İBRAHİM SADRİ



ADAM GİBİ

Ben seni hiç sevmedim ki  
Yorgun akşamlarda söylediğimiz şarkıları sevdim  
Bir çiçeğe gülmeni bir güle benzemeni sevdim  
Bir de yıldızları sevdim  
Eylül akşamlarında gelip gözlerinde durdular  
Ben seni hiç sevmedim ki  

Beni yolda koduğunda ayrılmayı sevdim  
Kurşunları sevdim beni vurduğunda  
Ağlamayı sevdim unuttuğunda  
Yalnız olduğumu anladığımda  
Ayakta kalmamı sevdim  
Yıkılmamı sevdim seni her hatırladığımda  
Ekmeği sever gibi sevdim sensizliği  
Su gibi özledim temmuz güneşinde sesini  
İkindide yağmur gibi  
Geceleyin rüzgar gibi sevdim seni sevdiğimi  
Ben seni hiç sevmedim ki  

Kuşlara şarkılar öğretmeni sevdim  
Menekşeyle konuşmanı  
Nisana hatırlatmanı  
Baharın bir adının da yalnızlık olmadığını  
Düştüğüm zaman kanayan yanlarımı  
Ve tuhaflığımı üşüdüğüm zaman  
Sakız satan çocukları  
Yeni çıkan şarkıları  
Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim  
Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe  
Ben yangını sevdim  
Yandığım zaman böyle işte  
Ben seni hiç sevmedim ki  

Bir gece bir ceylan indi dağdan kalbine  
Bir gece bir şiir gibi kibrit alevinde  
Alemin ortasında kimsesizliğin sesinde  
Buğusunda sabahın  
Acımasızlığında bir ahın  
Ağlayan yüzünde isanın  
Ferahlatan gücüyle duanın  
Korkutan yanıyla narın  
İncirin zeytinin ve kalbin üstüne  
Gülün üstüne  
Tutunduğum umudun üstüne  
Korkunun üstüne  
Hepsinin üstüne  
Ben seni hiç sevmedim ki  

Gittiğin zaman  
Gitmeni sevdim  
Evreni sevdim geldiğin zaman  
Kalmanı sevmedim  
Ürküyordum sana alışmaktan  
Yine de sevdim gülümsemeyi  
Mendilimi sallarken seni götüren trenin arkasından  
Kırlara ilk kar düştüğü zaman  
Ölümünün ne güzel olduğunu sevdim  
Seni içimde öldürdüğüm zaman  

Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim  
Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe  
Ben yangını sevdim  
Yandığım zaman böyle işte  
Ben seni hiç sevmedim ki  
Ben sevdim mi  
Adam gibi severim...  


------------------------------------------------------


                 KUŞ HATIRALARI

                 Benim çocukluğumda soframıza kuşlar konar
                 rüyalarımıza melekler uğrardı.
                 Kapımızdan yoğurtçu
                 bahçemizden ishakkuşu
                 kalbimizden yeni çıkan şarkılar geçerdi.

                 Kışın bir sobamız olurdu
                 sobanın yanında kedimiz
                 kedinin önünde yün yumağı
                 bir Hayat Bilgisi fotoğrafı gibiydik.

                 Yerli malı kullanan
                 yurdun üç tarafı denizlerle çevrili
                 kuruüzüm incir fındık
                 tütün çay narenciye kavun-karpuz yetiştiren
                 kuru üzüm ve inciri satan
                 karşılığında 
                 çamaşır makinesi radyo ve otomobil alan
                 bir toprağın fertleri...
                 Biraz yoksul biraz mütevekkil
                 biraz mahcup biraz kırılgan
                 biraz naif ama hep umutlu...

                 Özlerdik.
                 Memleketteki halamızı
                 ince doğranmış bir dilim pastırmayı
                 yurttan sesler korosunu
                 akşam komşuluklarını
                 radyo tiyatrolarını 
                 sabah ezanını
                 kalaycıyı bozacıyı
                 münir nureddin şarkılarını
                 orhan boran yarışmalarını
                 kandil gecelerini duvar sarmaşıklarını
                 bakkalımızın utana sıkıla veresiye hatırlatmalarını
                 okul önü koz helvalarını
                 akşam oturmalarını
                 ve hayatı...

                 Top oynardık
                 ip atlar kedi kovalar
                 taşlarla birbirimizin başını yarar
                 mahalle savaşları çıkarır
                 gece olunca da tutar babalarımızın elinden 
                 yazlık sinemalara gider
                 Sadri Alışık Vahi Öz
                 Belgin Doruk Cüneyt Arkın seyreder
                 Olimpos gazozları içer
                 güler eğlenir bağırır çağırır
                 dönerken yıldızları sayardık.
                 Biz sıkı çocuklardık.

                 Hepimizin birer yıldızı vardı
                 onlara isim takardık
                 onlar da bize isim takardı
                 pus ve dumandan önce bu şehrin 
                 geceleri gökırpan ve isimleri takılan yıldızları vardı.

                 Benim yıldızıma Mehlika adını vermiştik
                 biz kimseden yana değildik.

                 Kimsenin de kendinden yana olmasını istediği birileri 
                 olmazdı
                 Bir değirmendeydik
                 öğütülen 
                 öğütülürken türküler söyleyen
                 buğday başaklarına benziyorduk.
                 Ben
                 çorbalardan tarhanayı 
                 yemeklerden kurufasulyayı 
                 sigaralardan Harmanı 
                 belki bunun için çok sevdim.

                 Yollar bozuk musluklar bozuk
                 ziller bozuk paralar bozuk
                 ama adamlar sağlam idi.

                 Bu şehrin yıldızları vardı.
                 Saçlarına kurdelalar takan
                 çivitle yıkanmaktan aşınmış beyaz çoraplarına 
                 leke bulaşmasın diye su birikintilerinden sakınan
                 gözleri önünde
                 yürekleri ve beslenme çantaları ellerinde
                 küçük çocukları vardı bu şehrin
                 bu şehrin yıldızları vardı.

                 Ben Fenerbahçeyi amcam Vefayı tutardı.
                 Konya tahıl ambarı Mersin muz cennetiydi.
                 Taksimden Fatihe troleybüs kalkar
                 Şişhanede mutlak raydan çıkardı.
                 Vallahi hayat zor ve fakat çok matraktı.

                 Muammer Karacan'nın adına bir tiyatro binası yoktu
                 bizzat kendisi vardı.

                 Başımız ağrırdı komşumuz vardı
                 gönlümüz daralırdı komşumuz vardı
                 Çorbamızı umutlarımızı 
                 memleket kadar kalbimiz paylaştığımız komşularımız 
                 vardı.

                 Geceleri bekçimiz
                 gündüzleri sütçümüz
                 bizim kadar zayıf da olsa
                 nohuta ve makarnaya alışmış da olsa
                 Sarman adında bir kedimiz
                 ceplerimizde kırık misketlerimiz
                 çamur bulaşığı ellerimiz
                 ve gülümseyen bir yüzümüz
                 kimseye göstermekten utanmayacağımız bir içimiz
                 biraraya gelerek çektirebileceğimiz 
                 bir aile fotoğrafımız vardı.

                 Bir sabah bütün iyi şeylerin 
                 Ayvansaray iskelesinden
                 hayal ülkesine doğru demir alan
                 bir şirket-i hayriyye vapuru gibi
                 aramızdan ayrıldığını gördük
                 Sonra Ayvansaray'ın sularının çekildiğini yazdı 
                 gazeteler.
                 Süheyla hanımın Raci beyin 
                 Melahat mehveş ablanın 
                 Niko'nun Ercüment efendinin çekildiğini ise
                 yazmadılar nedense.
                 Ama yok ama yoklar.

                 Ne Harman sigarası kaldı geriye
                 ne Olimpus gazozu
                 ne Sadri Alışık.

                 Kalan bir tortuydu belki.

                 Belki kırık bir rüya denizi 
                 belki suya düşürdüğümüz suretimizin
                 cep aynamıza nüktedan bir yansımaydı herşey.
                 Herşey Maltepe sigarasının 
                 hep arandığında 
                 her bakkalda bulunabilmesi ile
                 büyüsünü kaybetmişdi belki de .
                 belki de biz bir rüya mı görmüştük?

                 Hadi hepsi yalandı.
                 Hadi hepsi hayaldi.
                 Hadi hepsini ben uydurmuştum.
                 Ama rüyalarımızın melekleri 
                 ve soframızın daim konukları kuşlar?
                 Ya onlar?
                 Onları siz de görmediniz mi?
                 Sizin de sofranıza konup
                 rüyalarınıza uğramadılar mı?
                 Onlar da mı yalandı?


------------------------------------------------------


ALDIRMA REİS
 
Sen içerdeyken ben 
Sinemalara gittim 
Bütün filmlerini seyrettim 
O sevdiğimiz artistin 
Sen içerdeyken ben 
Vita kutularında çiçek yetiştirdim 
Sokakta top oynadım çocuklarla 
Ayakkabılarımı eskittim 
Güneşe karşı durdum sabahları 
Geceleri bir başıma yıldızları bekledim 
Annenin gönlüne su serptim 
Aldırma dedim aldırma 
Bir şarkı söyle bir dilek tut herkes için 
Bir ada rüzgarı gibi 
Sürtünerek geç hayata 
Bir sarmaşık gibi tutun 
Ve değer ver hatıralara 
Aldırma dedim 
Sen annesin, aldırma 
Sen içerdeyken ben 
Kiramı ödedim pijamalarımı giydim 
Haber bültenlerini izledim 
Gazetelerden kupon kestim 
Sen içerdeyken ben 
Sigara içtim, öksürdüm 
Otobüse bindim 
Fotoğraflarımıza baktım 
Acıyan yanlarımı körelttim 
Deniz kıyısında yürüdüm 
Manavdan soğan aldım 
Yeni çıkan şarkıları dinledim 
Kafeste beslediğimiz kuşu saldım 
Islık çaldım 
Sen içerdeyken ben 
Hep uyandım, sayıkladım 
Kanadım boyuna 
Takvimlur aldım 
Her gün bir yaprağını kopardım 
Deli ayrılığın 
Sen içerdeyken ben 
Gömleğimi ütüledim 
Sobada elimi yaktım 
Bir şiir yazdım 
Bir hercai menekşe aldım çiçekçiden 
Hani o alnına kader değmiş 
Hani o dudaklarına deniz tuzu dokunmuş 
Hani o erken vurulmuş 
Gençliğimiz gibi dağıldım 
Sen içerdeyken ben 
Bir adını söyleyemedim 
Şöyle bağıra bağıra 
Bir yüzünü göremedim 
Görüş günlerinde 
Bir de eline değemedim 
Bir de yüreğine 
Şöyle kucaklayamadım bir de 
Ölümüne 
Sen içerdeyken ben 
Kapı kapattım, pencere açtım 
Mutfakta oyalandım 
Kanepede yattım 
Hatta bir yolluk aldım odaya 
Çok ta kulak asmadım 
Çokta koymadı bu bana 
Alt tarafı içerdeydin 
Alt tarafı bir yanımı alıp götürmüştün 
Bir yanımı 
Yani adamlığımı 
Yani gözlerimin ferini 
Yani canımı 
Alt tarafı şarkılar ölecekti 
Alt tarafı kanayacaktı kalbim 
İşte sensiz 
İşte nefessiz 
İşte kimsesiz bir sesti alt tarafı 
Her tarafım 
Yıldızlar yine oradaydı oysa 
Yazdıklarım 
Gözden kaçan o defter yapraklarında 
Boşver yüzyirmisekiz 
Hayat bir gemi 
Yürüt onu göreyim seni 
Boşver yüzyirmisekiz ha... 
Boşveriyor ya 
Aldırma reis 
Reis aldırmıyor ya 
Bir adını söyleyemedim 
Şöyle bağıra bağıra 
Bir yüzünü göremedim 
Görüş günlerinde 
Bir de eline değemedim 
Bir de yüreğine 
Şöyle kucaklayamadım bir de 
Ölümüne 
Sen içerdeyken ben 
Vitrinlerin önünden geçtim 
Minibüs duraklarında bekledim 
Simitçilerle yarenlik ettim 
Üstüme bir ceket aldım 
El tezgahlarında kitaplara baktım 
Sen içerdeyken ben 
Hiç oturup ağlamadım 
Hiç karartmadım umudu 
Hiç bulandırmadım onuru 
Öyle dimdik durdum ortada 
İşte burada ulan işte burada 
Böyle burada 
Hiç yıkılmadan 
Hiç utanmadan 
Ve hiç unutmadan 
Sen içerdeyken ben 
Gülen resmimi yaptırdım 
Sokaktaki ressama 
Her zaman yaptığım gibi 
Buzdolabını ayağımla kapadım 
Parkların banklarına adını kazıdım 
Adını kazıdım duvarlara 
Adını, adımın yanına yazdım 
Hiç unutmadım, utanmadım 
Korkmadım 
 
 
---------------------------------------------------


İSTANBUL'A KAR YAĞIYORDU

Yetmişdokuzun kışıydı, 
Sertti, soğuktu 
İstanbul'a kar yağıyordu. 
Kömür yanıyordu sobalarda 
Geceleri polisler, bekçiler oluyordu. 
Bir de biz oluyorduk 
Ölümüne üşüyorduk ha 
Yalan yok polisler de üşüyordu 
Onaltı yaşındaydım .. 
Her şeyi bükecek bileğim vardı 
Onaltı yasındaydım 
Aslan gibi ortadaydım 
Gündüzleri okulda coğrafya defterimin arkasına 
Senin için şiirler, 
Geceleri duvarlara ülkemi kurtarmak için 
Kahrolsun yazacak kadar adamdım 
Onaltı yaşındaydım 
Ne senin haberin oluyordu şiirlerimden 
Ne de birileri kahroluyordu 
Mahalle duvarlarına çiziktirdiğim harflerimden 
Onaltı yaşındaydım 
Yalan yok 
Ben yazmaya böyle başladım 
Coğrafya defterim bir eskiciye kurban gitti 
Duvarlarına yüreğimi bağırdığım o evler birer birer 
Yıkıldı gitti. 
Simdi güzel kağıtlara yazıyorum, 
Kocaman laflar ediyorum 
Marşlar biliyordum, 
Kitaplar okuyordum. 
Koşarak ve ıslanmadan geçiyordum sulardan 
Koşarak ve ıslanmadan yaşıyordum. 
Bak 
İstanbul'u seviyordum 
Seni seviyordum 
Dualar öğreniyordum 
Meydanlarda toplanıp bağırıyordum 
Herkes gibiydim, 
Herkes kadar cesur 
Herkes kadar korkak 
Herkes kadar filinta delikanlı 
Ve herkes kadar buralı... 
Yetmişdokuzun kışıydı, 
Sertti, soğuktu 
İstanbul'a kar yağıyordu... 
Ağzımızdan dumanlar çıkıyordu konuşurken. 
Haliç’ in arkasında toplanıyorduk 
Gece adamı içine çekiyordu 
Biz geceyi içimize çekiyorduk... 
En güzel ben yazıyordum duvarlara yazıları 
Herkes beni seviyordu... 
En güzel şiirleri de ben yazıyordum oysa 
Coğrafya defterimin arkasına... 
Bunu kimse bilmiyordu 
Sizin evin duvarına kahrolsun diye yazıyordum 
Ve hızla kaçıyordum 
Sizin evin duvarına bir kez olsun 
Seni seviyorum diye yazamadım 
O zaman duvarlara öyle şeyler yazılmıyordu 
Dedim ya 
Yetmişdokuzun kışıydı 
Sertti, soğuktu 
İstanbul'a kar yağıyordu... 
 
 
----------------------------------------------------------


ONYEDİ YAŞIM GİBİ

Sen benim onyedi yaşımsın, 
Deli çağımsın... 
Sen benim ayakkabılarımın arkasına ilk basışımsın . 
İlk cigaram, ilk ıslığım, ilk kızgınlığım, ilk aldanışımsın. 
Sen benim ilk ütülü beyaz gömleğim , 
İlk şiirim, ilk kavgam , 
Yaşamı ilk farkedişimsin . 
Sen benim onyedi yaşımsın... 

Yazlık sinemanın kapısında saçları taralı bir oğlan. 
Cebinde iki gazoz parası 
Gönlüne tarifsiz rüzgarlar dolan . 
İki film bu akşam, 
Birinde Yılmaz Güney oynuyor, birinde Fikret Hakan. 
Bak Suat Sayın söylüyor cızırtılı plaktan: 
'...Rüyadır gördüğün bütün düşler , 
Gözlerin aklımı perişan eyler , 
Aşk masalından şarkılar söyler , 
Beni hülyalara salan gözlerin ...' 
Yazlık sinemanın kapısında saçları taralı bir oğlan , 
Bir külah çekirdeği, mangal gibi yüreği var, bilesin... 

Sen benim onyedi yaşımsın, 
Deli çağımsın... 
Aynaya ilk bakışım , 
Babamla ilk kavgam, 
Evden ilk kaçışımsın. 
Serçeleri sevdimse senden, 
Minibüslerde muavinlik ettiysem. 
'Bir Teselli Ver'i dinlediysem Orhan Gencebay'dan, 
Emirgan'da çay içtiysem, 
Tophane'de sabahçı kahvelerini öğrendiysem , 
Nerden bildiysem şiirlerini Ümit Yaşar'ın, 
Pazar sabahları kapının önünden geçtiysem, 
İçimdeki kıpır kıpır bu soluk nereden ... 


Sen benim onyedi yaşımsın, 
Deli çağımsın... 
Okulu ilk asışım, 
İlk kez birine gümüş kolye alışımsın. 
Sen benim ilk sakarlığım, ilk tuhaflığım, ilk yakalanışımsın. 
Sen benim onyedi yaşımsın... 


Mahallenin delikanlısı, 
Elleri ceplerinde, dudağında ıslığı, 
Başında kavak yelleri. 
Şarkılar mırıldanıyor. 
'Zalimin zulmü varsa sevenin Allahı var' yeni çalıyor 45lik plaklardan. 
Hayri Şahin ortalığı kavuruyor. 
Mahallenin delikanlısı, 
Cebinde iki gazoz parası. 
Yüreğinde garip bir pıtırtı 
Alışmaya çalışıyor sana alışmaya. 
Akşamları işportaya çıkıyor, 
Bir defter, bir kalem, bir de çakı alana aynayı bedava veriyor. 
Yani günler geçiyor onyedi yaşının bütün tadıyla ... 


Sen benim onyedi yaşımsın, 
Deli çağımsın... 
İlk maça gidişim, Cemil Turan'ı ilk seyredişim, ilk sevincimsin. 
Ben anamın muskasını nasıl astıysam göğsüme öyle güvendiğimsin. 


Sabahları eskici geçiyor kapıdan 
Karşı komşu Nafile Teyze bakkaldan ekmek istiyor 
Çocuklar top kovalıyor mahallenin arsasında 
Bir bakıyorum cama da iki güvercin konuyor iyi mi, 
Herşey güzel oluyor. 
Bu hengame nasıl yakışıyorsa İstanbul'a bana da aşk öyle yakışıyor. 
Anam koş kapa diyor muslukları,üç gündür akmayan sular geliyor. 
Ben onyedi yaşındayım, hayat benden yana duruyor ... 


Sen benim onyedi yaşımsın, 
Deli çağımsın... 
Sen benim ayakkabılarımın arkasına ilk basışımsın. 
İlk cigaram, ilk ıslığım, ilk kızgınlığım, ilk aldanışımsın. 
Sen benim ilk ütülü beyaz gömleğim, 
İlk şiirim, ilk kavgam, yaşamı ilk farkedişimsin... 


Sen benim onyedi yaşımsın, 
Sen benim, sen benim, sen benimsin. 
Sen benim herşeyimsin. 
Hiçbirşeyimsin, hiçbirşeyimsin ... 
 
 
------------------------------------------------


YALAN

Hadi gidiyorsun 
Yürekten kan gidiyor,sen gidiyorsun 
Hersey gidiyor 
Gökte bulut,dağda kar,düzde kervan gidiyor 
Solgun bir gül oluyor insan 
Bir demet kar çiçegi ölüyor,sen gidiyorsun 
Ne ucuz yaşıyorsun,ne kolay 
Bir kristal gibi ellerimden düşüyorsun 
Bakma öyle 
Ben kanıyorum sen üşüyorsun 


Kolay değil bir yalan bu 
Yaralayan koca bir yalan 
Yalan işte 
Sevdiğim yalan 
Şarkılardan arta kalan ve sabah buğusu 
Ve tarla faresi ve ekmek derdindeki isçi kalbi gibi 
Yumuşacık sıcak bir yalan 


Islak gözlerimle geçiyorum 
Yaralı bir ceylanin kalbinden 
Ceplerimde kül var 
Bir yangından arta kalan 


Sorduğum adreslerde kimse oturmuyor 
Ve kimse olmuyor ben sorduğum zaman 
Hersey bir yalan gibi yandığı zaman 
Yalnız olduğunu anlıyor insan 
Anladım ve geçtim 
Yaralı bir ceylanin kalbinden 


Aynamı kırdım,fotoğraflarımı yaktım 
Nasıl da acımasızdım tatralarıma karşı 
Nasıl da umarsız 


Su gördüm düşümde 
Karanlıktı ve gürültüyle çağlıyordu 
Ceplerimde kül vardı ve yanıyordu 
Sonra sabah oluyor 
Ve bir ceylan kalbinde alem ağlıyordu 


Hayır,diyordu bir dağ köylüsü 
Hiç bir sey için geç değil 
Ve geç değil 
Birsey için hiçbirşey 
Birsey vardı öyleyse,birsey 
Beni çeken 
Güneşin dağdasından uzağa 
Kocaman çayırlara çeken birşey 
Gümrah ırmaklara 
Sonra sıcağa sonra acıya 
Sonra yaralarıma merhem olmaya kapıma dayanan 
birşey 


Tutsana beni bırakmasana 
Olsun,yaralasana 
Olsun,ağrısada 
Yalan da olsa kalsana 


Dağ köylüsü aşkın olduğu yerde ben varım 
Sen olmasan da ben varım 
Yağmur yağar,saçlarım filizlenir 
Bir yıldız düşer omuzlarıma 
Islık çalar,ıslanır,şarkılarımı söyler geçerim kapımdan 
Camların buğusundan ve yağmurun kokusundan 


Tanırlar beni 
En iyi yalanlarını alırım onların 
Adresler sorarım kimseler oturmaz orada 
Ve kimseler olamaz ben sordukça 


Dağköylüsü 
Simdi gidersen 
Simdi git 
Kalırsan simdi 



Back
1
Hosted by www.Geocities.ws