OZANLAR

 


 

KIRŞEHİR'İN OZANLARI

        Halk    edebiyatı    çok  zengindir. Pek çok   halk   şairi  yetişmiştir.   Zengin halk  oyunları  ve müziği vardır. Oyunlarda  kaşık ve zil  havaları  ve halaylar  yaygındır.  Çok  sayıda    türküleri  ile meşhurdur. Üç ayak, demirağa, koca oyun ve Kırşehir ağırlaması  meşhurdur.

       Türkülerinde    aşkı,   sevgiyi,    yalnızlığı    bolca    işleyen   Kırşehirliler,  yanında yöresinde gördüğü doğa olaylarından etkilenmiş duygu dolu insanlardır.

        Kırşehir, Türk Ulusunun genel  kültür karekterini  bozmadan sürdüren  insanların      yaşadığı bir şehirdir. Kırşehir, gözü tok, gönlü zengin insanlarla doludur. Kırşehir yöresi    insanları sevinç ve  kederlerinde hep  ölçülüdürler.  Bahar ve   yaz   aylarında   genellikle   düğünlerde  ağırbaşlı  ve i çten  bir   söyleşi  havası  vardır.  Kırşehir'in bir türküsünü     dinlemeden    bir   manisini   duymadan,  bir   çullamasını    yemeden,  bir höşmerimini tatmadan, bir  düğününe  konuk olmadan Kırşehir halkını   ve   folklorunu tanımak mümkün değildir.

 

 KIRŞEHİR'Lİ OZALAR

1. Aşık Musa                      6. Neşet Ertaş                     
                       2. Aşık Said                        7. Aşık Boyacı ( Esat Hüseyin Canıtez)     
 3. Aşık Seyfullah                 8. Şemsi Yastıman               
4. Aşık Hasan (Nebioğlu)    9. Çekiç Ali                         
      5. Muharrem Ertaş            10. Dursun Kaya                        

KIRŞEHİR YÖRESİNİN ÜNLÜ TÜRKÜLERİ

        ÜNLÜ TÜRKÜLER:  Merdivenim kırk ayak, Bir ok attım vızıldadı, Ekin ekilen yere,  Yürü güzel  Biter Kırşehir'in gülleri, Üç oğlan, Suda balık oynuyor, Karanfil suyu neyler, Şu  dağlar ulu dağlar, Sevda gitmiyor serden, Dana dane benleri var yüzünde, Başında  altın tacım, Ahu gözlerini sevdiğim dilber, Çiçek dağı, Kızılırmak, Kova kova
 indirdiler yazıya, Acem kızı, Çubuk uzun, Yar yandım.

      UZUN HAVALAR: Gök yüzünde bölük bölük durnalar, Afşar bozlağı, Yağmur  yağdı da hava, Beypazarı kıratı, Ceren kaçar, Aşağıda çıktı bir akça geyik, Neyleyim dünya mali ziyneti, Gönül ne gezersin seyran yerinde, Ağ ellerini sala sala gelen yar, Aşağıdan Yusuf paşa,  Sarılı yazma gelin ağlatma, Cirit havası, Güreş havası, Tura havası, Afşar halayı.

     Ağıtlar: Ağıt yakma geleneği yaygındır. Aşağıdaki ağıt bir öldürme olayı üstüne  
söylenmiştir.

Akşam oldu da kırat yemez yemini
Çaktım Zikkesini gever gemini               
Ben sürmedim cingan sürsün demini
Beypazarı mesken oldu ilimiz       
Kurt belinden aşar doğru yolumuz  

Körolası cingan nereden geldi
Kuyumcuyum deyi çayıra kondu
Alnı top kaküllü Halili vurdu   
Beypazarı mesken oldu ilimiz   
Kimbilir de nerde kalır ölümüz

Kıratın üstü de bir ulu yayla        
Neyleyim kardaşım kaderim böyle
Varınca perede doğruyu söyle     
Beypazarı mesken oldu ilimiz            
Kimbilir de nerde kalır ölümüz      


     
AŞIK MUSA (.... 1833 veya 1843=  ) 

            Ünlü halk  ozanının,   Kaman'a   bağlı  Savcılı   Ağzıboz   Köy'ünde   Yaşadığı anlaşılıyor. Doğum tarihi  bilinmemektedir. 1833 ya da 1943'de öldüğü  sanılmaktadır.  Ayrı bir dille    şiirler   yazmıştır. Saz  çalarak  köy  odalarında  şenliklerde   söylediği  şiirler  şimdi  bile  halkın dilindedir. Toklumenli Aşık Said ile aynı  yıllarda yaşadığı ve  ona  saz  öğretttiği  söylenmektedir.

       AŞIK SAİD (1835-18 OCAK 1910)

          Kırşehir'e bağlı Toklumen Kasabasın'da doğdu. 18 yaşlarında Kayseri'ye giderek  ikibuçuk yıl medrese eğitimi gördü. Köyüne döndükten sonra  kayıkçılık yaptı. Şiirleri  onun çok yer gezmiş olduğunu gösteriyor.  Aşık Said'in   türkülerinin çoğu Kırşehir ve çevresinde halen yaşamaktadır. T.R.T.  repertuarına geçmiş çok sayıda eseri vardır. 75 yaşında ölen Aşık Said'in  mezarının  yerini bilene rastlanmadı. Toklumen Köy'ünde adına dikilmiş anıt  heykeli vardır.

     AŞIK SEYFULLAH (1896-1972)

          Aşık Said'in dördüncü oğludur. Toklumen'de doğdu. Kendi kendine okumayı öğrendi.  Doğaya vurgundu. sıla özlemiyle doluydu. Çok yer gezmiş, çalıp söyleyerek, ününü her  yana duyurmuştur. 20 Aralık 1972'de vefat etmiştir.

Yedi yaşında girdim ilim dersine,                
Onikisinde döndü işim tersine,                    Onsekizinde girdim aşkın kursuna,            Düştüm bülbül gibi figana yattım.               

Ondokuzunda ateş düştü özüme,                
Rüyada bir sima çarptı gözüme,                
Yirmisinde düzen verdim sazıma,               
Düştü garip başım sevdaya yarab.              

     AŞIK HASAN(NEBİOĞLU) (1902-1989)

          Mucur'a Bağlı Geycek Köy'ünde doğdu. Okuması olmayan Aşık Hasan'ın şiirleri ve  söyleyişi ile ün kazanmış. Sevda, Doğa, Yurt ve Tanrı sevgisi ile şiirler yazmıştır. 10
çocuk babası olan Aşık Hasan şiirlerini "Aşık Hasan'ın Bütün Şiirleri" adlı kitabında toplamıştır.

      MUHARREM ERTAŞ (1913 - 3 ARALIK 1984)

          Muharrem Ertaş Osmanlı’ya kafa   tutan   Avşar   Türkmenlerinin   ünlü  şairi Dadaloğlu’nun “Ferman padişahın  dağlar  bizimdir.” Deyişini   havalandırıp,  Abidin ertemin   deyimi  ile  “ bozlağı  Çukurova dan  Kırşehir’e  indirince”  ne  söylediğini bilmeyecek kadar cahil değildir. Nitekim Cumhuriyetçiler, Muharrem Ertaş’ın sazında ve sözünde güzelleşen “Avşar Bozlağını” TRT’nin repertuarına almakta hiç de tereddüt etmemişlerdir.  Muharrem  Ertaş’ın   havalandırdığı   ve   aslı   Dadaloğlu’na   ait   olan dörtlükler şöyledir.

Kalktı göç eyledi Avşar elleri
Ağır ağır giden eller bizimdir
Arap atlar yakın eyler ırağı  
Yüce dağdan aşan yollar bizimdir

Belimizde kılıcımız kirmani
Taşı deler mızrağımın temreni
Hakkımızda devlet etmiş fermanı
Ferman padişahın dağlar bizimdir

Dadaloğlu’m yarın kavga   kurulur
Öter tüfek davlumbazlar vurulur
Nice koç yiğitler yere serilir

Ölen ölür kalan sağlar bizimdir

        Yanık sesi, dertli sazı ile adını Türk saz ve söz  sanatının  ustalar arasına  yazdıran  ünlü  "bozlakçı"   Muharrem   Ertaş  Kırşehir'e  bağlı Yağmurlu  Büyükoba'da   doğdu.  Okumayı kendi kendi  kendine  öğrendi  ve  saz  dersleri  aldı. Yağmurlu Yusuf Usta'dan  aldığı derslerle yetişti.  300'ün   üstünde   şiir   ve   koşmayı   bozlak   haline  dönüştürdü.  Kendisinin de  muhtelif  deyişleri bulunmaktadır. Ezgileri  ile Kırşehir'in  adını  duyuran  Muharrem Ertaş'ın 8 çocuğu vardır. Oğlu Ünlü saz ve sez ustası  Neşet Ertaş,  babasının  yolunda yürüdü  ve  kırşehir'in   adını   duyurmaya   devam   etti.   Kırşehir   Belediyesi tarafından 1990 yılında şehrin  merkezine yakın  Askerlik şubesi binasının karşısına anıtı dikildi.   

        NEŞET ERTAŞ (1938-.....)

          Sezi ve sazı ile babası muharrem ertaş'ın yolunu sürdüren  Neşet Ertaş,  1938  yılında  Kırtıllar'da dünyaya geldi. Keman ve saz öğrenerek. Ankara Radyo Evi'ne girdi. Güçlü  derlemeleri olan ozanın, Kendisine ait çok sayıda güfte ve besteleri vardır. Halen
Almanya'da müzik evi çalıştırmaktadır.

          Neşet Ertaş, babası Muharrem Ertaş  ile  adeta  Anadolu'daki  en   olgun   seviyesine    erişen bu  Türkmen/Abdal   müzik   birikiminin   yeni bir   yorumcusudur. Yoğun yöresel   özellikleri   ve   baskın   mahallilik   unsurları  ile   donanmış   bu müziği yöresinin dışına      çıkarmış, ülke genelinde ve hatta yurt dışında bilinmesini ve tanınmasıını sağlamıştır.

         Neşet’in hocalığını babası Muharrem usta yapmıştır.   Neşet Ertaş bunu son  türküsünde  açıkça şöyle dile getirmiştir.

Okula gidemedim, bu dert benimdir 
Hemi benim derdim, hem babamındır, 
Hemi babam, hem de öğretmenimindir 
Yüreği yaralı o kerem nerede   

Uzak yoldan geldim hasretin için   
Yaralı ceylanım ses vermez niçin      
Ecin nice hani boranın nerede  

            Bir babanın onur duyması evladıyla olur. Muharrem usata oğlu Neşetle onur
duymuştur. Neşet Ertaş uzun yıllar Almanya’larda gözden ırak olmuş, görünür olmaktan mahrum kalmış ama gönüllerde taht kurmuştur.

           Neşet’in gerek ailevi yaşantısı olsun, gerek ortamın verdiği durumlardan olsun memleketimizi  terketmesi, Almanya’ya  yerleşmesinden  dolayı  maalesef         
hemşerilerinin huzuruna şimdiki sanatçılar gibi haftada bir, ayda bir çıkmadı. Ama yurt
dışında da olsa öz kültürümüzü, türkülerimizi ayaklarımıza kadar seslendirerek getirdi.
  
    
           Neşet’in büyüklüğünü sanatı anlayan bilir. Neşet ne türkü çığırıyor, ne türkü söylüyor.   Neşet türkü yaratıyor.  Neşet gittiği her yerde kendi kendine yanında arkadaşı yokmuş gibi inler gelirdi. Demek ki kendisinde daha önce bir şeyler varmış ki meğer o iniltisi  kafasında bir şeyler  aratmaktan gelirmiş.

         1960'lardan  itibaren  binlerce  yıllık sazımız bağlama ile birlikte anılan; sadece geniş  halk kesimlerinde değil, ciddi  muziki   çevrelerinin  ve  gerçek türkü   dostlarının da gündeminden hiç düşmeyen Neşet Ertaş'ı farklı bir bağlamda değerlendirmek gerekir. Çünkü o aslında bir anlamda tam bir yöre sanatçısı olmasına rağmen yaygın şöhreti ve
söylediği türküleri  ile ülke genelinde   tanınan   biri   olarak,   hem   babası  Muharrem
Ertaş'tan, hem de bu geleneğin diğer usta isimleri olan Hacı Taşan ve Çekiç Ali'den de
ayrılır. Bir başka deyişle  onun  sanatı için,   başta   Muharrem Usta olmak üzere. Hacı
Taşan, Çekiç Ali    Abdal/Türkmen  Müziği  geleneğinin  çeşitli yörelerde farklı tavır ve üsluplarda karşımıza çıkan diğer ustaları da dahil olmak üzere hepsinin üst seviyede bir
sentezi ve esrarlı bir bileşkesi denilebilir.


             TÜRKÜ BABA  NEŞET ERTAŞ                 

Bugün nerede ise Kırşehir’in bir “milli türkü” sü haline gelen “Biter Kırşehir’in gülleri biter” parçası Kırşehir abdalları tarafından bu günlere taşınmış olup, aslı Dadaloğlu’na aittir.

          

Çıktım yücesine seyran eyledim
Cebel önü çayır çimen görünür
Bir fırkat geldi de coştum ağladım
Al yeşil bahçeli Kaman görünür

Şaştım hey Allah’ım ben de çok şaştım
Devrettim Akdağ’ı Bozok’a düştüm
Yozgat’ın üstünde bir ateş seçtim
Yanar oylum oylum duman görünür

Biter Kırşehir’in gülleri biter     
Çığrışır dalında bülbüller öter     
Ufacık güzeller hep yeni yeter      
Güzelin kaşında keman görünür   

Gönül arzuladı Niğde’yi Bor’u   
Gün günden artmakta yiğidin zarı
Çifte bedestenli koca Kayseri   
Erciyes karşısında yaman görünür

Dadaloğlum derde zatında zatı
Çekin eyerleyin gökçe kır atı    
Göçmek değil bizim ilin muradı
Ağ yare gitmemiz güman görünür

 

        Kırşehir abdalları sayesinde adı Kırşehir’le anılan “ağ gelin türküsü de” Dadaloğlu'nundur.

Oturmuş ağ gelin taşın üstüne
Taramış zülfünü kaşın üstüne 
Bir selamın geldi başım üstüne
Alırım kız komam ellere          

Bir taş attım karlı dağlar ardına
Yuvarlandı düştü yarim yurduna
Ben yeni de düştüm sevda derdine
Alırım ahdımı
komam ellere   

Atımın kuyruğu cura saz gibi
Divana durmuşta ergen kız gibi
Alarmış yamağı bahar yaz gibi
Getirin kır atım göçem ellere

      AŞIK BOYACI (ESAT HÜSEYİN CANITEZ) (1914-4 şubat 1999

          "Aşık Boyacı" mahlasıyla şiir yazan  halk  ozanı  Esat  Hüseyin  Canıtez'in  3500'den   fazla milli, dini şiirleri bulunmaktadır. Kırşehir'de doğan  Aşık Boyacı,  ilk ve  ortaokulu  burada okudu Ünlü Ozan'ın "Kalbimin Işıkları ", "Bayrak ve Toprak", "Türk Oğluyum Türk Oğlu" adlarında üç şiir kitabı yayınlandı.

      ŞEMSİ YASTIMAN (1923-1994)

          1923 yılında Kırşehir'de doğdu, ilk ve ortaokulu burada okuduktan sonra saz çalmayı   öğrendi 1950- 1968  yılları  arasında  Radyo  ve  sahnelerde  çalıştı.  İlk  şiirini   1938'de  ortaokula başladığı yıl yazdı. 1966 yılında Konya'da  düzenlenen  "Aşıklar  Bayramı'nda  "Muradım" destanıyla birincilik kazandı. İstanbul'da kendine ait saz evi bulunan  Şemsi  Yastıman'ın binden fazla siiri vardır. 1973  yılında geçirdiği bir rahatsızlık sonucu  Edirne'de vefat etmiştir.

      ÇEKİÇ ALİ (1933-13 Ağustos 1973)

        Mahalli sanatçı yöre türkülerini içten ve  özlü  söylerdi. Genç   yaşta  kaybettiğimiz  sanatçı 40 yaşında aramızda ayrıldı. Kırşehir yöresi türkü ve bozlaklarının  isim yapmış usta   icracılarından   biridir   Çekiç Ali   hemen   hemen    tüm   plak   ve   kasetlerinde  "Kırşehir'li   Çekiç  Ali  namıyla   anılır.  sanatçımız, aslen Kaman'ın Meşe köyünden ve asıl soyadı  Ersan dır. 1932 yılında doğan   Çekiç   Ali'ye,   "çekiç"   lakabı;   çevikliği   ve ataklığının yanı sıra, saz çalışındaki canlılık,  dinamizm  dolayı verilmiş. Henüz çocuk yaşlarında     iken   köy   odalarında    saz çalmaya   başlayan    sanatçıya    büyükleri  tarafından  takılan çekiç  lakabı o kadar   yaygınlaşmış   ki, asıl adı olan Ali'nin önüne geçerek, adeta asıl ismi olmuştur.

             Çekiç Ali'nin hem sesinde, hem sazında öylesine kendine has bir renkle karşılaşırız  ki, bu daha ilk müzik cümlesinde  kendini  hemen  belli  eder.  Başta   Muharrem  Ertaş  olmak   üzere Hacı Taşan'ın, Neşet Ertaş'ın da okuduğu   bazı   türküleri   ve    havaları  (Biter  Kırşehir'in Gülleri Biter,  Acem Kızı ,  Oy nari Topak taşın kenari vb.)  tamamen  kendine has  bir tavırla  yorumlayarak,  adeta  okuduğu  her eserin altına kolay kolay  silinemeyecek  güçlü bir imza atmıştır.

               Çekiç Ali’nin  yaşadığı  dönemde   memleketimizde   büyük   kıtlık   olmuş. Bu 
kıtlıkla evlerde bekletilen unlar azmış. Adam evine gelene “unum yok” demiş saklamış.
Bekletilen unlar zamanla acımış. Acıyan unun ekmeği de olamaz, yenmez de... İşte o
kıtlığın içinde Meşeköy’de dünyaya gelmiş çekiç Ali

               Bizim büyüklerimiz bir yerde mesken tutup kalmamışlar. Boy boy gezmişler.
Geçimlerini temin ettikleri yerde ekseriyetle kalmışlardır. Fakat öyle zaman zuhur
eylemiş ki 1940’larda Kırşehir’e intikal etmiştir

               Çekiç Ali’nin ünü halk arasında giderek yaygınlık almış. “Çekiç” lakabı ile anılır olmuş. Fakat Çekiç Ali açısından talihsizlik şu ki, bugün yurdumuzda büyük yaygınlık kazanan televizyon yayınlarına yetişememiştir. O dönemde Ankara radyosu ancak Gölbaşı’na kadar yayın yapabiliyordu.  İşte Çekiç Ali için Talihsizliğin büyük yanı
burası. Yoksa bugün fazlaydı diyebiliriz.

              Gençti, onun sanatı televizyonlara yansıyabileydi, o zaman gerçek Çekiç Ali
kendisini kanıtlardı. Çünkü TRT yapımcılarının arasında ahbapları vardı. Ancak bu
dönemlere erişemedi. Hak ettiği yere gelemeden vefat etti. Ruhu şad olsun.

 

Gönderen:Savaş ADA


Hosted by www.Geocities.ws

1