ATİLLA İLHAN


BÖYLE BİR SEVMEK

Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
Aszıcık okşasam  sanki çocuktular
Bıraksam korkudan gözleri sislenir 
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir
 
Hayır sanmayın ki beni unuttular
Hala arasıra mektupları gelir
Gerçek değildiler, birer umuttular
Eski bir şarkı belki bir şiir 
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir

Yalnızlıklarımda elimden tuttular
Uzak fısıltıları içimi ürpertir
Sanki gökyüzünde bir buluttular
Nereye kayboldular şimdi kimbilir
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir..


-------------------------------------------


         BEN SANA MECBURUM

         ben sana mecburum bilemezsin
         adını mıh gibi aklımda tutuyorum
         büyüdükçe büyüyor gözlerin
         ben sana mecburum bilemezsin
         içimi seninle ısıtıyorum

         ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
         bu şehir o eski İstanbul mudur
         karanlıkta bulutlar parçalanıyor
         sokak lambaları birden yanıyor
         kaldırımlarda yağmur kokusu
         ben sana mecburum sen yoksun

         sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
         insan bir akşamüstü ansızın yorulur
         tutsak ustura ağzında yaşamaktan
         kimi zaman ellerini kırar tutkusu
         birkaç hayat çıkarır yaşamasından
         hangi kapıyı çalsa kimi zaman
         arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

         Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
         eski zamanlardan bir cuma çalıyor
         durup köşe başında deliksiz dinlesem
         sana kullanılmamış bir gök getirsem
         haftalar ellerimde ufalanıyor
         ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
         ben sana mecburum sen yoksun


---------------------------------------------------


         SEN BENİM HİÇBİR ŞEYİMSİN
         
         Sen benim hiçbir şeyimsin
         Yazdıklarımdan çok daha az
         Hiç kimse misin bilmem ki nesin
         Lüzumundan fazla beyaz
         Sen benim hiçbir şeyimsin
         Varlığın yokluğun anlaşılmaz
          
         Galiba eski liman üzerindesin
         Nasıl karanlığıma bir yıldız olmak
         Dudaklarınla cama çizdiğin
         En fazla sonbahar otellerinde
         Üniversiteli bir kız uykusu bulmak
         Yalnızlığı öldüresiye çirkin
         Sabaha karşı öldüresiye korkak
         Kulağı çabucak telefon zillerinde
          
         Sen benim hiçbir şeyimsin
         Hiçbir sevişmek yaşamışlığım
         Henüz boş bir roman sahifesinde
         Hiç kimse misin bilmem ki nesin
         Ne çok çığlıkların silemediği
         Zaten yok bir tren penceresinde
          
         Sen benim hiçbir şeyimsin
         Yabancı bir şarkı gibi yarım
         Yağmurlu bir ağaç gibi ıslak
         Hiç kimse misin bilmem ki nesin
         Uykumun arasında çağırdığım
         Çocukluk sesinle ağlayarak
          
         Sen benim hiçbir şeyimsin


-------------------------------------------------


         AYSEL GİT BAŞIMDAN

         aysel git başımdan ben sana göre değilim
         ölümüm birden olacak seziyorum
         hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
         aysel git başımdan istemiyorum
         benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün
         dağıtır gecelerim sarışınlığını
         uykularımı uyusan nasıl korkarsın
         hiçbir dakikamı yaşayamazsın
         aysel git başımdan ben sana göre değilim
         benim için kirletme aydınlığını
         hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim

         ıslığımı denesen hemen düşürürsün
         gözlerim hızlandırır tenhalığını
         yanlış şehirlere götürür trenlerim
         ya ölmek ustalığını kazanırsın
         ya korku biriktirmek yetisini
         acılarım iyice bol gelir sana
         sevincim bir türlü tutmaz sevincini
         aysel git başımdan ben sana göre değilim
         ümitsizliğimi olsun anlasana
         hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim

         sevindiğim anda sen üzülürsün
         sonbahar uğultusu duymamışsın ki
         içinden bir gemi kalkıp gitmemiş
         uzak yalnızlık limanlarına
         aykırı bir yolcuyum dünya geniş
         büyük bir kulak çınlıyor içimdeki
         çetrefil yolculuğum kesinleşmiş
         sakın başka bir şey getirme aklına
         aysel git başımdan ben sana göre değilim
         ölümüm birden olacak seziyorum
         hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
         aysel git başımdan seni seviyorum


-------------------------------------------------------


ELDE VAR HÜZÜN

söyleşir
evvelce biz bu tenhalarda
                ziyade gülüşürdük
pir pir yaldızlanırdı kanatları kahkaha kuşlarının
ne meseller söylenirdi mercan koz nargileler
    zamanlar değişti
             ayrılık girdi araya
                         hicrana düştük bugün
ah nerde gençliğimiz
sahilde savruluşları başiboş dalgaların
yeri göğü çınlatan tumturaklı gazeller
                         elde var hüzün

o sehrayın fakat çıkar mı akıldan
çarkıfeleklerin renk renk geceye dağılması
sırılsıklam aşık incesaz
       kadehlerin mehtaba kaldırılması
                adeta düğün
hayat zamanda iz bırakmaz
bir boşluğa düşersin bir boşluktan
birikip yeniden sıçramak için
                          elde var hüzün


---------------------------------------------------


HACI MURAD'IN ÖLÜMÜ

hacı murad'la olduk eski kafkasya'da
ihtiyar çuvaşgili santur çalıyordu
ne çaldığı zaten anlaşılmıyordu
oğlu belki o saat asılıyordu
şarap patlak vermişti isyan masada

atlas gömlekleri boyundan ilikli
sabahlara kadar hançer dokuyanlar
mezmur okuyarak duvar duvar
dudaklarında karanlık ilkbahar
gözbebekleri çelik çekirdekli

çalarak getirdiği korkak tatarların
bakunin yazması kitaplarından
dinamitler yürür bakü sokaklarından
siyah bir toz olur doru kısraklarından
öfkeli kazakları II'nci nikola'nın

ölmek fısıldadıkça son semaveri
bulutlanır çay kristal fincanda
ıslıklar gizlice bilenir zindanda
bir ustura çizgisi azerbeycan'da
hacı murad'ın üzengileri


---------------------------------------------


SANA NE YAPTILAR

O sabah mı çıkmıştın bir gün önce mi
bir bıçagın ağzında yürür gibiydin
demirlerin soğukluğu soluk dudaklarında
gözlerinde karanlığı dar hücrelerin
seni görür görmez özgürlüğümden utandım
söyle ne içersin çay mı kahve mi
çok degişmişin birden tanıyamadım

saçların uzundu omuzlarına akardı
gönlümüz şenlenirdi sarışınlığından
onlar mı kestiler sen mi kısalttın
gülerdin içimize aylar doğardı
görünmez dagların arkasından
eski gülümsemeni beyhude aradım
o sabah mı çıkmıştın bir gün önce mi
çok değişmişin birden tanıyamadım

bir çay içer misiniz yoksa kahve mi
kibritim yok demek cigaraya başladın
ellerin de titrer bir şeyin mi var
böyle bir kız değildin sen eskiden
sana ne yaptılar sana ne yaptılar
kirpiklerin ıslanıyor durup dururken
o sabah mı çıkmıştın bir gün önce mi
çok değişmişin birden tanıyamadım


-----------------------------------------------


AĞIR KAN KAYBI
 
Biz yalnızlıktan doğduk o dağdağalı sudan
Biz yani erdoğan ayşenur ali ve ahmet
Birkaç litre kan bir hayli kemik epeyce korku
Sanki bir tesbih koptu tane tane savrulduk
Köy köy bucak bucak memleket memleket
Yani afyon adilcevaz akçadağ turgutlu
Birkaç litre kan bir hayli kemik epeyce korku
 
Buzlu mehtap alçakca kesmişti yolumuzu
Bütün kapılardan açıkca kovulmuştuk
Silahımız avcumuza yapışmıştı soğuktan
Biz yani erdoğan ayşenur ali ve ahmet
Birkaç litre kan bir hayli kemik epeyce korku
Kestiremedik ne yaptığımızı kim olduğumuzu
Sanki bir tesbih koptu tane tane savrulduk
Köy köy bucak bucak memleket memleket
Yani afyon adilcevaz akçadağ turgutlu
Birkaç litre kan bir hayli kemik epeyce korku
 
Ne kadar korkmuştuk elimizden tutmadılar
Doğrudur kendi içimizde daraldığımız
Kim neyi savundu bilinmez nereye kadar
Biz yani erdoğan ayşenur ali ve ahmet
Başka bir yalnızlıkta boğulduk / havasızlıktan
Sanki bir tesbih koptu tane tane savrulduk
Köy köy bucak bucak memleket memleket
Ne solculuğumuz solculuktu ne sağcılığımız
Karanlık bir kapı ölüp üstümüze kapandılar
Kimse bizi sevmedi / ağır kan kaybıyız
 

--------------------------------------------------


AĞUSTOS ÇIKMAZI

Beni koyup koyup gitme, n'olursun
Durduğun yerde dur
Kendini martılarla bir tutma
Senin kanatların yok
Düşersin yorulursun
Beni koyup koyup gitme, n'olursun
 
Bir deniz kıyısında otur
Gemiler sensiz gitsin bırak
Herkes gibi yaşasana sen
İşine gücüne baksana
Evlenirsin, çocuğun olur
Beni koyup koyup gitme, n'olursun


-------------------------------------


AYRILIK SEVDAYA DAHİL

Açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın
En görkemli saatinde yıldız alacasının
Gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader
Uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın
Rüzğar uzak karanlıklara surmuş yıldızları
Mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan
Onu çok arıyorum onu çok arıyorum
Heryerimde vücudumun ağır yanık sızıları
Bir yerlere yıldırım düşüyorum 
Ayrılığımızı hissettiğim an demirler eriyor hırsımdan
Ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu
Gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş
Tedirgin gülümser
Çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hala sevgili
Hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
Her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili
Telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
Gittikçe genişliyen yakılmış ot kokusu
Yıldızlar inanılmıyacak bir irilikte
Yansımalar tutmuş bütün sahili
Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
Öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
Çünkü ayrılıklar da sevdaya dahil
Çünkü ayrılanlar hala sevgili
Yalnızlık hızla alçalan bulutlar karanlık bir ağırlık
Hava ağır toprak ağır yaprak ağır
Su tozları yağıyor üstümüze
Özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
Eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kuşattı ormanı
Karanlık çöktü denize
Yalnızlık çakmak taşı gibi sert elmas gibi keskin
Ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin
Kapını bir çalan olmadı mı hele elini bir tutan
Bilekleri bembeyaz kuğu boynu parmakları uzun ve ince
Sımsıcak bakışları suç ortağı kaçamak gülüşleri gizlice
Yalnızların en büyük sorunu tek başına özgürlük ne işe yarayacak
Bir türlü çözemedikleri bu ölü bir gezegenin soğuk tenhalığına
Benzemesin diye özgürlük mutlaka paylaşılacak suç ortağı bir sevgiliyle
Sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız
İkimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız
Hiç yanılmamışız her an düşüp düşüp kristal bir bardak gibi
Tuz parça kırılsak da hala içimizde o yanardağ ağzı
Hala kıpkızıl gülümseyen sanki ateşten bir tebessüm zehir zemberek AŞKIMIZ


----------------------------------------------------------------------


BAKARSAK

Zarif bir hüzündür bembeyaz dolaşan kuğuya bakarsak
Mücevher titreşimleriyle mütereddit bir akşam suya bakarsak
Fazlasıyla ısındı deniz kaynadı kaynayacak
Dipten bir deprem yaklaşıyor suyun üzerindeki buğuya bakarsak
Ne kadar yoksul ve çıplak görünürse görünsün ağaçlar
O kadar yakındır ilkbahar özsuyu yürümüş dallara uğultuyla bakarsak


---------------------------------------------------------------------


BELA ÇİÇEĞİ

alsancak garı'na devrildiler
gece garın saati bela çiçeği
hiçbir şeyin farkında değildiler
kalleş bir titreme aldı erkeği
elleri yırtılmıştı kelepçeliydiler
çantasını karısı taşıyordu

hiç kimse tanımıyordu kimdiler
gece garın saati bela çiçeği
üçüncü mevki bir vagona bindiler
anlaşıldı erkeğin gideceği
bir şeyden vazgeçmiş gibiydiler
bir türlü karısına bakamıyordu

ayaküstü birer bafra içtiler
gece garın saati bela çiçeği
şimdiden bir yalnızlık içindeydiler
karanlık gelmişi geleceği
birdenbire sapsarı kesildiler
vagonlar usul usul kımıldıyordu


---------------------------------------------------


BENCE MALUMDUR
 
dikenin
kalbime battığı bir sonbahar günüdür
sen elini bulutların içinde gezdirirsin
bulutlar senin gözlerinin üstünde yürürler
içini kurtlar kemirir
bence malumdur
buğulanmış camların arkasında masmavi yüzün
senin ateşler içinde olduğun
bence malumdur
ellerin muhakkak çocuk elleridir
hep kimsenin bilmediği türküler düşünürsün
onlar neden daima okul türküleridir
süleymancıktan bahseder
kara toprakta açık yeşil bir yıldız gibi akıp giden
süleymancıktan
ve karınca yuvalarından bahseder
ışıksız kömürsüz karınca yuvalarından
gökyüzünde kızıl bir hilalin kaydığını görürsün
sen ansızın gökyüzünde görünürsün
gözlerinin rengi
bence malumdur
elinde değildir akşam serinliğinde üşürsün
eylül'den itibaren geceler hazindir uzundur
sokaklar yorulur uykuya varıp gelirler
sokakların üstüne bulutlar gelirler
bulutların üstüne yıldızların gözleri gelir
bir yıldız bir yıldızın ardınca gider
yıldızların kayboldukları yer
bence malumdur
karanlıkta bir şeyler kopar dağılır
uzaktan yabancı sesler duyulur
sen elini bulutların içinde gezdirirsin
elin hayalerimi dağıtır
bilirsin
sen elini bulutların içinde gezdirirsin


-----------------------------------------


BİR, ÜÇ ve BEŞ...

deşen ki denizin tuzu
çiğ düşmüş kadife donlu patlıcanlar
deşen ki kendilerinden karga çığlıklarıyla kaçanlar
en fakiri en zengini çirkini ve orospusu
seni unutmuş olsun
sen ki üşümüş gökte o yalnız bulutsun
kıskanmadığın cömert bir maviliğin ortasında o
bildiğin yalnızlığın ellerinden tutmuşsun
desen ki unutulmuşsun
 
denizler kızılca kıyamet akıp geçiyor
zaman karşı geliyorsun
bir üç ve beş leylekler artık gitti
şimdi seni artık karanlıkta bir liman çekiyor
unutulduğun unutulmadığın bilinmediğin bir liman
bir üç ve beş derken şişede rom bitti
sen yaşamaya başladığın zaman
 
üşümüş gökte o yalnız bulut
kendini hiç yerinde hissetmiyeceksin
keyif senin
istersen talihini billur akıntılarla bir tut
ellerini göğsüne kavuştur
doğu batı kuzey güney diyerek
koştur
bir üç ve beş istersen rom kadehleri gibi
nasıl ki unutulmuşsun
devril
ve bitir maceranı.


----------------------------

CARİCİN'DE GECEN KIŞ

Akşamları göl eflatun bir keder
Sazlıklarda pırıl pırıl
Buz tutmuş bataklık kuşları
Ağaçlardan
Çürük sarı ve kızıl
Son yapraklar dökülüyor
Rüzğarlı sonbahardan
Nasılsa kurtulmuşları
Gümüş karanlığında anlaşılmaz sesler
Havada mutsuz bir bulut
Umutsuz ve kararsız süzülüyor
Neredeyse akşam yıldızı
Yorgun kırmızı
Neredeyse ay
Neredeyse ay
(Herşey niçin bu kadar eski
Niçin bu kadar uzak)
Caricin'de geçen kış
Tepeden tırnağa katran ve su buharı
Volga'nın uykusuna bir rüya gibi sarkmış
Ateşten örümcek nehir vapurları
Neredeyse akşam yıldızı
Yorgun kırmızı
Neredeyse ay
Neredeyse ay
Caricin'de geçen kış
Dalgın bir sarışın
Karanlık bir miralay
Birisi nijniy novgorod'dan henüz gelmiş belki
Belki kazan'a öbürü yola cacak
(Herşey niçin bu kadar eski
Niçin bu kadar uzak)
Caricin'de geçen kış
Seyrek sakallarında yıldızlar
İskelede namaza durmuş
İhtiyar bir tatar
Altında sokak lambasının
Dalgın bir sarışın
Karanlık bir miralay
Kadının astragan mantosu sırtında
Uzun ve beyaz ellerini çaresiz kavuşturmuş
Kısa kirpiklerinde incecik buz tozu
Adam buz mavisi pelerin astragan kalpak
İçinde bir atmaca ayrılık korkusu
Yüreğini parçalar
(Herşey niçin bu kadar eski
Niçin bu kadar uzak)
Caricin'de geçen kış
Neredeyse akşam yıldızı
Yorgun kırmızı
Neredeyse ay
Neredeyse ay
Kararmış bir can gibi çınlıyor
Dönmüş gölün üstünde akşam ayazı
Kararmış ve kocaman
Konakta zaman zaman
Koridorda ürkek ayak sesleri
Kapının ardında fısıltılar
Onun için herkes kaygılanıyor
Bugün de geçti svetlana radiceva
Ardında nemli bir is kokusu
Giderilmez pişmanlıklar
Eflatun bir keder
Bırakarak


Back
1
Hosted by www.Geocities.ws