|
"Feqi Hüseyin’in Ardından“
Ölümüyle Kürt yurtsevelerini
üzüntüye boğan Feqi Hüseyin’i 1966 yılında
tanımıştım. O sıralarda üniversitede öğrenciydim. Yaz tatilini fırsat bilip
Muş’a gitmiştim. Üniversite dönem arkadaşlarım olan Bitlisli üniversite
gençleri, yanılmıyorsan konusu “Bitlis’in ve Doğu Anadolu’nun Kalkınması”
olan bir açık oturum düzenlemişlerdi. İzlemem için beni de davet ettiler.
Bitlis’e giderek Veysi Zeydanlıoğlu’na
misafir oldum.
Kürdistan
illerinde bu tür etkinliklere pek rastlanmazdı. Her şey yeni yeni başlıyordu. Konuşmacılardan Veysi
Zeydanlıoğlu ile Şeyh Zeynelabidin
İnan’ı kesin hatırlıyorum. Sanırım diğer ikisi de
Dr. Cevdet Geboloğlu ve Eczacı Besim Bey idi.
Tartışma Bitlis’in meşhur Çağlayan Kıraathanesinde yapılmıştı.
Açık oturumdan sonra, Bitlisli arkadaşlarım beni iki
ilginç insanla tanıştırdılar. Bunlardan biri Demirci Namık Usta ve diğeri
ise Feqi Hüseyin (Hüseyi
Musa Sağnıç) idi. Feqi
Hüseyin’in toplumsal ve ulusal sorunlara olan ilgi ve bilgisi beni
şaşırtmıştı. O zamana kadar ünüversiteli gençlik
arasında bu tür şeyler yaygın olduğundan ve halka inmediğinden, halk ta
devrimce ve yurtseverlere buna uygun ad takmıştı: Telebeler.
Ben bir “telebe” olarak,
benim gibi düşünen halktan iki kişiyle karşılaşmıştım. Bu benim için büyük bir moral kaynağı olmuştu. Feqi ile bir ömür boyu sürecek dostluğum böyle
başlamıştı.
Çelebi bir insan olan Feqi,
gençlik heyacanıyla yaptığımız sivri çıkışları
hoşgörüyle karşılar ve aynı zamanda kendine özgü eleştirilerde bulunmayı da
ihmal etmezdi. O’na göre “üniversite öğrenciliği
sırasındaki devrimcilik belirleyici değildi. Okul bitirip kariyer sahibi
olduktan, evlendikten ve eli paraya değdikten sonra devrimci olarak
kalınıyorsa bir değeri vardı”.
Bir fıkra küpü olan Feqi,
düşünceleri anlatırken fıkralarla süslemeyi çok severdi. Bu O’nun vazgeçilmez bir uslubuydu.
Üniversite gençliğinin devrimciliği ile ilgili bu iddiada bulunurken, hiç
unutmadığım bu fıkrayı da anlatmıştı.
|