|
Dost TV’de, Arapçaya çevirdiği Risale-i Nur külliyatını Arap dünyasına
okutmakla kalmayıp tertiplenen sempozyumlarda külliyatı sözle de dış
dünyaya tanıtan muhterem mütercim İhsan Kasım Bey’i dinlerken Risale-i
Nurları yeni tanıyan dıştaki takdirkarlardan şöyle sitemli soruların
geldiğini de anladım:
- İnsanlığın imanını kurtaracak içerikte böylesine muhteşem bir külliyatı
neden o günlerde ilan etmediniz de ancak yarım asır sonrasında tercüme
ederek şimdilerde duyuruyorsunuz bizlere? Çok geç değil mi?
Tabii, bu sitemli soruyu soranlar, bu eserlerin yazıldığı günlerde maruz
kalınan baskıları, yasakları bilmiyorlar, normal bir kitap yazma ve okuma
özgürlüğü içinde yazılarak bugünlere getirildiğini sanıyor, sitemlerinde
kendilerini haklı görüyorlar.
O günleri anlatan İhsan Atasoy’un yeni eseri “Nurun Büyük Kumandanı
Zübeyir Gündüzalp” kitabından sadece bir örnek sunayım da görün, bugün
dünya dillerine çevrilmiş, her ülkede yayınlanmış bu eserlerin yazıldığı o
günlerde, ne türlü baskılara göğüs gerilmiş, bugünlere nasıl fedakarlıklar
içinde getirilmiş?
Sene 1948. Emirdağ’da yine bir baskın ve tutuklama başlatılmıştır. İmanı
anlatan yazılarından dolayı Afyon Hapishanesi’ne konulan Bediüzzaman’ın
arkasından, bu yazıları el yazılarıyla çoğaltıp başkalarının da okumasını
sağlayan 54 suçlu daha hapishaneye konulmuştur. Yalnız hapse atılan bu 54
kişi içinde Bediüzzaman’a en çok yardım eden bir numaralı talebesi Zübeyir
Gündüzalp yoktur. Olayı duyduktan sonra hapishaneye koşan Gündüzalp,
hizmetten geri kaldığından dolayı üzüntülerini açıklar ziyaret ettiği
arkadaşlarına. Ceylan Çalışkan tereddüt etmeden yol gösterir:
- İnönü’ye bir telgraf çek, kendini ihbar et, ertesi günü yanımıza gelir
hizmetine buradan devam edersin!.. Zaten posta memuru olan Gündüzalp hemen
telgrafını kendi eliyle yazıp Ankara’ya gönderir: Siz Nurcuları Afyon
Hapishanesi’ne topluyorsunuz; ama Akşehir’de posta memuru Zübeyir
Gündüzalp’i görmüyorsunuz. Said Nursi’nin yazılarını herkese okutuyor,
kimi görse Bediüzzaman’dan, eserlerinden söz ediyor... Ertesi hafta
Zübeyir Gündüzalp, Afyon Hapishanesi’ndedir. Aradan tam altı ay geçer. Bir
gün hapishaneye altı ayı dolduranların tahliye listesi gelir. İçlerinde
Zübeyir Gündüzalp’in de adı vardır. Gündüzalp, bu tahliye listesinde
bulunmaktan hiç de memnun olmaz. Çünkü Üstad’ı hapishanedeyken onun
dışarıda işi yoktur. Hizmet üstadının yanında, yazdıklarının dışarıya
çıkarılmasındadır. Bu sebeple itiraz eder, ‘Ben’ der, ‘Altı ayı
doldurmadım, beni tahliye etmeyin!..’ Hesabını yaptırır, geç tevkif
edildiğinden dolayı altı ayı doldurmadığı anlaşılır, böylece hapishanede
Üstad’ının yanında kalmayı başarır. İçeride yazılan yazıları kesekağıdı
şeklinde torba haline getirir, içine de bisküvi doldurup kapıdaki kuş
uçurtmayan nöbetçilere bisküvi ikram eder, boşalan kese kağıdını da
böylece dışarıya attırır. Hizmet için bekleyenlerin eline kolayca geçen
kesekağıdı açılıp içindeki yazılar çoğaltılarak okuyuculara ulaştırılır,
kitap haline ancak böyle gayretlerle getirilir... Aslında uzun söze hacet
yoktur. Gündüzalp’in ömür boyu tekrar ettiği şu duası ne türlü bir iman ve
ihlasla hizmete kilitlendiklerini göstermektedir.
- Ya Rab! Bana azami ihlas, azami sadakat, azami sebat, azami sabır, azami
iktisat, azami tevazu, azami gayret, azami dayanma gücü nasip eyle.
Hayatımın tek dakikasını dahi hizmetten uzak geçirmeme izin verme!..”
Dost TV ekranlarında o günlerde yaşadıklarını anlatan Sait Özdemir, İhsan
Kasım, Mehmet Fırıncı, Gültekin Sarıgül, Şahin Yılmaz’ların naklettikleri
olayları bugün; ‘Nereden nereye!..’ diyerek sevinçle dinliyoruz.
27.12.2005
e-posta adresi:[email protected] |