ICQ Numaram 70803330

SİTE HAKKINDA

Ana Sayfa
Ben Kimim?
Fotolarla Ben
Diğer Sitelerim
Arkadaşlarım
Web Dizayn
Reklam
Emre Orkun
İletişim
Linkler
Dost Siteler
Site Rehberi
Ayın Anketi

SİTE İÇERİĞİ

Hikayeler
Şiirler
Fıkralar
Atatürk Köşesi
Ayın Konusu
Ayın Kitabı
Serbest Kürsü
Duvar Yazıları

Konu: Atatürk' ün Sofya ataşeliğinden askeri görevine geri dönmek istemesi konusunda Enver Paşa ile görüşmeye gitmesi.

" Sofya'dan İstanbul'a geldiğim zaman, Enver Paşa da Sakarya'dan dönmüştü. Önce kendisini ziyaret etmek için makamına gittim. Haber gönderdim. Gelecek yanıtı kapıda bekliyordum. Bir aralık özel kalem müdürü Osman Şevket Bey'i elinde dosyası odaya girerken gördüm ve kendisine sordum; - Beni 19. Tümen 'e atayan savunma bakanı vekili İsmail Hakkı Paşamıdır?. Osman Şevket Bey çok ciddi ve biraz gizli bir dille; "hayır." dedi. Doğrudan doğruya Enver Paşa hazretleridir. Erzurum'dan telgrafla emir verdiler, güveniniz beyefendi."

" Biraz sonra Enver Paşa ile karşı karşıya bulunuyorduk. Enver biraz zayıf düşmüş, rengi solmuş bir durumda idi. Söze ben başladım.

__ Biraz yoruldun, dedim

__ Yok, o kadar değil, dedi

__ Ne oldu?

__ Çarpıştık o kadar.

__ Durum nedir?

__ Çok iyidir, yanıtını verdi.

Ben Enver Paşayı daha fazla üzmek istemedim, sözü kendi görevime getirdim.

__ Teşekkür ederim. Beni numarası ondokuz olan bir tümene komutan atamışsınız. Bu tümen nerdedir? Hangi kolordu, hangi ordu emrindedir?

__ Belki bunun için Genelkurmay ile görüşseniz daha kesin bilgi alırsınız yanıtını verdi. Sözü uzatmadım.

__Pekiyi, bu durumda sizi daha çok rahatsız etmeyeyim, Genelkurmayla görüşürüm. dedim.

    Genelkurmay Başkanlığında başvurduğum her kişi yüzüme bakıyor, benim kim olduğumu, tümenimin nerede bulunduğunu anlatmakta güçlük çekiyordu. Şimdi duruma bakarsanız, ne garip mevkideyim, kemali ciddiyetle herkese 19. tümen Komutanı olduğumu söylüyorum; oysaki öyle bir tümenin varlığından kimsenin haberi yok sanki sahtekar durumunda idim."

    Zamanın ileri gelenlerinden Mustafa Kemal'i sadece numarası belli, kendisi ortada olmayan bir tümene atamakla onu güç durumda bırakmayı düşünmüş olabilirler. Ama Mustafa Kemal'in görev anlayışı her şeyden üstündü. O bu tümeni ile Çanakkale'de uzun mücadeleden sonra, kendisine Anafartalar Grubu Komutanlığı verilmiştir. Ama kendisi savaşın müttefiklerimiz için iyi sonuç vermeyeceğine inanmış, bununla beraber, bulunduğu cephelerde savaşları başarıya ulaştırmaya çalışmıştır. O devrin devlet adamları Türk Ordusunun güçsüz ve yeteneksiz olduğu düşüncesi ile orduyu Alman Askeri Heyetine teslim etmişlerdi. (Enver Paşa başta olmak üzere). Mustafa Kemal bu duruma çok üzülmüş ve tüm makamlara itirazda bulunmuştur. Mustafa Kemal'nın bu konu ile ilgili bir anısı: O sırada Genelkurmayda ve yüksek makamlardan birini işgal eden Hafız Hakkı Paşa ile ordunun Alman askeri heyetine devredilmesi ile ilgili olarak aralarındaki konuşma sonunda Hafız Hakkı Paşa şöle demiştir;

"Kemal, Kemal bizi rahat bırak, sonra vicdanen sorumlu olursun. Biz öyle şeyler yapacağız ki sen de sevineceksin, Dünya da şaşıracaktır." Buna karşılık M.K şu yanıtı vermişti:

" Evet çok şeyler yapacaksınız fakat yapacağınız şeyler korkarım ki, memleketi çıkılmaz bir girdaba sokmaktan başka bir şeye yaramayacaktır. Dilerim ki , bizi içinden çıkılmaz güçlükler içinde terk etmeyiniz."

M.K'in bu ileri görüşü sonuçta galip gelmiştir. Hafız Hakkı Paşa Doğu Cephesinde ölmüş, Talat Paşa Berlin Sokaklarında bir Ermeni kurşunu ile yere serilmiş, Enver Paşa 4 Ağustos 1922'de Tacikistan'da (Cegan tepesinde) bir çatışmada hayata veda etmişlerdir. O devrin büyük İttihat ve Terakki Partisi'nin bu ileri gelen ve devleti yöneten kişileri, memleketi içinden çıkılmaz bir girdap içinde bırakmış ve terk edip gitmişlerdir. Devleti yöneten kişiler üzerinde yaptığı uyarmaların, yararsızlığını anlayan M.K'in artık kendisi önlemler düşünmeye ve bir takım girişimlere baş vurmaya başlamıştır.

Kendisinin önemli gördüğü fikirlere değer verilmediğini görünce Yıldırım Ordusunun komutanı iken, her türlü sonucu önceden kabullenerek usullere aykırı, biraz da başkaldırıcasına kendi kendini ordu komutanlığı görevinden çıkarmıştır. Üst makamlar ise bu olayı kamuoyuna açıklamamak için kendisini, eski ordusu olan 2. ordu komutanlığına atamışsa da bu görevi de kabul etmemiştir. Halep'ten İstanbul'a dönmek için atlarını satmış ve İstanbul'a gelmiştir. Bir süre İstanbul'da kaldıktan sonra Almanya İmparatorunun, Osmanlı Padişahını Alman Genel Karargahına daveti üzerine Padişah davete gidememiş yerine veliaht hazretleri Vahdettin'in gitmesi planlanmış ve heyete M.K de alınmıştır. Almanya yolculuğunda gerek Kayzer, gerekse Ludendorff, Hindenburg gibi Alman komutanlarıyla yaptığı konuşmalarda M.K'in verdiği yanıtlar ve sorduğu sorular Alman büyüklerini çok şaşırtmıştır.

Alman-Fransız cephesini gezdikleri bir sırada Vahdettin'e imparator tarafından yanına verilen bir kolordu komutanı M.K'in bütün cepheler üzerinde, yerinde ve zamanında ileri sürdüğü düşüncelerine şaşırmış olacaksak ki yanına yaklaşarak M.K ile aralarında şu konuşma geçmiştir:

__ Siz Vahdettin'in emir subayımısınız?

__ Hayır.

__ Hangi Sebeple yanında bulunuyorsunuz?

__ Böyle bir görev aldığım için.

__ Görüyorum ki askeri durumdan çok iyi anlıyorsunuz. Türkiye' de herhangi bir kuvvete komuta ettiniz mi?

__ Evet,

__ Alaya komuta etmiş olacaksınız.

__ Alaya daha önce ettim.

__ Tümene de komuta ettiniz mi?

__ Evet.

__ Beni mazur görünüz. Ben kolordu komutanıyım. Sizin babanız yaşındayım, lütfen son komuta ettiğiniz kuvveti söyler misiniz?

__ Ordulara komuta etmiş bir arkadaşınızım.

__ Affedersiniz. Biz şimdiye kadar size yanlış hitap ediyormuşuz, demek siz ekselanssınız.

 

 

Hosted by www.Geocities.ws

1