(6) DÜNYADAKİ YABANCI
İnsanın zengin yetenekleri
nazara alınırsa bu yeteneklerin doğurduğu onun topyekun zaman ve mekana
yayılmış ihtiyacları ve istekleri karşısında; şimdi buradaki yararlanmasının
sabit, evreni kullanmasının sınırlı, dünyanın gecici, alanının dar, toplum
koşullarının sıkıntılı olduğuna ve projelerinin yarım kalmasına bakılırsa
onun buranın yabancısı, cismaniyetin yoksulu ve dünyanın garibi olduğunu
hemen anlaşılır.
Yaşam olarak böyle doyurmaz
ve yetmez görünen dünya hayatı, bilim olarak sadece tecrübe ve akıl bilgi
kaynaklarıyla dahi yarım ve yetersiz kalmaktadır. Dış beş duyuya dayanan
gözlem verilerileri sınırlı, aklın özdeşlik ilkesine dayanan eseme çıkarımları
kutupludur. Gözlem ve akılla oluşturulan bilgileri ise tam ve kesin değildir.
Ancak akıl ve tecrübe kaynağı yanında, vicdan ve irade ile gaybi iman ve
İlahi beyana yönelmekle kalb ve kitab kaynağı da nazara alındığında insanbilime
ilişkin pek çok soru ve sorunun çözüm ve çaresi bulduğu gibi Allah'a ve
Ahirete iman ile yüksek doyum sağlar
ve tam mutluluğunu temin edebilir.
Artık dine sırt çevirerek
aklımızın almadığı şeye hürafe deyip inancı bırakmak la yada fenni lüzümsuz
görererek tahkik ve taharrriyi terketmek ifrat ve tefritin en zararlısıdır.
Cenabı Hak surelirin başlarında ve sonralarında “düşünmüyormusunuz ?” “akletmiyormusunuz?
”diye bizi araştırmaya ve incelemeye yani aklımız işletmeye çağırırken
“Yaratanın hikmetinden sual olunmaz” deyip düşünmeyi terk etkmek İslam
ile nasıl bağdaşır ?
Sorgulanamayan ve araştırılamayan
Mahiyet-i İlahi ve Kader-i İlahi, zaten bizim tecrübemizin hududları ve
aklımız kudreti dışında Zati ve İradi bilim üstü ve akıl üstü konulardır.
Ama zati merkez ve iradi çevre arasında kalan düşünce dairesi çok geniştir.
Bu geniş alanda dolaşmak hürriyeti
ve düşünmek kabiliyeti verilmiş ve kitap ile teşvik edilip emredilmişken
dini skolastik çember ve doğmatik baskı içinde donuk ve soğuk görmek göstermek
belki şeytanlığın ve kötülüğün en şaşırtıcısı ve yıkıcısıdır.
Kısaca sözde felsefe ve sahte
din yapmakla bir yere varılamayacağı ve bizim bu şüphe ve taassubu bırakıp
istikametle kök ve kaynağa inmemiz gerektiği apaçık ortadadır..
Hem anlaşılıyor ki köken
ve kaynak araştırmasının ancak kendi temel ve özüne inmkten korkanlar vazgeçerler.
Ancak tam ve kesin bilgi edinebilmek için ne sadece fenni tecrübe nede
sadece dini tefekekür yeterlidir. Sağlam ve sağlıklı bir neticeye varmak
için fenden dine, felsefeden sanata, akıldan kitaba, tecrübeden vicdana
tefekkürden ilhama kadar bütün bilgi
kaynaklarını ve bilgi aygıtlarının hiç birinin dışlanmaması gerekmektedir.
*
Şimdi madem biz burada yabancıyız.
Misafiriz ve garibiz. O zaman
şu soru hemen bizi kendisi ile
uğraştıracaktır: Biz nereden geldik?
Madem şu görünen ve gözlenen
şuhudi yanımız yanında görünmeyen ve gizlenen gaybi yanımız da bir olgu.
Akıl ve tecrübe yanında vicdan ve irademizde mevcut. Kainat kitabı yanında
semavi kitabımızda var. İşte bu araç ve gereçleri, ilim aygıt ve kaynaklarını
elinde bulunduran insanın bulamayacağı
bir gerçek ve doğru olurmu, erişemiyeceği bir erek ve gerek kalır mı ?
Olmaz ve kalmaz. Tek şartki Alim-i Küll-i Şey' olan Her Şeyi Bilen Allahü
Teala ve Tekaddes Hazretleri izin versin. Kadir-i Külli Şey' olan Her Şeye
gücü yeten Rabbülalemin inayet
buyursun.
İnsanın biolojik tarafının
ötesinde fizik ve metafizik bir kaynak
bulunduğunu insanın lojik tarafının
ardında psik ve parapsik bir köken
olduğunu evren ve insan bilimleri
bize bildiriyorlar.
Biri geçmişten gelen ve
tedricen süren evrimle oluşarak gelişen (mazi/ pro) bir unsur olan CESED
ile diğeri gelecekten gelen ve def'a ten ve anen tam-yetkin dirilen (ati/post)
bir unsur olan RUH'un insanda bütünleşerek birleştiğininden insanı anlamak
ve açıklamak iki unsurun berisine bakmak yetecektir. Bu noktada
insanın bu hayat/cesed ve
şuur/ruh yapısının içeriğine
kısa bir göz atalım:
CİSİM:PRO/MAZİ/ÖNCE
RUH:POST/ATİ/SONRA
Zerre/Toz/Cüz/Atom Cevher/Töz/Mantık/Intellect
Hücre/Ten/Cild/Sito Akıl/Tin/Meşiet/Geist
Hayyz/Beden/Cesed/Soma Ayn/GÖz/Zihin/Hass/Sensate
Cüsse/Gövde/Siklet/Body Dimağ/Beyin/Hiss/Concepte
Tecrübe/Emprik FİELD Tefekkür/Rationel
SFER
Nefs/Kendi/Vicdan/Can Ene/Ben/Vildan/Canan
Madde/Material"DONANIM" Manevi/Spritüal"YAZILIM"
GÜZEL/HAYAT/ŞEKL-İ
SURET GÖNÜL/ŞUUR/SURET-İ
SİRET
SADA (hat): resm-remz KELAM (lafz):ism-mana
Alem:teşahhus-u şekil Ayet:tecerrüd-ü
suret
rüyet-i basar: İbare ders-i
basiret: ibret
NESNEL BİRLİK / LIFE-KOSMOS
KİMSEL TEKLİK / MIND-NOUS
Vahidiyet ve Vahdaniyet Ehadiyet ve Vahdet
Mevcudat(doğa-tabiat) Mekan
Hadsi
Hadisat(döne-tarih) Zaman Hadsi
Kainat(evren-alem) Hads Hissi
TEKAMÜL-Ü İLM-İRFAN TEKMİL-İ
HÜKM-AMEL
Hadise:kevn ü kavm Haber: nebe i rasul
Hakikat/havl-fevt Hak/daim-sabit
NATURAL PHİLOSOPHY MORAL
PHİLOSOPHY
HALK/EVRENBİLİM
EMR/İNSANBİLİM
.......................................................................
Sonra bize yardım
edecek kavramsal tabanı oluşturalım:
Merkez/özek-çekirdek/sentrik
Muhit/çevrel-ağaç/periferik
Sagir/küçük-az/-little-small Kebir/büyük-çok/many-big
Kalil...................... Kesir..................
Vahdet..................... Kesret.................
Sufli/ufak/mikro........... Ulvi/koca/makro........
Taht/alt-kök/hipo- genesis Fevk/üst-dal/süper-
spesifik
Edna/aşağı-taban/lowe-base
Ala/yukarı-tavan/high-apeks
miks
Basit/yalın-sade/simple-mere
Mürekkeb/bileşik-bireşik/compleks
Esas-kaid/temel-dip/root-sub
Evc-damen/çatı-zirve/roof-sum Şimdi insanın cesed ve fizik tarafı olan
HAYAT KAYNAĞINA ile insanın ruh ve psik tarafı olan ŞUUR KÖKÜNE inme denemesi
yapmak
istiyoruz:
Kozmoğrafik bilgilerimizin
bugünkü birikimi ile anlıyoruzki birinci kuşak yıldızlarda oluşan hafif
elementlerden sonra bunların materyallarinin novalarla patlayıp dağılmasından
sonra etrafa dağılan gaz ve toz zerrelerinden oluşan ikinci kuşak yıldızlar
oluşmuştur. Bu patlama sırasında ağır elementlerin meydana
geldiğinden güneşimiz gibi ikinci kuşak yıldızlar ağır elementer zerreleride
içermektetir.
Bunlarda hayatın bütün levazımat
ve şeraitini ihtiva eden son numaralar dahil bütün elementler yaratılmıştır.
Şuurun ve altındaki
hayatın fizik tabanı böylece
hazırlanmış bulunmaktadır.
Vucudun en "dış" zarfı
olan bu cemad (fizik) kabuğunun oluşumunun tamamlanmasından bu halki unsur-cehver
(toprak) ile vucudun en "iç" zarfı olan vucub (psik) dan "üflenen" emri
unsur-cevher olan (ruh)un bütünleştirilerek birleştirilmesi itikad yönünden
ve İlahi Kudret açısından zor değildir. Ama sebebler yönünden ve hikmet
açısından bu işin hakikatını anlamak noktasında elimizde mevcut fenni ve
dini
veriler bu konuda bize biraz
daha açıklık kazandırıyor.
Hayatın ve hücrenin dünyada
başlangıcı ve yaratılışı ile canlı
türlerinin çoğalışı ve çeşitlenişi
konusundaki evrim-devrim münakaşası
ve diriliş-devriliş tartışmalarını
daha önceki başlıkta yapmıştık. Burada tekrar bu konuya girmeyeceğiz. Ancak
hayatın başlangıcı konu sunda bir fenni kuramın hayatın dünyaya uzaydan
geldiği tezini ileri sürdüğünü hatırlatmak istiyoruz. Buna göre ilk hücrenin
veya parçaları
nın aminoasitler ve sair
materallerin uzaydan meteorlarla geldiğini ileri sürmekte hatta bazı meteorlarda
bu hayat bileşenlerinin bulundu
ğundan bahsedilmektedir.
Dini kaynaklarda hayatın
nasıl başladığı konusunda kesin bir bildirim yoksada şuurun kökeni hususunda
kesin beyan vardır: İlk insan ve ilk nebi Atamız Hazreti Adem Aleyhlisselam
Babamız ve Havva Anamız dünya dışında bu arza düşürülmüş ve toplumların
temeli olacak ilk aile cennetten gönderilmiştir. O zaman şu soru akla gelir:
Dünyaya hangi
yoldan nasıl getirilmişler ?
Bu günkü mevcut teknoloji
ses ve şekillerin nakline ve uzaydan taşınmasına imkan veriyor. Elektromanyetik
dalgalara (ışınlara) çevrilen ses ve görüntü dalga ve parcacıkları, modülasyon
dönüşümleri yapabilen aygıtlarımız vasıtasıyla istenilen yerden istenilen
yerlere telli yada telsiz kanallarda taşınıp yansılatılmak suretiyle eriştire
biliyoruz. Uzak olmayan bir gelecekte
cansız-madde belki de canlı-madde ve hatta canlı-akıllı-madde "ışınlanma"
suretiyle ulaştırılabilecek. Nitekim tayyı mekan ile veliler bu işi yapmıyorlar
mı ? Bu ferdi ve ilahi tasarrufattan başka Süleyman Aleyhisselamın vezirinin
tahtı
(cansız madde) taşıması gibi
Kur'ani Mesaj bizi bu teknoloji insanlık ve tür olarak gerçekleştirmeye
teşvik ediyor. Bunun gibi Adem Aleyhlis selam ve Havva Anamızın cennetten
dünyaya ("düşürülmesi") hubutu nakle dilmesi yani mekan-zaman süreklisi
(continium) olan uzaydan taşınması
mucizesi bize gösteriyorki belki bizde Sure-i Rahmanda
bildirilen
"sultan güç" sayesinde bu
teknolojiye yanaşabileceğiz.
Diğer taraftan yıldız ışığının
spektroskopik analizinden elde ettiğimiz tayf çizgileri bize gösteriyorki
beş milyar ışık yılı
ötesinden gelen yıldız (galaksi)
ışıklarının optik verisindeki bulgular bu yıldızların bileşimi ile bizim
yıldızımızın ve dünyamızın bileşimi arasında fark yoktur. Bizde hangi elemen
varsa en uzak gökcisimlerinde dahi aynı element mevcuttur. Kozmolojik Big-Bang
teorilerinin bize sunduğu model; maddenin evriminin sonucu hayat olacak
şekilde planlandığı; zerreyi oluşturan güç ve kitle koşullarının kainatın
bütününe göre yapılandığırıldığı ve alemin adem meyevesini verecek tarzda
zamana ve mekanına işlev kazandırıldığını
ortaya koyuyor.
İnsanın cisim ve cesedinin
maddesini teşkil eden ve canlı denilen karbon elementi temeline dayanlı
ilk organizma, ister Samanyolu galaksi nin sarı güneşinin arz gezegeninde
oluşturulsun isterse başka bir geze gende tekevvün ettirilerek dünyaya
indirilsin tesadüfen rastgele oluşma sına kainatın onsekiz milyar yıllık
ömrühün yetmeyeceği belgelenmiştir. Zaten sürdürülmesi rastgele olmadığının
biolojmiz ile tescil ettiğimiz hayatın gelişgigüzel doğması olanaksızdır.
Ancak uzviyet / organizma denelen fizik meyve ile ruh denilen metafizik
çekirdeğin birleştirilme si süreci ve işlemi arzda mı yoksa cennette mi
olmuştur ? sorusu sorulabilir. Burada iki ihtimalde mümkündür. Büyük bir
ihtimalle
cennette cesedi yaratılımış
(halk) ve ruhu üflenmiştir.(emr)
Çünkü burada asıl önemli
olan cesedi dünyaya ruhu cennete ait insan denen misafirin fizik ve psik
unsurların terkibinin kainatın en acib ve garib olayı olması sebebiyle
vakıanın gerçekliğinin kevnin ötesine taşan bir sırr ve nuru taşıdığını
belirlemektir. Hatta ilk insana ait hücrelerin zerreleri, maziden atiye,
dünyadan ukbaya, arzdan cennete,fenadan bekaya geçen ve geçerken eğitilen
ve yetiştirilen geliş
miş cennet zerrelerinden olduğunu
ve bu suretle tarihi fizik süreç
olarak akan zamanın başının
ve sonun birleştirildiğini düşünüyoruz.
Dolayısıyla şimdi bizim
ins ve kevn yada rasul ve kavm diye ikiye ayırdığımız insan ve kainatın
varlığının felsefik yönden bir bütün olduğunu belirledikten sonra bunun
metafizik ve parapisik uçlarının nasıl ayrıldığını betimledikten sonra
bunun nasıl birliştiğini aramak hem dini ve mistik hem fenni ve empirik
kanıt ve belgelerini araştırmak insanın bilgi açlığını doyurmanın ötesinde
imanı yücelten bir yüksek bir gerçeğe erişmektir. Kainat
ve insanı birlikte içeren mevcudatın ve hadisatın başlangıç ve çekirdeği
her halde kuru bir madde olamaz. Bugün bizim insan diye bildiğimiz 80 kiloluk
organizma da olamaz. İşte bu nuru ve hakikatının aranması ve araştırılması
aynı zamanda insanın kökenine dönmesi
ve kaynağına inmesi suretiyle ayrılığını, yabancılı
ğını giderip özüne ve vatanına
dönmesi özleminide içinde barındırır.
İşte insanbilim ve evrenbilime
yönelen yöntembilimin özek-çevrel özelliğin tümelliği ve aritmetik ve geometrik
niteliğin genelliği belki bu öz ve tözden kaynaklanmaktadır. Bu mecazi
ve şebihi kavram ve tanımlar, yukarıda belirtilen yüce gerçeklerin aslını
ve hakikatını
tanımak için bize rehberlik
eden ve remzeden göstergeler oluyorlar. Fakat bu araştırmayı yapırken çok
dikkatli ve pek duyarlı olmak gerekmektedir. Aziz ve Hakim olan Cenabı
Hakkın ilim ve kudretinin tecellisi; irade ve rahmetinin bir tezahürü;
olan hikmet ve kaderinin bir tasarrufu; ilim ve hükmünün bir eseri ve halk
ve emrinin harika bir kompozizyonu olan insan nüvesi
olan Adem Aleyhisselamın
yaratılması, yapılması, yaşatılması, eğitilmesi tamamlandıktan sonra dünyaya
indiril mesi ve gönerilmesi kainatın genel kanunlarından başka özel emirleri
ve olaylarıda içerdiğinden meseleye sadece fenni ve "akli" aygıtlarla geometrik
"görsel" araçlarla bakmak bizleri yanıltabilir. Çünkü
kainatın ve insanın nüvesinin
nüvesi olan fahr-i Kainat ve şeref-i İnsan olan Nur-u Muhammedi ve Zat-ı
Ahmedi Aleyhisselatü Vesselamın Hakikat-ı Mahmudiyesinden bakılmazsa bu
nüveleri hüveye dönüştürecek ve
kesreti vahdete çevirecek
nazar ve niyyeti elde etmek şarttır.
|