|
|
|
"Adımı İstiyorum
Sayın Bekir
Coşkun’a“
Hamburg, 15.Aralık 2002
Ankara’da oturduğunuz Fırat sokağı’nın
adının bir Türk “büyüğünün” adı ile değiştirildiğini
Hürriyetteki köşe yazınızdan öğrendim. Sokağınızın adının değiştirilmesine
ne kadar üzüldümse de, Fırat sokağında oturanlar olarak örgütlenip,
sokağınızın adını geri istemenize de bir o kadar sevindim. Çünkü istenmeden
sevdiklerimin, sevdiğim şeylerin adının değiştirilmenin üzüntüsünü yaşamış
biriydim.
İnsan yanlız çocuklarına,
cadde ve sokaklara ad vermekle yetinmiyor. Dağa, toprağa, ağaca, hayvana da
ad veriyor. Kendi türü içinde
bireyselleştirmek istediği şeye ad koyma gereğini duymuştur insanoğlu.
Örneğin köpek bir hayvan cinsini, Pako ise, Bekir
Coşkun’un köpeğini ifade eder.
Bügünlede
televizyon kanallarının birinde Kınalı Kar diye bir dizi
yayınlanıyor. Hikâyenin geçtiği köyde, adı Rüzgârlı Ağaç olan bir ağaca
genç kızlar eşarplarını bağlıyorlar. İnanışlarına göre; rüzgâr kimin eşarpını uçurmuşsa, o genç kız gönlündeki varıyor.
Böylesine duygu ve inanış yüklü, nesillerce Kınalı Kar köyünün gençleriyle
bütünleşmiş bu ağacın adını Süleyman Demirel Ağacı olarak değiştirdiğimizi
düşünelim.. Bunun, sizin Fırat Sokağı’nın adını bir Türk “büyüğünün” adı
ile değiştirmekten farkı olur muydu?
Sayın Coşkun!
Çocukluğumda bilya dışında
oyuncağım olmadı desem yeridir. Bilyalarımın her birine
diğer çocuklar gibi ad verirdim. Toprak damlarda, soğuktan devamlı akan
burnumuzu çeke çeke, uyuşan ellerimizi oğuştur oğuştura bilyasına oynadığımız bilya
oyununda, kaybettiğim ve adı tarafımdan konmuş her bilya
benden bir şeyler alıp götürüdü.
Kaybettiğim bilyalara neden
üzüldüğümü hep kendi kendime sorup dururdum. Cevabını ancak üniversitede
öğrenci olduğum sıra bulabilmiştim. 27 Mayıs darbesinin askeri yönetimi,
çıkardığı bir kararnameyle “türkçe olmayan köy,
mezra ve kasaba adlarını türkçe adlarla
değiştirilmesini “ emretmişti. Ninemin köyü Têxsimêr,
birdenbire Azıklı oluvermişti.
Azıklıya hiç birimiz ısınamadık. Bu ad bize
yabancıydı. Önceden karar alınmadığı halde, sanki gizlice anlaşmış gibi,
hiç birimiz bu adı kullanmadık. O günden beri insanın ailesi, köyü,
hayvanları, yaşadığı yerdeki nehir, göl, orman, dağ ve bütün doğayla bir bütün oluşturduğunu,
onların isimleriyle birlikte bizden birer parça olduğunu kavramıştım.
Sayın Coşkun!
Çocuğunuza vermek istediğiniz adın, nüfus memurunca reddedilme
durumuyla hiç karşılaştınız mı? Çocuğunuzun adı mahkeme kararıyla hiç
değişti mi? Çocuğuna istediği adı koyamıyan
Marangoz Şahabettin gibi, inad
edip çocuğunuzu nüfusa kaydettirmekten vazgeçtiğiniz, yakın arkadaşım Cemal’in çocukları Rojbîn ve Welat gibi, yeni isimlerinin babalığını mahkemenin
yaptığı, resmi işlemler dışında hiç
kullanmadıkları, kendilerine yabancı ve zorla verilmiş isimlerle yaşayan
çocuklarınız oldu mu?
Bunları yaşadığınızı ve sizin için bir anlam ifade
ettiğini sanmıyorum. Çünkü tüm bir
coğrafyadaki adlar, bir halkın çocuklarının adları, devlet tarafından zorla
değiştirilirken, Atatürkçülük adına sessiz kaldınız. Bu uyglamalar,
sizin hayran olduğunuz Atatürk’ün tek ulus, tek devlet yaratma ülküsünün
doğal sonuçlarıydı. Bilmem hiç merak edip, Soyadı Yasası ile Bazı
Unvanların Kullanılmasının Yasaklanmasına dair yasanın gerekçelerine ve
TBMM’ndeki müzakereleri sırasında söylenenlere bir göz attığınız oldu mu?
Sayın Coşkun!
Ben Muş’lu bir Kürt olarak
ad yasaklamanın ne olduğunu çok iyi bilirim. Benim ülkemin adı
yasaklanmıştır. Kanuni Sultan Süleyman’ın Fransa Kralı Fransuva’ya
yazdığı mektuptaki “...ben ki Kürdistan Hükümdarı..” diyerek övünme vesilesi yaptığı
ve ilk Türk ansiklopedisi kabul edilen Şemsettin Sami’nin Kamus’ul Alam’ındaki ülke, Kürdistan resmen “yoktur”. Benim halkımın adı da
yasaklanmıştır. Köy, mahalle, sokak adlarımızın tümüne yakını değitirilmiştir. Bununla yetinilmemiş,
sınırötesi harekâtlardan sonra, Güney Kürdistan’daki dağlara da türkçe
adlar verilmiştir. Tüm bunlar tek ulus yaratma, insan, tarih ve doğa olarak
Kürt ve kürtçe olan her şeyi yoketmek
isteyen kemalist ideoloji adına yapılmıştır.
Ben sizin sokağınız, Fırat’ın adının
değiştirilmesinin sizde yarattığı duyguyu ve gösterdiğiniz tepkiyi iyi anladığım
inancındayım. Atatürk’ü yanlışlarıyla da savunan sizin ise, beni
anladığınızdan şüphem var. Biliyorum adımı siz çalmadınız. Ama kemalizmin zulüm harcına, elinizdeki kürekle devamlı
kum ve çimento taşıyorsunuz. Onun için adımı sizden istiyorum.
Saygılarımla.
Ruşen Arslan
|