Londralı Avrupa Turu
Asya Tur ile 1 Ağustos 2002 tarihindeki Londralı Avrupa gezisi için 1 Ağustos saat 11.30'da Varan Turizm ile İstanbula gittik. Bu turumuzun özelliği diğer turlar gibi uçakla değil otobüsle yapılacak olmasıydı. Otobüsümüz 20'de Ataşehir'den kalkacaktı. Varan'ın terminali Asyaturla karşılıklı olduğundan çok kolay bir şekilde otobüsten inip Asyatura valizlerimizi verdik. Saat 17'de 3 saati nasıl geçireceğiz diye düşünürken otobüse atlayıp Kadıköy'e gittik. Orada limandı, gemilerdi derken vaktin nasıl geçtiğini anlamadık. Varan'ın servisiyle saat 19.30'da Varana geldik. Buradanda yürüyerek 43 sn.de Asyatur'a geldik. Bu sırada bazı yolcular gelmişti. Gelenlerle tanıştık. Önce Haydar beyler ile tanıştık, eşi Hacer hanım kızları Begüm ve Başak 19 günlük bu turumuzda birbirimize iyi tatiller diledikten sonra Gamze ve ikiz kardeşi Gözde ile tanıştık veee otobüsümüzün maskotu Hüseyin ve ailesi ile tanıştık. Çok canayakın insanlar olduğunu söylemeliyim. Babası hemen kartını verdi tabi bende ona kartımı verdim. Ankaradan katılan İnci hanım ve eşi Cüneyt bey ve minik Ege, Bahri ve ailenin büyükleri Ömer bey ve Aysel hanımda otobüsün yanında hepsiyle merhabalaştık. İlk grubumuz bu kadardı. 19.55 civarı rehberimiz Güray geldi. Asyaturun rehberlerinin çoğunu biliyorum, bu rehber tartışmasız en iyisi. Bunun turun uzun olmasıyla ilgisi yok daha 5. dk. da kendini ve tecrübesini belli etti. Yoldan diğer yolcularımızı aldık. Ayvalık'dan Reyhan hanım ve eşi Cazım bey, İstanbul'dan Manolya hanım ve Zekai bey ile kızları Ayça ve oğulları Alper, Antalyadan Esen hanım ve Can bey, en sonunda from United States Isabella hanım otobüsümüze bindiler. Şöförlerimiz Bayraktar ve Ömer beyler yönetiminde Edirneye doğru hareket ettik. Rehberimiz Güray yolda açılış konuşmasında ön bilgileri verdi ve sadece bu turda değil tüm hayatımızda prensip edinmemiz gereken kuralı açıkladı. Hiçbir şeyi kafamıza takmamamızı hiçbir şeye canımızı sıkmamamızı ve gezimizin güzelliklerini doyasıya yaşamamızı söyledi ve benden tam puanı aldı. Her neyse gece yarısının bir vakti Kapıkule'ye geldik. Yurtdışı harcımız olan 70 milyonu ve Bulgaristan haracı olan 55 € parayı yatırdıktan sonra uyumaya çekildik.
1.Gün
Sabaha doğru hafif bir yağmur yağarken Sofyayı geçtik. Herkes uyanınca otobüste kahvaltı verildi. Bir benzincide de ihtiyaç molası verdik. Bu molada ayağımız ilk ve son kez Bulgaristan topraklarına bastı. Kısa bir süre sonra Vidin denilen Bulgaristandaki son noktamıza geldik. Burada otobüsümüz bir feribota bindi ve Tuna nehri üzerinde karşı taraftaki Calafat'a geçtik. Burası Romanyaya aitti. Otobüsümüzün feribottan inip dezenfektasyon, pasaport ve gümrük işlemlerinden sonra yolumuza devam ettik. Turnu Severin denilen yerleşim birimini geçtikten sonra Tuna nehri kıyısında çok güzel bir yerde mola verdik. Burada bir köprü ve yanında güzel bir park vardı. İlk resimlerimizi burada çektik. Akşama doğru ilk Otelimizin bulunduğu Temeşvar'a geldik. Otelimiz şehrin göbeğinde olduğu için akşam yürüyerek her yeri gezdik. Bu güzel yerde odamız yemek yapılan yerin hemen üstünde olmasından dolayı biraz böcek vardı. Nasıl olsa bir gece dedik ve mışıl mışıl uyuduk.
2. Gün
Sabah erken kalktık. Kahvaltımızı müteakip yola çıktık. Kısa bir süre sonra sınıra geldik ve Romanyaya elveda deyip Macaristana geçtik. Saatlerimizi bir saat geri aldık. Macaristan diğer ülkelere göre Avrupa Topluluğuna girmeye en hazır ülke gibi gözüküyor. Zaten ülkeye girince iki kere üst üste radara yakalandık. Ülkede demir euro bile geçiyor. Hertaraf tertemiz yollar düzgün işaretleri çizilmiş ve eksiksiz. Yol üzerinde bir Türk restoranında durduk. Yemekler Macar yemekleriydi. Gulaş çorbası içtik. Biraz baharatlı olmakla beraber o kadarda ahım şahım değildi. Tekrar yola devam ettik. Akşama doğru Budapeşte'ye vardık. Buraya 2. gelişimizdi. Otelde uyumak amaçlı geldiğimiz için Budapeştenin heryerini diğer yolcular göremedi tabi. Ancak şehirin bazı yerleri görüldü. Şehir içindeki Margit adası. Şehir dışında olan Szentendre, Visegrad, Esztergom ve Balaton gölü (bknz. ilgili sayfa) görülmesi gerekli diğer güzel yerlerdi. Biz şehir turundan sonra Vaci Utca caddesine gittik. Burada bir cafe de biralarımızı içip Reyhan hanım ve Cazım beylerle sohbet ettik. Sonra otelimize dönerek uyumaya çekildik.
3. Gün
Sabah 8'de kalktık kahvaltıdan sonra yola çıktık. Artık bu sefer hedef Avrupa Topluluğu idi. Avusturya'ya girerek hem Avrupa topluluğuna hemde uzun bir süre kullanacağımız Euro para birimine geçmiş olduk. Daha önce geldiğimiz zaman örneğin İtalya diğer ülkelere göre çok ucuz, Avusturya ise çok pahalı bir ülkeydi. Euro ya geçtikten sonra tüm ülkeler aynı pahalılığa gelmiş hepsi inanılmaz pahalı olmuş. Bunu Avusturyada uğradığımız ilk Mc Donald's da anlamış olduk. Bir Big Mac menü heryerde yaklaşık 6.0 € olmuş. Yani Türk parasıyla 10 milyon TL. Menümüzü yedikten sonra yola devam ettik. Yolda bizi sıkı bir yağmur yakaladı ki bu yağmur ve devamında gelen yağmur 2002 Ağustosunda daha sonra Orta Avrupayı seller altında bırakıp Tuna nehrinin taşmasında neden olacaktı. Yağmuru ve Alp dağlarını geçip İtalyaya girdik. İtalyayı ben 2. defa görüyordum. Nursel ise ilk defa görüyordu. Saat 17'de otelimizin bulunduğu Lido Di Jesolo'ya geldik. Burası bir tatil kenti havasında bizim Marmaris gibi bir yer. Adriyatik Denizi kıyısında küçük bir tatil kasabası. Otel odamızın nefis bir terası vardı. Akşam yemeğimizde herzamanki gibi pasta (makarna) yedik. Akşam şehrin içinde trafiğe kapanan bir caddesi var orada yürüyüş yaptık. Bu caddenin özelliği saat 23'e kadar çok kalabalık olması saat tam 23'de insanlar birden kayboluyor herkes evine gidiyor. Akşam 23.30 gibi otelimize döndük ve gök gürültüsü pardon gök patlamaları eşliğinde uyuduk.
4. gün
Sabah uyandığımızda gece boyunca yağmur yağmış ve sonrasında açan güneş çok güzel bir atmosfer yaratmıştı. Kahvaltıdan sonra otobüsümüzle Venedik turumuzu yapmak üzere yola çıktık. Isabella hanım akşam otelde değilde teyzesinin yanında kaldı. Onu yoldan alıp bizi Venedik'e götürecek olan özel vapurettomuza bindik. Kısa bir süre sonra Venedik'e ayak bastık. Tam Gabriel otelinin önünde indik. Yürüyerek San Marco meydanına geldik. Burada Güray anlatımını yaptı. Etrafta bol bol güvercin vardi onları sevdik. Hiç kaçmıyorlardı. Rialto (Aşıklar) köprüsüne gelince Güray yaklaşık iki saat serbest zaman verdi. Önce köprüyü gezdik sonra yanımızda getirdiğimiz kumanyaları yedik. Daha sonra San Marco meydanına geldik ve asansörle çan kulesine çıktık. Burada nefis Venedik fotoğrafları çektik. Limanda Grand Princess transatlantiğini farkettim. 4 sene önce buraya geldiğimde yine vardı. Hatta hep buradamı duruyor :-)) diye düşündüm. Kuleden indikten sonra serbest zaman bitmişti. Sırada gondol turumuz vardı. Sıraya geçtik ve grup 3 gondola sığdı. Bir saat gondolla sokak aralarında gezdik. Su kirli gibi gözüksede herhangi bir koku yoktu. Gondol turu bittikten sonra tekrar bir saat serbest zamanımız oldu. Bu zamanıda biraz hediyelik eşya alarak, birazda etrafa bakarak Venedik atmosferini yaşayarak geçirdik. Saatimiz gelince Gabriel otelin önünden vapurettomuza binerek otobüsümüze oradanda bir saatlik bir yolculukla Lido Di Jesolo'ya döndük. Akşam yine trafiğe kapanan caddede turladık. Şarkı söyleyen bir grubu seyrettik. Bu arada bizim Hüseyin meşhur alışverişlerine başladı. Hüseyin için Versace, Armani, Gucci çok büyük anlam demekti ve oda bu anlamı iyi değerlendirerek caddede bulunan mağazalardan bol bol alışveriş yaptı. Akşam bu sefer biraz daha erken 23 gibi uyuduk.
5. gün
Sabah yine 8 gibi kalktık. Kahvaltımızı yaptıktan sonra otobüsümüzle yola çıktık. Öğle vakti Milano'ya geldik. Milano'da öyle çok görülecek yer yok. Yol üstünde olması ve İtalyanın 2. büyük şehri olması burayı vazgeçilmez kılıyor. Dom meydanı ve Dom kilisesinin olduğu yer tek görülecek yer. Buradada 2 saat serbest zamanda kiliseyi ve hemen meydanın yanındaki çarşısını gezdik. Tekrar yola çıktık. Genova üzerinden Ventimiglia'da İtalyaya veda ettik ve Fransaya girdik. Menton Fransada'ki ilk şehirdi. Çevre yolundan geçerek akşam saatlerinde Nice'e geldik. Otelimize yerleştik. Biraz dinlendikten sonra akşam yemeği için bir restorana geldik. Güzel bir yemek yedikten sonra otelimize geri döndük. Biraz dinlendikten sonra isteyenlerle yürüyerek Nice by night yaptık. Bizim Hüseyin sahilde hemen biriyle tanıştı sarmaş dolaş oldu. Birde öğrendikki adam Senegalliymiş. Akşam saat 1'e kadar sahilde gezindikten sonra otelimize gelip uyuduk.
6. Gün
Ertesi gün 8:30 gibi kalktık. Kahvaltıdan sonra otobüsümüze bindik. Cote D'azur sahillerinde rehberimiz Gürayın evini gördük. Çok güzel havuzlu bir ev almış. Bizi misafir edecekti ama sular kesik olduğu için başka bir zamana bıraktık. Eze'de bir parfüm fabrikasını ziyaret ettik. Burada yöresel parfümler üretiliyor. Bildiğimiz klasik Fransa parfümleri yok burada. Buradan sonra Monaco'ya geldik. Burası tüm dünya sosyetesinin ve zenginlerinin yaşadığı, tatil yaptığı bir piyasa ülkesi. Önce Botanik Bahçesini gezdik. Bahçede kaktüs ağırlıklı olmak üzere sayısız bitki çeşidi var. Sonra Prens Albert'in yaptırdığı dünyadaki tüm balıkların bulunduğu okyanus müzesini gezdik. Formula 1 yarışlaın yapıldığı yollardan geçerek Monaco Sarayına geldik. Nöbetçilerin değişimini seyrettik (kalabalıktan seyredemedik). Monaco turumuzu tamamlayarak Nice'e otelimize döndük. Akşam tekrar otobüsümüzle Monaco'ya geldik. Bu sefer hedefimiz Monte Carlo kumarhanesinde çılgınlar gibi kumar oynamaktı. Rehberimiz Güray bizi her nedense asıl kumarhaneye değilde turistik olan 2. kumarhaneye soktu. Geçenki gelişimde Serap hanım bizi asıl kumarhaneye götürmüştü. Burası muhteşem bir kumarhane sayısız filme konu olmuş bu salonda dolaşırken çok heyecanlanmıştım. Turdakiler burayı görememiş oldular. Giriş paralıydı fakat bu para karşılığındada size jeton veriyorlardı. Bu jetonları harcamak zorunda değildiniz. İçeride tekrar paraya çevirip kazanmış gibi dışarı çıkabilirdik. Ama olmadı Güray'ın bir bildiği var deyip yolumuza devam ettik. Kumarhanenin kapısındada dünyanın en pahalı arabalarıyla resim çektirmek mümkün. Örneğin biz oradayken 2 tane Ferrari F50, 3 tane Lamborghini Diablo gördük. Mercedes BMW Rolls Royce falan çok sıradan. Gece 12:30 gibi Nice'e döndük. Otelimize gelip hemen uyuduk.
7. Gün
Sabah erken kalktıktan sonra kahvaltımızı takiben Paris'e doğru yola çıktık. Yol üstünde Cannes'a uğradık burada film festivalinin yapıldığı binayı, çevresinde ünlü film artistlerinin el izlerini ve meşhur çıplaklar plajını gördük. Fakat sabahın saat 9'unda plajda kimse yoktu tabii. Yaklaşık bir 45. dk sonra tekrar yola çıktık. Marsilyanın biraz uzağından geçerek Lyon'a geldik. Burasıda Rhonne nehrinin etrafında kurulmuş güzel bir şehir. Şehri transit geçtikten sonra otobandan yolumuza devam ettik. Paris bizi yağmurla karşıladı. Buraya benim 3. Nurselin 2. gelişiydi. Daha önce hep opera civarındaki otellerde kalmıştık. Burada biraz şehir dışında ama lüks bir semtteki üç yıldızlı bir otelde kaldık. Metro olunca bir başka oluyor heryere kolaylıkla gidebiliyorsunuz. Eşyalarımızı bırakıp otele yerleştikten sonra Güray bize ücretsiz Paris by night yaptırdı. Champ Elysee'nin başındaki Zafer Takın'da serbest zaman verdi. Burada Champ Elysee caddesinde turlama fırsatımız oldu. Gece 12 de Güray ve turun çoğunluğu Lido'ya gittiler. Ben ve Nursel daha önce iki kez izlediğimiz için gitmedik. Otobüsümüz gitmeyenleri tekrar otele götürdü. Otelimize gelip hemen uyuduk.
8. Gün
Sabah 8:30 gibi kalktık kahvaltıyı müteakip Paris şehir turumuzu yaptık. Sonra Louvre Müzesinin yanında serbest zaman verildi. Aslında bizim niyetimiz Louvre Müzesini bir kez daha görmekti. Fakat bu sefer alışveriş daha ağır bastı. Müzenin hemen karşısındaki Benlux mağazasından 3 senelik parfüm ve kozmetik ürünlerimizi ve Ankaradan siparişlerimizi aldık. Sonra hazır hızımızı almışken buradan La Fayette mağazasına gittik. Buradanda kardeşim Özlemin fotoğraf makinasını aldık. Birde baktık ki müzeye vakit kalmamış. Tekrar buluşup Seine Nehri turunu yaptık. Sonra otele döndük.
9. Gün
Bugün turdan ayrılış günümüzdü. Çünkü diğerleri Eurodisney'e gideceklerdi. Bizde yeni açılan Walt Disney Studios'a gitmeyi planlamıştık. Zaten Eurodisneyide planlasak diğerlerinden ayrı gidecektik. Çünkü bu tip yerlerde grupla dolaşılmıyor. Açılış saatinden kapanış saatine kadar kalmak istiyorsunuz program uymuyor falan. İşin ekonomik tarafıda cabası. Kahvaltıdan sonra metroya bindik Charles De Gaulle durağında Kırmızı hatta geçip 45 dk. da Disneyland'e geldik. Hemen bilet aldık ve Walt Disney Stüdyolarına girdik. Burası diğer taraftan daha az kalabalıktı. İçerisindede diğer taraf gibi fazla atraksiyon yoktu. İçlerinde en güzeli Aerosmith Rock'n Roll Coaster'dı. Tam 7 kere bindik. 360 derece dönen jet gibi giden deli bir tren işte. Sinema animasyonları ise muhteşemdi. Bir adam sinema perdesinden içeri filme girdi. Sonra perdeden bir kılıç dışarı çıkıp sahneye saplandı. Mickey Mouse'ların şovu da güzeldi. Öğle vakti görünmez damgayla damgalanıp Disney Village'e gittik. Burada öğlen yemeğimizi yiyip biraz mağazalara baktık. Sonra tekrar geri dödük. Stunt Show'da Opel arabalarının nasıl film hileleri yaptığını seyretettik. Saat 15'de bütün atraksiyonları bitirmiştik. Bizde ikinci turlara başladık. Daha önceden bilgimiz vardı saat 20'de Eurodisneye geçmemize izin vereceklerdi. Bu 20 olayı biraz uzun olmuş 18 olsa daha verimli olacaktı. Bizde 19.30 da şansımızı deneyelim dedik izin verdiler. Hemen balayında geldiğimizde arızalı olan Space Mountain denen buranın en güzel oyuncağına bindik. Daha sonra yine Disneyland'ın en heyecanlı ve atraksiyonlu oyuncakları olan Indiana Jones ve Big Thunder Mountain'e bindik. Nursel bir atlıkarıncaya binmeyi çok istedi birde ona bindik. En sonunda Small World'e binerek geceyi kapadık. Burada biraz hüzünlendim. Çünkü Small World 4 sene önce benim ilk Disneyland'e geldiğimde bindiğim ilk oyuncaktı. Orlando'da Magic Kingdom'dada binmiştim. Açılışı Small World'le yaptım. Kapanışta Small World ile oldu. Çünkü muhtemelen uzun bir süre Disneyland'lere gelmeyecektik. 22:45'de tekrar metromuza bindik ve 55 dk. sonra otelimize geldik hemen uyuduk.
10. Gün
Bugün çok heyecanlıydık çünkü Nurselde bende görmediğimiz yeni bir ülke, yeni bir şehir olan İngiltere ve Londra'yı görecektik. Çok erken yola çıktık. Calais'e geldiğimizde heyecanımız bir kat daha artmıştı. Sıraya girdik ve kısa bir süre sonra bizi Manş Denizi üzerinden geçirecek olan feribota bindik. Feribot yüzen bir şehir gibiydi. 9 katlı bu şehirde her türlü restorantlar, cafeler, barlar, kumar makineleri, dinlenme salonları ve free shoplar var. Ayrıca güverteye çıkıp Manş Denizinin inanılmaz atmosferini yaşayabiliyorsunuz. Hava puslu martılar bizimle birlikte uçuyorlar, yunus balıkları gibi bize eşlik ediyorlardı. İngiltere'ye yaklaştığımız belli olmuştu. Yaklaşık 1.5 saatin nasıl geçtiğini anlamadık. Tekrar otobüslere bindik. Dover'da İngiltere'ye ayak bastık. Gümrükte hiç beklemedik. Asyatur'un ayrıcalığıyla pat diye geçtik. Saatlerimizi 1 saat daha geri aldık. Trafik ters gitmeye başladı. Her yere yazmışlar drive on left diye. İlk başta biraz garip geldi ama sonra alıştık. Kısa bir yolculuktan sonra Londra'ya geldik. Burası muhteşem bir şehirmiş insan gezince anlıyor kendi kendimize sorduk neden daha önce buraya gelmedik diye. Bir kere şunu söylemeliyimki burası dünyanın en pahalı şehirlerinden birisi. Bir hamburger menüyü 5 pounda falan yiyorsunuz. Metronun tek gidişi 1.5 pound. Otelimiz Tottenham Court Road'da Warren Street durağında 4 yıldızlı çok güzel bir oteldi. Otele yerleştikten sonra tam kadro yürüyerek kıs bir keşfe çıktık. Soho bölgesine gittik. Burası barların eğlencelerin bol olduğu bir nokta, güzel vakit geçirilebilir. Yaya geçitlerinde yerlere karıştırmayalım diye (trafik ters ya) look left, look right diye yazmışlar. Belli bir süre sonra Sefillerin oynadığı tiyatronun önünde ayrıldık. Biz önce Picadilly Circus'a gittik. Buradan The Mall caddesine çıktık. Burası kırmızı asfaltlı bir caddeydi ve bizim gittiğimiz zaman trafiğe kapalıydı. Buradan Buckingham Sarayına gittik. Kanada kapısı önünde resim çektirdik. Sarayın bahçesinde oturduk. Londra'da o kadar çok ve güzel bahçe varki inanamazsınız. Sonra yürüyerek Oxford Street'e çıktık. Otele döndüğümüzde bayağı yorulmuştuk. Hemen uyuduk.
11. Gün
Sabah kahvaltıdan sonra Güray bize şehir turu yaptırdı. Westminster parlamento binası ve Big Ben saat kulesine gidip bol bol resim çektik. Meşhur açılır kapanır Tower Bridge'den geçtik. Tower of London'a gittik. Vatikandaki St. Pietro katedralinden sonra dünyanın en büyük 2. katedrali olan St. Paul Katedraline gittik. Buckingham Sarayının girişinde gruptan ayrıldık. Bugün müze günümüzdü. Bu iki gün gruptan tamamen ayrılacaktık. Tamamen free idik. Kahvaltıdan sonra yürüyerek Trafalgar Square'de bulunan National Gallery'ye gittik. Burası birçok ünlü ressamın yağlı boya tablolarının sergilendiği bir galeriydi. Rubens, Van Gogh, Boticelli vs. hepsini gördük. Öğlen vakti burayı bitirdik. Biraz Trafalgar Meydanında oturduk. Sonra yürüyerek ünlü British Museum'a gittik. National Gallery'de, British Museum'da Londrada ücretsiz girebileceğiniz ender yerlerden ve en güzel yerlerden birisiydi. British Museum çok büyük. Bizde haritasını almak zorunda kaldık. Aksi taktirde burayı 3 saatte bitirmek mümkün olmayacaktı. İlgilendiğimiz kısımları seçtik. Mısır Bölümüne ve mumyalara epey vakit ayırdık. Nereid Monument çok ilgimizi çekti. Fethiye'ye gidenler bilir Xanthos antik kenti vardır. Buradan getirmişler bu tapınağın tamamını. Mısırı gezerken rehberimiz Nimet bazı yerinde göremediğimiz parçaları British Museum'da görebileceğimizi anlatmıştı. Bizde o parçaları sfenksleri görünce o günleri bir kez daha anmış olduk. 2 müzeyi gezerek akşamı etmiştik. Otele geldik. Bir baktık bizim Hüseyin lobide sıkılmış vaziyette dolaşıyor. Bir saat sonra buluşalım dedik ve karşıdaki markete gittik. Akşam yemeğimizi aldık. Odamızda yedikten sonra Hüseyini'de alarak tekrar yürüyerek yola çıktık. Oxford Street'e gittik. 3 km lik bu caddenin sonuna kadar gittik ve diğer tarafından döndük. Otele geldiğimizde bu sefer çok yorulduğumuzu hissettik ve hemen uyuduk.
12. Gün
Bugün yine gruptan ayrıydık ve yürüme mesafesinde olmayan daha uzak yerlere gidecektik. Onun için 4'er pound vererek 4 zone'lu günlük sınırsız metro bileti aldık. Önce yürüyerek Madame Tussaud's müzesine gittik niyetimiz burayı gezmekti. Birde baktık giriş 17 pound, fakat saat 17'de gelirsek 10 pound. Bizde saat 17'de gelmek üzere biletimizi aldık ve 2X7=14 pound kar ettik. Metroya atladık ve Tate Gallery'ye gittik. Burası modern sanatlar müzesiydi. 2 saat burada dolaştık. Buradan yine metroyla Greenwich'e gittik. Greenwich'de Dome denilen yere geldik. Burada bir adam bize çok yardımcı oldu. Bize yolu bulmamız için iki harita verdi. Meğer sıfır meridyen çizgisinin geçtiği yer burası değilmiş. Buradan bir otobüse bindik. Greenwich Park'ın önünde indik. Buradan yürüyerek Royal Observatory denilen çizginin olduğu yere geldik. Fotoğraflarımızı çektik. Parkta çimlere uzandık. Bir süre temiz havayı içimize çektikten sonra Greenwich'in limanının olduğu merkezine geldik. Burada çok büyük bir yelkenli gemi vardı. Burada da resim çektikten sonra aynı yolu izleyerek. Londra'ya döndük. Saat tam 16.35'de Madame Tussaud's a geldik. 10 dk. sonra bizi içeri aldılar. Önce dev bir kubbenin altında bize uzay ile ilgili bir film gösterdiler. Sonra işin en eğlenceli kısmı başladı. Bir anda tüm ünlüler karşımıza çıktı. Tom Cruise, Penelope Cruise, Whoppi Goldberg, Steven Spielberg, Kylie Minogue, Marilyn Monroe, Arnold Schwarzenegger, Hugh Grant, Lady Diana, İngiliz Kraliyet ailesi, George Bush. Çoğuyla fotoğraf çekildik. Atatürk'e gelince çok sevindim. Ama pek benzetememişler. Yandan daha çok benziyordu. Burasıda bittikten sonra işkence odalarına geldik. Karındeşen Jack'ı gördük. Programın en sonunda bir trene bindik ve eski Londra sokaklarında bir tur attık. Yaklaşık 70 dakikada burayı bitirmiş olduk. 17 de geldiğimize hiçde pişman olmadık. Müze saat 18' de kapandı vakit tam yetti. Buradan Nurselle benim tanıştığımız günü seyrettiğimiz ilk film olan Notting Hill filminin çekildiği Notting Hill semtine gittik. Çok güzel bir semt burası oturulacak evler hep burada. Hepsi villa tarzı bahçeli nefis evler. Kendimizi filmde hissettik. Sanki Hugh Grant ve Julia Roberts karşıdan çıkıp gelecek gibiydi. Portobello Road'a çıktık burada her sene festival düzenleniyor. 1 saat geçirdikten sonra 19:20 gibi metroya bindik ve Hyde Park'a geldik. Artık Londra maceramız sona eriyordu. Burada gölün kenarına oturup güneşin batışını seyrederken Heathrow Havaalanına inen uçaklar tam buradan geçerek bizi selamlıyorlardı. İçimizden keşke burada yaşasaymışız diye geçirdik. Sonra fazla hayale dalmanın anlamı yok dedik ve hava karardıktan epey sonra metroya bindik ve Westminster'a gittik. Westminster köprüsünün üzerinden bu sefer Parlamentonun ve Big Ben'in gece resimlerini çektik. Son bir gayretle metroya bindik ve Tower Bridge'e gittik. Buranında gece manzarasını çektik. Köprünün ortasında kadar yürüyüp açılan kısmındaki aralıktan aşağıdaki Thames Nehrine baktık. Artık gücümüz tükenmişti. Metroya bindik ve gece saat 23' de otelimize geldik. En çok bugün yorulmuştuk. Sabah 8 den beri hiç durmadan gezmiştik. Ama buna fazlasıyla değdi. Hemen uyuduk.
13. Gün
Sabah 05.00'de kalktık. Kahvaltımızı yanımıza alıp otobüsde yedik. Saatlerin ileri alınmasından dolayı bir saat kaybedeceğimiz için çok erken yola çıktık. Sisli yollardan geçip Dover'dan tekrar Fransa'ya Calais'e geçtik. Yola devam ettik ve Belçika'ya geldik. Brükselin meydanında okşanınca buraya tekrar gelmeyi sağlayan heykeli bir sefer daha okşadık. Vaktimiz çok kısaydı. Bir hamburgercide Hüseyin'le beraber karnımızı doyurduktan sonra tekrar yola çıktık. Akşama doğru Hollanda'nın başkenti Amsterdama geldik. Otelimiz NH 5 yıldızlıydı ve bu turdaki en güzel oteldi. Ama maalesef burada sadece bir gece kalacaktık. Hemen şehir turumuzu kısaca yaptık ve otele yerleştik. Akşam Dom meydanına geldik. Buradan Red Light bölgesine gidip kızlara baktık. Bu arada bizim speedy Hüseyin gözden kaybolmuştu nereye gitmişti dersiniz ???. Yürüyerek otele geldik ve yine hemen uyuduk.
14. Gün
Artık tur ufak ufak bitiyordu. Bu gün beni bu bitişin verdiği hüzün kapladı. Sabah kahvaltıdan sonra Amsterdam kanal turu yaptık. Bu tura daha önce katılmamıştım. Bayağı uzun sürdü ve çok beğendim. Sonra otobüsümüzle Volendam'a gittik. Burası turda gelebileceğimiz en kuzey noktaydı. Hollandanın küçük turistik bir sahil köyüydü burası. Çok güzel evler vardı. Buradan hediyeliklerimizi aldık. Öğlen yemeğimizi Asyatur ısmarladı. Otobüste çok güzel deniz ürünleri yedik. Peynircilere uğramaya vakit kalmadı ve bizde direk Almanyaya doğru yola çıktık. Almanyaya girdikten sonra ortalıkta Türkler acayip çoğaldı. Benzincide, tuvaletin kapısında hep Türkler'i gördük. Geceyarısı Münih'e geldik. Hemen otele yerleştik ve uyuduk.
15. Gün
Bugün buradaki tek günümüzdü yine turdan son kez ayrılacaktık. Kahvaltıdan sonra otobüse binmeyi beklerken yandaki telefonculara uğradık. Sahipleri Türktü, burada cep telefonunun Türkiyeden daha pahalı olduğunu söylediler. Şehir turunu yaptıktan sonra turdan ayrıldık. Buradada günlük 4 kişilik aile bileti aldık. Önce çok merak ettiğimiz Dachau nazi kampına gittik. Burada nazilerin yahudilere nasıl davrandıklarını gördük ve hissettik. Tüylerimiz insanların yakıldığı fırınları görünce diken diken oldu. Burayı 1.5 - 2 saat kadar gezdikten sonra Olimpiyat köyüne gittik. Münih Olimpiyat Stadını gezdik. Birsürü resim çektim. Stadların bende ayrı bir yeri vardır. BMW'nin ana binasını gördük. Buradan otelin yanındaki Ali Babada bir yemek yiyelim dedik. Türk kazığı yemiş olduk. Duyduğumuza göre Hüseyin burada daha da kazıklanmış. Akşam bizim gruptakiler adambaşı 50 € verip birahane turuna katıldı. Bizde Hüseyinle beraber Marien Platz'da bir cafede çok güzel tatlımsı biralarımızı içtik. Toplam 10 € verdik. Eee o kadar olur. Bunlar fazla tura gitmenin faydaları. Neresi ekonomik neresi pahalı, neresi değer neresi değmez bileceksiniz. Akşam 22 gibi otele geldik ve istirahate çekildik.
16. Gün
Sabah kahvaltısından sonra artık Türkiyeye yaklaşmanın kederi içinde otobüsümüze bindik. Öğlen vakti Viyana kapılarına dayandık. Önce Schonbrunn Sarayını gezdik. Biz daha önce buranın içerisini ve bahçesinin tamamını gezmiştik (bknz. Prag-Viyana-Budapeşte sayfası). Tabi vakit kısa olunca gezintimizde kısa sürdü. Sonra Belvedere Sarayına gittik. Ardından Opera binasının yanında serbest zaman verildi. Biz buraları daha önce gezdiğimiz için NordSee'de deniz ürünleriyle karnımızı doyurduk. Vakit az olduğu için gruptakiler Hoffburg Sarayı ve bahçesini, Stad Park'taki meşhur altın renkli Strauss Heykelini, Kunsthistoric ve Naturehistoric müzelerini göremediler. Dediğim gibi vakit azdı ve tekrar yola çıkmalıydık. Akşama doğru Budapeşte'ye geldik. Bu sefer otelimiz ilk otel gibi değildi. Daha bir şehir dışında oteldi. Ama bu zamanda otel bulmak zordu zira Formula 1 yarışlarının Macaristan ayağı yapılıyordu. Akşam yemeğinden sonra Vaci Utca caddesine indik. Biz yokken yağan yağmurlar Tuna nehrinin taşmasına sebep olmuş pekçok bina, yollar ve demiryolu sular altında kalmış. Formula 1 ekiplerinin kaldıkları otelin önüne gittik. Burası bayağı kalabalıktı. Herkes imza almak için bekliyordu. Bu sırada vızıltılar eşliğinde bir Ferrari geldi ama içindekini tanıyamadım. Sonra BMW Williams ekibi geldi. Bizde Schumacher'i bırakıp otelimize döndük.
17. Gün
Bugün artık dönüyorduk başka kalacağımız otelde yoktu. Sabah erkenden yola çıktık. Romanya'yı ve Timoşvar'ı transit geçtik. Akşam 20 civarı Calafat'a geldik. Burada son anda feribotu kaçırdık. Bir sonraki feribotla Tuna üzerinden karşı tarafa Bulgaristan'ın Vidin köyüne geçtik. Formalitelerden sonra 23.30 gibi tam gaz yola çıktık. Otobüste uyuduk.
18. Gün
Sabah kalktığımızda Kapıkule'ye gelmiştik. 8:30' da Kapıkule'yi geçtik. 11:30'da İstanbul'a geldik insanlar artık bindikleri gibi yavaş yavaş ayrıldılar. Saat 12:30' da bindiğimiz yer olan Ataşehir'e geldik. En son biz ayrıldık valizimizi aldık karşıya Varan'a geçtik. Hava yağmurluydu. Saat 14:00'da otobüsümüz hareket etti ve akşam saat 20'de evimize geldik. İşte bir tur daha bitmişti. Bu sefer 9500 km. yol yapmıştık. Uçakla değilde otobüsle yaptığımız için bu tur daha anlamlı olmuştu. Başka bir turda buluşmak üzere hoşçakalın.
Mutlaka görün veya katılın
Venedikte Gondol Turu
Monaco Turu
Monte Carlo Kumarhanesi
Notre Dame Katedrali
Louvre Müzesi
Seine Nehri Turu
Versailles Sarayı
Sacre Cour Kilisesi
Eurodisney (Space Mountain, Indiana Jones ve Big Thunder Mountain)
Walt Disney Studios (Aerosmith Rock'n Roll Coaster)
Eiffel Kulesi (3. Kat)
Champ Elysee Bulvarı
Lido Kabare Show
Westminster ve Big Ben
British Museum
National Gallery
Madame Tussaud's (Londra)
Londra Metrosu
Notting Hill
Red Light
Marken
Volendam
Görmesenizde olur
Milano
Nice
Cannes
Romanya, Macaristan ve İtalya Resimleri
Nice, Monaco ve Cannes Resimleri
Londra Resimleri 2 (Madame Tussaud's)