Menu
ANASAYFA
 
 

Kendi dilinden hayati
Yapitlari
Film afisleri
Foto album


BÜYÜK DEVRİMCİ  SANATÇI YIMAZ  GÜNEY  ŞAHSINDA  TÜM DEVRİMCİ VE  İLERİCİ  SANATÇILARI   ANIYORUYUZ.

 

    Ölümünün 17 . yılında büyük devrimci sanatçı Yılmaz Güney ve tüm diğer ilerici ve devrimci sanatçıları bir kez daha anıyoruz. Bizim değerlerimiz olan ve aramızdan ayrılan bu  büyük insanları hiçbir zaman unutmayacağız. Onların bir çoğu ülkemizden uzakta  sanat yaşamlarına veda ettiler. Nazım Hikmet, Yılmaz güney  ve Ahmet Kaya  sürgünde hayata gözlerini yumarken, 12 Eylül’ün en karanlık günlerinde tedavisi faşist cuntacılar tarafından engellenen Ruhi su gibi değerli sanatçılarımız ise ölüme terk edildi. Enver Gökçe , Hasan Hüseyin. Ahmet Arif, Kemal Tahir’ler  ise ömürlerinin  çoğunu  zindanlarda geçtirdiler. Türkiye’de sanatçı demek her türlü basıya maruz kalmak, Sivas’ta olduğu gibi yakılmak demektir. Ülkemizde ikinci bir baskıya maruz kalan Kürt sanatçı ve araştırmacılarına ise hiç bir hayat hakkı tanınmamaktadır.  Musa Anter gibi değerli Kürt  araştırmacılar  bizzat faşizm tarafından katledilirken, Kürt dilinde konuşmak Türkü söylemek, bilimsel yazılar yayınlamak yasakken Türkiye’de sanat ve bilimin özgürlüğünden bahsedilemez.  Turan Dursun  gibi araştırmacılara hayat hakkının tanınmadığı Türkiye’de istenilen sanatçı ve araştırmacı tipi Devletin yanında olan ve halkı uyutan kişiler olması istenmektedir.  İşte Yılmaz Güney tüm bu  yaklaşımları ret ederek safını ezilenlerden yana koymuş büyük bir devrimci sanatçıydı. O sürgündeyken bile hiçbir zaman umutlarını yitirmemiş devrimci bir sanatçı olarak faşizme meydan okuyarak  şöyle diyordu ’’  Baylar, korkunuzu telaşınızı, anlıyoruz. Bugün otlandığınız toprakları, fabrikaları madenleri korumak için her türlü vahşete hazırsınız. Ama bilmelisiniz ki, korkunun ecele faydası yoktur ve hiç hiçbir vahşet bizi haklı davamızdan caydıramayacaktır. Sizi, kendi yarattığınız sosyal – siyasal çelişmeler içinde, döktüğünüz ve dökeceğiniz kanlar içinde boğacağız. Bizim ülkemize dönme hem de zaferle dönme umudumuz ve güvenimiz vardır. Ama sizler bir gün kaçacak ve bir daha dönemeyeceksiniz. Beyaz Ruslar’a bakın , Kral Faruk’a şah’a, Somoza’ya bakın ve halkın geleceğini görün ‘’  diyordu . İşte Faşizmi korkutan da buydu. Evet o fiziki olarak ülkeye geri dönmedi. Ancak onun fikirleri ve sanata bakışı, eserleri halkın elinde bir meşale gibi yanmaya devam ediyor.  

     Yılmaz Güneyin en büyük özelliği sanatı siyasetle birleştiren yönüydü. O bir çok burjuva sanatçının yada popülistin yaptığı gibi sanatı sınıflar üstü görmemiş, aksine sanatın sınıfsal yününü sürekli olarak öne çıkarmış devrimci bir sanat ve siyaset adamıydı. Tüm yazılarında sanata sınıfsal bir bakış açısı getiren yılmaz güney sanatın halkın hizmetinde, sınıf mücadelesinde bir silah olarak kullanılmasını savunan devrimci bir kişiydi. Ve o  bu bakış açısını Duvar filminde yaptığı konuşmada şu sözlerle dile getirmiştir’’ Devrim, tek başına silahların çözeceği bir sorun değildir. Belirleyici olmasına karşın, hayatın her alanında sürdürmemiz gereken kültürel, sanatsal ve bir dizi diğer çalışmalarla birleşmesi gerekir. İşte filmimiz ve yaratacağı siyasal  sonuçlar, bu anlamda mücadelenin bir parçası olacaktır. ‘’ derken bir başka konuşmasında ise ‘’  Benim halkım,sadece silahlarla değil, şiirlerle, ve şarkılarla da döğüşür. Nazım Hikmet’in şiirleri, en kalın , en acımasız taş duvarları delmeyi başardı. Yüreklere ve bilinçlere ulaştı. Osmanlı despotizmine karşı mücadele eden pir sultan, hala türkülerimizde ve mücadelemizde yaşıyor. Büyük Kürt şairi Cigerhun bu kavganın bir parçasıdır. Eğer ben, bu mücadele geleneğine yeni bir halka eklersem , ne mutlu .’’diyerek sanatın sınıf mücadelesiyle olan sıkı bağlarını ortaya koyuyor ve  son nefesinde bile tarihe adlarını yazdıran Paris Komünarlarının yanına  gömülmek istediğini belirterek sınıfa ve halka bağlılığını tarihe  altın harflerle yazdırmış oldu.

    Yılmaz Güneyin tüm filmleri  halkın acılarını ve özlemlerini dile getirmiştir. O en sıradan filmlerinde bile düzene çatmış ve sosyal  dengesizliklerin yaratılmasında sorumlu olanın devlet olduğunu belirtmiştir. Arkadaş, sürü, Duvar,gibi filmlerinde ise açıktan mesajlar vererek feodalizmi ve Komprador Kapitalizmi açıktan hedef almıştır. O bu özelliğiyle Türkiye’de başat bir sanatçısı olarak halka film yoluyla gerçekleri gösteren büyük bir sanatçı olmuştur.

     Faşizm bu özeliğiyle Yılmaz Güneyi sürekli kendi hedefleri arasında tutmuştur. Her fırsatta zindana atılan Yılmaz Güney İçerde de devrimci bir sanatçıya yakışan bir tutum ve yaşamla örnek olmuş ve zindan yıllarında da hep üretici olmuştur.

     Faşizmin Yılmaz Güneyi neden bu kadar hedef aldığını bu gerçekler ışığında ele aldığımızda anlayabiliriz ancak. Bu günde Türkiye’de devlet halkın yanında olan, sanat ve bilim insanlarına düşmandır. Bir çok sanatçı, bilim adamı, gazeteci ve şair  sadece düşüncelerini açıkladığı için zindanlarda çürüyor.

     Ülkemizde faşizm kendisine muhalif olan herkese düşmandır. Emperyalizme  uşaklıkta yeminli Türk hakim sınıfları ülkeyi Emperyalizmin politikalarına denk gelen bir iktidarla yönetiyorlar.    IMF ve Dünya bankası ekonomiye yön veren kurumlar olarak ülkemizi her yönüyle  ellerinde tutuyorlar. Halkı yoksulluğa sürükleyen, aç ve işsiz bırakan, tarımı ortadan kaldıran, özelleştirmelerle büyük tekellere peşkeş çekilen sanayiyle ülkemiz ezilen hakları uçuruma sürüklenmektedirler. Ezilen Kürt ulusu her türlü baskı ve yasaklamalarla baskı altında tutulmaya devam ediliyor. 1 Eylül dünya barış gününde yasaklanan yürüyüş ve gösterilere yine kan bulaştıran bu düzenden artık bir şey beklemek hayal olmuştur. Türkiye denildiğinde akla galen vurgun, soygun ve rüşvettir. Devrem evlerinin yapımında  Faşist MHP nin  başında bulunduğu Bayındırlık Bakanlığında yapılan büyük vurgunla MHP ye akıtılan Triliyonlarla halkın varlıklarının nasıl gasp edildiğine bir kez daha tanık olduk.

     Türkiye cezaevlerinde devrimci tutsaklara karşı devam eden katliamlarda şehit düşen devrimcilerin sayısı 60 buldu. Tüm baskı ve yıldırmalara karşın devrimci tutsakların sürdürdükleri bu görkemli direnişi buradan selamlarken, savaşın parıldayan siperlerinde  bedenlerini ortaya koyarak savaşan devrimcileri yalnız bırakmayacağımızı bütün dünyaya bir kez daha haykırıyoruz. Faşizm cezaevlerinde  siyasi olarak kaybetmiştir. 19 aralık 2000 tarihinde 20 cezaevine birden saldırarak 28 devrimciyi katleden faşist diktatörlük F tiplerine koyduğu devrimcilerin pes edeceği hayaliyle zafer çığlıkları attıysa da devrimciler teslim olmadı ve direnişlerini daha da kararlı bir şekilde sürdürerek ölüm orucunda 32 şehit verme pahasına da olsa direniş bu günlere geldi. Birinci yılına girmeye az bir zaman kalan bu büyük direnişte kazanan devrimci tutsaklar olacaktır. Bundan kimsenin kuşkusu olamamalıdır.

      Hayatın her alanında devam eden sınıf mücadelesine yurtdışından bizlerde desteğimizi artırmalıyız. Başta cezaevleri olmak üzere faşist diktatörlüğe karşı mücadelemizi yükseltmeliyiz. Tarafsız olmak diye bir kavram yoktur. Bizlerde tarafız. Bizlerin tarafı ezilen mazlum emekçiler ve haklardır. Görevlerimizin bilinciyle hareket ettiğimizde büyük devrimci sanatçı Yılmaz Güneyin de dediği gibi herkes bilmelidir ki, ‘’ zafer er yada geç bizim, işçi sınıfının, ezilen halkların ve mazlum ulusların olacaktır.’’  Bunu tarih mutlaka ama mutlaka yazacaktır.

      Yılmaz Güney şahsında ülkemizin tüm devrimci, ilerici aydın ve sanatçılarıyla, Enternasyonal bilinç ve ruhla  Gorki’leri, Brecthleri, çarli’leri ve  Nerudalar gibi devrimci sanatçıları da  saygıyla  anıyoruz.



 




<< Geri dön Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Ozgur yasam © 2002 sitenin hicbir kurum kurulus yada orgutle bagi yoktur 
Hosted by www.Geocities.ws

1