|

BALKANLAR
Osmanlı
imparatorluğu Süleyman Paşa’nın 1352 yılında Gelibolu
yarımadasındaki Çimpe Kalesini fethiyle Avrupa coğrafyasına adım
atmış ve yıllar içinde Viyana kapılarına kadar genişleyerek
Balkanlarda yüzyıllar boyu hükümdar olmuştur.
Çok uluslu bir
yapıya sahip olan Osmanlı Yüksek hoşgörü ve üstün yönetim
anlayışıyla Roma ve Hun imparatorluklarıyla birlikte dünyanın en
uzun ömürlü üç imparatorluğundan biri olmayı başarabilmiştir.
Kurduğu düzen ve adaleti ile egemenliği altındaki bölgelerde
barış ve huzurun simgesi olmuştur. Bu süreçte bölge halkları ile
Türkler iç içe yaşamaya başlamıştır. Günümüzde de balkan
ülkelerinde çok sayıda Türk yaşamaya devam etmektedir.
Karşılıklı kültür alışverişi sonucu Balkan dillerinde önemli
miktarda Türkçe kelime halen kullanılmaktadır. Ayrıca Türk
kültür, edebiyat, mimarlık eserleri günümüz Balkan Devletlerinin
tüm tahribatına rağmen varlığını sürdürmektedir.
Ekrem Hakkı
Ayverdi’nin “Avrupa’da Osmanlı Mimarı Eserleri” adlı bilimsel
çalışmasında 2356 cami mescit 142 medrese, 273 mektep, 174 tekke
ve zaviye, 42 imaret, 116 han, 113 hamam, 27 türbe, 24 köprü, 16
kervansaray, 3 bedestenden oluşan bir Türk kültür varlığı
oluşturulmasına rağmen çoğu tahrip edilerek ortadan
kaldırılmıştır.
Bugünkü
Bulgaristan, Yunanistan, dağılan Yugoslavya ( Şimdiki Mekodon’ya,
Kosava, Bosna-Hersek,Sırbistan, Karadağ) , Romanya gibi Balkan
devletlerinde önemli sayıda insanımız kalmıştır. Osmanlı
kayıtlarında 20.nci yüzyıl başında Balkanlarda yaşayan Türk
nüfusunun diğer halklarla eşit sayıda veya daha çok olduğu
görülmektedir. Fakat Lozan antlaşması sonucu Türkiye ve
Yunanistan arasında yaşanan mübadele ile Batı Trakya hariç
Türklerin tamamı Anadolu’ya göç etmiştir. Bunun dışında
Yunanistan’la beraber diğer ülkelerde özellikle 1940’lardan
itibaren asimilasyon ve göç politikalarına ağırlık verilmiştir.
Komünizmin baskıcı etkisi de eklenince Balkanlardaki Türk
nüfusun önemli bir kısmı erimiş ve insanlarımız Türkiye’ye göç
etmek zorunda kalmıştır. Türkler sadece memur, asker, idareci
sınıfı değil beş yüz yılı aşkın sürede kendi kurdukları, imar
ettikleri, binlerce köy, kasaba ve şehirde işledikleri
topraklarda, çiftçi, işçi, sanatkar, esnaf olarak ta ülkenin
gerçek sahibi halk çoğunluğunu oluşturan bu coğrafyayı yekpare
bir Türk yurdu kılan köklü bir varlıktır. 17’nci yüzyıl sonunda
Macaristan’dan çekilmiş olmak, 19’ncu yüzyıl ilk çeyreğinde,
Batılı güçlerin ve Çarlık Rusyası’nın teşvik, yardım ve
müdahaleleriyle Mora Yarımadasında Yunanistan’ın bağımsız küçük
bir krallık olarak ayrılışı, Sırbistan’ın, Romanya’nın özerk
prenslikler olarak teşkilatlandırılarak bağımsızlık yolunda adım
atmaları, bu gelişmelere yol açan olaylar içinde anılan
ülkelerde yerleşik olup, düşman ordularına ve asi Hıristiyan
tebaanın husumetine hedef olan Türk ve Müslüman halklara büyük
acılar ve kayıplar verdirmiştir.
Rusya’nın Kırım
Türk Hanlığı’nı ilhak etmesi, Kafkasya’ya girmesi Karadeniz’in
Türk ve İslam olan kuzey ve doğu kıyılarının Rusların eline
geçmesi ile bu denizin bir Türk gölü olmaktan çıkışı, Slavlığın
bu deniz kıyılarına yerleşebilmek için Türk ve Müslüman
halklarının sistematik şekilde imhaya tabi tutulmamaları göçe
zorlanmaları olayıdır.
Her şeye rağmen
Paris Anlaşmasının (1856) sağladığı statü içinde Karadeniz Rus
donanmasına kapalı, Türk Deniz hakimiyetine açık bir denizdi. Bu
durum 1877-78 Osmanlı – Rus Savaşı veya Türk milletine karşı
Slav Haçlı Seferleri başlarken Türklük ve Müslümanlık Güneydoğu
Avrupa’da; Balkanlarda Rumeli’nde, Sırbistan, Karadağ ve Romanya
Prenslik toprakları dışında kalan egemenlik alanında yurt kuran
ve yurdun gerçek sahibi olan çoğunluk durumundadır.
Anılan tarihte
Rumeli’ndeki Türk – İslam Nüfusu Hıristiyan Balkan milletlerinin
herhangi birinden ve en kalabalık olanından daha fazladır.
1877-78 Osmanlı – Rus Savaşı’nın kaybı ile bu durum temelinden
değişecek Rumeli Türklüğü, bu savaşlarda ve savaşları takip eden
yıllarda sürdürülen sistematik soykırımlarla, tercihlerle yok
edilecek, vatan sahibi hakim çoğunluk olmaktan çıkarılacak, tüm
varlığı Balkanlı Hıristiyan uluslarca talan edilecek Türk
vatanının Avrupa’daki ana damarı,Rumeli böylece kaybedilecektir.
550 yıllık Türk vatanının yıkılışı, Rumeli Türklüğünün imha ve
tehcirle dağıtılışı olayı insanlık tarihinin en büyük
trajedilerinden biri, en korkunç soykırım olayı ve millet
tarihimizin en büyük felaketidir.
1877 – 78 den 1912
– 1913’e geçen 35 yıl içinde Rumeli Türklüğü bütün medeni
dünyanın gözleri önünde alenen sürdürülen toplu öldürmeler,
cebri göçler, mal ve mülklerin, topraklarının, geçim araçlarının
ellerinden alınması suretiyle açlığa, sefalete mahkum ederek,
mabetleri, mektepleri, meskenleri tahrip edilerek, erkekleri
ebeveynleri katledilen kadınları, çocukları talan edilerek,
cebren din değiştirmeye veya ölümü seçmeğe zorlanarak
parçalanmış, paylaşılmış yurtlarında hakim çoğunluk olmaktan
çıkarılıp, biçare bir tutsak azınlık haline getirilmek
istenmiştir.
Süheyl ÇOBANOĞLU |