Ömer Sevinçgül
NUR
RİSALELERİNİ SADELEŞTİRME HEVESİNE KAPILANLARA MÜHİM BİR İHTAR!
İşittim ki, iman
hakikatlerinin tefsiri olan Risaleleri sade bir dille yazma, sizin
tabirinizle "sadeleştirme" sevdasına düşmüşsünüz. Maalesef bunun
örneklerini de gördüm. Bu husustaki fikirlerimi madde madde söylemek
niyetindeyim. Beni dinlemeseniz bile samimiyetime kulak vermenizi rica
ediyorum:
Birincisi: Bu hakkı nereden ve kimden
alıyorsunuz? Bir müellifin eserlerinden istifade etmek, okuyucuya
kitaplarında tasarruf etme yetkisini verir mi?
İkincisi: Bu Risaleler zengin bir kelime
kadrosuna sahiptir. Ben lügatini hazırladım ve bu günkü nesillerce
bilinmeyen on bir bin kelime buldum. Bilinenleri de sayarsak kelime sayısı
en az ikiye katlanır. Oysa, sade dille yazınca okumalarını ve anlamalarını
umduğunuz insanlar azami bin kelime kullanıyorlar. Bu durumda, lisan ve
lügat ilmine vakıf herkes bilir ki, Risaleleri zayi etmeksizin
sadeleştirmek muhaldir. İnsaf edin, yirmi bin kelimeyi bin kelimeyle ifade
etmek nasıl mümkün olabilir?
Üçüncüsü: Erbabına malumdur ki, dil ile
düşünce arasında paralellik vardır. İnsan, sahibi olduğu kelimeler kadar
düşünebilir ve bu sınırı aşamaz. Risale diline sahip olmak demek aynı
zamanda tefekkür alanını genişletmek demektir. Bu kıymetli eserlerin
önemli faydalarından biri de budur. Bu hikmeti kesip atmak zulüm olamaz
mı?
Dördüncüsü: Risalelerde Bediüzzaman
Hazretlerinin kendine has bir üslubu vardır. Fevkalade tesirli bir üslup.
Hem akla, hem de kalbe tesir eden bir surettir bu. Bu bedi üslubu kendi
keyfine göre parçalamak ve tesirini kırmak cinayet olmaz mı?
Beşincisi: Lisanımız bir asırdır sadmeler
geçiriyor. Kırpıla kırpıla fakir bırakıldı, tefekkür dili olmaktan
uzaklaştırıldı. Nur Risalelerinin bir hizmeti de lisanı muhafaza etmek ve
ortak bir dil kurmaktır. Siz aksi istikamette hareket etmekle tahripçileri
sevindirmiş olmuyor musunuz?
Altıncısı: Siz de bilirsiniz ki, her ilmin
kendine has ıstılahları, terimleri, kavramları vardır. O ilmi elde etmek
isteyen adam bu kelimeleri öğrenmek zorundadır. O ilmi bilmek, terimleri
sindirmekle mümkündür. Risalelerde de iman ilmi anlatılıyor. Onun da
ıstılahları var. Bu ıstılahların günlük dilde karşılıkları yoktur ki
yerine konabilsin. Risalelerin dili, imanın dilidir. İman dili tercüme
edilebilir mi, edilirse ruhu incinmez mi?
Yedincisi: Bazı kimseler risaleleri okumak
istiyorlar da anlamakta zorlandıkları için mi okumuyorlar sanıyorsunuz.
Zehi gaflet! Nurları, enfüsi aleminde sorgulaması olan ve hakikati
arayanlar okur. Bu vasıflara sahip her yaştan ve her baştan insan okuyor
zaten. Anlamak için lügatlere bakıyor, bilmediklerini soruyor ve istifade
ediyorlar. Bu o kadar bedihi ki delil bile istemiyor. İnsanlar daha çok
namaz kılsın diye caminin dışına seccade sermekle namaz kılanların sayısı
artar mı?
Sekizincisi: Bazı sadeleştirmeleri inceledim,
hakiki metinden hiç de daha anlaşılır olmadıkları gördüm. Risalelerin
anlaşılıp anlaşılamaması sadece kelimelerle ilgili değil ki. Ortada derin
ve ince bir ilim var, dikkat ve itina istiyor. Zengin kelime kadrosu onun
sadece bir yönü. Bazı kelimelerin yerine başkalarını koymakla, belki bir
derece bilinen kelimelerin sayısını artırıyorsunuz, ama esas dokuyu
bozmakla da onu daha karışık bir hale getiriyorsunuz. Bunun neresinde
sadelik?
Dokuzuncusu: Risalelerin şiirli bir dili
vardır. Ahengi ruhlara tesir eder, kalbin en derin ve ince hislerini
lerzeye getirir. İnsan da sadece akıldan ibaret değildir. Akla iyilik
edeceğim diye kalbe darbe vurmak akıllılık mıdır? Sadeleştirme ünvanı
altında bu harika, sanatlı, revnaklı, fasih ve selis üslubu tahrip etmek
nurlara en büyük zararı vermektir. Malum ya, bazen gafil dostumuz
düşmanımızdan ziyade zarar verebilir!
Onuncusu: Kaldı ki, nurlardan istifade
ettikten sonra, kalem erbabı zatlar, bu hakikatleri yazabilir, her edebi
türde eserler verebilirler. Buna hiçbir engel yoktur. Nurlar, yazılarınıza
ruh olmak kaydıyla roman, hikaye, deneme, şiir ve saire yazmanıza ne mani
var? Risalelere hemen muhatap olamayanlar sizin eserlerinizi okur,
istifade eder, hakikati bulabilirler. Daha fazlasını isteyince de nurları
okumaya başlarlar. Nitekim böyle de oluyor. Nice Nur Talebesi yazar var
dünyada. Kitapları basılıyor, satılıyor, okunuyor. Sizin de madem ilminiz
ve edebi kabiliyetiniz var, gösteriniz, işte meydan! Bu yazarlar kendileri
adına yazıyor ve konuşuyorlar. Nurlara halel getirmeleri söz konusu
olmuyor. Çünkü Risaleler adına konuşmuyor ve yazmıyorlar.
On birincisi: Muarızlar, Nurların önüne perde
çekmek ve insanları onu tanımaktan alıkoymak için her yolu denediler, ama
muvaffak olamadılar. Siz ise, Nurların sadesi, lügatlisi, meallisi ve
saire derken araya perdeler koyuyorsunuz ve koyacaksınız. "Kötü para iyi
parayı kovar" misali, sizin uyduruk dilinizle yazılanlar nurlara perde
oluyor ve olacak. Zamanla bu perdeler hem daha da artacak, hem de daha
fazla kalınlaşacak. Nurlar, zaman zaman hatırlanan birer mübarek yadigar
haline gelecek!
On ikincisi: İnsanları zıvanadan çıkaran
mühim amillerden biri de para hırsıdır. Bu mübarek eserler iyi de alıcı
buluyor, çünkü herkesin ihtiyacı var. Sade basım, yalın yayım derken
korkarım ki, bazı paracıların iştahını kabartırsınız. Cevşen ticareti
meydanda! O zaman her bezirgan, canı nasıl isterse ve ne kadar isterse o
kadar basar ve satar. Bu yolu açmaktan korkmuyor musunuz?
On üçüncüsü: Sizden bir kısmınızın Risale
neşir hakkı yok diye biliyorum. Var da ben mi bilmiyorum. Sahi, siz risale
basma ve yayma hakkını kimden aldınız? Muhterem müellifin varis tayin
ettikleri malum. Siz de onlardan mısınız? İzniniz yoksa bu fiilinizin
hesabını nasıl vereceksiniz? Biliyorum ki, varislerden hiç biri
yaptıklarınızı uygun bulmuyor. Öyleyse siz yaptıklarınızı ne hakla yapıyor
ve hangi hukuka dayanarak basıp yayıyorsunuz!
On dördüncüsü: Mesele sadece sadeleştirme de
değil. Kiminiz sayfanın altına meal koyuyorsunuz, kiminiz metnin yanına
sözlük yerleştiriyorsunuz, kiminiz kitabın önüne önsöz, takdim, biyografi
ekliyorsunuz. Öyle ya, bu mübarek Kuran tefsirine herkes ne isterse
yapabilir! Yeter ki aslını kaybetsin! Her yol mübah! Bunları yapmak için
fetvayı kimden aldınız?
On beşincisi: Tercümeleri kendinize delil
yapıyormuşsunuz. Böyle kıyas mı olur, insaf ediniz! Hiç lisan bilmeyenlere
tercüme etmek bir zarurettir. Zaruret ise haramı bile helal kılar.
Açlıktan ölme tehlikesi geçiren adam haram etten doymayacak kadar
yiyebilir. Ama ölüm tehlikesi olmayan adam bu ruhsattan istifade edemez.
Bu misali meselemize tatbik ediniz! Türki lisan bilmeyenler, muztar
adamlardır. Sizin muhataplarınız böyle mi! Nasıl unutursunuz ki, risaleler
onların diliyle yazıldı. Risale dili muhataplarınıza yabancı değil,
muhataplarınız bu dile yabani. Onları buraya getirmek gerek. Yoksa bunu
oraya taşımak için derisini yüzmek akıl karı değildir. Müfsitler de dil
uygulamalarıyla bunu yapmak niyetindeydiler zaten. Ezanı ve namaz
surelerini tahrif için az mı didindiler! Nurlarda dil ve üslup canlı deri
gibidir. Elbise gibi olsa, belki onu soyar, kendi modanıza göre bir libas
giydirebilirdiniz!
On altıncısı: Evet, risalelerde manası hemen
kavranamayan yerler vardır. Ama hepsi böyle mi? Kolayca anlaşılan,
sezilen, sevilen bölümler de var. Nurlara yeni muhatap olan bunlardan
başlamalı. Sonra öbürlerini de okur, onlardan da faydalanır.
On yedincisi: Risalelerin bir gazete yazısı
gibi basit olmayışından dolayı bir cazibesi var. O bezme ancak layık
olanlar girebilir. İhtiyacını hisseden ve iştiyak duyanlar talebe
olabilir. Onu arayanlar bulabilir, bulmalıdır. O, popüler bir meta
değildir. Biraz istek, biraz talep, biraz da gayret lazım. Ucuz bir mal
olmamalı nurlar. Hemencecik tüketilememeli. Tüketim kültürü yaygınlaştı.
Bu kültürün etkisinde kalanlar kolay elde ettiklerinin kıymetini
bilmezler. Pahalı olan ve zor elde edilen daha değerlidir. Bu sakat
kültürün bir aktörü mü olmak istiyorsunuz? Olabilir, sözüm yok, ama yeter
ki bunu Nurlarla yapmayın!
On sekizincisi: Nurlardaki derin meseleleri
anlamak ve tam feyiz almak için toplu okumalar ve müzakereler yapılır.
Talebeler birbirinin anlayışından ve uygulamasından istifade eder.
Mesleğimizin mühim bir esası da budur. Zaman cemaat zamanıdır. Bu hususa
ne kadar ehemmiyet verilse azdır. İlminiz ve iktidarınız varsa buraya
sarfediniz!
On dokuzuncusu: Bu biçare kardeşiniz
risaleleri üniversitede tanıdı. Ne arabi bilirdi, ne de tam anlamıyla
türki. Nurun talebelerinden etkilendi ve anladı ki onları böyle yapan
Kuran Nurlarıdır. Okumaya başladı. Anlamakta biraz zorlandı. Ama önemini
inanmıştı okumanın. Yüzünde ve hayatında nur parlayan talebeleri
görüyordu. Şevke geldi, gayret etti, sonunda Nurlar kapılarını ona da
açtı. İşte fıtri yol budur. Risaleler, kalbime iman, aklıma nur, ağzıma
dil ve elime kalem verdi. Herkese de verebilir. Siz de aynı yollardan
geçmediniz mi? Öyleyse bu bidat niye? Öyle ya, bidat her sahada olabilir.
Her bidat mebdede cazip görünür. Oysa, devamı ve neticesi vahimdir. Sonra
nedamet cahiminde yanarsınız, ama kar etmez!
Hazer ediniz!
Nefsiniz sizi aldatmasın. Bu kitaplar orta malı değildir. Size ve bize
düşen onun aslını titizlikle korumaktır. Her ilave ve her noksan ona
vurulmuş bir darbedir. Ehil olmayanlara kapı açmaktır. Yağmacılara zemin
hazırlamaktır. Ne niyetle olursa olsun her tahrif bir tahriptir, zarar
verir. Aslını bozar. Suretini yırtar. Özünü zedeler. Tesirini kırar...
Meslek bozulur. Dehşetli bir zamandayız. Her tarafta bidat selleri akıyor.
Dalalet fırtınaları esiyor. Nurun duvarlarında delikler açmak akıl karı
değildir. Nur risalelerinin cazibesi kendini okutmaya kafidir. Üslubu
harikadır. Dili zengindir. Anlatımı fıtridir. Her harfine ihlas kokusu
sinmiştir. Her noktasının altında feragat nuru vardır. Kırık dökük
kelimelerinizle Nurların dilini ve üslubunu bozup insanlara göstermek,
"İşte risaleler bunlardır" demek hak mıdır, adalet midir, hizmet midir,
yoksa tahrif ve tahrip midir? İnsafınıza havale ediyorum!
Ömer SEVİNÇGÜL
