|
"Kavram Kargaşası“
Siyasal literatürümüze geçmişte girmiş ya da yeni
girmekte olan bazı kavramlar, yerli yerine konmadığından; hem murat edileni
savunmama ve hem de gereksiz suçlamalara konu olabilme gibi gariplikler
doğurabiliyor. Bunlarìn başında, siyasal çalışma ve örgütlenmeyle doğrudan
ilgileri olan legal-illegal, meşru-meşru olmayan ve
açıklık-gizlilik kavramları
geliyor. Bir makale boyutunda da olsa, bu kavramları irdelemekte yarar
vardır.
Legalite-İllegalite:
Legal ve illegal kavramları latince olup hemen
hemen bütün Avrupa dillerine girmiş birer sözcüktür. Türkçedeki tam
karşılığı ise yasal-yasal olmayan dır. Herhangi bir devlette
yasakoyucu tarafından çıkarılmış, yasalara uygun olan her kurum ve her
davranış yasal, bunun tersi yasal olmamadır.
Bizi do_rudan ilgilendirmesi açìsìndan, Türk
Devleti'ni ele alarak sorunu açmaya çalì_alìm. Bilindi_i gibi T.C.de ara
rejimler hariç yasa koyma yetkisi TBMM.dir. Bir yasa-Anayasa da içinde
olmak üzere- meclis tarafìndan yüyürlükten kaldìrìlmaz veya anyasa
aykìrìlìktan dolayì Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilmezse; hukuksal açìdan
herkesi ba_layìcì normlar (kaideler) olarak yürürlükte kalìr.
Meşru-Meşru olmayan:
Ne var ki, legal olan her
şey meşru değildir. Meşruluk ise, legal kavramını aşan, insanlığın
binlerce yıllık mücadelesi sonucunda elde ettiği kazanımlardır. Aynı
şekilde ahlaki değerleri de içerir.İnsan hakları buna örnek gösterilebir.
Nazi Almanyasında Yahudileri gaz fırınlarına gönderen karalar, yasa
koyucunun verdği yetkiye dayanarak alınmıştı. O gün yürürlükte olan Alman
yasaları açısından yasal, ama hiç de meşru olmayan bir eylemdi. Nazi
yönetimi için yasallık taşıyan bu olay, insanlığın vicdanında mahkûm
edilmişti. Nitekim, Nürünberg Mahkemesi, savaş suçlularını nazi
Almanyasının yasalarıyla değil, insanlığın meşru kabul ettiği genel hukuk
ilkelerine göre yargılayıp mahkûm etti.
Bunun tersi de söz konusudur.
Kişinin ya da toplumların yaptıkları şey, bir devletin yürürlükte yasaları
açısından illegal, fakat insanlık açısından meşru olabilir. Bugün hiç kimse
Kürt Ulusu'nun sömürgeci devletlere karşı verdiği ulusal kurtuluş
mücadelesinin meşruluğuna bir şey diyemez. Ama yasallık (legalite)
açısınden ele alındığınd ; mücadelenin yerini sömürgeci devletlerin
yasalarında bulmak olanaksızdır.
Açıklık-Gizlilik:
Açıklık ve gizlilik de meşru-meşru olmayan, legal-illegal kavramlarını
karşılığı değildir. Türkiye'de kontrgerilla yöntemlerini kullanan Özel
Harp Dairesi, Türk yasalarına göre kurulduğu için legaldir. Legal
olmasına karşın, çalışmalarını gizli yapar. Ve yine legal olmasına karşın,
Kürt halkınna uyguladığı katliam, gizli cinayetler, provokasyonlar
açısından meşru olmadığı tartışma götürmez.
Bu genel acıklamalardan sonra
esas konuya girebiliriz. Öncelikle Kürt Ulusu'nun yürüttüğü kurtuluş
mücadelesi; ister bağımsızlığı amaçlasın,ister amacına varmak için
sömürgeci devletlerin terörüne karşı silahlı mücadele yürütsün meşrudur.
Dönemsel uygulancak yöntemler,
amaca giden yolda daha alt kazanımlar için mücadele ayrı şeylerdir. Ama her
şart altında Kürt Ulusu'nun kendi kaderini özgürce belirlemesi hakkını
savunmak bir görevdir.
Kuzey Kürdistan'daki aktüel
siyasal tartışmalardan biri de legal siyasl örgütlenmedir.
Legal siyasal örgütlenme, Türk Anayasa ve Siyasal Partiler Yasası'na göre
örgütlenmedir. Yani ANAP ve SHP gibi gerekli yasal şartları yerine
getirerek örgütlenmedir. Kürt Sorunu açısından Türk Devleti, yasalarında
hiç bir değişiklik yapmış değil. Anayasa, Siyasal Partiler Yasası aynen
duruyor. Bu durumda Yasal Kürt Partisi kurmak, biraz da "abesle iştigal"
oluyor. Ne zaman ki, Türkiye'de Kürdistan'ın bağımsızlığını amaçlayan
partilerin dahi kurulup serbestçe çalışması olanaklı hale gelirse; o zaman
legal Kürt partisinden söz edilebilir.
Bugün Kuzey Kürdistan'da
siyasal örgütlenme açısından önemli olan, ulusal kurtuluş mücadelesini kitlelere
mal edici zengin bir çalışma sergilemektir. Ulusal kurtuluş mücadelemiz,
kitle hareketleriyle amacına uluşabilir. Bu da, ne kendini halkın yerine
koyan ikameci anlayış ve ne de demokratik hakları genişletmeyi bir strateji
olarak önümüze koyan salt evrimci anlayışla sağlanabilir. Mücadeleyi dar
bir kalıba sokmamak gerekir.
Ne var ki, geçmişin yanlış
kavramlarına dayalı siyasal örgütlenme ve çalışma yöntemleri bizi bir
yerlere de vardırmadı. Önümüzdeki dönemde, ulusal kurumların yaratılmasì ve
ulusal kurumların açık çalışması sonucu mücadelenin kitleselleşmesi
belirleyici olacaktır. Kürt halkı, legal-illegal oluşuna bakmaksızın kendi ulusal
kurumlarını (seçim, sendika, meslek kuruluşları,öğrenci kuruluşları, odalar
v.b.) yaratmalıdır. Tabi bundan kastımız çizgi örgütlenmeleri değildir.
Açık çalışma, diğer çalışma
yöntemleriyle çatışmayan, birbirlerini tamalayan, onlarla birleşip
bütünleşen bir siyasal çalışma türüdür.
Yapılması gereken, amacımızı
kararlıkla savunurken, Kürt halkının acil taleplerini güncelleştirip aynı
kararlılıkla mücadelesini vermektir.
Bir de kavramları yerli yerine oturtup kısır tartışmalardan
kurtulmak, tartışmalarmızı siyasal literatür içinde yapmaktìr.
Ruşen ARSLAN 29.Haziran 1992
|