|
Globalizmin
Dili
Peter Marcuse
The Language of Globalization
http://www.antimai.org'dan
aktarılmıştır
[Monthly
Review, Temmuz-Ağustos 2000, Volume 52, n° 3]
Globalizmin dili, özel bir
dikkat gerektirir. Globalizmi sözcük olarak ele
alarak başlarsak, değişik kullanım biçimlerinde hiç bir
anlamı bulunmamaktadır.1970'den itibaren bakacak olursak,
globalizm sözcüğü, değişik şeylerin tek bir kategoride
ifade edilmesi için kullanılmaktadır. Örneğin, iletişim
teknolojisindeki gelişmeler, hava taşımacılığının yaygınlaşması,
döviz spekülasyonları, sınır ötesi sermaye
hareketlerinin artması, kültürün Disneyleştirilmesi,
kitle tüketimi, global ısınma, genetik mühendisliği, çokuluslu
şirketlerin güçlenmesi, yeni uluslararası işbölümü,
emeğin ulusalararası hareketi, ulus-devletin gücünün
azalması, post-modernizm ya da post-fordizm gibi. Burada
sorun, sözcüğün kaygısız bir biçimde birden çok
anlamda kullanılmasıdır. Zihinsel olarak, sözcüğün böylesine
kullanımı, nedeni etkiden ayırmakta, kimin tarafından,
kime, niçin ve hangi etkiyle ne yapıldığını tahlil etmek
için her türlü çabayı belirsizleştirmektedir. Politik
olarak ise, sözcüğün belirsizleştirilmesi ve hayalete dönüştürülmesi,
onu, kendi başına bir yaşamı olan birşey haline
getirmekte, onu bir güç haline dönüştürmekte, insanın
iradesi dışında, kaçınılmaz ve önünde durulamaz bir bağımsız
varlığa sahip birşeymiş gibi fetişe etmektedir. Sözcüğün
kullanımındaki bu belirsizlik, analitik ve politik sonuçlarında
olduğu gibi, globalizm tartışmalarındaki diğer unsurları
da bozmaktadır. Burada bazı sorunlu alanları ve bazı önemli
farlılıkları göstermek istiyorum.
İlkin, globalizm kavramının
kendisini ele aldığımızda, globalizmin, güneşin altında
yeni birşey olmadığının, ama kapitalizmin özgün bir biçimi,
kapitalist ilişkilerin coğrafi olarak ve insan yaşamının
her alanını etkileyen bir genişlemesi olduğunun altını
çizmek gerekmektedir. Ancak 1970'lerden beri kapitalist ilişkilerin
gelişmesine ilişkin var olan iki farklı düzey (teknolojideki
gelişmeler ve iktidar gücünün yoğunlaşmasındaki gelişmeler)
sık sık globalizm başlığı altında biraraya
getirilmektedir. Teknolojik ilerlemeyi ekonomik
gücün global yoğunlaşmasından ayırmak,
onların bileşiminin sınıf ilişkilerini nasıl
değiştirdiğini göstermek, yapılan tahlillerin ve politik
stratejilerin bir eleştirisidir.
Teknolojik ilerleme ile
ekonomik gücün yoğunlaşması arasındaki bağ, zorunlu bir
bağ değildir. Bilgisayarlaşma, iletişim teknolojisindeki
ilerleme ile olanaklı olan iletişimdeki hız, tek merkezden
kıtalararası denetimin sağlanabilmesi, insan ve metaların
taşınmasında etkinliğin ve hızın artması, üretim
esnekliğinin kolaylaşması ve rutin görevlerin otomasyonu,
bir bütün olarak ekonomik gücün yoğunlaşmasında tanık
olduğumuz önemli gelişmelerdir. Ancak teknolojideki bu
ilerlemeler tamamen farklı biçimlerde de kullanılabilirdi (eğer
onların tasarlanmış kullanımı farklı olsaydı, gerçekten
tamamen farklı olabilirlerdi). Teknolojik ilerleme, mal ve
hizmetlerin daha az çabayla aynı kalitede üretilmesi ya da
aynı çabayla daha fazla üretilmesi anlamına da gelmektedir.
Bu, daha az çalışma ya da daha çoğuna sahip olma sonucu
doğuracağından herkes için daha iyi olacaktır. Oysa böyle
yapılmamaktadır. Bunun nedeni, teknolojinin bu yolda kullanılamayacağı
için değil, ama iktidar sahiplerinin, güçlerini artırmak
ve yoğunlaştırmak için onları diğer yöne yöneltmeleri
ve kullanmalarıdır. Teknolojik ilerleme, sınıflar arasındaki
güç dengesini değiştirmek amacıyla kullanılmıştır. Bu
nedenle, dikkatler, teknolojinin kendisine değil, bu noktaya
odaklaştırılmalıdır.
Teknolojik
globalizm ile gücün globalleştirilmesi
arasındaki fark —salt analitik olarak değil, politik
olarak da— önemlidir. Burada şöyle bir soru ortaya çıkmaktadır:
"Eğer bu iki şey birbirinden ayrıştırılabilinirse,
ortaya çıkacak olanaklar nelerdir?" Gerçeklikte
mevcut olan globalizm olarak teknolojik
globalleşme ile gücün globalleşmesinin mevcut bileşimi
tartışılmalıdır, ki bu, dikkatleri alternatif bir
globalleşmeye yöneltecektir. Gerçeklikte mevcut olan
globalizmin tahrip edici sonuçlarına karşı, soldan olduğu
kadar liberal bakış açısıyla da gösterilen muhalefet,
ona uygun yanıt verme konusunda bölünmüş durumdadır. Dünya
Ticaret Örgütü'ne (WTO) karşı Seattle'da atılan slogan
—ya küçült ya da durdur— ile Nisan ayında IMF ve Dünya
Bankası'na yönelik Washington gösterilerinde atılan slogan
—ya küçült, ya da batır— gibi, masada bir yer mi
istiyoruz, yoksa başka bir masa mı ya da hiç masa istemiyor
muyuz gibi soruların tümü hedeflere ilişkin çelişkileri
göstermektedir. Konu, gerçekten zordur. Ama alternatif bir
globalleşmenin gerçekleştirilmesi konusu, en azından
hedefler konusundaki tartışmanın önemli bir kısmını oluşturacak;
gerçeklikte mevcut olan globalizm üzerine yapılan tartışmaları
daha geniş olasılıklara açık hale getirecektir.
Bunun yanısıra, globalleşmenin
ulus-devletlerin gücünü azalttığına ya da yok ettiğine
ilişkin yapılan atıflar, gerek kavramsal gerekse dilsel açıklığa
ihtiyaç göstermektedir. Güçsüz devlet miti,
mevcut durum tahlillerini bulandırmaktadır. Sanayileşmiş
kapitalist dünyada devlet faaliyetlerinin önemi, sistemin
uluslararası genişlemesine paralel olarak işlevsel olarak
azalmamış, tersine artmıştır. Eğer devletler, sermayenin
ve metaların hareketini denetlemezlerse, bu, bunu yapamadıklarından
değil, yapmayı istemediklerinden dolayıdır. —bu,
devletin güçten düşmesi değil, devlet gücünün
geri çekilmesidir. Uluslararası çıkar çevrelerinin
Dünya Ticaret Örgütü'ne (WTO) verdikleri büyük önem, gümrük
tarifeleri anlaşması, düşünce ürünleri üzerindeki mülkiyet
hakkının ve sözleşme hükümlerinin hükümetler tarafından
yürütülmesi, ulus-devletin önemini büyütmüyorsa da, sürdürmesine
neden olmaktadır.
Bunun yanında, fetişleştirmenin
önemli bir unsuru da, farklı politik tercihlerle "devlet"
sözcüğünün kullanılmasıdır. Buna, homojen devlet
safsatası denilebilir ve bu, "rekabetçi devlet"
ya da Kuzey ve Güney "devletler"inin yararları ve
zararları söylemiyle ortaya çıkmaktadır. Devletler ve
kentler içsel olarak bölünmüştür; bir grup ya da sınıf
için iyi olan bir devlet ya da kent, diğerleri için çok değişik
sonuçlar ortaya çıkarabilmektedir. Hükümetler, yine de
belirli bir özerkliğe sahiptirler, ve çok sınırlı olarak,
kendine özgü politik liderlerin ve bürokrasinin ya da
rejimin çıkarlarına uygun hareket eden devletlerden ve
kentlerden sözedilebilir, ama daha gerçek olan, hükümetler
değişik çıkarların temsilcisidir ve eyleminin çoğunluğuna
özgün çıkarlar egemendir. "Ulusal çıkar"dan sözetmek,
genellikle bazı özgün çıkarların gizlenmesine hizmet
ettiği gibi, devletten, kendi içinde yaşayan herkesin
temsilcisi gibi sözetmek, gerçeklerin gizlenmesini sağlar.
Bu bağlamda, "Birleşik
Devletler"in (ABD) uluslararası ilişkilerdeki egemenliğinden
söz etmek için, ABD'nin politikasında kimin egemen olduğu
ile bu politikadan kimlerin dışlandığı arasında açık
bir ayrım yapılması gereklidir. Güney ülkelerinin
temsilcilerinin kendi hükümetlerinden farklı bir tutum takındıkları
Seattle'deki tartışmalarda açıkça görüldüğü gibi, bu
aynı zamanda devletler için de geçerlidir. Devlet ile halk
arasındaki bu ayrım, devletin politik ve resmi işlemleri açısından
olduğu kadar, devletin ekonomik olarak kimi temsil ettiği açısından
da önemlidir. Uluslararası ekonomik görüşmelerde devleti
temsil edenler, homojen ulusal ekonomik çıkarları temsil
etmezler. Homojenlik, belki pazarlık masalarında çıkarların
bir karakteristiği olarak gözönüne alınır, yani sınıfsal
olarak aynı olan kesimlerin, sektörel bazdaki ayrılıklarının
mali ve iş ilişkilerindeki bütünselliği olarak. Ana bölünme,
devletler arasında değil, sınıflar arasındadır;
homojenlik ise, devletler içinde değil, sınıflar içindedir.
Globalizm tartışmalarında
kullanılan diğer bir dil, onun savunucuları tarafından
ortaya atılan, ancak daha çok karşıtları tarafından
kullanılan, aktüel olarak olanların belirsizleşmesine
neden olan dildir. Örneğin, "insan sermayesi", gerçek
içeriğiyle "emek ustalığı"yken, ters anlamda
kullanılmaktadır. "Yönetim" (governance), küçültülmüş
yönetimlerin örtüsüdür ve yönetimin küçültülmesi
anlamında kullanılması gerekir. "Yatırım", üretim
kapasitesinin genişletilmesi anlamında da kullanılır, salt
spekülasyon anlamında da. "Serbest" piyasa,
serbest kamu eğitiminde olduğu gibi ücretsizdir; gerçek
anlamında ise "özel piyasa" demektir ve insan özgürlüklerine
ilişkin pekçok kavramın sınırlandırılmasıdır. Tabii
ki "reform", medyanın kullandığı gibi özelleştirmedir.
Fark gözetmeden kullanılan "üretici hizmetleri",
onun sosyal anlamından "üretici" kavramını yalıtmaktadır.
Basılmış hisse senetleri raporları "üretici
hizmetleri" sayılmaz, çünkü onları makineleri çalıştıran
işçiler basar, onlar "hizmet vericiler" (service
providers) değildir, ama "üretici" olarak tanımlanan
borsa simsarları ise, sözcüğün gerçek anlamında böyle
kabul edilemez.
Tüm bunlar, salt terminolojik
sorunlar değildir. Gerçekte varolan glaballeşme tarafından
üretilmiş olan hastalıklar karşısında durmaya çalışan
çeşitli gruplar arasında henüz açık bir fikir birliği
olmadığını da göstermektedir. En ılımlı hedef, basitçe
şeffaflık ve katılmacılık olarak tanımlanmaktadır; katı
liberaller, global kurumlar ve kurallar sisteminin yeniden yapılanmasını
istemektedirler; radikaller, global kurumların tamamen
ortadan kaldırılmasını ya da yerine ekonomik ve politik
olarak, ulus-devletler içinde ve arasındaki ilişkilerin
yeni ve farklı bir sisteminin konulmasını savunmaktadırlar.
Seattle'dan sonraki tartışmalar, ABD'nin Kongresinin,
ticaret temsilciliklerinin, Birleşmiş Milletler
delegelerinin ya da çeşitli uluslararası ajanslarının ve
kurumlarının ortaya koydukları gibi, ulusal düzeyde özgün
programatik talepler çevresinde bir birlik oluşturamamıştır.
Sayısız grup ve bireyler, eylem için hedefleri, platformları
ve özgün talepleri formüle etme sorunu ile uğraşmaktadırlar.
Bir görüşe uygun olan talepler, diğer görüşlere ters düşmektedir;
hedeflerin genelleştirilmesi ve gerek stratejik, gerekse
taktik farklılıkların birleştirilmesi, daha fazla düşünmeye
ve netliğe gereksinme göstermektedir. Dildeki belirsizlik, kısa
vadede bir ittifak kurulmasını kolaylaştırabilir, ama kalıcı
ve uzun erimli bir ittifak, tam bir kavrayış birliğine ulaşılmasını
zorunlu kılar. Teknolojinin globalleşmesi ile gücün
globalleşmesi arasındaki farklılık konusunda çok dikkatli
olunmalı, alternatif globalleşme her zaman gündemde
tutulmalı, güçsüz devlet mitinden ve homojen devlet
safsatasından uzak durulmalı, globalizmin Orwellci dilinin
tuzaklarına dikkat edilmelidir. Bunların tümü, uzun erimli
hedeflerde ve gelecek adımlarda genel bir anlaşmaya varılmasına
yardımcı olabilir.
|