GÜZERGAHLAR

Keşfetmeyi seven , içinde gezginci ruh taşıyan herkese merhaba…

Güzergah'da 3 ülke var. Nepal, Hindistan ve Umman
İyi bir gezgin hiç bir tadı, hiçbir kokuyu kaçırmak istemezmiş. Biz de her ülkede değişik insan tipleri, mimari yapılar, bitki örtüsü ve iklim gördük. Yörenin özgün müziklerini içeren Nepal'in Himalaya Dağlarının ve Budist rahiplerinin müziklerini büyük bir dikkatle seçtik.

Hindistan'ın kendine has yemeklerinin tadına baktık, Vejeteryan Hint yemekleri kitabındaki yemekleri yapabilmek için zencefil, safran, garam masala gibi baharatlardan aldık. Sanki yaşamımız oraya aitmiş gibi, Sari giyinip (aslında sadece 6 metrelik kumaşa sarındık demek daha doğru), 2 gözümüzün ortasındaki 3. gözümüze 'bindi' yapıştırarak Hintli Tara olduk ve yerel halkın arasına karıştık. Konforsuz ve yerel halk için düzenlenmiş olan yataklı trene binmek için gittiğimiz istasyonda uzaylı gibi kaldık. İnsanlar etrafımızda gittikçe daralan bir çember oluşturdular.

Serüvenlere açıksanız başka ilginç sahneler ve sürprizler de olabilir; Ganj nehrinde güneşin doğumu esnasında siz çiçekli mumları yakıp suya bırakarak dilekte bulunurken Nirvana' ya ulaşan Hinduları görebilirsiniz. Hindu inancına göre ölüler Ganj nehri kıyasında yakılırsa ölüm-yaşam-tekrar dünyaya gelme döngüsünden kurtulmuş olur.

Dünyada çok az müridi olan Bahailere ait Lotus tapınağında sizi meditasyon yapmaya davet edebilirler veya Nepal'de Buda'nın doğduğu Lumbini kasabasında farklı ülkelerden gelen yüzlerce Budist Monk'un katıldığı bir ayine siz de katılabilirsiniz. Chitwan ormanlarında fil sırtında gergadan izi sürerken yerde ölü sincap gören filin duygulanması sizi de duygulandırabilir.
Hindistan ve Nepal'den sonra Arapların zenginliğine şaşırıp, Muscat'ın kapalı çarşısında kayıp olabilirsiniz.



Fırsat bulursanız bozulmamış coğrafyalara doğru yola çıkın ve de Türkiye'deki yaşamınızın değerini bilin (Bu söz özellikle kendime)

Nilgün AKIN

 


Aslında Nilgün ile amacımız Hindistan - Puna'da meditasyon kampına katılmak, materyalist dünyadan elimiz ayağımızı çekmek şeklindeydi. Karşımıza tesadüfen çıkan, Hindistan & Nepal'i kapsayan bu iki haftalık tur yaptığımız bütün planları değiştirtti bize. Meditasyon kampını başka bahara erteleyip düştük Hindistan-Nepal yollarına...

İlk durağımız Katmandu-Nepal...Katmandu Himalaya eteklerinde kurulmuş Hindu ve Budist etkilerini yansıtan bir şehir. Burada beni en çok etkileyen yer ise Durbar Meydanı. Bu meydan, çeşitli Hindu mabedlerinin olduğu, Hinduların bu mabedlere dileklerinin gerçekleşmesi için pirinç, et, tavuk ...gibi her çeşit yiyeceği attıkları, her köşeden enteresan kokuların yükseldiği, acayip bir karmaşanın yaşandığı, dilencilerin ve bir şeyler satmaya çalışan yerli halkın turistlere kene gibi yapıştığı bir ortam. Aslında ben Katmandu'yu dingin, yüksek bilince sahip, huzurlu insanların yaşadığı bir yer olarak hayal etmiştim. Buradaki karmaşa ve gürültü beni fazlasıyla hayal kırıklığına uğrattı. Zamanımız olmadığı için katılamadık fakat Katmandu Vadisindeki trekking turları şehir ortamından çok daha ilgi çekici.

Pokhara'da güzel ve dingin bir göl gezintisinden sonra Chitwan'a geçiyoruz. Chitwan'da Unesco tarafından koruma altına alınmış olan ormanda fil sırtında safari & nehirde timsahlar ile birlikte kano turu yapıyoruz. Safaride o kadar aramamıza rağmen kaplana rastlayamadık ama bol bol gergedan, geyik, timsah ve her çeşit kuş türüne rastlama fırsatı elde ettik.


Nepal'den Hindistan'ın en eski ve sefil şehri Varanasi'ye gidiyoruz. Sefil diyorum çünkü burası tuvaletini gördüğü her yere rahatlıkla yapan, pislik ve fakirlik içinde yaşamlarını sürdüren insanların şehri. Aslında bu şehir beni tarihi atmosferi, Ganj Nehri, insanların inançları ve yaşam tarzları ile büyüledi. Sabah 5'te kalkıp Hiindular için çok kutsal bir mekan olan Ganj Nehri'ne gidiyoruz ve öldükten sonra insanların yakıldığı yerleri görüyoruz. Hindu inancına göre Ganj Nehri kenarında yanan kişilerin külleri Ganj'a atıldıktan sonra Nirvana'ya ulaşıyor. Gerçi Hindular olayı biraz abartıp yıkanma, bulaşık ve çamaşır yıkama gibi günlük gereksinimlerini de bu nehirde gerçekleştiriyorlar.




Varanasi'den sonraki durağımız yine beni büyüleyen bir mekan...Kamasutra tapınaklarının olduğu Khajuraho...Kama aşk, sutra ise metod demek. Bu tapınaklar utanmanın olmadığı bir devrin toplumsal yapısını ve aşk metodlarını gösteren yontma taşlardan oluşuyor ve mimarisi ile insanı büyülüyor. Savaş sahnelerini gösteren, kadın bedenini kullanarak insanoğlunun yaptığı tüm aktiviteleri resimler ile açıklayan dekoratif motiflerden oluşuyor.

Hindistan'a gelip de Moğol İmparatorluğu'nun başkenti olan ve Tac Mahal ile ünlü mermer cenneti Agra'ya gitmeden olmaz deyip bu şehre geçiyoruz. Burası Cihan Şah tarafından en değerli eşi Mümtaz Mahal'in vücudunu aşkın bir abidesi içinde sonsuza kadar yaşatmak için yaptırılmış. Buraya gidenler hissedecektir, Tac Mahal'in büyülü ve hüzünlü atmosferi daha önce hissetmediğimiz ve farketmediğimiz duyguları uyandırıyor içimizde.

Agra'dan sonra Hindu hükümranlığında yapılan, misafirpeverliğin simgesi olan pembe renginin kullanımından dolayı ismi "Pembe Şehir" olarak geçen Jaipur'a gidiyoruz. En son durak olarak da Hindistan'ın başkenti, bana nedense Ankara'nın o bürokratik ve soğuk havasını hatırlattı, Delhi'de turumuzu noktalıyoruz.

Bu 15 günlük turda beni en çok etkileyen neydi dersiniz bol baharatlı Hint yemekleri, Batı insanının alışık olmadığı sefalet ve fakirlik fakat bu sefalete rağmen insanların herşeyi kabullenmiş bir şekilde hayatlarını sürdürmeleri. Kalıplaşmış dünya görüşleri ile normal hayatlarında sıkışmış kalmış, durumundan sürekli şikayet eden, Türkiye'nin değerini ve gücünü yadsıyan herkesin yaşaması ve görmesi gereken yerler buraları. O insanların yaşamını gördükten sonra aslında ne kadar güzel bir hayat yaşadığımızı ve günlük basit olaylar ile neşemizi kaybetmememiz gerektiğini bir kez daha anladım...

Sevgiyle kalın.

İlkay Üğdül

 


Hosted by www.Geocities.ws

1