|
(7) RESMİ BİLİMİN POLİTİK TEMELİ Ancak bu değerlendirme bireysel
bilgilerin küçümsenmesi anlamana gelmez. Çünkü bu kimsel, özel, kişisel
ve bireysel ürünlerden bazıları nesnel ve apacık fakat müşahhas cüzi yani
sınırlı bilgilerin üstünde muhit varlığa açılan iman ve keşf bilgileridir
yada genel ve zorunlu fakat mücerret kavramların
ötesinde vacib varlıktan yada gaybi alemden gelen bilgilerdir. Vahy ve
ilham gibi. İMAN VE VAHY gibi yöntembilim kökeninden çıkan yada yöntembilimden
ötesinden gelen bu bilgiler, her ne apacık ve zorunlu evrensel ve ortak
bilgiler gibi genel bilgiler değilsede tümele yönelik ve kuşatana ilişkin
yüksek ve yüce bilgilerdir. Yöntembilim bunları MENKULAT olarak bilgi
kaynağı olarak kabul eder. Zaten yöntembilimi hem diyalektik mantıktan
hem klasik bilimsel düşünceden farklı kılan; hem skolastik hem hümanistik
anlayıştan ayıran din ile fenni birarada tutan ikiyönü, kalb ile aklı birleştiren
toplayıcılığıdır. KUR’AN HİKMET’İNDEN doğan RİSALE-İ NUR bize bu dersi
vermektedir.
Bilgi teorisinde MAHSUSAT yani dış beş duyunun verileri (Mekan hadsi /görüsü altındaki deri-dil-burun-kulak ve göz duyumları) yada KUVVELER yani iç beş duygunun verileri (Zaman hadsi/ görüsü altındaki hassasiyet-hafıza-hayal-vehim ve fehm) gibi MAKULELER (özdeşlik, nedensellik, amaçlılık, olasılık ve gereklilik gibi aklın temel kategorileri yada mantığın temel formları) felsefe tarihinde bir gelişimi ve tamamlayıcılığı ortaya koyacak biçimde çeşitli tarzda sistematize edilmiş yada metodik araçlara dönüştürülmüştür. Bunların en sonuncusu halinde Kant tarafından kristize edilerek ortaya konulmuştur. Ancak zaman ve mekanı mutlak gören Nevton fizigine dayanan Kant, süreyi için ve uzamı dışın bir hadsi olarak öznel kavramlar saymıştı. İzafiyet zaman ve uzayın mutlaklığını kaldırınca felsefede de nesnel varlıklar haline gelen saat ve metrenin yeniden yorumlanması gerekmişti. Bunun çözümü konumunuz dışında kalır. Ancak burada bizi ilgilendiren Bu dört sebebden ilk ikisi yani özdeşlik ve nedensellik ilkesinin RESMİ BİLİMİN temeli olan pozitivist ve materyalist felsefe tarafından öne çıkarılıp madde ve kuvvet adına fen ve sanat için, bilim ve kuramı bu MADDİ SEBEB (Ayniyet:özdeşlik) ve ŞEKLİ SEBEB illiyet:nedensellik) cenderesi içine alınmasıdır. Böylece din ve sanatı unutmak yada dışlamak amacıyla metafiziği ve ahireti arkaplana atmak yada yoksaymak için FAİL SEBEBİ (faaliyet:Etkenlik) ve GAİ SEBEBİ (gaiyet:Amaçlılık) bilimdışı ve gayrımeşru gösterilmesi ile bundan olumsuz kişisel ve toplumsal sonuçların doğmasıdır. İkiyüzyıldan beri AKİBET
(sonuçluluk) yani
Finalite (faaliyet-gaiyet) ilkesini afaroz eden, pozitivist-masonik Resmi
Bilim; İLLET (nedensellik) yani
Kozalite (illiyet-ayniyet) ilkesini tekeline alıp bilimi yarı ilim haline
getirmektedir. Üstelik nedenselliği yücelterek dokunulmaz-değişmez kutsal
yasa haline getirerek zihinlere yerleştirmiştir. Bu yetmezmiş gibi nedenselliği,
tecrübe ve bilimin nesnel gerçekleri saydı. Çünkü, somut deneyimden
ve tekil-tikel olgulardan çıkarılan nedenselliği, nedenselliğin önşartı
ve karşıucu olan özdeşlik ile karaştırdı. Soyut ve tümel Özdeşlik ile birleşmiş
nedensellik, tümevarımın genellemesine genellik ve tümellik kazandırdı,
bir adım daha öteye gidilerek buna, teorik düşüncede olmasa bile pratik
entellektüel yaklaşımda ve dine ikame edilen felsefi tutumda, evrensellik
ve saltlık verildi. Böyle varsayımlar ve kuramlar bilim değişmezleri ve
yasaları katılaştı, genelleşti, tümelleşti. Böylece nedensellik ilkesi
akıl ve fennin tümel doğrusu yapılınca ve tümevarımın parçalılığı ve sınırlılığı
unutulunca Felsefe dine kafa tutumaya başladı. Öbür taraftan sonuçluluğun,
vicdan ve sanata ilişkin kimsel bilgileri ve sonuçluluğun kökeni olan etkenliğin
irade ve dine özgü öznel değerleri doğurduğunu düşündü. Bireysel ve öznel
bilgilerin özel, dini ve imani yönelimlerin
bölgesel ve tarihsel olduğu kanısı doğurdu. Vahyi geçmişin bir kalıntısı
ve imanı tarihin bir hatırası saydı. Tecrübe ve aklı öne alıp vicdanı ve
iradeyi arda atarken yada bilim ve felsefeye önecelik tanıyıp din ve sanatı
arka plana koyarken yaptığı bu ayırım ve değerlendirme ilmi saiklerle varolanı
yansıtan bir bölümleme olmayıp doğrudan doğruya hayatı ve toplumu biçimleyen
bir dünya görüşü ve yaşam tarzı halinde politik ve ideolojik tercihe dayanan
yarı gerçeklik ve yarım doğruluk olduğunu unuttu.
Yoksa gerçeklikte hem hem nesnellik hem öznellik birlikte yer aldığı gibi
doğrulukta da hem tümellik hemde tekillik beraber yer alır. Bilgide veri
ve ilke birlikte yer aldığı gibi düşüncede gözlem ve yorum her ikisi bulunur.
Dilin ve kültürün oluşum ve gelişiminde
hem bireysel hem toplumsal faktörler etkindirler.
Ancak bu bütünlüğü görebilmek için üst bilgiye yani dini bilgiye ihtiyaç vardırki resmi bilim ve sözde felsefenin varlık sebebi bunlara karşı çıkmak olduğundan daha baştan bu yarım yanlılığa ve yarıaydınlığa mahkumdular. Üstelik kesin doğruyu görebilmek için bu yanlışlığı yaşamak ve tam gerçeği bulabilmek içinde bu yanılgıya düşmek zorundaydılar. Çünki insan tümü olan toplumlar uluslar ve uygarlıklar insan teki olan birey gibi deneme ve yanılmalarla araştırma ve geliştirmelerle değişme ve düzeltmelerle yükselmekte ve yetkinleşmektedir. Toplum ve medeniyetler de bir çocuk gibi gelişip olgunlaşmaktadır. Ancak hayat doğruya öğrettikten sonra yanlışta ısrar etmek etkin ve özgür bir kimseye yaraşmaz. Tecrübe gerçeği gösterdikten sonra önyargıda devam etmek içten ve dürüst bir kişiye yakışmaz. Bunun gibi tarih de eğer insanlığa orta çağada sadece dini bilimleri kazanmanın insanı taassuba düşürüp teknik gelişmeyi durdurup dünyasını berbat ettiğini sadece fenni bilgileri sağlamanın insanı şüpheye düşürüp mistik derinliği örterek ukbasını harab ettiğini öğretttikten sonra bunca düşünce deneyimine ve bilgi birikimine rağmen hala tekyanlılıkta ve karanlıkta ısrar etmekte doğruyu ve gerçeği arayan insana yakışmaz. Eskidenberi dinden kaçan sözde felsefe, FKB den bir derece elini çekdiği halde insanbilimi LPS yi tekelinde tutmaya devam ettiğinden, "insani" zaaflarını insani bilimlerde de sürdürüyor ve bu yüzden argümanlarını felsefi içerikten kurtaramıyor. Halbuki yapılan kuram ve yorumların subjektif anlamı olduğunu unutulur da objektif bir gerçeği ifade ettiğini söylenirse bilim dışına çıkılır. Oysa subjektif anlam-amaç özgür kimseler dünyası (ŞERİAT-HİLAFET) ile objektif veri-ilke zorunlu nesne dünyasını(ŞERAİT-FITRAT) birbirinden ayrıdır. Eğer bu şeriat Mutlak ve Muhit olan Vacib Varlığın şeriatı ise bütün nesne ve kimseleri kapsar. Bunun için belli zaman ve zemine ilişkin bilim ve hukuk düzeylerinin ve düzeylere ilişkin “nesnellik” ve “geçerlilik” anlayışının üstünde, “tümellik” ve “yasallık” kategörilerinin ötesinde, “ortaklık” ve “evrensellik” ölçütlerinin fevkinde olur. Eğerbu şeriat bir kimsenin veya bir gurubun şeriatı ise yine ortak ve evrensel olan bilim şeraitinden ve fıtrat kayıtlarından ayrı subjektif bir yorum, ideolojik bir yaklaşım ve beşeri bir din olur. Dolayısıyla LEKÜM DİNİKÜM VELİYEDİN sırrınca ve LA İKRAHE FİDDİN nurunca insanın onuru ve özgürlüğüne yakışmayan fenni ve dini taassub ve tahakkümden kaçınarak genelin parçalılığını ve özelin tümelliğini unutmadan toplumsal nesnelliğin ve bireysel öznelliğin farkına varmak gerekmektedir. Bunun için Aklın (mantığın)
zorunlu alanı olan FEN ile kalbin (meşietin) özgür alanı olan DİN birbirinden
farklıdır. Buna parelel olarak aklın ilke ve ölçü işleyerek kullanan BİLİM
alanı ile kalbin kural ve buyruk eyleyerek kullanan HUKUK alanının yapısı
birbirinden değişiktir. Bunun için ilki nesnel ilkeler ve olgusal yasalar
ikincisi öznel prensipler ve kimsel yasalar ortaya koyarlar.
Şimdi tutarsız ve çelişkili
bir tabiat tanımının yanlışında inad etmek zorunlu FKB alanı ile özgür
PSL alanı arasındaki farkı unutup buyruğa uyan ZORUNLULUK ile
buyruk koyan ÖZGÜRLÜK kavramlarını
DOĞA kavramında özdeşleştirmek demektir bu da GÜNLÜK DİLİN VE BİLİMİN
YAPTIĞI;
Kainat & Alem) ve ?nsan & Adem / Hayat & cisim ve Zihin & ?uur Medeniyet & Umran ve Kültür & Hars / Bilim & Teknik ve
Hukuk & Etik
Evrimler kümesi : Tabiat (Do?a); / Evreler kümesi : Tarih (Döne); Nesneler kümesi : Halk (Yarat?l??); / Kimseler kümesi : Emr (Buyurulu?); temel kavramlarının karşıtlığını ortadan kaldırarak tam bir kavram kargaşasına düşürecek ilmi anarşizme girmektir... Zerrelerimizdeki pozitif ve negatif yükler; hücrelerimizdeki eril ve dişil özellikler; lojiğimizdeki doğru ve yanlış uçları ve matematiğimizdeki az (küçük) ve çok (büyük) değerler kadar hayatımıza yerleşmiş etkin ve edilgin yaşam özelliklerini benliğimize oturmuş sağ ve sol tanınç özgülüklerini; tefekkürümüzü biçimleyen enfüsi ve afaki yaklaşımın yönlerini; inancımızı oluşturan harfi ve ismi tutumun yanlarını; kuram (nazari-teorik) ve edim (ameli-pratik)den soyutlayıp çıkaramayız. Biz nasıl sol elimizi kesemezsek epistemik olarak sol düşünen aklı etkin nefsi de kesemeyiz. Keza sağ elimizi ortadan kaldıramazsak etik olarak sağ davranan ruhu edilgin kalbi de kaldıramayız. Ancak bu dış organlar sakat olurlarsa sol yerine sağı veya tersini kullanırız. Bu iç yetilerimizin de böyle sagı veya solu sakatlanırsa aynı şekilde yapılmış; din içinde fen yada felsefe içinde din oluşturulmaya çalışılmış, bunun sebeble dinleşmiş içtimai beşeri yeni ideolojiler yada ideolojileşmiş siyasileşmiş semavi eski dinler ortaya çıkmış. Bu da eski dinlerin eskimez ve sürekli yeni özünü örtmüş ve yeni ideolojilerin köhne ve kokuşmuz tözünü gizlemiştir. Bunun için dinin kanadı altından çıkan fen ve felsefenin yani ilim ve hikmetin atasına ve efendisine haksız bir bir şekilde karşı çıkmak yerine ölçülü ve insaflı olup bağlı hale gelmedikçe bilim ve düşünce tarihinin bu tür yalpalamalardan ve aşırılık lardan kurtulması mümkün değildir. Diğer taraftan “tabiata buyruk koyan anlamı verilerek onun batıl ilah haline getirilmesi” fen ve felsefe adına yaplıdığından iş artık bireysel bilgisizlik yada kişisel özgürlük sınırından çıkarak doğrudan doğruya fenni sömüren politik bir yanlış ve felsefeyi kalkanlayan ideolojik bir yalan belki devleti kullanan sosyal bir yılan olmuştur.İş marifet ve muhabbet; bilim ve düşünce; sevgi ve iyilik; doğruluk ve gerçeklik kaygısından uzaklaşmıştır. Bu yılanında çatallı bir dili vardırki biri şikak diğeri nifak. Biri komünist ideoloji diğeri masonik ideolojidir. Bunların üstündeki bütün doğru ve gerçek bilgiler iyi ve güzel değerlerin hepsi insana ve insanlığına ait olup bunları bu yeni dinler sahip çıkamazlar. Bu yükseklik ve yücelikleri alet edenler, nlar insanın düşünce hayatından davranış biçimine özel hayatıntdan devlet kuruluşuna kadar her alana karışan ilahi dinlerin karşıtı beşeri dinler haline gelmişlerdir. Aklı, edilginlik ve yokluk
alemleri yönünde; kötülüğün ve sol düşünce emrinde kullanarak küfre hizmet
eden tek taraflı ve parçalı sözde felsefeler ve batıl
ideolojiler ve beşeri dinler,
hakkı olmadığı halde, şimdi ilahi ve semavi
dinlere hayat hakkı tanımaz bir durumdadırlar. Bunlar, İNSANINI ASLİ HAKKI
OLAN EKMEK VE ÖZGÜRLÜĞÜ TEHLİKEYE ATARAK insanlara ya liberal yada sosyal
demokrat olmaktan başka bir seçenek tanımadığından; İNSANLARIN SONSUZ MUTLULUK
VE SÜREKLİ YETKİNLİKLERİNİ ENGELLEYEREK dünya eğemenliğini geçici de olsa
ele geçirdiğinden; fenni ve dini, aklı ve kalbi, kuvvet ve hakkı BİRLEŞTİRMEK
İÇİN, TEVHİD DAVASI devam edecek ve insanları istediği gibi ya yahudi
ya hristiyan ya mecusi ya hindi ya sosyal demokrat ya liberal demokrat
olabilmelerini sağlayacak İslami Eğemenlik kurulancaya kadar siyasi ve
askeri savaş yer kürede devam edecek.
|