| HAYATI | HAKKINDA | VASİYETİ | GENÇİLE HİTABE | ŞİİRLERİ | ANA SAYFA |
ZEHİR
Çocukken haftalar
bana asırdı;
Derken saat oldu,derken
saniye...
İlk düşünce,beni yokluk
ısırdı:
Sonum yokluk olsa bu varlık
niye?
Yokluk,sende yoksun,bir varsın
bir yoksun!
İnsanoğlu kendi varından
yoksun...
Gelsin beni yokluk akrebi
soksun!
Bir zehir ki,hayat özü
faniye...
YOLCULUK
Yolculuk, her zaman düşündüm
onu;
İçimde bu azgın davet ne
demek?
Oraya, nerdeyse güneşin
sonu,
Uçmak, kayıp gitmek, kaçıp
dönmemek.
Altımdan kaydırdı bir el
minderi;
Herkes yatağında, ben
ayaktayım.
Bir gece, rüyada gördüğüm
yeri,
Gözlerim yumulu, aramaktayım.
Beni çağırmakta yabancı
dostlar;
Bu dostlar ne güzel,
dilsiz ve adsız.
Eski evde, şimdi bir başka
ev var:
Avlusu karanlık, suları
tadsız.
Her akşam, aynı yer, aynı
saatta,
Güneşten eşyama düşen
bir çubuk;
Yangın varmış gibi yukarı
katta,
Arkamdan gel diyor, sessiz
ve çabuk!
Başım, artık onu taşımak
ne zor!
Başım, günden güne kayıtsız
bana.
Dalında bir yaprak gibi dönüyor,
Acı rüzgarların çektiği
yana...
TÂ MEVERÂDAN
Rüzgar
öyle esti , öyle esti ki ;
Her şey uçup gitti kaldı Yaradan.
Ayna düştü , hayal , perdelerdeki
Bir akiscik gibi çıktı aradan.
Sırtımı
uykuda dürtüyor bir el;
Fırla yatağından koşar adım gel !
O bir minicik zar i kabuğunu del !
Seni çağıran var , tâ maverâdan !
SAKARYA TÜRKÜSÜ
İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
Bir yanda akan benim, öbür yanda
Sakarya.
Su iner yokuşlardan, hep basamak
basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda
susamak.
Her şey akar, su, tarih, yıldız,
insan ve fikir;
Oluklar çift; birinden nur akar;
birinden kir.
Akışta demetlenmiş, büyük, küçük,
kâinat;
Şu çıkan buluta bak, bu inen
suya inat?
Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor
ne,
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten
gövdesine;
Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu
sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya
vurulmaz perçin?
Rabbim isterse, sular büklüm büklüm
burulur,
Sırtına Sakaryanın, Türk
tarihi vurulur.
Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü
bu yük?
Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu
dâva büyük!..
Ne ağır imtihandır, başındaki,
Sakarya!
Binbir başlı kartalı nasıl taşır
kanarya?
İnsandır sanıyordum mukaddes yüke
hamal.
Hamallık ki, sonunda, ne rütbe
var, ne de mal,
Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş
aştan;
Ve ayrılık, anneden, vatandan,
arkadaştan.
Şimdi dövün Sakarya, dövünmek
vakti bu ân;
Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri
an!
Hani Yunus Emre ki, kıyında
geziyordu;
Hani ardına çil çil kubbeler
serpen ordu?
Nerede kardeşlerin, cömert Nil,
yeşil Tuna;
Giden şanlı akıncı, ne gün döner
yurduna?
Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar
mı tekbir?
Bulur mu deli rüzgâr o sedayı:
Allah bir!
Bütün bunlar sendedir, bu girift
bilmeceler;
Sakarya, kandillere katran döktü
geceler.
Vicdan azabına eş, kayna kayna
Sakarya,
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında
parya!
Insan üç beş damla kan, ırmak
üç beş damla su;
Bir hayata çattık ki, hayata
kurmuş pusu.
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz
gerçek;
Siz, hayat süren leşler, sizi
kim diriltecek?
Kafdağını assalar, belki çeker
de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez
akıl!
Sakarya; sâf çocuğu, mâsum
Anadolunun,
Divanesi ikimiz kaldık Allah
yolunun!
Sen ve ben, gözyaşiyle ıslanmış
hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!
Akrebin kıskacında yoğurmuş
bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya
böyle gider!
Bana kefendir yatak, sana tabuttur
havuz;
Sen kıvrıl, ben gideyim, Son
Peygamber Kılavuz!
Yol onun, varlık onun, gerisi hep
angarya;
Yüzüstü çok süründün, ayağa
kalk, Sakarya!..
O VAR !..
Her
defa haberi taze bir müjde ;
O var !
Her
defasında, geç, gafletten vecde;
O var !
Ne
sen varsın , ne ben , ne yâr, ne kimse;
O var !
Bütün
sevdiklerin elden gittiyse ;
O var !
Kalacak
kim var ki dost tomarında ?
O var !
Sana
daha yakın şah damarından;
O var !
Arama,
bir ilaç yok ezzahanede !
O var !
Gayede
, sebepte ve bahanede ;
O var !
Sevdiğini
ebed botu tutan dinç ;
O var !
Ölümsüzlük
şevki, ilahi sevinç;
O var !
Yıkılmaz
dayanak , kırılmaz destek ;
O var !
Tekten
de tek, bir tek , tek başına tek;
O var !
OLMAZ MI ?
Yön yön sarılmışım ne
yana baksam;
Sarılan olur da saran olmaz mı?
Kim bu yüzü çizen sanatkar
ressam;
Geçip de aynaya,soran olmaz mı?
Bir parçacığım ben,bütüne
hasret;
Zaman döne dursun,o güne hasret;
Ruhumsa zamanın üstüne hasret;
Ebediyet boyu bir an... Olmaz mı?
SONSUZLUK
KERVANI
Sonsuzluk Kervanı,"peşinizde
ben,
Üç ayakla seken topal köpeğim!"
Bastığınız yeri taş taş
öpeyim.
Bir kırıntı yeter
kereminizden!
Sonsuzluk Kervanı, peşinizde
ben...
Gidiyor, gidiyor, nurdan
heykeller...
Ufuk, önlerinde bayrak
kulesi.
Bu gidenler, Altun Kol
Silsilesi;
Ölçüden, ahnekten daha güzeller.
Gidiyor, gidiyor, nurdan
heykeller...
Sonsuzluk Kervanı, istemem
azat!
Köleniz olmakmış gerçek
hürriyet.
Ölmezi bulmaksa biricik
niyet;
Bastığınız yerde ebedi
hasat.
Sonsuzluk Kervanı, istemem
azat.
KALDIRIMLAR
1
Sokaktayım, kimsesiz bir
sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan
yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan
noktasında,
Sanki beni bekleyen bir
hayal görüyorum.
Kara gökler kül rengi
bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor
yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalzın iki
yoldaş uyanık.
Biri benim, biri de serseri
kaldırımlar.
İçimde damla damla bir
korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını
kesmiş devler...
Üstüme camlarını, hep
simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir
ama gibi evler.
Kaldırımlar, çilekeç
yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış
bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses
kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan
bir lisandır.
Bana düşmez can vermek,
yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların
emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu
karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta
bitmesin yolculuğum!
Ben gideyim, yol gitsin, ben
gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir
sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler
işitsin;
Yolumun zafer takı, gölgeden
taş kemerler.
Ne sabahı göreyim, ne
sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın,
verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı
bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün,
serin karanlıkları.
Uzanıverse gövdem, taşlara
boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan
bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar
esrarlı bir kuyuya,
Ölse, kaldırımların kara
sevdalı eşi..
İŞARET
O
ki ,pınar başında çeker suya hasreti ;
Kadınında kadına , yurdunda yurda hasret.
Yalan dünyada bütün görünüşler iğreti;
Her şey o şeye hazin benzeyişten ibaret.
Var
olan yoklukların ömrünü soruyorum!
Aşklar bom boş kuruntu , hürrüyetler esaret!
Yalnız , "Rakip" ismiyle Allah ı görüyorum!
Bir yokluk ki bu dünya , var olandan işaret....
GECEYE
ŞİİR
Kalbim bir çiçektir,gündüzler
ölgün;
Gelin,gelin,onu açın geceler!
Beni yadedermiş gibi,bütün gün
Ötün kulağımda,çın,çın,geceler!
Geceler çekmeyin benim için hüzün,
Gelin siz,ruhumu tenimden süzün;
Bırakın naşımı yerde gündüzün,
Gölgemi alın da kaçın geceler!
ÇOCUK
Annesi gül koklasa,ağzı gül
kokan çocuk;
Ağaç içinde ağaç geliştiren
tomurcuk...
Çocukta,uçurtmayla göğe çıkmaya
gayret;
Karıncaya göz atsa "niçin,nasıl?"
ve hayret...
Fatihlik nimetinden yüzü bir
nurlu mühür;
Biz akıl tutsağıyız,çocuktur
ki asıl hür.
Allah diyor ki:"Geçti
gazabımı rahmetim!"
Bir merhamet heykeli mahzun bakışlı
yetim...
Bugün ağla çocuğum,yarın ağlayamazsın!
Şimdi anladığını,sonra
anlayamazsın!
İnsanlık zincirinin ebediyet
halkası;
Çocukların kalbinde işler
zaman rakkası...
ÇİLE
|
|
| Gaiblerden
bir ses geldi: Bu adam Gezdirsin boşluğu ense kökünde! Ve uçtu tepemden birden bire dam. Gök devrildi, künde üstğnde künde... Pencereye
koştum: Kızıl kıyamet! Ateşten
zehrini tattım bu okun. Bir
bardak su gibi calkandı dünya; Ensemin
örsünde bir demir balyoz Bu
nasıl bir dünya hikayesi zor; Nasilsin sen , hakikat olsanda cekil! |
Evet her şey
ben de bir gizli düğüm Ne ölüm terleri döktüm , nelerden! Dibi yok gökerden yer ürktüğüm, Yetişir Çektiğim mesafelerden! Ufuk bir
tilkidir , kaçak ve kurnaz. Büyücü
büyücü ne bana hıncın? Lügat
, bir isim ver bana halimden ; Söyleyin
söyleyin benmiyim yok sa, Benki
toz kanatlı bir kelebeğim, Ne
yalannlarda var , n hakikatta .
|
Aylarca gezindim , yıkık ve şaşkın
. Niçin küçülüyor eşya uzakta ? Bir fikir ki, sıcak yarada kezzap, Yalvardım : Gösterin bilmceme yol! Uyku kaatillerin bile çesmesi; Bu mu rüyalar da içtiğim cinnet, Akrep , nokta nokta ruhumu sokmuş.
|
Gece hendeğe düşercesine, Açıl susam açıl! Açıldı kapı; Atomlarda cümbüş, donanma şenlik Nizam kopürüyor, med vakti deniz Kaçır beni ahenk , al beni birlik Ötelet ötelr , gayemin malı Diz çök ey zorlu nefis , önümde
diz çök
|