| 3. max scheler'de
insan ....................................
3.2 - savı kanıtsama 3.3 - dört problem (4) 3.4 - menşe/menba/maden - ukde/ asl /esas 3.5 - varlık ve yokluk 3.6 - yarısı koparılan ilim (5) 3.4 - menşe/menba/maden - ukde/asl/esas Genel olarak, maddi veya manevi dünyalarının SEKİR'iden SAHVE geçememek, fenni ve dini hayatın temelli bağımlılığı ve köklü bir edilginliğidir. Bu olgu ve yanılgıdan kurtulmak ise oldukça zordur. Herkese gidişi iyi aklı hoş gelir. Özellikle şöhret yada servet şarabından sekre düşenlerin gınadan fakra geçememelerindeki gevşeklik, satvet ve şehvet afyonuyla uyuyanların garkdan farka erişememelerindeki uyuşukluk , siyaset ve felsefe içkisiyle sarhoş olanların fahrden şükre ulaşamamalarındaki tenbellik nefsin ve enenin baş mikrobudur. Dünya meftun ve mübtela olan bu gevşekler, sarhoşlar ve uykucular; uyansalar, ayıksalar ve ayılsalar anlayacaklarki "alanlar" ve "yöntemler" değişik ve ayrıdır. Bunların tanınması başka ve bilinmesi de ayrı olacaktır. Bir defa şu kesin olarak bilinmelidir ki fizik ve psik potansiyel ve kinetik GÜÇLER ile bunların "kaynağı" ve "pınarı", "kökü" ve "dayanağı" ve “köken” ve “temeli” , sonsuz yetkin ontik GÜÇ, her halde aynı alanda ve bir sırada olmayacaktır. Burada belirtilen "kaynak, pınar, kök” ve “dayanak, köken temel" gibi terimlerin, alt dilin somut ve soyut kavramlarının üstünde gerçeklere işaret eden mecazî ve şebihî anlamları, üst dilde aşkın ve içkin varlığı tanımlamaktadır. İşte resmi bilim, üst dilin anlattığı varlık ile alt dilde içinde boğulduğu "varlıkları" birbirinden ayıramadığından en yüksek varlığıda, tozlar ve tözler gibi görmek ve bilmek istemektedir. Daha vahimi görememeyi ve bilememeyi yokluğa ve olmamaya belge ve kanıt varsaymaktadır. Halbuki Allahü Teala ve Tekaddes Hazretlerinin "varlığının delili" olarak zuhur eden eşyayı gözümüzle görürüz yoksa mekandan ve zaman dan "kudsal zati varlığını" göremeyiz. Zaten görsek o zaman oda hem tecrübede yaşanan eşyanın "optik"görüntüsü veya eşhasın "ontik" gösterisi olacak hem akla faili tanıtan "lojik" görüngü ve mesajını anlatan "semiotik" gösterge olacaktır. Bütün bu nesneler, kimseler , bilgiler ve sözler dahi akıl altı (şebihi) varlıklar ve alt dile (mecazi) kavramlar ait olacaklardır. Böylece savı kanıtsamanın saçma zincirini başlatacaklardır. Çünkü akıl altı ile üstü arasındaki delil ve dava ilişkisi bir kere oluşur; alt dil ile üst dil arasındaki harf ve isim ilgisi bir kez kurulabilir. İkinci kez olsa "teselsül" olur. Bu ise boş ve saçma eseme ve akılyürütmedir. Çünkü asıl olan "en değişmez kesin doğru" (bir) tanedir ve esas olan "en sürekli tam gerçek" (tek) dir. Bütün çokluk; bütün varlıklar; bütün doğrular ve gerçekler; bütün kimseler ve nesneler ile bütün degerler ve bilgilerin yegane kaynağı ve biricik dayanağı O'dandır. Hepsinin ereği ve dönüşü de yine O'nadır. Yani Nur-uHamdın Hakikatı ve Sırr-ı Duanın Zatı O'nundur. Elbette O kökü ve kaynağı aramayan ve O ereği ve dönüşü tanımayan; kalbini ve ruhunu çalıştırmaz. Bunun için eğer ben, nefsinin tozunun közünü söndüremez ve enesinin tözünün özünü silemez ise; O'nun varlığını göremez ve O'nun birliğini bilemez. Şimdi biz sözel aşkın
çözümlememizi sürdürürsek:
|
|
|