BİR KİŞİ YETER

Dünya güzelliklerle dolu, hayat yaşamaya değer... sen?
Sen(en azından bence) güzelsin

Senin, en azından bence güzel olman hiçbirşey ifade etmiyorsa sana
sevin... Çünkü bu harika... Çünkü o zaman, sen sandığım kadar yanlız ve
sıkıntıda değilsin
Yani seni yeterince önemseyen insan var...

Ama senin en azından benim için özel oluşun kıpırdatıyorsa içini;
Sen önlenemez bir selsin...
Tutulmaz bil zıpkınsın.
farkında ol bunun

Çünkü bir kişiye onu önemseyecek bir kişi yeter... diğerleri ikramiye!

Seni önemseyecek bir kişi... Bu bir kişi; kim olursa olsun... Dünyanın
neresinde olursa olsun farketmiyor
Bir kişi için değerliysen... Bir kişi bekliyorsa seni... Bir kişi
seviyorsa önemsiyorsa;
Kaybetmiyorsun.
Çünkü vazgeçmiyorsun! Binlerce örneği var bunun
Kaybetmenin, dünyanın bütün lügatlarında bir tek soyadı var:
Vazgeçmek!

Gemin batsa okyanusta, en yakın karaya doğru kimin için kulaç atardın?...
Kimi eli olsun isterdin ıslak saçlarını okşayacak?...
Kin sarsın isterdin titreyen bedenini?
Issız bir dağ başında kalsan kimin için yürürdün gittikçe uzayan yolları?
Kimin hayali çağırırdı seni?
Kim sana; hadi derdi: Hasta olsan kim tutsun isterdin?
Kim alsın dilerdin başından ateşini?...
İyi bak; Var O!
İyi bak; Yar O!

Görmüyor olman, onun olmadığı anlamına gelmez ki!...
Görmüyorsan şu an görmüyorsun.
Sen aynalar yokkende varsın aslında!
Ama kendini tanıman için aynaları bulmalısın
Dünya güzelliklerle dolu, hayat yaşamaya değer...
Ve sen, en azından benim için güzelsin.
Bu mühim değilse çok güzel ve önemliyse; MÜKEMMEL

Var sayalım, gerçekten kimsen yok...
Varsayalım umurlarda değilsin...
Peki ya ben?...
Beni neden varsaymıyorsun?
Neden duyduğuna inan mıyorsun ki çağırışlarımı?

Ben seni onemsiyorum...
Ben seni bekliyorum...
Ben seni seviyorum...
Ve sana inanıyorum.

Sende bana yok kadar uzaktın!...
Aynen benim sana uzak olduğum kadar ...
Bulduysam seni, ulaştıysam sana; Bulabilirsin seni, ulaşabilirsin bana...

Dünya güzel ve hayat yaşamaya değer...
Sen; En azından bence GÜZELSİN ve ÖZELSİN .
ve her kişiye onu önemseyecek bir kişi yeter!

SEVDA SOKAĞI

ben sevdanın oturduğu sokakta oturuyorum
geceler hiç bitmiyor ben hiç uyumuyorum
gecenin efkarı iniyor perde perde
sevdanın hayali vuruyor arada bir içime
ben sevdanın oturduğu sokakta oturuyorum
hani su perdelerinde mavi kus resimleri olan
ali bakkalın hemen yanında 17 numara
o kırgın hayatin tam ortasında
hani duvarlarında hala yazılar olan o sokakta
biri gurbetin ,biri ihanetin,
biride seni böyle sevmenin hikayesi
sevdanın cami bana bakıyor ben cama
ve bak sen su seren cama
pencere önünde menekşeler ,hatmiler
bide gece sefası ,bide haytalığı adamın
abı bide sevdanın hayali vuruyor arada içime
iyi oluyor diyorum bu sana iyi oluyor
arada bir arkadaşlar geliyor laflıyoruz ordan burdan
anlarsın ya güzel abim
İç cebimde bir umut doğuyor
bide nerden bulduysam resmi sevdanın
resimde sevda inadına gülüyor
sevdam gayri resmi bilmekteyim
Gelki benim abim.. birazda üstümüzde macera güzel duruyor
yani yakışıyor adama yakışıklı bir sevda
hayat haybeye vurmuyor yüzümüze belasını
hayat sokağımızda bir kehribar tesbih gibi
dokuyor tanelerini takır takır yüzümüze
ben sevdanın oturduğu sokakta oturuyorum
geceler hiç bitmiyor ben hiç uyumuyorum
ağzımda fiyakalı bir ıslık
zulamda ağır yarası sevdanın
ali bakkalın çırağı metin anlıyor halinden insanin
metin nedir senin niyetin
kap bakalım abine bi taze ekmek biraz zeytin
bu aksam yine odamda efkar var
anlarsın ya metin adamın halinden adam anlar

İSTİKBAL MARŞI

Bakma, dönmez şafak vakti yurttan kaçan o alçak
Dönmeyip Amerika'da, arlanmaksızın yaşayacak.
O benim milletimin hırsızıdır, yurdu soyacak,
Hortumladıkları benimdir, milletimindir ancak.

Çalma kurban olayım hepsini, ey hırslı çakal
Gariban halkımada bir pul, bırakacak kadar al
Olmaz sana götürdüğün paralar sonra helal
Hakkını vermezsen burdaki ortaklarının behemal

Ben ezelden beri aç yaşadım, aç yaşarım
Hangi hükümet beni kurtaracakmış? Şaşarım
Kurumuş musluk gibiyim, ne akar ne taşarım
Yırtsam da birtarafımı, hiç görülmez başarım.

Mali Krizler, yoluna örmüşse çelikten duvar,
Benim cağız, ceğiz diyen bir hükümetim var
Bağırsın korkma, nasıl işimize burnunu sokar
Avrupa Birliği denen tek dişi kalmış canavar.

Arkadaş, Meclise namusuyla çalışanları uğratma sakın
İşe aldıracakların, olsun hep sana yakın
Gelecektir, belanı vereceği günler Hakkın
Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın.

Yaktığın yerleri orman diyerek geçme, tanı
Çalışanı işten at, doldur kadroya yatanı
Gözleri açık yatır seni kurtaran ATANI
Satılmadık o kaldı, durma satıver vatanı.

Sermaye mutlu olsun, olsa da çevre feda
Semizletin Apo'yu, mezarında donsun şuheda
Uydurma kanunlarla Meclisten getirin seda
Onbin Yıllık tarihe, yurdum ederken veda.

Cümlenizin bu yurdu yok etmek mi emeli?
Yediğiniz herzelere başka ne demeli?
Oyu verin altını, iyice sallansın temeli
Yurdumun ki, sonunda vatandaş kükremeli....

O zaman durur belki gözümden akan yaşım
O zaman doğrulur belim, yukarı kalkar başım
O zaman boşa gitmez yıllar süren uğraşım
HESABINI VERİP TE GİTTİĞİNİZ GÜN KARDAŞIM...

Dalgalanın sizde dolar gibi şimdi ey suçlular
Olsun artık soyguncuya vurulacak bir yular
Ebediyen, öyle yok hesapsız bir iktidar
Hakkıdır garip yaşamış vatandaşın da gülmek
Hakkıdır ezilmiş milletimin aydınlık bir istikbal......

GÖRMEDEN SEVMEK

Gecenin yarısı başlıyorsa çığliğim
Duyulsun diye değil,
Çağırmalarımsa gelmen için hiç değil.
Duyulmadan seslenmeyi biliyorsa
Bu yürek.
Görmeden sevmeyide öğrenir.

O BENİM

Ararsa ellerin ellerimi,
Gözlerinde yağmurlar,
Üzülme...
Yum gözlerini usuldan.
Bak yüreğindeyim.
Estirme hüzün rüzgârlarını,
Kov sahilinden deli dalgaları.
Sakın, serin pınarlarda
.............çağlar damlalarım.
Dağlardan esen meltemlerde,
Akan çeşmende benim.
Yıka yüreğini temiz sularımda,
Gönlünde melankoli kalmasın,
Şifalıdır damlalarım,
Ben yağmurum,
Yağmur,
Benim...

SEVGİYLE KAL ... SEVGİYİ YÜREĞİNDEN EKSİK ETME!

Kendimle savaşım ve duygularımla verdiğim o sayılı mücadele
sanırım bu gece sona erdi. Ve ben ilk defa demir kapıların ardında
gizli güneşimin senin yüreğine doğmasına izin verdim.

Hiç böyle olmamıştım ben bilmem, belki de olmuştum...
Gökyüzünü izledim bütün gün. Ve ağaçları ve kuşları ve seni...

Öyle huzur dolu ve öyle mutluydum ki, içimde taşıdığım ve
ağır diye nitelendirdiğim bu sonsuz sevginin aslında beni
yenileyen tek duygu olduğunu farkettim her tebessümde.

Çünkü, gözlerimde senin derinliğin, ellerimde senin sıcaklığın
ve ruhumdaki varlığınla beni sen, sadece sen yaşatıyordun...

Ve artık ağır gelmiyordu bu aşk bana. Özümdeydi ve bir parçamdı
tıpkı senin gibi... Aşık olmaktan utanmadım bu gece...

Eskiden hafif derdim bu yüce duyguya, sadece hafif...
Belkide gereksiz bulurdum, bilmiyorum.

Kalpte derin, koparması zor ve sürekli içerilere işleyen korkunç
bir yara olduğunu düşünürdüm aşkın. Belki de doğru... Yaraydı.

Ama gelişimini izlediğin ve kendi ellerinle iyileştirdiğin bir yaraydı bu.
Şimdi, kalbimdeki yaranın acısı, o yürek yanması daha da büyüyor.

Bu çektiğim acı, sana olan sevgimi yüceltiyor, sonsuzlaştırıyor adeta...

Bilmezdim duyguların en yücesini bu derde düşmeden önce ve
hissetmezdim hiçbir insanı böyle yüreğimde seni sevmeden önce...

Bu gece odamın duvarları haykırdı bana,
Aptal! Bunun adı aşk. diye.

Ve susturamadım kalbimin çığlıklarını... Derken gözyaşlarım
ve hıçkırıklarım bozdu gecenin bütün o güzelim sessizliğini
ve uyandırdı beni tatlı rüyamdan.

Sen rüya idin, ben rüya idim ve yaşam koskocaman bir rüya
idi yalnızca... Beni sana bağlayansa gördüğüm rüyanın
en büyülü, en şehvetli anıydı sadece...

Biliyorum, sen beni hiç tanıyamayacaksın. Belki, hiçbir zaman
cesaretimi toplayıp konuşamayacağım seninle;
Ama senin o büyülü sevginle yaşayacağım.
Kimbilir... Belki de bir gün, bir yerde görüşmek ümidiyle...
Sonsuz Sevgiyle Kal...
Sevgiyi yüreğinden hiç ama hiç eksik etme...

EĞER

O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı
eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir,
büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer.

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
Çalınan birinin kalbiyse eğer.

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
Öylesine delice bakmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de,
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer

O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
Yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer

O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz cay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipekten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine
belki de, kartvizitinde onca ayrılığın birinci dereceden failidir
denmeseydi eğer.

Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

Issızlığa teslim olmazdı sahiller, kendi belirsiz sahillerinde
amaçsız
gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canim ellerini tutmak isterse...
Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim uzanmak isterdi ince
parmaklarına, mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş
olmasalardı eğer!!

SEN? NEDEN SEVDİM

Ben seni bir okyanusun derinliğinde buldum da sevdim
Parlak bir inciydin benim için
Paha biçilmez bir inci
Ben seni soğuk ve yağmurlu bir günde
Seni düşünürken gülüşündeki sıcaklığın içime dolup da
Beni sardığı bir anda sevdim
Seni sadece selvi boyun,siyah saçların yada kara gözlerin
Güzel bir yüzün var diye değil
Fikirlerinle,konuşmandaki güzelliğin ve benim o kor halde
yanan yüreğimle sevdim
Ben seni derinden ve hissederek sevdim
Her kalp atışımda vücudumun dört bir kösesine yayıldığını
Beni sardığını her nefes alışımda ciğerlerime işlediğini bilerek sevdim
Seni kış gecelerinin o soğuk yatağında birlikte uyuyup beni
ısıttığın
Yaz sıcağında uyuyamayıp sıkıntılarım olduğun
Ve rüyalarımda buluştuğumuz gecelerde sevdim
Seni ellerinden tutup kanımın kaynadığı
Kalbimin yerinden fırlayacağını hissettiğim anlarda
O ıslak dudaklarınla beni sevdiğini söyleyeceğin anları
düşünerek sevdim
Ben seni o sensiz anlardaki bos ve değersiz geçen
dakikalarda
Kayıp zamanlarımızda,seni arayıp bulamadığım
Çaresizlik içinde olduğum,içki sofralarını dost bildiğim
anlarda sevdim
Sen ne kadar uzak olsan da,
Aramızdaki kilometreler nasıl çoksa
Bende seni o kadar yoğun ve o denli çok sevdim
Seni kalbimde yanan ateşin ile
Zihnimde oluşan hayallerin o ay parçası çehrenle
Bana derinden bakan o gözlerindeki ışıltıyı göreceğim
anları beklerken
Kalbimin yanıp tutuştuğu anlarda
Gelip o bu ateşi alevlendirerek
Bana sarılarak beni sevdiğini söyleyeceğin anları
düşünerek sevdim.

RÜZGAR

bir gün bir rüzgar
eserse oralara
sana olan sevgimi
fısıldarsa kulağına
unutma;
sende o rüzgarla
bana bir tutam sevgi yolla
FUNDA ERKAN

Özlemlerim
Sensizliğim
Senliliğim
Sevgim
ve
Nihayetinde
Ben
Hepimiz seni bekliyoruz
Gel artık..
FUNDA ERKAN

Siyahla beyazın buluştuğu
denizlerin kızıla dönüştüğü
ve güneşin ölümü tattığı yerde
sevda türkülerini söyle benimle
FUNDA ERKAN

Sinsi bir rüzgar eserde
alır götürürse dudaklarımdaki buğunu
işte o zaman sen yok olursun
ben yok olurum aşk yok olur
FUNDA ERKAN

Sen dalgaların sahile vurduğu kadar benimsin
Ve sonsuzlukta bırakır dalgalar sahile vurmayı
kum tanesi öpücük olsaydı
sana kumsalları gönderirdim.

YÜZÜNDEN

Her anı zamansız yaşanmış bir aşkın,
İpe sapa gelmez sözlerinden
Bir yüz çizdim kendime!
Şimdi aynalara bakınca
Utanıyorum!

BENİM Kİ DE İŞ Mİ?

Hiç bir dilek
Bu kadar içten dilenmedi!
Ve hiç bir ten
Bir öpüşe bu denli bilenmedi...
Sendeki güzellikleri
Nüfusuma geçirmek için
Yanında olmaktansa,
Uzandığım her tenin
En güzel yerlerini
Çirkinleştiriyorum bir bir...

BURUK

Bir deniz atını gemledin sen!
Mavisiyle oynadın bir denizin,
Dalgasını zincirledin...
Bir kılıcı kınladın sen!
Yeminini bozdurdun bir bileğin,
Tövbesini bildirmedin...
Bir ışığı demledin sen!
Gündüzünü söndürdün bir yüreğin,
Gecesine demirledin...
Şimdi boş kalan yerinde koynumun
İzahsız bir günahı büyütüyorum...

OYSA

Yoksun...
Yoksul bir evin sobasıyım
Su verilmiş acıdan!
Lanet olsun duman değil
Can çıkıyor bacadan...
Tebessüm yok odun kadar
Kan geliyor geceden!
Oysa benim başucumda
Masmavi bir rüzgar vardı,
Orada,dipsiz uçurumda
Yer bilmez bir sevda kaldı!...

330cc

Geceydi;
İyi geceler alkollü beş heceydi!
Belli değil kaç kişiyle çıktım yola,
Daldım uykuya...
Şimdi Gün erdi,
İyi günler dudaklarımda geberdi...
Sekizin bile yanında onbeşi,
Benim yanımda yoktan bir hiç!
Ve yalnızlığım tam saatler kadar yakın sıfıra...

Şeytan Verdi Getirdi

Gözlüğüm,kitaplarım,
Kalemim, kağıtlarım,
Uğur param, jölem,
Diş fırçam, telefonum,
Üzerine geleceğin günleri işaretlediğin takvimim,
Genelde başımla muhattab olan ağrım dahi
Sürekli yer değiştirmekte...
Bu günlerde yerinden kıpırdamayan tek şey
Sen’ im...!

RÜZGAR

bir gün bir rüzgar
eserse oralara
sana olan sevgimi
fısıldarsa kulağına
unutma;
sende o rüzgarla
bana bir tutam sevgi yolla

Bu şehrin üç yerinde
üç damla gözyaşı var
BİRİ seni ilk gördüğüm yerde
BİRİ seni ilk öptüğüm yerde
BİRİ dilim varmıyor söylemeye
BANA git dediğin yerdi!!!!!!!!!!!!!!!

Seni unutmayı düşündüm bu gece.
Bir sigaranın üstüne adını yazdım.
Sigara bittiğinde unutacaktım seni.
Duman duman atacaktım,seni içimden.
Rüzgar savuracaktı, küllerini fakat...
Seni unutmayı düşünürken.
Nerden bilebilirdim ki.
Seni her nefeste içime çektiğimi!
Seni unutmayı düşündüm bu gece.
Bir sigaranın üstüne adını yazdım.
Sigara bittiğinde unutacaktım seni.
Duman duman atacaktım,seni içimden.
Rüzgar savuracaktı, küllerini fakat...
Seni unutmayı düşünürken.
Nerden bilebilirdim ki.
Seni her nefeste içime çektiğimi!

Biliyormusun bu gece senin için neler neler yazacağım..
Biliyormusun senin için gönlümde bu gece bir sayfa açacağım..
Ömrümün son baharında, çıkmaz sokaklarında seni arayacağım...
Bulmak için anılarımı bir bir yırtacağım..
Ey meçhul sevgili bu gece saatlerimi seninle paylaşacağım...
Sen yanımda olmasan da, adını bilmesem de,
Seninle yaşayacağım...
Sen anlamasan da..

Bu gece bir başka olacak bende duygular...
Öldüreceğim içimdeki yalnızlıkları,
Seninle yaşayacağım dakikaları, mutlu anları..
Mazideki aşklarıma izin vereceğim bu gece, seninle olmak için
Gönlümün zincirlerini kıracağım yanında olmam için..
Bu gece yağmurları dinleyeceğim göz yaşlarıma inat..
Yürüyeceğim kalbimin sahillerine, umursuzca..
Orkideler takacağım saçlarına, bahçelerimden..
Seni koklayacağım güllere inat..
Sen bilmem hangi kentin akşamlarındasın..?
Sen bilmem şimdi kimin yanındasın..?
Ama nerede olursan ol kanımdasın, yanımdasın..
Sabahı aydınlanmayan akşamlarımdasın...
Bir sır gibi saklayacağım seni duygularımda..
Duyuramam sesimi sana oysa..
Sana yürüyeceğim yollara inat, sana inat..
Sana koşacağım sensizliğe inat...
Bu gece senin olacağım kullara inat..
Seni canım gibi seveceğim kendime inat..

Anlamasan da!
şimdi sevda türküleri söylüyorum
Yağmurlu İstanbul ikindilerinden...
şimdi sensizliğe ağlıyorum
Yüreğim paramparça!
şimdi seni arıyorum
Hasret sana sahildeki kumsal, parklar ve masamız...
Hasret sana yağmurlu eylül ikindileri...
Gelde bitsin bu özlem, bu yakarış
Gelde bitsin sana olan hasretim...

Sen sevmenin ne olduğunu bilir misin?
Düşünürmüsün bir an olsun beni
Şarkıları dinler misin benim için
Gece yıldızlar tutar misin aşkımıza
Karanlıkları yırtarcasına koşarmısın bana
Ağlarmısın ara sıra da olsa
dikermisin gözlerini bir noktaya
Görürmüsün o noktada beni
nurlanırmı gönlün beni görünce
Sen sevmenin ne olduğunu bilir misin?
Yaşanmışlığın anısına içermisin bir duble rakı,
viski ya da bir bira
Sarhoş olurmusun beni düşünüp içerken
Yanlızlığını paylasırmısın, konuşurmusun hayalimle
Beni sevip okşadığın gibi okşarmısın hayalimi
Fotoğrafımda, bir buse kondururmusun dudağıma
Haykırırmısın beni sevdiğini yanlızlıklarda
Sen sevmenin ne olduğunu bilir misin?
Takvimleri koparırmısın bir bir; beni görmek için
Saniyeleri dakikaları hatta saatleri sayarmısın
telefonun çaldığında sarılırmısın ben diye
Ya da kapının zili caldığında
Açarmısın kapıyı bir anda
Sen sevmenin ne olduğunu bilir misin?
Yazarmısın kağıtlara kafiyeli 2-3 kıtalık şiir
Beni anlatan
Çizermisin kara kalem calışması resmimi
Özlemlerimi, arzularımı, umutlarımı
Sen sevmenin ne olduğunu bilir misin?
Benim sana duyduğum tüm duyguları
Ve
Sunduğum bir avuç mutluluğu
Sunabilir misin bana?????

EYLÜL ANILARI

Sana bir eylül ikindisinde seslendim, ta uzaklardan.
Gözümde yaşlar, gönlümde özlemlerle...
Bu kalp, bu gözler ağlamaklı
Susuz topraklar misali hasret sana...

Sana hasret yarınlarım.
Sen çölde yağan yağmur, sen dal üstünde açan çiçek.
Sen gülücükler dağıtan hayalimdeki sevgili.
Miniminnacık dudaklarınla söylemezsin sevdiğini.
Beni hasret bırakırsın sevdalarıma.
Hazan getirirsin yaşanmamış yarınlarıma.
Beni esir etmişsin tavırlarına...

Uykularım yarım kalmış gecelerde....
Masamda kırık dökük anılarım
ve ben...
Sana şiirler yazmış bu yürek...
Kahrolsun bu eylül ikindileri, çekilmez oldular!
Aklıma bile gelmezdi böyle ayrılıklar
şimdi mazi oldu o güzel anılar, hatıralar...

Öyle ansızın, öyle habersiz gittin ki
Ardından iki damla yaş dökmek bile nasip olmadı!
şimdi her yağmur damlası seni hatırlatıyor.
Ve ben eylül yağmurlarından da nefret ediyorum.
Gözlerim dalıyor her yağmur damlasına
Yüreğim ıslanıyor,
Üşüyorum...

Tam Duygularda Toplama İşlemi

Daha on altısındasın...
On altı sene evvel ben;
Annemi, babamı,
Arkadaşlarımı, akrabalarımı,
Bakkal Fehmi amcayı,
Komşu Saim amcayı, Nezihe teyzeyi,
Arabalarımı,tabancalarımı,
Evimizi, bahçemizi,çekirgeleri,köpekleri,
Büyütecimi, sapanımı,çikolatayı,şekeri,
Sakızı,gazozu,okulumuzu,andımızı,
Saklambacı,futbolu, kovboyları, kızılderilileri,
Milliyet Çocuk dergilerini,
Atatürk’ü,
-“Ben büyüdüm artık”-demeyi,
Daha niceyi
Seviyordum...
Annemin,babamın bakışından,
Büyütecimin yakışından,
Kanımın akışından,şimşeğin çakışından,
Kırklareli’nin kışından,
Zilimizin çalışından,
Ramazan’da top atışından,
Karanlığın çöküşünden,
Arıların sokuşundan,
Pazaryeri yokuşundan,
Ve daha nicelerden
Korkuyordum...
On altı sene evvel ben;
Babamdan annemi,
Annemden babamı,
Daha iyi top oynayanları,
Daha güzel oyuncakları olanları,
Ortaokullu,liseli,üniversiteli abileri,
Daha hızlı koşanları,sobelenmeyenleri,
Çekirgelerimi yakalayanları,
Ve daha niceleri
Kıskanıyordum...
Evine ekmek giremeyenlere,
Çikolata,muz yiyemeyenlere,
-“Baba bana da”- diyemeyenlere
Kapüşonlu palto giyemeyenlere,
Çocuklarını sevemeyenlere,
Aç gezen köpeklere,çekirgelerime,
Vurduğum kuşlara,ezdiğim karıncalara,
Adile Naşit’e, Münir Özkul’a
Dayak yiyen figüranlara,
Hastalara,öksüzlere
Daha nicelere acıyordum...
Şimdi sen varsın,
Ben büyüdüm...!
Sevdiklerimi,korktuklarımı,kıskandıklarımı
Topla!
Acıdıklarıma
Seni tanımayanları,
Yüreğini bilmeyenleri ekledikten sonra
Bulduğuna kat...
Anlıyor musun?
Daha on altısındasın
Seviyor musun?

Üç Şehrin Sonesi
Üç şehirdir emziriyorum aşkını,
Üç şehirdir süt annesiyim özlemin...
Sen bembeyaz rüyalarında
Sırça salıncaklarda sallıyorken beni,
Pembe konfetileri süpürüyorken nefesin,
Masmavi yağmurlarla oynaşıyorken tenin,
Ben kan kırmızı bir aşkın saçlarını tarıyorum,
Kara kaşlı, kara gözlü bir özlemi yatırıyorum yanıma!
Çocuk da değiller artık, büyüyüp serpildiler...
Artık memeye, suya,
Sıcak bir döşeğe kanmaz oldular...
“Aşkın” on yedisinde şimdi,
Kızıl saçlı bir afet ki sorma gitsin...
Önceleri parmaklarım okşuyordu saçlarını
Şimdi dokunsam kor olacağım!
Eskiden ‘şşştt’ dedin mi suspus olur
Kızarırdı benzi,
Şimdi bağlasan durmuyor yerinde...
Bir şarkı tutturmuş kimden öğrendiyse;
“Uzaklarda bir yerlerde bir şeyler kök salıyor”muş!
“Özlemin” desen “aşkın” dan bir zaman küçük,
Esmer, yiğit bir delikanlı...
Ablası gibi
O da, içi içine sığmaz oldu.
Önceleri bir masal kafiydi rüyalarına,
Şimdi ne desen boş yetmiyor uyutmaya...
Seni anlatıyorum ‘biliyorum’ diyor,
‘Ben’ diyorum, doluveriyor gözleri...
Bir şarkı pelesenk olmuş diline;
“Uzaklarda bir yerlerde güneşler doğuyor” muş...
Sen
Cümle anlamları gözbebeğinde hapseden!
Varlığın ta kendisi,
Varlığımın efendisi...!
Sen bembeyaz rüyalarında,
Sırça salıncaklarda sallıyorken beni,
Pembe konfetileri süpürüyorken nefesin,
Masmavi yağmurlarla oynaşıyorken tenin,
Ben
Kendi rengindeki bu iki dünyayı büyütüyorum...!
Üç şehirdir emziriyorum aşkını,
Üç şehirdir süt annesiyim özlemin...

Aşk..
Aşk; Şöhretten,Kudretten ve hatta Hikmetten daha hayırlı bir
kısmettir.
Aşk ve İman
Birbirlerine benzerler. Gerçek aşkların ve gerçek dindarların
sebeplere ve kanıtlara ihtiyaçları yoktur. O aklımızca değil
gönlümüzce
bilenlerdir. O yaşanandır, anlaşılan ve anlatılan değil.
Aklın sözü ancak boş bir gönülle geçer. Evet ancak boş bir
Gönlün
efendisidir akıl; efendili bir gönlün ise kölesi.
Yani aşkta akıl susar delilik konuşur...
Aşk ne kadar şiddetliyse ayrılıklar ve kavgalar da o denli
şiddetli
olur.
Hiç kavga etmeyen aşıklarımı?
Birbirlerinin ebeveynlerine aşık olmuşlardır.
Aşkta huzur mu?
Sadece bir ateşkestir.
Aşk bir meydan muharebesidir. Her yanı ateştir, bıçaktır, nal
sesleridir, tehlikedir. Ölüm doludur. Ama olağanüstü güzeldir.
Ortaçağlar kadar güzeldir. Sıradağlar kadar güzeldir. Dörtnala koşan
atlar kadar güzeldir.
Dağlar.
Gökler ve atlar.
Haykırarak birbirine kavuşan ordular.
Ve tüm ihtişamıyla orta çağlar.
Aşk işte bunların buluştuğu yerdedir.
Sonsuza kadar sürecek aşklar sadece yarım kalmış aşklardır.
Bir Ömür boyu aşk?
Ya ömür oyu değildir! ya aşk değildir!
Bir Gecelik Aşk?
Ya bir gecelik değildir! yada aşk değildir!
İnsanlar ne gariptir Yarabbi! Yinede herkes ısrarla ya bir
gecelik
yada bir ömür boyu aşk peşindedirler.
Aşk, kısmetle gelse de rastlantılarla başlasa da.
Aşıkların seçimidir yine de Aşkların kaderi.
Küçük ve huzurlu bir aşk trenine binmek isteyenler çift kişilik
yer ayırsın; Büyük bir aşk trenine binmek isteyenler ise tek kişilik.
Büyük bir aşk belkide çok ama çok büyük bir BEN dır.
Aşk kadını ve erkeği farklı etkiler.
Aşık olan kadının gözünde başka hiçbir şeyin değeri kalmaz.
Aşık olan erkeğin gözünde ise her şey yeniden değerlenir.
Çünkü aşık kadın Nasıl olsa bitecek sezgisi ile hareket eder.
Aşık erkek ise Nasıl olsa hiç bitmeyecek yanılgısıyla.
Aşık kadınlar bu yüzden hep endişeli ve hep huzursuzdurlar;
aşık
erkekler ise melekler gibi dingin ve aptallar gibi bön.
Aşık olmak erkeğe yakışır. Kadına yakışan sadece aşktır.
Aşksız bir erkek kendini kölesiz bir efendi gibi hisseder.
Aşksız
bir kadın ise efendisiz bir köle.
Erkekler birbirlerinin rakipleridirler kadınlar ise
birbirlerinin
düşmanı.
Tanrıya inanmayanlar Ateist olurlar. Kadınlara inanmayanlar ise
bilge.

Hosted by www.Geocities.ws

1