Dün, 21 Eylül,
Uluslararası Barış Günü idi. Muhitimizde First Church of Christ isimli bir
kilisede barış konulu bir tören düzenlendi. Farklı dinler, farklı diller ve
farklı milletlerden konuşmacılar davet edilmiş. Bizim üniversitenin Müslüman
Öğrenciler Birliği (MSA) adına törene ben de katıldım.
MSA'dan arkadaşlar, gidip barış ile ilgili yarım saatlik bir konuşma
yapacağımı söylediler. Ne anlatabileceğim ile alakalı kafamda hiç bir fikir
oluşmamıştı. Yolda giderken Hz. Musa'nın a.s. duasını okudum durdum; ''Rabbi'şrahli
sadrî ve yessir li emrî ve'hlûl ukdeten min lisanî, yefgahu gavlî.'' Yani;
''Ey Rabbim! Gönlüme ferahlık
ver, işimi kolaylaştır. Dilimdeki düğümü çöz. Ta ki sözümü anlayıversinler.''
Bugüne kadar böyle bomboş gittiğim tüm konuşmalarda olduğu gibi, bu sefer de
yardımın geleceğinden hiç endişe ve şüphem olmadı. Bu din O'nun dini değil
mi? Bizim eksiğimize kusurumuza bakar mı?
Program için kilise bahçesi hazırlanmış ve henüz kimsecikler yok. Bahçe
girişinde beyaz bir direk var. Direğin dört yüzeyine İngilizce, Korece,
İbranice ve Arapça ''Tüm dünyanın
yüzünü barış kaplasın.'' diye bir dua yazılmış. Kapıya
doğru giden patikada, üzerinde barışla ilgili veciz sözler bulunan tabelalar
dikilmiş. ''Savaşı durdurun,''
''15 bin Iraklı, 1035 Amerikan
askeri öldü,'' ''Savaş
çözüm değil.'' bunlardan bazıları. Yazıları okurken bir
ara, ''Yoksa savaşı konuşmak için
mi geldik,'' diye düşünmedim değil.
Programın başlamasına onbeş dakika kalmıştı ki; vakit girdiğinden, namaz
kılmak için izin istedim. Kilise sorumlusu rahibe hanım yer gösterdi. Dışarda
insanlar birer birer toplanırken, ben de kilisenin içinde akşam namazını eda
ettim.
Namazdan sonra rahibe üçümüzü başına topladı; Ben-i İsrail Sinagogu'ndan
haham Jeremy, Hrıstiyan Koreliler Kilisesi'nden papaz Hojun Chang ve
Türkiyeli Müslüman bir öğrenci. Başlamadan önce programı bir kez daha ana
hatlarıyla özetledi:
-Tüm program yarım saatimizi alacak. Ben açılış konuşmasını yaptıktan
sonra, sırası gelen herkes kendi dininden ve kendi dilinden barışla alakalı
kısa bir dua ile katkıda bulunacak ve bitireceğiz.
MSA'nın işi yanlış anladığını ve bana da yanlış aktardığını farkettim. Yarım
saatlik bir konuşma değil, bir-iki dakikalık bir dua isteniyor
bizden. Kilisenin merdivenleri üzerinde, trübinlerde oturur gibi dizilen
cemaatin karşısına dördümüz yanyana çıktık. Yaklaşık 40 kişi var ve yine
yaş ortalaması en az 50. Rahibe konuşmaya başladı ama benim aklım
duada. Barışla alakalı olacak, kısa olacak, Arapça olacak bir de
İngilizce'ye çevireceğim! Aklıma bir şey gelmiyor. Yine sıkıştım ya; Ya
Rabb, Sen bilirsin diye sızlanmaya başlamıştım ki, birden aklıma namazda
selâmdan hemen sonra yaptığımız dua geldi. Protokolde son sıradayım;
hahamın şalom şalomlarını, yani, selâm selâmlarını, seçebildim sadece.
Korece dua da bitti. Sıra bende:
-"Ben Türkiyeliyim. Ana dilim de
Türkçe. Ama tören gereği size Arapça bir dua okuyacağım."
Bugüne kadarki tecrübelerimden -ilgisiz gibi görünse de- bu detayları
zikretmenin çok önemli olduğunu biliyorum. Çünki Amerikalılar sadece
Arapların Müslüman; diğer bir ifadeyle, tüm Müslümanların Arap olduğunu
sanır. Halbuki bugün nüfusu 1 milyarı geçen İslâm dünyasının sadece %18'i
Araptır. İçlerinde, Türklerin de Arap olduğu ve Arapça konuştuğunu
düşünenler var. Bir de İngilizce dünya dili olduğu için, Amerikalılar başka
bir dil öğrenme ihtiyacı hissetmemişler. Bu ihtiyaçsızlık, onlarda zamanla
dil öğrenme kabiliyetini de köreltmiş. Bu yüzden dil bilmeyi fevkalâde
görüyor ve bileni de takdir ediyorlar. Daha bir ciddiyetle kulak
veriyorlar.
-"Allahümme Ente's Selâm ve
minke's selâm. Tebarekte Ya Ze'l celâli ve'l ikrâm."
Şimdi barışla bunun ne alakası var diyeceksiniz. Arapça selâm kelimesi
aslında sulh, yani barış anlamına da geldiği halde,[1] dilimizde bu manada
çok yaygın bir kullanım alanı bulmamış. Yalnız, gerek selâm ve gerekse
selâmdan türemiş İslâm kelimelerinin İngilizce'de bir karşılığı, barış
anlamına gelen peace kelimesidir.[2] Kelime, Es Selâm şeklinde Cenab-ı
Hakk'ın da bir ismidir.[3]
Kimse dünyanın gidişatından memnun değil. Savaşlar, kayıplardan herkes
bunalmış. Böyle toplanıyor işte köşe bucakta üç-beş kişi; bir çıkış yolu,
bir çözüm arıyorlar çaresizce.
Şimdi herkes merak ediyor tabi bu Müslüman ne söyleyecek diye. Bir kere
adımız terörist diye çıkmış ya; sicilimiz kabarık. Barış nere, İslâm
nere! Tane tane tercüme ettim duamı; birer birer meraklı yüzleri izleyerek:
-"O God! You are The Peace and
there is no way other than You to attain peace. Bless us with peace O The
Most Generous of glory!"
Yani, ''Ey Allah'ım! Selâm
Sen'sin ve selâm Sen'dendir; selâma ermek, selâmete erişmek, ve barışa
ulaşmanın Sen'den başka yolu yok. Ey ikramı bol Yüceler Yücesi! Bize barış
ver, bize huzur ver.''
Onları bu kilisede bir araya getiren unsur, dine bağlılık ve
saygılarıdır. Yalnız, barışı Allah'ta aramak hiç akıllarına gelmemiş. Kimi
ahlaksız politikacılara çatan, kimi yetersiz eğitimi suçlayan insanlar
bunlar. Duamı okurken yüzlerindeki hayrete şahit oldum. Şaşırmasınlar mı?
Terör dini olarak bildikleri İslâm, barışın ta kendisini Allah olarak
gösteriyordu.
---------------------------------
[1] Yeğin, Abdullah ve diğerleri. 1987. Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik
Büyük Lügat, selâm maddesi, sh 868, Türdav A.Ş., Istanbul.
[2] Baalbaki, Rohi. 1993. Al Mawrid: A Modern Arabic-English Dictionary,
5nci baskı, sh. 741 ve 107, Dar El-Ilm Lilmalayin, Beirut, Lebanon.
[3] Tatlısu, Ali Osman. 1993. Esmâü'l - Hüsnâ Şerhi, sh. 47-52, Seha
Neşriyat, Istanbul.
2004-09-23