TURGUT UYAR
GÖĞE BAKMA DURAĞI İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar Şu aranıp duran korkak ellerimi tut Bu evleri atla bu evleri de bunları da Göğe bakalım Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım İnecek var deriz otobüs durur ineriz Bu karanlık böyle iyi afferin tanrıya Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun Herkes uyusun bir seni uyutmam birde ben uyumam Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda Beni bırak göğe bakalım Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor Seni aldım bu sunturlu yere getirdim Sayısız penceren vardı bir bir kapattım Bana dönesin diye bir bir kapattım Şimdi otobüs gelir biner gideriz Dönemeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat Durma kendini hatırlat Durma göğe bakalım -------------------------------------------------------- GEYİKLİ GECE Halbuki korkulacak hiçbirşey yoktu ortalıkta Herşey naylondandı o kadar Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı. Ama geyikli geceyi bulmadan önce Hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk Geyikli geceyi hep bilmelisiniz Yeşil ve yabani uzak ormanlarda Güneşin asvalt sonlarında batmasıyla ağırdan Hepimizi vakitten kurtaracak Bir yandan toprağı sürdük Bir yandan kaybolduk Gladyatörlerden ve dişlilerden Ve büyük şehirlerden Gizleyerek yahut döğüşerek Geyikli geceyi kurtardık Evet kimsesizdik ama umudumuz vardı Üç ev görsek bir şehir sanıyorduk Üç güvercin görsek Meksika geliyordu aklımıza Caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları Kadınların kocalarını aramasını seviyorduk Sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz Bilir bilmez geyikli gece yüzünden Geyikli gecenin arkası ağaç Ayağının suya değdiği yerde bir gökyüzü Çatal boynuzlarında soğuk ayışığı İster istemez aşkları hatırlatır Eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş Şimdi de var biliyorum Bir seviniyorum düşündükçe bilseniz Dağlarda geyikli gecelerin en güzeli Hiçbirşey umurumda değil diyorum Aşktan ve umuttan başka Bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı Belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor Biliyorum gemiler götüremez Neonlar ve teoriler ışıtamaz yanını yöresini Örneğin manastırda oturur içerdik iki kişi Yada yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek Öpüşlerimiz gitgide ısınırdı Koltukaltlarımız gitgide tatlı gelirdi Geyikli gecenin karanlığında Aldatıldığımız önemli değildi yoksa Herkesin unuttuğunu biz hatırlamasak Gümüş semaverleri ve eski şeyleri Salt yadsımak için sevmiyorduk Kötüydük de ondan mı diyeceksiniz Ne iyiydik ne kötüydük Durumlarımız başta ve sonda ayrı ayrıysa Başta ve sonda ayrı olduğumuzdandı Ama ne varsa geyikli gecede idi Bir bilseniz avuçlarınız terlerdi heyecandan Bir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlarda Kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında Büyük otellerin önünde garipsiyorduk Çaresizliğimiz böylesine kolaydı işte Hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız Örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk Yahut bir adam bıçaklasak Yahut sokaklara tükürsek Ama en iyisi çeker giderdik Gider geyikli gecede uyurduk Geyiğin gözleri pırıl pırıl gecede İmdat ateşleri gibi ürkek telaşlı Sultan hançerleri gibi ay ışığında Bir yanında üstüste üstüste kayalar Öbür yanında ben Ama siz zavallısınız ben de zavallıyım Eskimiş şeylerle avunamıyoruz Domino taşları ve soğuk ikindiler Çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık Gölgemiz tortop ayakucumuzda Sevinsek de sonunu biliyoruz Borçları kefilleri ve bonoları unutuyorum İkramiyeler bensiz çekiliyor dünyada Daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum Oturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorum İyice kurulamıyorum saçlarını Bir bardak şarabı kendim için içiyorum Halbuki geyikli gece ormanda Keskin mavi ve hışırtılı Geyikli geceye geçiyorum Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum ----------------------------------------------------- ACIYOR Mutsuzluktan söz etmek istiyorum Dikey ve yatay mutsuzluktan Mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun Sevgim acıyor Biz giz dolu birşey yaşadık Onlar da orada yaşadılar Bir dağın çarpıklığını Bir sevinç sanarak En başta mutsuzluk elbet Kasaba meyhanesi gibi Kahkahası gün ışığına vurup da Ötede beride yansımayan Yani birinin solgun bir gülden kaptığı frengi Öbürünün bir kadından aldığı verem Bütün işhanlarının tarihçesi Bütün söz vermelerin tarihçesi Sevgim acıyor Yazık sevgime diyor birisi Güzel gözlü bir çocuğun bile O kadar korunmuş bir yazı yoktu Ne denmelidir bilemiyorum Sevgim acıyor Gemiler gene gelip gidiyor Dağlar kararıp aydınlanacaklar Ve o kadar Tavrım birşey bulup coşmaktır Sonbahar geldi hüzün Kış geldi karahüzün Ey en akıllı kişisi dünyanın Bazan yaz ortasında gündüzün Sevgim acıyor Kimi sevsem Kim beni sevse Eylül toparlandı gitti işte Ekim filan da gider bu gidişle Tarihe gömülen koca koca atlar Tarihe gömülür o kadar ------------------------------------------ TEL CAMBAZININ KENDİ BAŞINA SÖYLEDİĞİ ŞİİRDİR Beş kere yedi mi dediniz, dursun Yıldız poyraz gündoğusu, dursun Ben varım sen varsın o var Dursun, Ben şimdi gelirim. Ben eskiden hep acıkırdım Alıp başımı ekmeklere giderdim Eski evlerde orospulara giderdim Bulutlu geniş meydanlara giderdim Sevdalı şiirlere giderdim Şimdi doymadım ama unuttum Devenin başı mı dediniz, dursun Dursun, Ben şimdi gelirim. Bu işte birşey var anlamadım Körpe kadınlar basık odalarda mı,dursun Hoyrat gemiciler uzun seferlerde Darağacında bir adam mı dediniz, dursun Yeraltında gizli sandık mı,dursun Bahçeler dursun,kızlar dursun Anlattıklarım, anlatamadıklarım,anlatamıyacaklarım Senin yakanda bir el mi var dediniz,dursun Dursun, Ben şimdi gelirim ---------------------------------------------------- TEL CAMBAZININ TEL ÜSTÜNDEKİ DURUMUNU ANLATIR ŞİİRDİR Sizin alınız al inandım Morunuz mor inandım Tanrınız büyük amenna Şiiriniz adamakıllı şiir Dumanı da caba Ama sizin adınız ne Benim dengemi bozmayınız Bütün ağaçlarla uyuşmuşum Kalabalık ha olmuş ha olmamış Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum Ama ağaçlar şöyleymiş Ama sokaklar böyleymiş Ama sizin adınız ne Benim dengemi bozmayınız Aşkım da değişebilir gerçeklerim de Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı Yan gelmişim dizboyu sulara Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum Hiçbirinizle döğüşemem Siz ne derseniz deyiniz Benim bir gizli bildiğim var Sizin alınız al inandım Sizin morunuz mor inandım Ben tam dünyaya göre Ben tam kendime göre Ama sizin adınız ne Benim dengemi bozmayın ---------------------------------------------- DENİZE GİDİP DÖNEN MAVİLERİN BİRE İNDİRGENEN ÜÇLÜĞÜ Yalanlı dolanlı alçak doğruca yaşanmamış bir Bir gözsüz kulaksız elsiz ayaksız güdük bir gün Bütün yitiklerim karalarım üstüste üstüste bütün karışıklığım Gelip geçtiğim macera şu kadar binler yıllık Şu kadar binler yıllık karalarım karışıklığım üstüste Usul usul insan insan ölüm ölüm üstüste Şu kadar güneş şu kadar su yılanı şu kadar düzen Ben sebepliyim denizlere aylara kavgalara umutsuzluğa Bir maviyi durup dururken birine benzetiyorum Bir balığın ağzını anıyorum durup dururken Serinliyorum Ben üç yer tasarlamıştım üçü de sana bana uygun Biri günebakanlarda biri otuz yaşta birini sorma Birini sorma gün gelir ben söylerim Daha usta olurum daha yiğit o zaman söylerim Bu kırgın karanlığı bir ışıtalım ilkin Yeniden şehirler kuralım şimdikilerine benzeyen Baştan başlayalım susamlara ekmeklere denizaşırılarına sevmelere Gidip dönelim Belki bir yerde bir tohumda bir durumda belki Belki o ses o yudum o yumuşak döşekler yeşil yeşiller Ben taş çekerim yılmam çamur kararım yol döşerim Bakarsın göneniriz gidip dönelim Ben yılmam taş çekerim çamur kararım ben Senin de gürül gürül saçların var nasıl olsa. -------------------------------------------------------- SİBERNETİK Üç kere üç dokuz eder Bilirsin Birin karesi birdir Karekökü de Bilirsin "Mutlu aşk yoktur" Bilirsin Ama baharda yada dışarda Sonsuz göğün altında Aşkın aşkla çarpımı Nedendir bilinmez Garip bir biçimde Hep sonsuzdur Karekökü de yoktur ------------------------------------- BİR GÜN SABAH SABAH Birgün sabah vakti kapıyı çalsam, Uykudan uyandırsam seni: Ki, daha sisler kalkmamıştır Haliç'ten. Vapur düdükleri ötmededir Etraf alacakaranlık, Köprü açıktır henüz. Birgün sabah sabah kapıyı çalsam... Yolculuğum uzun sürmüş oldukça Gece demir köprülerden geçmiştir tren. Dağ başında beş-on haneli köyler, Telgraf direkleri yollar boyunca Koşuşup durmuş bizle beraber. Şarkılar söylemişim pencereden Uyanıp uyanıp yine dalmışım. Biletim üçüncü mevki,fakirlik hali. Lületaşından gerdanlığa gücüm yetmemiş, Sana Sapanca'dan bir sepet elma almışım... Ver elini Haydarpaşa demişiz, Vapur rıhtımdadır pırıl pırıl, Hava hafiften soğuk, Deniz katran ve balık kokulu Köprüden kayıkla geçmişim karşıya, Bir nefeste çıkmışım bizim yokuşu... Birgün sabah sabah kapıyı vursam -Kim o ? dersin uykulu sesinle içerden. Saçların dağınıktır, mahmursundur. Kimbilir ne güzel görünürsün sevgilim, Bir sabah vakti kapıyı çalsam, Uykudan uyandırsam seni, Ki,daha sisler kalkmamıştır Haliç'ten. Fabrika düdükleri ötmededir. -------------------------------------------- DENİZE ÖNSÖZ birden bileklerimde duydum denizin engin kelepçesini İki kıyı arasında bir yerde asyayla amerika gibi iki kıyı aradaki okyanus da olsa zaten zamanım yoktu bir türkü söylüyordum eskiyen taşlar üstüne hızım kesilmişti hızım hep kesilirdi karanlık basınca uzakta bir yerde açan bir gülün uzakta bir yerde yakılan bir lambanın ellerime dolanırdı kokusu,ışığı oynakterazisinde akan zamanın ikiyi ikiyle çarpardım durmadan artık kaçınılmaz bir ustalığa vardım acı çekmede ve rüzgarı tanımada olumsuz şeyleri tartışmada üstüme yoktur biliyorum bir coşkunluğum kaldı, onlar da o kadar sınırlı ki _ çiçeklere, halka ve sulara değgin - başka birşey yok örneğin ceketim anısız bir geceyi yükleniyor bense sonsuz bir gidiş gelişte birden nasıl duydumsa duydum denizin engin kelepçesini güneybatıdan esen bir rüzgara uydum çarparak kendi sesini topraklara, ağaçlara denizi ve bahçe lokantalarını sığınılmaz yaparak şaşmaz bir doğrulukla evleri evler yapan indim kalesinden evimde gazeteler okudum imdi ey beni sargılayan tekne dilimi dil yapan hançer sulayıp eskittiğin tarlayı göster yakıp söndürdüğün lambayı göster içinde yaşayıp düşündüğün odayı göster bir damarım boşalıyor biri doluyor bir bardaktan bir bardağa soğuk bir süt aktarır gibi