SUNAY AKIN


    Kardeşiyle sokaklarda hep 
    bir örnek giydirilen sen 
    nasıl sevmezsin eşitliği 
    yürürken düşen çoraplarını 
    aynı hizaya getirmek için 
    annen değil miydi önünde diz çöken

  
--------------------------------------


    ALACAK    

    Yol kenarlarındaki    
    yağmur mazgallarını    
    kumbara sanıp    
    harçlığımı atardım    
    bu yüzden en çok    
    denizden alacaklıyım    
                
              
--------------------------------------
  

    ANTİK ACILAR 

    Geçim parası için 
    nice yaşlının 
    eski İstanbul evlerinden 
    getirdiği eşyalar 
    üstüne kâr koyulup 
    satılıyor antik 
    acılar çarşısında 
      

-------------------------------------

  
AT KOKUSU 

Son evi gösterin bana İstanbul' da   
vapur sesinin duyulduğu   
ki kapısını çalıp   
söyleyeyim içindekilere   
daha çok kedi yavrusu ezilsin diye   
eski iskeleleri   
sahil yoluyla ayırdıklarını   
denizden   

Karşılığında ben de size   
kanaryası ölüp   
kuaför salonuna dönüşmeyen   
kaç mahalle berberinin    
kaldığını söylerim   
ya da kaç fötr şapkanın   
tutsak olduğunu   
köhne bir konağın   
askısında   

Kaç faytoncunun    
artık taksicilik yaptığını da bilirim   
ama söylemem   
onu da siz bulun   
dikiz aynasına takılı boncuklardaki   
at kokusundan   

                   
-------------------------------------
  
  
BECERİKSİZ 

Kabuğunu koparmadan  
ne bir elmayı soyabildim  
ne de iyileştirebildim bir yaramı  
ama karşıma çıkınca  
kızmadım hiç elma kurduna  
bendim çünkü bıçağı saplayan  
onun yurduna  

Şair diyorlar benim için  
bilmiyorum oysa  
her şiire konmalı mı uyak  
her yere nedense  
konamıyor teyyare  
hay dilimi  
arı türkçe soksun; uçak  

Kaptan olmak isterdim  
aynanın karşısında  
eski bir sinema yıldızı  
gibi ağlayan  
İstanbul'un hatlarında  
bir fırça hafifliğiyle gidip  
gelen vapurlara  

Eskimo bir şair dokunuyor omuzuma  
ve Kız Kulesi'ni göstererek  
bırak artık diyor üzülmeyi  
yedi tepeli bu şehirde  
şiir okunacak tek yer  
elbette denizin ortasındaki  
şu küçük buz dağı  

Terzi olsa da babam  
sökük dikmesini beceremem  
beni yalnızca sen anlarsın  
iğnenin deliğinden geçsin  
diye ipliklerin  
bir anlık ıslatıldığı dudaklara  
takılıp kalan annem  
  

--------------------------------------

  
    BEYAZPERDE 

    Artıyor kara çarşaflılar 
    yurdumun her köşesinde 
    neden olacak 
    siyaha boyanıp 
    kadınlara giydiriliyor 
    yıkılan sinemalardan 
    geriye kalan 
    onca beyaz 
    perde 
      

--------------------------------------
  

    CEPHEDE   
                  
    Aslında ben daha güzel ölürdüm   
    arka bahçede askercilik oynarken    
    tahta tüfeğimle toprağa uzanır   
    annemin sesiyle doğrulurdum hemen   
    -Çabuk kalk üstün kirlenecek hınzır!   

    Yerdeyim yine bak anneciğim   
    n'olur kızma adımı çağır   
       

--------------------------------------     
  

    CUNTA 

    Gördünüz mü keyfini 
    generalin 
    başını sıkarken 
    yüzünde çıkan 
    sivil'cenin 
      

--------------------------------------
  

    ÇEKMECE  

    Büyüklerle ben yapamıyorum  
    çocuklar da almıyor beni oyunlarına  
    devlet dairesinde   
    yangından kurtarılmayacak  
    sıkışmış bir cekmece gibiyim  
    açılamıyorum sana  

    Kardeşiyle sokaklarda hep   
    bir örnek giydirilen sen   
    nasıl sevmezsin eşitliği  
    yürürken düşen çoraplarını  
    aynı hizaya getirmek için  
    annen değil miydi önünde diz çöken  

    Öpüşme sahnesinin tam ortasında   
    içeri girdiğin yazlık sinemanın   
    yer göstericisiyim  
    yürüyorsun fenerimin ışığında  
    yer:Kız Kulesi  
    ve sonu ayrılıkla bitecek  
      
    beyaz duvarında  

    Bir kez olsun çıkmazken ağzından  
    seni sevdiğimi   
    her gün söylememi yadırgama  
    bil ki bu şehirde  
    iskelenin verilmesini  
    beklemeden atlarım vapurlara  

    Son karesi gibi Red Kit'in  
    batan güneşe doğru  
    sürerken atımı  
    gitme kal demeni bekliyorum  
    ama yalnızca  
    rüzgar çekiştiriyor atkımı  
       

--------------------------------------

  
DENİZ  

Yaşlı bir devrimci  
düşürmez hiç ağzından  
özgürlük kelimesini  
ve yatmadan önce  
bir bardak su yerine  
denize bırakır  
takma dişlerini  
  

--------------------------------------

  
DEVRİM

Temiz kalan tek yerdir devrim
bütün bir yıl
kirlenen duvarda
ama görebilmek için
asıldığı çividen indirilmelidir
yaprakları biten takvim

Zorbalara direnmektir devrim
bir çocuğun
annesinin çantasından aldığı paraları
altına gizlediğini
söylememiştir dövülen
hiçbir halı

İçinde yaşamaktır devrim
dikiş kutusunun
ve topluiğneler gibi
bir arada olmayı gerektirir
karşı koyabilmek için zulmüne
makas denilen patronun

Gece ışıklar arasında koşmaktır devrim
ateş böceklerini
yakalamak isteyen çocukların
peşine takılır gün gelir
yanıp sönen mavi ışıkları
polis arabalarının

Kağıt bir gemidir devrim
bütün gemiler
hurdaya çıksa da sonunda
taşıdığı özgürlük şiiriyle
batmadan yüzer nicedir
dünya sularında

Kim bilir kaç yunus görmüş
kaç deniz gezmiş...


--------------------------------------
  

GİDERKEN  

Bilerek mi yanına  
almadın giderken  
başının yastıkta  
bıraktığı  
çukuru  

Güveniyordum  
oysa ben sevgimize  
vapur iskelesi  
ya da tren istasyonundaki  
saatin doğruluğu kadar  

Beni senin gibi  
bir de annem terketmişti  
ki göbeğimde durur  
onun yokluğundan  
bana kalan  
çukur  
  

--------------------------------------
  

HARÇ  

Bilemiyorum hangi gökdelenin  
tuğlaları arasındadır  
elele yürüdüğümüz  
ve seni  
ilk kez öptüğüm  
o kuytu kumsal  

Ama duyarım  
bir mısır tarlasının  
yüreğindeki telaşı  
görülünce dağın ardından  
kentin ilk gökdeleni  

Daha kamyonlar dolusu  
kum elenir  
inşaat önlerinde  
ayıklanır deniz kabukları  
yok edilir gibi  
bir cinayetin izleri 
  

--------------------------------------

 
    KAFATASI   

    Yurdundan çok uzaklarda   
    ölen bir askerin   
    kafatası   
    kendisini bulan   
    çocukların ellerinde   
    hiç bilmediği oyunlara   
    alet oluyor   

    İkinci defa!   
       

--------------------------------------
  
  
LEBLEBİ 

Nasıl ayrılır  
ürkeklik  
ayakları ilk kez  
bir mısır tarlasına  
değen kargadan  

Ne zaman  
karar verir rüzgar  
fırıldakla oynamayı bırakıp  
kızların eteklerini  
uçuşturmaya  

Ne yazar  
anı defterine  
kuru bir tarlaya  
ilk düşen yağmur damlacığı  

Akıllı çocuğun  
bilgisayarıdır leblebi  
siz hiç anlamadınız mı  
leb denmeden  
bir şeyleri ...  

          
--------------------------------------
  

    MADALYA   

    Bayram yerinde canlandırılırken   
    kentin kuruluşu   
    ayakları kesilen gazi   
    koltuk deyneklerini   
    bırakmadığı için alkışlamadığına   
    inandırır herkesi   

    Ölü askerlerin ceplerinden   
    topladıkları kanlı fotografları   
    barış toplantılarında   
    sinema önündeki çocuklar gibi   
    birbirleriyle nasıl değiştirdiklerini   
    bilir generallerin   

    Kaç askeri   
    kendisine özendirdiğini de saymıştır   
    savaşın tam ortasında   
    kuyruğunu bırakıp   
    kumtorbaları arasından   
    evine kaçan kertenkelenin   

    Bayram yerinde canlandırılırken   
    kentin kurtuluşu   
    ayakları kesilen gazi   
    hiç düşünmeden   
    değişir madalyasını   
    çorap kokusuna   
       

--------------------------------------

  
    MEÇHUL  

    Mahalledeki çocukların   
    piç diye kızdırdığı  
    ayakkabı boyacısı  
    babasının özlemiyle  
    önüne kurar sandığını  
    meçhul asker  
    anıtının!... 
      

--------------------------------------


MİĞFER 

Yağmur sinmiş toprağa   
usulca geceden   
su içiyor göçmen kuş   
ölü bir askerin   
ters dönmüş miğferinden   

Çok yaşamayı diliyor   
siperlerin içinde   
birbirlerine askerler   
hapşırık sesi   
beklemeden   

Korkulacak bir şey   
olmazdı gözlerinde   
belki ölmek   
onca silah sesinden   
kaçmasaydı kuş   
telaşlı ve ürkek   
  

--------------------------------------

  
    MİNARE  

    Top oynayan arkadaşlarını  
    minareden gördüğü  
    için acelecidir  
    ezan okuyan  
    çocuğun sesi  
       

--------------------------------------


    ÖLÜ ASKER  

                   Zeynep ve Derviş' e  

    Nasıl da istemiştim  
    savaşa gitmeden  
    sevgilimle evlenmeyi  
    ama nereden bilebilirdim  
    ki silahın   
    demirine çarpıp  
    saklandığım yeri belli edeceğini  
    parmağımdaki yüzüğün... 
      

--------------------------------------

  
    ŞEHİT  
                 
    İstanbul' da bir şehir  
    hatları vapuruna  
    verildi adım  
    iki kıyı arasında  
    usanmadan dolaşır  
    her iskelede  
    seni ararım  
      

--------------------------------------
  

          ŞEMSİYE

          tozlu bir şemsiye durur 
          çatı katındaki odanın 
          kuytu bir köşesinde 
          kumaşındaki eski yağmurların  
          hüzünlü kokusuyla 
          
          anımsar mısın bilmem 
          yağmurun bardaktan 
          boşanırcasına yağdığı o günü 
          hani şemsiyeyi iyice çekip başımıza  
          dudaklarımla hesaplamıştım 
          yüz ölçümünü 
          
          nicedir sokağa çıkarmıyorum
          şemsiyeyi 
          korkuyorum çünkü 
          kapısı açık kafaesinden 
          uçan bir kanarya gibi 
          beni ikinci kez terk etmenden 
           
          yanıt alamayacağımı bilsem bile  
          yanına gidip  
          sorarım hergün şemsiyeye 
          altında elele 
          nasıl görünürdük diye


--------------------------------------


ŞİİRT  

Avcının kıstırdığı ceylan  
bir diğerine kaçıp  
kolayca kurtulsun diye  
omuz omuza vermiştir  
yurdumun dağları  

Tutuklanırsa yurdumdaki  
böceklerin hepsi  
diğerlerinden ayrı  
bir hücreye konur  
kitap güvesi  

Ambalaj kağıdı gibi kullanılır   
başörtüsü yurdumda  
bir çocukluk anısı olarak  
güneşi paketler  
genç kızın saçlarında  

Ve sorunlarını  
tartışırlar şiirin  
yurdumun şairleri  
tank paletleri altında  
ezilirken Şiirt!  
  

--------------------------------------


SÜNGÜ   

Kardeş payı   
yapmak için mi   
uzattın süngünü   
elimdeki   
elmaya   
  

--------------------------------------
  

TAHT VE YÜKSÜK  

Tahtların altındaki sümükleri silmezler   
çünkü ata yadigarıdırlar  
ve müzelerde  
görmemesi için halkın  
bir cemakanın içinde   
sergilenirler  

Kapılarıda hep devdir  
dünyadaki sarayların  
tokmağa uzanıp  
sokaktaki çocuklarla  
oynamasın diye  
veliahtlar  

Sakın beni tarihçi sanmayın  
sayfalarını yırttım  
yüz ünlü türk  
adlı kitabın  
terzi dükkanındaki resmine  
içinde rastlamayınca  
kılıncı dikiş iğnesi  
kalkanı yüksük olan  
babamın  
                    

--------------------------------------
  

    YALNIZLIK 

    Şemsiye yapımcıları 
    ıslanmaktan 
    tek kişiyi koruyacak genişlikte 
    kesince kumaşları 
    yağmur değil 
    yalnızlıktır yağan 

    Daha da hüzünlendirir her gece 
    kentin sokaklarını 
    bekçinin nefesiyle 
    düdüğün içinde dönen 
    nohut taneciğinin 
    yalnızlığı 

    Ne çok sevinirim bilseniz 
    bir yılan 
    mezarıma girerde 
    göğüs kafesimin kemikleri içinde 
    kış uykusuna 
    yatarsa 
      

---------------------------------------

 
         PARK

         Boyun eğmiş
         parka doğru
         kaldırım taşı arasında
         açan çiçek


--------------------------------------


         GÖRÜLMÜŞTÜR

         Kalemim bu şiirde
         öyle yakın ki evime
         elimden bıraksam
         gözyaşlarıyla ıslanacak


--------------------------------------


         OZAN

                 Kemal Özer'e

         Yaşamı savunmaya
         katılmaması ozanın
         kendini mürekkep lekesi
         sanması gibi imzanın


--------------------------------------


         KONUK

                Babama

         Umut dolu
         yoğun kuş
         kıyısına kentin
         gecekondu


--------------------------------------


         BEYAZ ŞİİR

         O siyahtı
         kurşuna dizenler beyaz
         ürkerek gökyüzüne
         uçuşan kuşlar
         bembeyaz


--------------------------------------


         KARNE

         Serçe parmağını kaldıran
         öğrenciyi seçerim
         sınıfın birincisi
         teneffüsü beklemeden
         geldiğinde her çişi


Back
1
Hosted by www.Geocities.ws