ÖMER HAYYAM



 61.  
 Ben kadehten çekmem artık elimi;  
 Tutmam senin senin kitabını, minberini.  
 Sen kuru bir sofrasın, ben yaş bir sapık:  
 Cehennemde sen mi iyi yanarsın, ben mi?  

 62.  
 Eşi dostu verdik birer birer toprağa;  
 Kiminden bir taş bile kalmadı ortada.  
 Sen, yorgun katır, hala bu kalleş çöldesin:  
 Sırtında bunca yük, yürü bakalım hala.  

 63.  
 Gözüm, kör değilsen, bunca mezarı gör;  
 Dünyayı saran yalan dolanları gör;  
 Kırallar, padişahlar çürüyüp gitmiş:  
 Ela gözlerine kurt dolanları gör!  

 64.  
 Felek doğruyu eğriyi tartaydı,  
 Her işine güzel demek kolaydı.  
 Böyle özü doğruluk olaydı?  

 65.  
 Duman değil mi dünya mutfağında payın?  
 Öyleyse ha olmuşsun ha olmamışsın.  
 Senin zorunsa sermayeden yememek:  
 Bekle, bekle de başkası yesin yarın.  

 66.  
 Bayram geldi; işimiz iştir bu aralık;  
 Horoz kanı gibi şarap bollaşır artık.  
 Gel gelelim eşekler de boş gezer şimdi:  
 Oruç gemi ağızlarından çıkar, yazık!  

 67.  
 Hep  arar dururdum, dünyaya geleli,  
 Alın yazısı, cenneti, cehennemi.  
 Hocam kesti attı, sağlam bilgisiyle:  
 Alın yazısı, cennet cehennem sende, dedi.  

 68.  
 Yarım somunun var mı? Bir ufak da evin?  
 Kimselerin kulu kölesi değil misin?  
 Kimsenin sırtından geçindiğin de yok ya?  
 Keyfine bak: en hoş dünyası olan sensin.  

 69.  
 Bahar geldi; başka şey istemem kafamda;  
 Hele akla hiç yer vermem bahar soframda;  
 Şarap, seninleyim bu mevsim, koru beni:  
 Söğüt ağacı, sen de ser gölgeni altıma.  

 70.  
 Tanrı, cennette şarap içeceksin, der;  
 Aynı tanrı nasıl şarabı haram eder?  
 Hamza bir Arab' ın devesini öldürmüş:  
 Şarabı yalnız ona haram etmiş peygamber.  

 71.  
 Nerde yüreği tertemiz uyanık insan?  
 Nerde güzel düşünceler ardında koşan?  
 Herkes kendi kafasının kulu kölesi:  
 Hangi Tanrının kulu, nerde o kahraman?  

 72.  
 Kim için bu yerler gökler? Bizim için.  
 Biz görüş cevheriyiz akıl gözünün  
 Evren bir yüzük gibiyse çepeçevre  
 İnsan, taşında bir nakış o yüzüğün.  

 73.  
 Yüce varlık bize bir beden verince  
 Sevmesini öğretti her şeyden önce  
 Sonra şu delik deşik yüreğimize  
 Mana incileri sakladı binlerce.  

 74.  
 Niceleri geldi, neler istediler;  
 Sonunda dünyayı bırakıp gittiler;  
 Sen hiç gitmeyecek gibisin, değil mi?  
 O gidenler de hep senin gibiydiler.  

 75.  
 Vakit geldi, dünya yeşiller giyecek;  
 Ağaçlara Musa'nın eli değecek,  
 Kuru tohumlara İsa'nın nefesi;  
 Gözler açıp buluta çevrilecek.  

 76.  
 Gerçek eren içinde kir tutmayandır;  
 Varlığını korkusuzca hiçe sayandır;  
 Bu topraklar üstünde en temiz kişi  
 Sağlığında toprak kesilmiş olandır.  

 77.  
 Ey can, sana aklı niçin vermiş veren?  
 Kendini bil, yolunu bul yitip gitmeden.  
 Baykuş gibi ne gezersin viranelikte,  
 Yerin akdoğan gibi sultanın emrindeyken?  

 78.  
 Onlar ki kurtulamaz ikiyüzlülükten  
 Canı ayırmaya kalkarlar bedenden;  
 Horoz gibi tepemde testere olsa  
 Aklımın kafasını keser atarım ben.  

 79.  
 Bir yanarım Tanrı özlemiyle Musa gibi;  
 Bir ölürüm murada ermeden Yahya gibi;  
 Yarı gökte kalırım hep bir iğne yüzünden  
 Hep bir başka derdin terzisiyim İsa gibi.  

 80.  
 Dert çekme boşuna, hep gül de yaşa;  
 Zulüm yolunda hakkı bul da yaşa;  
 Sonu yokluk madem bu dünyamızın  
 Yok bil kendini, özgür ol da yaşa.  
  
    81.  
    Ramazan ayı bu yıl da geldi yine;  
    Vurdu bukağıyı aklın bileğine;  
    Tanrım bu halka bir gaflet ver de bari  
    Ramazanı Şevval sansınlar bu sene.  

    82.  
    Ey doğru yolun yolcusu, çaresiz kalma;  
    Çıkma kendinden dışarı, serseri olma;  
    Kendi içine sefer et erenler gibi:  
    Sen görenlerdensin, dünya  seyrine dalma.  

    83.  
    Duru sudan daha temizdir benim sevgim;  
    Sevgiyle bu oynayış da hakkımdır benim;  
    Halden hale girer başkalarında sevgi:  
    Neyse hep odur benim sevgim ve sevgilim.  

    84.  
    Dünya padişahın, kayserin, hakanın olsun;  
    Cehennem kötünün, cennet iyinin olsun;  
    Tesbih meleklerin olsun, temizlik Rızvan' ın:  
    Sevgili bizim olsun, canı canımız olsun.  

    85.  
    Ey güzel, sen ki bana derdi derman edensin;  
    Şimdi: Çekil önümden, diye ferman edersin;  
    Senin yüzün canımın kıblesi olmuş bir kez;  
    Ne yapsın, kıble mi değiştirsin bu can dersin?  

    86.  
    Şarap iç adın silinip gitmeden dünyadan;  
    Şarap kasveti, karanlığı giderir candan;  
    Güzellerin saçını çözüp dağıtmaya bak  
    Neylesin, netsin bu can, kıble mi değiştirsin?  

    87.  
    Bizim şarap içmemiz ne keyfimizden,  
    Ne dine, edebe aykırı gitmemizden;  
    Bir an geçmek istiyoruz kendimizden:  
    İçip içip sarhoş olmamız bu yüzden.  

    88.  
    Biliyorum varlığın, yokluğun dış yüzünü;  
    Yükselmenin de alçalmanın da içyüzünü;  
    Ne çıkar öte yanını da bilsem feleğin:  
    Bezmişim bilgiden, atmışım her türlüsünü  

    89.  
    Baharlar yazlar gider, kara kış gelir;  
    Varlığın yaprakları dürülür bir bir;  
    Şarap iç, gam yeme; bak ne demiş bilge:  
    Dünya dertleri zehir, şarap panzehir.  

    90.  
    Gülün yüzünde çiy tanesi nevruzun ne hoş;  
    Yeşillikte canı aydınlatan yüzün ne hoş;  
    Geçmiş gitmiş gün üstüne ne söylesen boş:  
    Bırak dünü, hoş et gönlünü, bak bugün ne hoş.  

    91.  
    Bilgisizliğimi sundum durdum aleme;  
    Bir yoksulluk karanlığı çöktü gönlüme;  
    Utandım günahımdam, müslümanlığımdan:  
    Bundan böyle zünnar takacağım belime.  

    92.  
    Bir su, bir damla suymuşuz, bele düşmüşüz;  
    Şehvet ateşiyle dışarı savrulmuşuz;  
    Yarın yel savuracak toprağımızı:  
    İçelim, hoş geçsin üç nefeslik ömrümüz.  

    93.  
    Bahtımın kökü yeşerip dal budak da verse  
    Eğretidir bu ömür diye giydiğin elbise;  
    Mıhlar gevşek bir gölgeliktir beden çadır,  
    Pek dayanma sakın ne kadar sağlam da görünse.  

    94.  
    Ben de geçtim gittim bu zulüm yurdundan,  
    Elimde yelden başka bir şey kalmadan;  
    Ama var mı, ölümüme sevinip de  
    Ecelin şaşmaz tuzağından kurtulan?  

    95.  
    Orucumu yiyorsam ramazanda  
    Mübarek aydan habersizim sanma:  
    Çileden gece oluyor da gündüzüm  
    Sahura kalıkıyorum gün ortasında.  

    96.  
    Yılan gibi taşa girsen de, Saki,  
    Sızar ecelin suyu bulur seni;  
    Bu dünya toprak, Saki, türkü söyle;  
    Bu soluk bir yel, şarap ver, Saki.  

    97.  
    Gönül Bijen' i kuyu gibi gam zindanında;  
    Akıl Sührab'ı ölmüş derdinin sayvanında;  
    Dünya Siyavuş'unun öcünü almak için  
    Gam, Rüstem'in Turan gibi gönlünü talanda.  

    98.  
    Ey yanağı ağustos gülünü bastıran;  
    Ey yüzü Çin güzellerini kıskandıran;  
    Bakışı Babilşahını büyüde yenip  
    Elinde at, fil, ruh, ferz, baydak bırakmayan.  

    99.  
    Elimde olsa dünyayı küçümserdim;  
    İyisine de kötüsüne de yuf çekerdim;  
    Daha doğrusu bu aşağılık yere  
    Ne gelirdim, ne yaşardım, ne ölürdüm.  

    100.  
    Şarap iç, bire birdir derde tasaya;  
    Ne bu dünya kalır, ne öteki dünya.  
    Ne serin ateştir o, ne can dolu su:  
    Çabuk ol, bulup içemezsin mezarda.  
      
    101.  
    Felek, delik deşik ediyorsun yüreğimi;  
    Yırtıyorsun ikide bir sevinç gömleğimi,  
    Esen yelleri ateş ediyorsun bana;  
    Çamura çeviriyorsun içeceğimi.  

    102.  
    Haram, acı, kötü derler canım şaraba:  
    Oysa ne hoş şey, hele bir güzel sunarsa;  
    İçin bakın; hem doğrusunu isterseniz,  
    Haram dedikleri her şey hoş galiba!  

    103.  
    Dedim ben artık kızıl şarabı içmem;  
    Üzümün kanıymış bu, ben kan dökmek istemem.  
    Gün görmüş aklım şaşırdı: Sahi mi? dedi;  
    Yok canım, şaka, ben nasıl içmem!  

    104.  
    Sen bu dünyanın sırlarına eremezsin;  
    Erenlerin dilini de söktüremezsin;  
    İyisi mi iç şarabı, cennet et bu dünyayı:  
    Öbür cennete ya girer, ya giremezsin.  

    105.  
    Bulut geldi; lalede bir renk bir renk!  
    Şimdi kızıl şarap içmemiz gerek.  
    Şu seyrettiğin serin yeşillikler  
    Yarın senin toprağında bitecek.  

    106.  
    İki batman şarap, bir buğday ekmeği;  
    Bir koyun budu, bir de ay yüzlü sevgili;  
    Daha ne istenir bilmem şu dünyada:  
    Padişah daha iyisini bulabilir mi?  

    107.  
    Dünyaları değişmem kızıl şaraba;  
    Ay da ondan sönük; çoban yıldızı da.  
    Şarap satanların aklına şaşarım:  
    Ondan iyi ne var alınacak dünyada?  

    108.  
    İnsan son nefese hazır gerekmiş:  
    Nasıl ölürse öyle dirilecekmiş.  
    Biz her an şarap ve sevgiliyleyiz:  
    Böylece dirilirsek işimiz iş.  

    109.  
    Biz de çocuktuk, bir şeyler öğrendik;  
    Bildiklerimizle övündük, eğlendik.  
    Şu oldu, bu oldu da ne oldu sonra?  
    Bir bulut gibi geldik, yel gibi geçtik.  

    110.  
    Hayyam bilgelik çadırları dokudu;  
    Sonra dert potasında yandı kül oldu.  
    Bir pula satıldı kader çarşısında,  
    Ölüm celladı geldi, boynunu vurdu.  

    112.  
    Dostum, gel yarına kanmayalım biz;  
    Günümüzü gün edelim ikimiz.  
    Yarın çekip gettik mi şu konaktan  
    Yedi bin yıl önce gidenlerleyiz.  

    113.  
    Ömrümüzden bir gün daha geldi geçti;  
    Derede akan su, ovada esen yel gibi.  
    İki gün var ki dünyada, bence ha var ha yok:  
    Daha gelmemiş gün bir, geçmiş gün iki.  

    114.  
    Tanrı, her an sevdiğinin kapısında ol;  
    Bu dünyadan o dünyadan bana ne!  
    Gönlüm ter gibi çıkıp bedenimden  
    Karıştı varlığın denizlerine.  

    115.  
    Gönül, her an sevdiğinin kapısında ol;  
    Her istediğini onda ara, onda bul.  
    Aşk tavlasında hileye kaçma kalleşçe:  
    Koy canını ortaya, soyulursan soyul.  

    116.  
    Sarhoş oldum mu aklım azalır;  
    Ayıldım mı sevincim dağılır.  
    Ne sarhoş, ne ayık bir hal var ya?  
    En güzeli öyle yaşamaktır.  

    117.  
    Sevgili, sırlarına eren gönül nerde?  
    Sözlerinin tekini duyan kulak nerde?  
    Gece gündüz serilirsin de karşımıza:  
    Yüzünü bir kez gören mutlu göz nerde?  

    118.  
    Dert içinde  sevinci bul da yaşa;  
    Haksız düzende haklı ol da yaşa;  
    Sonu nasıl olsa yokluk dünyanın,  
    Varından yoğundan kurtul da yaşa.  

    119.  
    Açılmaz kapıları açmanız mı gerek?  
    Dünyada insanca yaşamanız mı gerek?  
    Bırak öyleyse iki dünyayı birden:  
    Ey ölü canlılar, canlar uyanık gerek!  

    120.  
    Dün özledim de seni coştum birden bire;  
    Çıktım senin yerin dedikleri göklere.  
    Bir ses yükseldi ta yukarıda, yıldızlardan:  
    Gafil, dedi; bizde sandığın Tanrı sende!  


Back
1
Hosted by www.Geocities.ws