|
"Köy-Kentlerin Altında Neler Yatıyor?“
DSP’nin
çok „demokratik“ son genel
kongresini televizyonlardan izledim. Genel Baskanlığa aday olan Sema Pişkinsüt ile oğlunun tartaklanması, basının öne çıkardığı haberdi. Kongrenin ertesi günü
de gazetelerin başlığı değişik biçimde de olsa aynı konuyu işliyordu. Hürriyet’in manşeti „Demokratik Sopalı Parti“ olarak çıkmıştı.
Şüphesiz demokratik olduğunu iddia eden bir partide,
Ecevit’in karşısına aday olarak çıkmış birinin
dövülmesi, kongrede konuşturulmaması ve hele o aşağılık küfür ve hakaretlere maruz
kalması, gazetecilik açısından önemli haberdir. Bana göre politik açıdan ve Kürt halkını ilgilendiren en önemli haber
ise, Ecevit’in konuşmasında belirttiği Köy-Kent projesiydi.
Bülent
Ecevit’in CHP genel başkanı olduktan sonra dilinden hiç düşürmediği Köy-Kent projesi, kendi ağzından kongrede şöyle açıklanıyordu:
1.
...Devlet her köye okul, hastahane, işyerleri, karakol ya da spor
üniteleri yapamıyor. Ama birbirine yakın köylerin ortak yararlanması için bunların tümü yapılır. Böylece kentleşme deyince, kırsal alanlardan büyük şehirlere göç etmeyi değil, bizzat köyleri kent haline
getirmeyi amaçlamaktayız. Köy-Kent projesiyle köyleri birleştirmeyi amaçlamıyoruz...
Güneydoğu’da da köye dönüş projesi başlamıştır. Bu projeyi gerçekleştirirken, güvenlıği ön planda tutarak köyleri
birleştiriyoruz...
Bu
konuşmadan çıkan sonuca bakılırsa, Köy-Kent projesinde iki
ölçüye sahip olunacak: Türk köyleri yerinde kalacak ve ortak yararlanmaları için tesisler yapılacak, Kürt köyleri ise
güvenlik nedeniyle birleştirilecek. Birleştirilen köylerde güvenlik başta geldiği için; yeterli büyüklükte
karakol, ardından da yatılı okul, hastahane, spor sahaları gibi altyapı tesisleri yapılacak.
Kürt
köylüleri, binlerce yıldır oturdukları ve devletin yakıp yıktığı
köylerine bir daha dönemiyecekler. O köylerde bir daha yaşanmayacak. Devletin değiştirmesine karşın, halk arasında eski adlarıyla yaşayan köyler bir daha olmayacak,
adlarıyla birlikte unutulup gidecek. Her şey Türk ve türkçe olacak.
Böylece „bölücülüğe“ karşı güvence de sağlanmış olacak. Başbakan Ecevit, Nisan 2001 ayı içinde yayınladığı genelgeyle; Patara, aspendos,
Ani, Bizans gibi sözcükleri boşuna yasaklayıp, yerlerine Ovagelmiş, Belkız, Akyaka, Doğu Roma denmesi emretmedi. Çünkü devlet ve ülke
bölünme tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Bölüclüğün panzehiri bulunmuştu: Köyleri birleştirmek, yeni adlarla kurulan
Köy-Kent’ler aracılığıyla, eski köylerle olan tarihsel bağı koparmak..
Köy-Kent’le
ilgili konuşmayı herhangi bir parti başkanı yapsa, üzerinde belki o kadar durmaya değmez.
Ama
o, iktidar partisinin büyük ortağı ve Başbakan ise, hele proje ufaktan
da olsa uygulamaya konulmuşsa durum değişir.
Ben
yaşamım boyunca Ecevit’e teşekkür edecek bir şey bulamadım. Ama kurultaydaki konuşması için yürekten teşekkür ediyorum. Neden mi?
„Cumhuriyet
tarihi boyunca Kürtler, Türklerle hiç bir zaman eşit olmadı.. Kürtlere ayrımcılık politikası güdüldü.. Kürt halkını devlet, devamlı potansiyel bir tehlike olarak
görüyor..“ şeklinde iddialar; devlet tarafından hep „bir avuç bölücünün
saçmalıkları” olarak hep lanse edildi. Hiç olmazsa Başbakan, bilerek veya bilmeyerek
parti kongresinde „yasa önünde eşitlik ilkesinin, dilediği yerde oturma ve mülkiyet
edinme hakkının Kürtler için geçerli olmadığını,
devletin güvenliğinin
Kürtlerin haklarından önde geldiğini.. “ itiraf etti.
Ecevit’e
teşekkür edilmez de kime edilir?
19.Mayıs 2001
Ruşen ARSLAN
|