|
Seksen küsûr yıllık ömür yaşayan Bediüzzaman Said Nursî, hayatının çeşitli
safhalarında birçok isim, imza ve ünvanlar kullandı.
Meselâ: Molla Said, Saidü'l-Meşhur, Said-i Kürdî,
Bediüzzaman, Garibüzzaman, İbnüzzaman, Mehmed Said Nursî, vesaire...
Bunlardan önemli bir kısmının belgesini, yandaki
sütunlarda dizayn edilmiş çerçevelerde görmektesiniz.
Hemen ifade edelim ki, bunların hiçbiri rast gele
kullanılmış isim ve imzalar değildir. Şüphesiz, herbirinin ayrı bir mânâsı
var; herbiri ayrı bir sebep ve hikmete binâen kullanılmış.
Bunlara mânâsız ve boş gözlerle bakanlar ise, yanlışa
düşmekten bir türlü kurtulamıyor.
Aradan bunca zaman geçmesine rağmen, bu zâtın ismini
hâlâ "Şeyh Said-i Nursî" veya "Şeyh Said-i Kürdî" diye telâffuz edenlere
rastlanılmaktadır.
Diğer yandan, bir yanlışı düzelteyim derken, ikinci
bir yanlışa düşenlerde var. Tıpkı, Sabah gazetesinde yazan Emre Aköz gibi.
19 Ocak 2003 tarihli yazısında şöyle diyor: "Nurculuğun kurucusu Said Nursî,
...Nurs köyünde doğdu. O zamanlar soyadı olmadığı için, insanlar baba
adları, ya da doğdukları yerle ayırt edilirdi. Nurs köyünde doğduğu için,
Said Nursî, yani Nurslu Said dendi. Said-i Nurs da denebilir. Ama bakıyoruz,
'İslâmcı' denilen gazetelerde bile bazan 'Said-i Nursî' diye yazılıyor ki,
yanlıştır. Bilen bu hatayı yapmaz."
Hemen belirtelim ki, "Said-i Nursî" gibi, "Said Nursî"
yazılışı da yanlış değildir. Birincisi, Arapça, Farsça, Osmanlıca ve hatta
Kürtçe isim terkibine uygunluk arzederken; ikincisi ise, Türkiye'de halen
yürürlükte olan "adı, soyadı" formatına tamamiyle uyum sağlamaktadır.
Gerçi, Bediüzzaman'ın resmî soyadı Nursî değildir.
Fakat, kendisi tâ başından beri (1920'lerden itibaren) bu tabiri soyadı
yerinde benimseyip, ömrünün sonuna kadar da kullanmıştır.
Bize düşen, bunu saygıyla karşılamaktır.
Medih için değil...
Said Nursî'ye "Bediüzzaman" ünvanını kullandığı için,
zaman zaman sorular sorulmuş , hatta tenkitler yöneltilmiş, o da bunlara
muknî cevaplar vermiştir.
Bu hususla alâkalı olarak, Hutbe-i Şâmiye isimli
eserinin "Reddü'l-Evham" bölümünde yer alan şöyle bir suâl ve cevap var:
"Sual: Sen imzanı bazen 'Bediüzzaman' yazıyorsun.
Lâkap medhi imâ eder.
"Cevap: Medih için değildir. Kusurlarımı, sened-i
özrümü, mazeretimi bu ünvan ile ibraz ediyorum. Zira bedi, garip demektir.
Benim ahlâkım, sûretim gibi ve üslûb-u beyanım, elbisem gibi gariptir,
muhaliftir. Görenekle revaçta olan muhakemat ve esalibi, benim üslûp ve
muhakematımla mikyas ve mihenk itibar yapmamayı bu ünvanın lisan-ı haliyle
rica ediyorum. Hem de muradım, 'bedî', acip demektir.
"Şâh-ı Merdan"
Üstad Bediüzzaman'a ait bir madenî mührün olduğunu,
muhtelif vesikalarda görüp öğreniyoruz.
Bazı durumlarda, parmak izi veya imza ile birlikte,
bu mührü de kullanmıştır.
Mührün üzerinde nelerin yazılı olduğu ise, bizim gibi
çoğu kimse için de mûcib-i meraktır.
Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye ile ilgili vesikalarda da
dikkat çeken Bediüzzaman'a ait mührün daha vâzıh bir suretini görüp, üzerine
kazınmış yazıyı çözdüğünü belirten Van Edremit'ten muhterem Ata Beyaz
Hocamız, hususî duâsına da dahil ettiği şekliyle, o mührün üzerinde şu
ifadelerin yer aldığını bize beyan ettiler:
"Mirza, Nuriye, Şâh-ı Merdan, Hazret-i Bediüzzaman"
Mühürde yazılı Mirza babasının, Nuriye annesinin
ismi, Şâh-ı Merdan ünvanı ise, Hz. Ali (kv) için kullanıldığını çoğunuz
bilirsiniz.
"Mehmed Said Nursî"
Üstad Bediüzzaman'a ait, calib-i hayret ve dikkat bir
diğer isim ve imza şekli ise, "Mehmed Said Nursî" yazılışıdır.
Bu isim ve imzayı, fethinin 500. yıldönümü
vesilesiyle geldiği İstanbul'da kullanır. Üstelik, Samsun'da görülen Nur
dâvâsıyla alâkalı bir dilekçede...
Şöyle ki: 1953 yılı baharında Emirdağ'dan gelerek üç
ay kadar İstanbul'da kalan Bediüzzaman, o günlerde Samsun Mahkemesinde
görülmekte olan "Büyük Cihad" dâvâsına rahatsızlığı sebebiyle gidip
katılamayacağından, savcılık makamına dilekçe ile başvuruda bulunuyor.
İşte, bu 6 Mayıs 1953 tarihli dilekçenin altında sol
işaret parmağının izi bulunan Üstad Bediüzzaman, ikamet adresinin hemen
altında yazılan ismini "Mehmed Said Nursî" olarak yazdırırken, imzasını da "Mehmed
Said" şeklinde atmış.
(Bkz: N. Şahiner; Bilinmeyen Taraflarıyla B. S. Nursî,
Kasım 1991 baskısı, s. 400.)
İşte, Üstad Bediüzzaman'ın hayatını kuşatan bir 'acip'lik,
bir 'garip'lik, yahut bir 'bedi'lik daha...
Temenni ederiz ki, bunca bilgi ve belge, bazı
yanlışları düzeltmede ve bazı doğruları da öğretmede yardımcı unsur olsun.
2004-05-31
|