Çelebi Sultan Mehmet, bir
bakıma saltanat rekabetinden de daha önemli sayılabilecek bir ayaklanmayla da
uğraşmak zorunda kaldı. Bu ayaklanmanın önderi olan Şeyh Bedrettin aslında bu
dönemde Osmanlı ülkesinde yetişen en değerli alimlerden biridir. Osmanlı uç
boyunun Rumeli'ye geçmesinden sonra Edime yakınlarında kadılık yapan bir alimin
oğlu olarak yetişen Şeyh Bedrettin, Bursa'da ve Konya'da Anadolu'nun ileri gelen
medreselerinde okuduktan sonra tahsilini o devrin en önemli ilim merkezi olan
Kahire'de sürdürdü. Mısır'da medrese eğitiminin yanı sıra tasavvufa da daldı.
Osmanlı ülkesi Timur'un
Anadolu'dan ayrılmasından sonra şehzadelerin çekişmesine sahne olurken, Şeyh
Bedrettin de Anadolu'ya dönmüş, çeşitli şehirlerde ilminin derinliği yanında
hoşgörülü, eşitlikçi fikirleri ile de kendini tanıtmıştı. Nihayet Edirne'ye
dönen Şeyh Bedrettin'in ünü arttıkça kendisine uyan müridleri de çoğaldı. Musa
Çelebi 1410'da Edirne'yi ele geçirdikten sonra şeyhi kendine kadıasker
(kazasker), yani devlet kadısı yaptı. Şeyh Bedrettin hakkında Osmanlı yazarları
din sınırını aştığını eşitlikçi görüşlerinin devlet ve toplum düzenini bozucu,
hatta ahlak dışı olduğunu ileri sürerler. Başarısız bir ayaklanmanın doğal
sonucu sayılabilir bu hücumlar. Şeyh Bedrettin'in görüşleri ve tutumu bu kadar
aşırı olsaydı, kazaskerliğe gelmesi çok garip kaçardı. Bununla beraber şeyhin
din ve toplum görüşlerinin tasavvuf yoluyla esnekleştiği, ulemanın kesin ve katı
kuralları yerine dinler ve toplumsal bö1ünmeler arasındaki farkları gidermeye
yönelik bir şekilde geliştiği anlaşılıyor.
Aslında uç boylarında, bu
arada Osmanlı ülkesinde din anlayışı toplumun niteliği dolayısıyla zaten esnek
sayılabilirdi. On dördüncü yüzyıl boyunca Osmanlı toplumunda dinler arasında pek
fark olmadığı, fakat Müslümanlık en son gelişmiş din olduğundan Hıristiyan ve
Yahudilerin de er geç Müslümanlık içinde birleşeceği görüşü ağır basıyordu. Bu
dönemlerde hem Osmanlı toplumunda, hem diğer Anadolu beyliklerinde en sık
kul!anılan isimler de bu hoşgörülü tutumun bir belirtisi sayılabilir. Mesela
Murat Hüdavendigar oğullarına başlıca peygamberlerin adlarını vermişti. Mehmet
ve Mustafa Çelebilerin yanında Süleyman, İsa ve Musa Çelebilerin isimleri Murat
Bey'in oğullarına bilinçli olarak hep tek tanrılı dinlerin peygamberlerinin
adlarını seçtiğini gösteriyor Anadolu ve Balkanlar'daki Müslümanlar arasında bu
dönemde Yahya, Yakup, Yusuf gibi Yahudiliğin ve Hıristiyanlığın kutsal
kitaplarından gelen isimlerin yaygınlığı da uç boylarında dinlerin kaynaşması
ile açıklanabilir. Üstelik hem Osmanlı bey ailesi mensupları, hem akıncılar ve
diğer Müslüman halk arasında Hıristiyan ailelerden kız almak çok olağandı. Şeyh
Bedrettin'in annesinin de Rum asıllı olduğu söylenir.
Uç toplumunun esnekliği
içinde Şeyh Bedrettin 'in eşitlikçi tutumuna şaşmamak gerek. Fakat anlaşılan
Musa Çelebi ve kazaskerinin, Rumeli'nin ünlü beylerine karşı belki de bu
eşitlikçi görüşlerden kaynaklanan davranışları sonucunda Çelebi Sultan Mehmet
Rumeli'ni ele geçirmeyi başarmıştı. Musa Çelebi'nin ölümünden sonra Bedrettin'in
müridleri üzerindeki etkisi tehlikeli görüldüğünden, şeyh İznik’te göz hapsinde
oturmaya gönderildi. Bedrettin'in kendisi İznik’te otura dursun, ünü ve
görüşleri Osmanlı toplumunun çeşitli yörelerinde, özellikle yeni Müslümanlaşmış
ya da Müslüman olmayan halk arasında, bir de toplumun yamacında kalan Alevi
Türkmen grupları içinde yayılmaya devam ediyordu. Şeyh Bedrettin’in halifeleri,
yani temsilcileri, Aydın ve Saruhan(Manisa)'da ayaklanmaları başlatırken şeyhin
kendisi İznik'ten İsfendiyar Bey'in ülkesine, oradan Karadeniz'i aşıp Rumeli'ne
geçti ve burada taraftarlarını yanına topladı. Çelebi Sultan Mehmet ise önce Ege
bölgesİndeki ayaklanmaların üzerine ordu gönderdi, sonra 1419'da Şeyh
Bedrettin'i de yakalatıp idam ettirdi. Yeni bir toplum düzeni yaratmak üzere
gelişen bu dini -siyasi hareket böylece fazla dallanıp budaklanmadan bastırılmış
oldu.
Sa1tanat kavgalarının bir
özel!iği. gereğinden fazla kanlı olmamasıydı. Garip görünebilecek bu sözü
açıklayalım. Taht rakipleri doğal olarak mümkün olduğu kadar çok bey, komutan ve
askeri kendi taraflarında bulundurmaya gayret ediyorlardı. Fakat hem beyler, hem
asker için hangi rakibin saltanatı kazanacağından çok, çarpışmayı ve kayıpları
en azında tutabilmek önemliydi. Rakiplerin ordu]arı karşılaştığında, iki taraf
birbirini tartıyor, bir ordu öbüründen güçlü görünürse karşı taraf çatışmaktan
kaçınıp güçlü tarafa katılabiliyordu. Sultan Murat ve amcası Mustafa Çelebi'nin
ordularının iki defa karşılaşmasında da aynı şey olmuş, şiddetli bir iç savaştan
kaçınılmıştı. Şeyh Bedrettin ve halifelerinin ayaklanmaları ise öyle değil.
Bunlar çok şiddetli bir şekilde bastırıldı. Nitekim daha ileride de dini -siyasi
hareketlerin en ağır, en kanlı çatışmalara yol açtığı görülecek.
Müslümanlığın çıkış
noktasından beri ümmet hem devleti, hem toplumu ifade eden bir kavram
olduğundan, yani Müslüman ümmeti hiç olmazsa Medine'ye hicretten sonra siyasal
bir birim olarak geliştiğinden, İslam tarihinde toplumu düzeltmek, değiştirmek
iddiasıyla ortaya çıkan hareketlerin dini görüşlerle pekiştirilmesi, ya da
tersine dini görüşler ileri süren hareketlerin siyasal amaçlara yönelmesi
oldukça sık rastlanan durumlardır .Osmanlı tarihinde de Şeyh Bedrettin olayı son
olmayacak, Safevi dini hareketinin siyasal ve toplumsal etkileri On altıncı
yüzyılın başlıca sorunları arasında yer alacaktır.
Şeyh Bedreddin'in dini nitelikli isyanı ve Bizans'ın kışkırttığı Düzmece Mustafa isyanları bastırıldı. I. Mehmet, Fetret Devri'nin bunalımlı dönemine son verdiği için ona, Osmanlı'nın ikinci kurucusu da denir.