Dr. Veli Sırım

 

 

 

Prof. Dr. Yehezkel Landau, İsrailli bir bilim adamı. ABD’de bulunan Hartford Seminary öğretim üyelerinden. İstanbul İlim ve Kültür Vakfı tarafından düzenlenen uluslararası sempozyumda tebliğ sunan bilim adamlarından birisi. Tebliğinin konusu ise “Kapsayıcı Bir Din Anlayışına Doğru: Yahudi Geleneği ve Risale-i Nur.”

 

Prof. Yehezkel Landau’nun tebliği, tıpkı dünyanın 30 ülkesinden katılan 93 bilim adamının sundukları tebliğlerle ortaya konulan fikir ve düşünce binasının temel yapı taşlarından birisi oldu. Birbirinden farklı coğrafyalardan, farklı inanışlardan, farklı kültürlerden, farklı dillerden, farklı renklerden, farklı milletlerden, hattâ günümüz dünya şartlarında birbirlerinin can düşmanı olarak görülebilecek farklı konumlardan gelen bilim adamları, bütün farkları ortadan kaldıracak, son derece insanî bir başlık altında bir araya geldiler: “Çok Kültürlü Bir Dünyada İmanlı, Anlamlı ve Barış İçinde Yaşama Pratiği: Risale-i Nur Yaklaşımı.”

Bu başlık altında, sanki uzaydan gezegenimize bakıp ta, uğruna kanların oluk oluk akıtıldığı sınırları, farklılıkları göremeyen kişinin konumundaydı bütün katılımcılar.
Prof. Yehezkel Landau, 3-5 Ekim 2004 tarihlerinde gerçekleştirilen Uluslararası Sempozyumun ikinci gününde oturum başkanlığı yapıyordu. Aynı oturumda tebliğ sunanlardan birisi Filistinli olan Prof. Dr. İbrahim M. Abu Rabi idi. Aynı şekilde, yazarlık ve editörlük yapan ABD’li Micheal Starzinski ile Irak’lı ilim adamı Dr. Azad Said aynı masadaydılar. Sundukları tebliğ başlıkları ile de bu iki ilim adamı âdeta bütün dünyaya mesaj verir gibiydiler. Starzinski’nin tebliği “İslâm Dünyası ve Batı: Diyalog ve Birbirini Anlama İhtiyacı” başlığını taşırken, Duhuk Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Said’in tebliğ başlığı “Risale-i Nur’a Göre Batı ile İslâm Dünyası Arasındaki İlişkiler” idi.
Almanya’dan Prof. Dr. Christoph Elsas, Endonezya’dan Prof. Dr. Muhammed Sirosi, Malezya’dan Prof. Dr. Abdülaziz Bergus, Cezayir’den Prof. Dr. Amar Ceydal, Avustralya’dan Prof. Dr. Gregory James Barton, Romanya’dan Prof. Dr. George Grigore ve dünyanın dört bir yanından gelen bilim adamları aynı çatı altında birleştiler.
Sempozyum süresince hemen her oturum, farklılıklar içinde yakalanan birlik noktalarının ve bu noktalar üzerinde varılan uzlaşmaların canlı şahitleri oldular. Bu temel özellik doğrudan katılımcılar açısından söz konusu olduğu gibi, ele alınan konular ve yaklaşım tarzlarında da kendisini gösteriyordu.

Sempozyum = Çok kültürlü bir dünya

7. Uluslarası sempozyum, üç gün boyunca tebliğ sunan ilim adamlarıyla, izlemeye gelen misafirleriyle, ele alınan konularıyla, konuları ele alış şekliyle, diliyle, rengiyle, kısaca her açıdan “çok kültürlü bir dünya” haline geldi. Tıpkı sempozyumun ana başlığında olduğu gibi. Özellikle sempozyumun ilk günü (3 Ekim 2004) Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı çok kültürlülüğün ana başlıklarıyla sıralandığı bir fihristi andırıyordu. Tıpkı ana salonun tavanında sıralanan birbirinden farklı ülkelere ait onlarca bayrak gibi, bütün dünya o gün oraya toplanmıştı. Özellikle açılış konuşmaları bir yönüyle “çok kültürlü dünyanın” adetâ prototipiydi. Sadece katılımcıların geldikleri ülkeler değil, kıtalar da birbirinden farklıydı. Suudi Arabistan, Almanya, ABD, Nijer, Filipinler, İtalya, Fas, Avustralya ve daha pek çok ülkeden ilim adamını biraraya getiren ise, şu güzelim gezegen üzerinde “İmanlı, Anlamlı ve Barış İçinde Yaşama” yollarını Risale-i Nur pratiği üzerinde bulabilmek ve bulunan çareleri birer reçete olarak tüm insanlığa sunabilmekti.

İlk günün hafızalara adetâ kazınan en çarpıcı karelerinden birisi, Vatikan temsilcisi Georges Marovitch’in Cevşen  duasından bir bölüm okuması ve onu dinleyen binlerce kişinin “Amin” demesiydi. Marovitch ayrıca, rahatsızlığı yüzünden katılamayan Prof. Dr. Thomas Michel’in mesajını da okudu.

Sempozyumun ilk günü ABD’deki Nevada Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Yunus A. Çengel “Risale-i Nur Işığında Terörle Mücadele ve Kitle İmha Silahlarından Arınma” başlıklı bir tebliğ sundu. Özellikle kitlesel ölümlere sebep olan silâhların kullanılmasını -gelen saldırıya karşı kullanmanın dışında- gerekli kılacak bir sebep olmadığı üzerinde vurgu yaptı. Aynı konuda bir Müslümanın sayısız masum insan, hayvan ve bitkinin imhasına sebep olan kitle imha silahlarını kullanmayacağını söyledi.

“Konunun Özü: Nursî’nin Şiirsel İman Tasavvuru” başlıklı tebliği sunan Prof. Dr. Jane Smith (Hartford Seminary – ABD)  “Nursî kendisinin ve okuyanlarının içinde yaşadığı çağdaş dünyanın iman/inanç tartışmalarına, temsilî ve metaforik ifade zenginliğini kullanarak imanın hayata geçişini sağlayan açıklamalarla katılır” yorumunu yaptı.

Ak saçlı ağabeyler

7. Sempozyumda çok önemli ve dikkat çekici bir yenilik vardı. Üstad Bediüzzaman hayattayken Nur hizmetlerinde bulunan ağabeyler “Talebelerinin Dilinden Üstad Bediüzzaman Said Nursi'' konulu panele katıldılar ve birer canlı şahit olarak, geçmişten günümüze Nur hizmetlerini değerlendirdiler.

Av. Gültekin Sarıgül'ün yönettiği panele, Mustafa Sungur, Said Özdemir, Abdullah Yeğin, Mehmet Emin Birinci, Mehmed Kırkıncı, Mehmet Fırıncı ağabeyler katıldılar.

Gizli kahramanlar

Uluslararası çapta düzenlenen ve üç gün devam eden bu dev organizasyonun ardında çok büyük gayretler, fedakarlıklar gizliydi. Hattâ sadece sempozyum sırasında değil, aylar öncesinden başlayan hazırlıklarda adetâ bir gönüllüler ordusu görev aldı.

Aslında, sadece doğrudan görev alanlar değil, üç gün boyunca gerek Türkiye’nin dört bir yanından, gerekse yurt dışından dinleyici olarak gelenler de üzerlerine düşen görevi hakkıyla ve lâyıkıyla yerine getirdileri. Gayet vakur ve ne yaptığının bilincinde olan binlerce dinleyici, böylesi büyük çaplı bir organizasyonda en küçük bir tatsızlığın, en küçük bir güvenlik probleminin çıkmaması için hal ve hareket diliyle örnek bir tablo oluşturdular.

Nur Talebeleri “Yaşayan İslâm”

Sempozyum sırasında olduğu gibi, sempozyumun ardından da dikkat çekici gelişmeler yaşandı. Meselâ, Fas’ın çeşitli üniversitelerinde görev yapan bir grup ilim adamı, gerek Risale-i Nur’u, gerekse bu eserleri okuyan Nur talebelerini daha yakından tanıyabilmek için, sempozyumun ardından bir süre daha İstanbul’da kaldılar.
Fas İbni Zehr Üniversitesinde öğretim üyesi olan Dr. Abdülkerim Akaoui, “Risale-i Nur’a Göre İnsan ve Hayatın Gayesi” başlıklı bir tebliğ sundu. Gerek sempozyum sırasında, gerekse sonrasında yaşadığı güzellikleri anlatırken Nur talebelerini yakından tanımanın iç dünyasındaki derin etkisini “Sadece bunun için bile buraya gelmeye değerdi” şeklinde dile getirdi.

Risale-i Nur ile Nur talebeleri arasındaki paralellikler üzerinde titizlikle duran Dr. Abdülkerim Akaoui, fotoğraf: 03028-03036 “Bediüzzaman Said Nursî, kâinattaki varlıkların üzerinde Allah’ın isim ve sıfatlarının yansıdığını söyler. Aynı şekilde Nur talebelerinde de Allah’ın Rahîm ve Cemîl isimleri çok bariz bir şekilde yansımaktadır” yorumunu yaptı.

Sempozyumda “Said Nursî’nin Kur’ânî Bakışıyla İhlasın Anlamı” başlıklı bir tebliğ sunan Abdülaziz Ennemirat (Sidi Muhammed Üniversitesi – FAS), özellikle Risale-i Nur derslerinin, sohbetlerinin yapıldığı ortamlarda birebir muhatap olduğu yediden yetmişe hemen herkeste ortak özelliğin güler yüz ve nurlu bakışlar olduğunu söyledi. Bu gözlemini ise Risale-i Nur’da yer alan ihlâsla ilgili bölümlerin Nur talebeleri üzerindeki bir yansıması olarak değerlendirdi. Şahid olduğu bu genel tabloyu ise “Muhakkak ki Allah nurunu tamamlayacaktır” (Saff Suresi; 8) mealindeki âyet-i kerimenin canlı bir uygulaması olarak dile getirdi.

“Nursî’ye Göre Medeniyetler Arası Diyalog” başlıklı bir tebliğ sunan Semir Budinar (Vecde Üniversitesi – FAS), katıldığı bir Risale-i Nur sohbetinde İhlâs Risalesinin okunduğunu, okunan ve anlatılan hemen her meselenin hayata geçirilmiş şeklini oradaki dinleyenlerde çok bariz bir şekilde gördüğünü söyledi. Gerek sempozyum sırasında, gerekse katıldığı Nur dersleri esnasında içinde yer eden en önemli izlenimi şöyle aktardı:

“Sempozyumda sunmak üzere tebliğ hazırlığı yaparken Risale-i Nur’un değişik yerlerini geniş çaplı olarak incelemiştim. Gelirken içimde yer eden düşünce, ele aldığım konuyu oraya gelen dinleyicilere sunmak, kendimden bir şeyler sunabilmek, anladıklarımı aktarabilmekti. Ancak ben şimdi, çok şeyler öğrenerek kendi ülkeme dönüyorum.”

Samir Budinar’ın bir başka gözlemi ise doğrudan Nur talebeleriyle ilgiliydi: “Biz buraya gelmeden önce Risale-i Nur’u okuyorduk. Ancak burada Risale-i Nur’un uygulamalarını gördük; Nur talebelerinin yüzlerinde, hal ve davranışlarında gördük.”

Fas’taki Şuayb Dikkali Üniversitesi öğretim üyelerinden Dr. Muhammed Jakib, sempozyumda “Nursî’nin Ruh Eğitim Metodu” başlıklı bir tebliğ sundu. Sempozyumun ardından bir süre daha kalıp Nur talebelerini ve yapılan hizmetleri daha yakından gözlemleme fırsatı bulan Dr. Muhammed Jakib, “Burada şahid olduğumuz güzellikleri saymakla bitiremem” dedikten sonra, kendisini en çok etkileyen şeyin Nur talebelerinin yüzlerinden hiç eksilmeyen tebessümün olduğunu söyledi. Muhatap olduğu her bir Nur talebesinin başlı başına ibretli birer Nur dersi olduğunu söyledi ve bütün Nur talebelerinin meâlen “Rahmanın kulları yeryüzünde tevazu ile yürürler” (Furkan Suresi; 63) ayet-i kerimesindeki mânâları aynen yansıttıklarını, her bir Nur talebesinin yürüyen ve yaşayan birer İslâm olduğunu söyledi.

İbni Zehr Üniversitesi öğretim üyelerinden Dr. Abdüsselam Aklimun da Nur talebelerinin örnek davranışlarından çok etkilendiğini söyledi. Hissiyatını bir cümleyle şöyle dile getirdi: “Biz yaklaşık 6 bin kilometrelik bir uzaklıktan geldik. Ama burada kendimizi sanki kendi evimizde gibi hissettik.”

Netice

Bütün bu anlatılanların 7. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumunu hakkıyla ifade etmekten çok uzak olduğunu söylememiz gerekir. Kelimelerin yetersiz kaldığı üç günlük dünya zirvesini ifade etmeye en yakın kelime şu olsa gerek: Mükemmel!

 

2004-11-26
Dr. Veli Sırım
Hosted by www.Geocities.ws

1