türkiye Partisi” olarak lanse etmelerinde haklılık payı
vardır.
Ne var ki bu partiler programlarına, “Kürt sorunu
çözülmeden, Türkiye’nin temel sorunlarının çözülemiyeceğini”
koymuşlardır. Doğal olarak çalışmalarının ağırlığını Kürt sorunu
oluşturmaktadır. Devlet bu nedenle, sözkonusu
partilere hep sakıncalı birer Kürt partisi gözüyle bakmış, haklarında kapatma davası açmış
ve hakkındaki kapatma davası sürmekte olan HADEP dışındaki partileri
kapattırmıştır. Kürt halkı da kendi sorununu birincil olarak ele alan bu
partilere, kendi partileri gözüyle bakmakta, onlara sahiplenmektedir. Bu
partilerin üye ve yönetici bileşimi ağırlıklı olarak Kürtlerden
oluşmaktadır.
Devlet, Kürtlerin kendi kimlikleriyle meclise
girmelerine müthiş karşıdır. Seçimlerdeki yüzde onluk baraj bu yüzden
getirilmiştir. Soruna derin devlet el attığından, barajın altında
kalmalarına kesin gözüyle bakılan partiler bile, seçim barajını düşürmeye
yeltenememektedirler. Başbakan Ecevit, “HADEP’in
meclise girişini rejim için tehllikeli bulduğunu”
söylemekten çekinmemektedir. HADEP’in barajı
aşabilmek için, bazı sistem
partileriyle yapığı ittifak girişimleri sonuçsuz kalmıştır. Bunda sistem
partilerinin el altından tehdit edilmesi kadar, HADEP ile ittifak etmenin
adeta “vatana ihanet etmekle eşit” olduğu havasının yaratılmasıdır. HADEP’in oy potansiyeli iştahlarını çekmesine karşın,
ittifaka bir türlü cesaret edememişlerdir. Bazıları meclise belki de
ebediyen veda edecek, bazıları da siyaset sahnesinden silinecektir.
Ben Kürtleri meclise kesin olarak taşıyacak bir
ittifaktan yanaydım. MHP, DYP ve Ecevitlerin başında olduğu DSP dışındaki
sistem partilerinden biriyle ittifakı daha yararlı görmekteydim. Çünkü
seçmen, oylarının boşa gitmediğini ve oy verdiklerinin meclise girdiklerini
görmek ister. Aksi halde siyaset bilimcilerinin “seçmen yorulması” denen
olay yaşanır ve seçmeni daha başka alternatifler aramaya iter. Derin
devlet, Kürt oy potansiyelinin seçmen yorulmasına uğraması için elinden geleni
yapmaktadır. Ne var ki meclisteki sistem partilerinden hiç biri ittifaka
yanaşamadı.
HADEP bağımsız aday gösterme gibi alternatiflere
yönelebilirdi. Nitekim bunlar tartışılmadı değil. Ama mevcut sistemde
bağımsız aday göstererek seçimlere katılındığında umulan başarıyı göstermek çok zordur.
Sistem çok karamşıktır. Geçen genel seçimlerde
barajı geçtiği takdirde 48 milletvekilliği kazanması gereken HADEP,
beş-altı milletvekilliğiyle yetinmek zorunda kalırdı. HADEP bu oyuna
gelmemekle iyi etmiştir.
Türk soluyla
ittifak kalıcı mı?
HADEP gelişmeler ışığında yalnızca iki Türk sosyalist
partisiyle ittifak yapabilmiştir. “Hiçtense köse” diye bir söz vardır.
HADEP bunu yapmıştır. Ne yazık ki HADEP, Kürtler arasında ittifak konusunda
aynı gayreti göstermemiş ve hatta isteksiz davranmıştır. Bana göre;
gördüğümüz eksik ve yanlışlara, eleştirilerimiz olmasına karşın; yine de HADEP’i desteklemeliyiz. Çünkü iş olsun diye bağımsız
aday gösterme dışında, Kürtlerin bu seçimlerde başka demokratik
alternatifleri yoktur.
Sistem partileriyle ittifak yapamıyan
ve bazı kamu yoklamalarında barajı aşma ihtimali olan partiler arasında
sayılan HADEP’in, sosyalist partilerle ittifakını
doğal karşılamak gerekir. Gönül daha geniş bir ittifakın gerçekleşmesini
arzu ederdi.
Görünen o ki yapılan geçici bir seçim ittifakından
çok “birlikteliğin başlangıcı” olarak görülüyor. Her ne kadar ittifakçı
Türk örgütlerinin yöneticilerinin böyle angaje edici beyanlarına doğrudan rastglemedimse de, MEDYA TV’de düzenlen tartışma
programlarından, HADEP yöneticilerinin gazetelerde çıkan açıklamalarından,
Kürt tarafının buna çok istekli olduğunu gördüm. En son olarak da, DEHAP’ta somutlaşan ittifakı var gücüyle destekleyen KADEK’in Başkanlık Konseyi Üyesi Duran Kalkan da
ittifakı “birlikteliğin başlangıcı” olarak niteledi. HADEP’e
büyük bir kitlesel güç sunduğu bilinen KADEK’in
resmi sözcüsünün açıklamasını gelişigüzel söylenmiş bir temenni sayamayız.
Süreci yakından takip edenlerin, Öcalan’ın yılbaşı mesajında “Kürtlerin,
Türk sosyalist ve demokratlarıyla ortak bir Türkiye partisi yaratmaları
gereğinden” sözettiğini hatırlarlar. HADEP içinde
eskisi gibi kalma ve Öcalan’ın belirlediği şekilde Türkiye partisi yartma görüşlerinin çekiştikleri de bir sır değildir.
Zaten Öcalan’ın yakalandığı andan itibaren adım adım
uygulatmaya çalıştığı “Kürt sorununu Türk devletinin çözümlerine entegre
etmenin” adımlarından biri de budur. Devletin, basındaki etkili çevrelerin
en büyük istekleri, HADEP’in düşünüldüğü şekilde
Türkiye partisine dönüşmesiydi. Bu beklenti içinde kapatılma davası
buzdolabına konmuştu. İstenen sürede ve istenildiği şekilde
gerçekleşemediği için, kapatma davası buzdolabından çıkarıldı.
Seçim arefesinde kapatılma
tehdidi altında olan HADEP, seçim mücadelesini diğer ortaklarıyla birlikte DEHAP’ta sürdürecek. Uygulamada ister istemez HADEP’in kısa sürede içi boşaltılacak ve bir tabela
partisine dönüşecektir. Daha bu satırların yazıldığı günlerde bile bunun
gerçekleştiği söylenebilir. Anayasa Mahkemesi, HADEP’i
kapattığında bir tabela partisini kapatmış olacaktır.
Sorun seçimden sonra yaşanacak. Yollar ayrılacak mı,
yoksa ulusal Kürt potansiyeli marjinal Türk soluna mı yamanacak? Öcalan ve KADEK’in isteği gerçekleşirse ikincisi olacak. Öyle analaşılıyor ki Kürt siyasal hareketi böyle bir çekişmeyi
kaçınılmaz olarak yaşayacaktır. Çünkü ulusal demokratik mücadelenin
ihtiyaçlarıyla sınıf mücadelesinin ihtiyaçları birebir örtüşmez. Bazen de
çatışır. Öte yandan ulusal demokratik mücadele, daha geniş ittifaklara
ihtiyaç duyar. Kürt ulusal demokratik mücadelesinin ittifaklarını, Kürt
işçileriyle Türk işçilerinin ittifakına indirgemek (ki mevcut seçim
ittifakın moda söylemi budur), mücadeleninin
altını oymaktır. Sınıfsal ittifak
öne çıktığında, bugün birliklte hareket edilebilinenen Kürt burjuvazisiyle dinci kesimini, kim
Türk sosyalistleriyle ittifaka ya da
aynı örgütsel yapı içinde bulunmaya mecbur edebilir?
Her nehir
kendi mecrasında akar. Kürt ulusunun ulusal demokratik mücadelesi de
öyledir. Ters istikamete akıtmak istendiğinde istenmeyen sonuçlar
verebilir. Herkesin bilmesi gereken
bir gerçek vardır; Kürt halkının ulusal bilinci öylesine yoğunluk ve
yaygınlık kazanmıştır ki, onu bavula koyup istediğiniz yere götüremezsiniz.
22.Eylül
2002
Ruşen Arslan
Not : Bu makale Kurdinfo’da
yayınlanmadı, Serbesti’ye gönderilldi
|