YILMAZ ERDOĞAN


İMGESİ KENDİNDEN KALIN 

orada 
bizans 
orada 
topkapı ve surlar 
ve rutubet, aslanım! 
şimdiki zamanlarda aklım 
geniş zamanlardaki 
rehavet! 

şiirdik bütün aşkşamları 
seninle 
saçından bir dal düştü 
yüzünün en ıssız yerine 

yine sen 
ve yine sizlik 
sensiz artık bu şehir 
faşistanbul! 
  

Nisan 1994


--------------------------------------


ISLIK 

senin sesinle başlayan bir ıslık 
kehribar kokusu kulaklarımda 
nasıl bir nargile yakmak bu fitil gibi 
sarhoşlukta.. 

kim bu öldürücü musikinin 
güftesini gömebilir kuytuluğun makamına 
yalnız hicazdı felaket efem saatlerinde 
kimi görsem göz yarası yüzümde, 
kimi duysam 
senin sesinden ıslak bir ıslık 
ve ben artık her şarkıda 
kendime vokal yapıyorum, 
yüzüm gözüm ıpıslık... 
  

Haziran 1995 - Ören


--------------------------------------


İŞSİZ ŞİİR 

bu imkansızlıklar 
bu yaralar 
hepsi, 
hepsi insan işi 

sevda diye bağıran yüzün, 
bir kitabın en sır satırını 
okuyan sesin, 
beni bana düşman eden, 
ağlamaklı gecelerimin 
tek temsilcisi 
ve hiçbir yerde şubesi 
olmayan yüzün 
yani baştan ayağa sen... 

bu bakışlar 
bu bakır tadı 
hepsi, 
hepsi insan işi 
ve insanın insana ettiği 
en yalan yemin: Aşk! 
hepsi, 
hepsi insan işi... 
  

Mart 1994


--------------------------------------


KARDİYOLOJİ 

kalbim bir etten organ sadece 
kalbim yüreğim olur, 
sen gelince....


--------------------------------------


KIZIM BERFİN'E . . . 

Berfinim, 
içimin güler yüzü, 
yaşanılası iklimim hoşgeldin. 

(adımın çapraz yazılması kimin 
umrunda.. 
denize düşen yılana öykünür 
biraz da...) 

bir aralık sızıverdin işte 
ömrümüzün en gevrek zamanı... 
çıt diyor kırılıyoruz, 
öfke kadar saydamız o zamanlar 
ve kırılgan 
bıçak kadar! 

kızım demeyi öğrettiğin için 
o tanrısal kokun 
ve gülüşündeki baban için 

ki hala zilleri çalıp kaçmak istiyorduk 
yarım yamalak aşk kırıntıları 
tabakta bırakılmış, yazık atılacak bir sevda 
haritası, 
hatta el değmemiş delilikler istiyorduk.. 
çocuktuk daha 
büyümeye direniyorduk, 
iş toplantılarında lolipop zamanlar düşlüyorduk 

ama sızıverdin işte... 
bir avuç yeşil gevrek rokaydık, 
mayışmamıza bir limon yetecekti.. 
biz garsonu bekliyorduk, 
sen çıkageldin... 

hoşgeldin berfinim... 
kızım kızgınlığım.. 
bilmiyorduk daha, 

objektiflerin objektif olmadığını, 
ikimize yeter sanıyorduk ikimizin toplamı, 
meğer doyurmak çok zormuş 
içimizdeki hayvanı.. 

habersiz geldin, kusura bakma 
ortalık biraz dağınıktı... 
şimdi hemen toparlarız sanıyorduk, 
olmamıştık daha... 

işin zor kızım, 
hem büyüyecek 
hem bizi büyüteceksin.. 
baban mı var, derdin var kızım.. 

hoşgeldin kızım, 
içimin gülen yüzü, hoşgeldin... 
  

Mart 1996 Kuzguncuk


--------------------------------------


MEVSİMLİK ŞARKI 

kanıyor takvimden gamsız ağaçsız 
evlatlarını döver gibi seven bir sonbahar 
güvertesinde adresini şaşırmış 
kayıp bir nisan yağmuru 

ömrümün sol anahtarısın 
hazan makamının kapısını açan 
ne nisanlar gördüm ben 
ilkbahardan kaçarken 
bir mızrapa tutunan 

ne bileyim ben 
böyle bir seydir herhalde 
bir mevsimin şarkısı 
ya da mevsimlik bir vivaldi sancısı... 

ekim kasım işlerini öğrenirken bir keman 
ağlamayı bir de, 
şarkıya söz yürür, 
yeşile aldanır suyun kudreti 
ve sen hiçbir zaman 
sol anahtarı yaptıracak bir çilingir bulamazsın 
bana kalırsa sen, 
ömrünün sonuna kadar, 
o şarkının kapısında kalacaksın! 
  

Ocak 1996


--------------------------------------


NİSANLIK ÖLDÜ MÜ? 

koşulacak bir sancı gibi inceden 
genceden aktım geceye 
ihtiyar sokaklarda acemi lambalar 
ve ıslak bir ışık ilkbahara 
ilkbaharın günahı olmaz nasılsa.. 

çocuklar bulmuş, getirdiler 
kanadı kırılmış bir nisan yağmurunu 
nisan'ın kuyruğuna teneke bağlar mı insan, 
çocuk olmasa?... 
aşk şakasını kaldırır mı insan, 
çocuk olmasa... 

bir celsede boşanıyor mağrur bir yağmur, 
nisanların yenildiği yalancı baharlarda.. 
ilkbaharın günahı olmaz nasılsa ! 
  

Nisan 1995


--------------------------------------


ÖYLE BAKMA ÇÜNKÜ . . . 

güzel bahçeli bir ilkokulun penceresinden 
dünyaya, 
hayret, hasret ve biraz da 
bayat bayram şekeri kederiyle bakan, 
aklı canbaz, yanağı al, 
sesi çilek aroması 
bir çocuk oturuyor 
gözlerinde... 
  

96 Kuzguncuk


--------------------------------------


PASTIRMA YAZI 

böyle zamansız güneşli, 
umulmadık mavi günlerde 
bir bekleme salonu yalnızlığına 
bürünüyorum.. 
iliklerimdeki yitik aşkı 
sarhoş bir unutkanlığa ilikliyorum... 

sanki şiirini bilmediğim 
bir fransız akşamında 
kaldırım taşlarını sayıyorum kalbimin.. 
içimde ayak izlerin, 
aylak bir yaz geçiyor avuçlarımdan... 

ve ben ne zaman, 
kiminle sevişsem, 
hâlâ seni aldatıyorum! 
  

Şubat 1996


--------------------------------------


SANA KALAN SAZ 

sana 
yaralarımdan çiçekler, 
ilk yardım geceler biraz da 
ve yangında kurtarılması imkansız acılar 
bırakıyorum.. 

seni özümün gizinde saklıyorum.. 
bütün aşklarımın izlerini sayıklayarak 
ve aldatarak tüm sevdiklerimi, 

sana 
cinayetimin ipuçlarını bırakıyorum... 
vasiyeti olmayan ölüler ülkesinden 
(türkülerin sırtındaki muamma!) 
yazık bir nakarat bırakıyorum sana 

"ben sana gülüm demem 
gülün ömrü az olur" 

öç biter, 
biter şarkı, 

yaz olur...


--------------------------------------


SEBEBİM DERLER YA . . . 

ölümüm senden olur 
bilinsin 
ne uçsuz bir kan akışı 
ne buğusu kadehte rakının, 
ela ve sonsuz bir teneşir uykusu 
gözlerinin ağlamaklı bebeğine... 

acemi zamanlar silinsin 
ölümüm senden olur 
bilinsin 
sen istesen aslında 
bütün kafiyeleri eskitirsin 

aklında kalmayacak aklım 
başka kollar başka sarılmalar 
ve her defasında alsancak 
platonik rutubet kokacak 
aklına bir fikir gelecek 
bir çift iri memenin kuşkusuna 
fidye vereceksin 

bütün iklimlerin feri silinsin 
ölümüm senden olur 
bilinsin 

gözlerin bir içimçaydı bizansta, 
gözlerin, 
ela teneşir uykularıma kapanan kırık pencere.. 
  

Eylül 1993


--------------------------------------


SON DURAK 

kilitlenmiş beton kanatları kuşların 
oksit gibi yakışkan bir mayışmayla ağarmış gün 
pas tutan kelimeler için bir iksir belki de 
ya da aklına susamış sevgililerin safdilliği 
acıtmış ömrünü çekirgelerin 
medyatik soruşturmalardaki enflasyonist yargılar 
haber değeri taşımıyor haber spikerinin ölümü 
herkes kendi manşetinde satır arası 
hiçbir bakışı aydınlatmıyor florasan buğusu 

burası son durak inecekler için son fırsat 
bir daha ne süper ne mega kupon verilecek 
kalanlar şoförün evini göremeyecekler hiçbir zaman 
onları sonsuza götürecek, afaroz edilmiş bir merak 
burası son durak 

hafızada kalan tek numara için 
telefona uzanır elleri 
ölümüne randevulu insanların 
temize çekilemez not defterleri 


--------------------------------------


SUSUŞTU YÜZÜN 

bu ufukta bitiyor yüzün 
ve başka bir gökyüzü başlıyor 
komşu ellerle sarmalanıyorsun 
yanıyorsun.... 

ne kadar övülsen az 
avazım çıktığı kadar susuyorum 
ismindeki sesli harfleri 

mayınlı bir gülümsemeyle 
senin karasularında olmak, 
üstünde ilkbahar bir entari, 
sanki 
yeniden 
eski bir öyküye başlamak... 

yüzündeki o billur akşam kahvaltısı 
sürgülerken özümü, 
ne kadarını sustuk 
konuştuklarımızın?.... 
  

Ağustos 1995


--------------------------------------


TARİHÇE 

önce hain bir uykunun sevimsiz sabahı 
gibi sıradan mahmur, 
aynı sabahın 
ilk sıcak çayı gibi ferah 
bir karşılaşma... 
-Merhaba! 

sonra güzel 
ve en sıcak gülüşmelerin ev sahibi 
bir yüz... 
-Görüşürüz! 

derken 
sanki elin elimde 
kem gözlere keder 
dünya güzeli sohbetler 
-Ara beni! 

ardından 
derimizin altına sızan 
hani katiyen rakı içme mecburiyeti çağrıştıran 
bir korku ki 
-Eyvah! 

ve şimdi 
kalbimi karanlıklarda hançerleyebn 
aklımı başımdan eyleyen 
çok uzun yollarda 
hiç uykulu otobüs saatleri gibi 
acıtan 
kanatan 
yani korktuğumuz 
yani başımıza gelen 
büyüdükçe büyüleyen 
aşk... 
-Seni seviyorum! 

şimdi sen 
kalbimin közünde kıvılcım kıvamında 
ağrıyan.... 
  

Mart 1994


--------------------------------------


YASAK 

yasak bana gözlerini anlamak 
ellerin 
bana yasak 

ah olaydım 
gözünde yaş 
fikrinde telaş 
düşünce suçun 
beraatin olaydım 

fakat yasak 
yasak bana gözlerini anlamak 
ellerin bana yasak 

ah olaydım 
yüzünde sürgün 
yatağında mülteci 
vatanın 
anayurdun olaydım 

fakat yasak 
yasak bana gözlerini anlamak 
ellerin, uyruğum 
bana yasak............. 
    

Aralık 1993


Back
1
Hosted by www.Geocities.ws