DERS NOTLARI
Bilim Tarihi >>>
Felsefe
Mantık
Psikoloji
Sosyoloji
İnsan Hakları ve Demokrasi
İnsan İlişkileri
Yıllık Planlar
Bilim Tarihi
Felsefe
Mantık
Psikoloji
Sosyoloji
İnsan Hakları ve Demokrasi
İnsan İlişkileri
Linkler
felsefeekibi.com
felsefe.gen.tr
bilimtarihi.gen.tr
bilimtarihi.org
 
 
 
 

 

Bilim
Bilim Tarihi
Bilimin Yöntemi


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BİLİM

İnsanoğlu yeryüzünde yaşamını sürdürmeye başladığında kendini çok zor bir savaşın içinde bulmuştur. O diğer hayvanların sahip olduğu olanaklara sahip değildi. Ne güçlükasları ne yırtıcı pençeleri ne de bedenini koruyan postu vardı. Ancak hiçbir yaratığın sahip olmadığı bir güçle "akıl" ile donatılmıştı. Aklını kullanarak en güçlü hayvanları yakalayabilecek onları alt edebilecek araçları yapabiliyor, onların postlarına sarınarak bedenini koruyabiliyordu. Her geçen gün içinde yaşadığı doğayı daha iyi tanıyor elde ettiği bilgilerden yararlanarak daha güvenli daha rahat yaşama olanağına sahip oluyordu.

İnsanoğlunun doğaya yönelöesi ve onun bilgisini elde etme çabası yalnızca yaşamını sürdürme zorunluğundan kaynaklanmıyordu. Onda herşeyibilme ve öğrenme tutkusu vardı. Gökyüzündeki yıldızlardan denizin dibinde yaşayan canlılara kadar her şeyi öğrenmek istiyordu.

Bir taraftan güçsüzlüğünün bilincinde olarak doğada kendisini koruyacağını düşündüğü şeylere sığınıyor, örneğin dünyaya hayat verdiğini gözlemlediği Güneş'e gecelerini aydınlatan Ay'a ve yıldızlara tapıyor onları öğrenmeye onların hareketlerini anlamlandırmaya çaba sarfediyor. Diğer taraftan yaratıcılık içgüdüsüyle bir şeyler yaratmaya çalışıyordu. Mağaraların duvarlarına çizdiği resimler yaptığı heykeller bunun en güzel işaretleridir.

İlk önceleri deneme yanılma yoluyla elde ettiği gündelik bilgilerden yararlanmış örneğin tahtanın neden yüzdüğünü bilmeden kayıklar yapmış. Irmakları, gölleri, denizleri aşmıştır. Böylece yavaş yavaş bilgi ağı örülmeye başlamıştır.

Zamanla elde edilen bilgiler sistemleştirildi ve böylece bilim dediğimiz bilgi türü ortaya çıktı. Bilim, doğada meydana gelen olayların nedenlerini, birbiriyle olan bağlarını bulur, onları genelleştirir, kuramsallaştırır ve bu kuramsal bilgi yardımıyla sonradan meydana gelecek olayların nasıl ve ne zaman meydana geleceğini saptar.

Bilim atomun parçalarından evrendeki galaksilere, insandan, insanın içinde yaşadığı topluma kadar uzanan çok geniş bir alanı içine alır.

Hiçbir bilim dalı son sözünü söylemiş değildir. Uğraştığı alanın sınırlarını kestirmesi bile olanaksızdır. Bu nedenle bilim sürekli bir araştırma olarak tanımlanır. Burada sürekli olarak değişen olaykar değil açıklamalardır. Yeni araç ve yöntemlerin bulunuşu, bilimin ilerlemesini hızlandıracağı gibi, yığılan bilgi de yeni araç ve yöntemlerin bulunmasına olanak sağlar.

Hiçbir ulus bilime kendi başına sahip çıkamaz. Bilim tarihi 20. yüzyılda insanlığın kazandığı bilgi birikimini çeşitli din, dil ve kültüre sahipulusların ortak malı olduğunu göstermiştir. Ayrıca nerede, hangi kültüre, hangi din ve inanca bağlı olursa olsun bilimin gelişmesine uygun ortam hazırlayan her toplumun bilime katkı yapabildiğini bilim tarihi ortaya koymuştur.

Bilim insanların en çok işbirliği yapabildikleri bir alandır. Bu nedenle bilim hiçbir ulusun, hiç bir ırkın malı değildir. Bütün insanlığın ortak ürünüdür.

Yukarıda sözkonusu edilenler bir bakıma bir bilim adamının da nitelikleridir. Bir bilim adamının objektif, önyargısız, özgür düşünceli, yaratıcı olması gerekmektedir.

Bilimin güç olduğu bugün herkesçe bilinen bir gerçektir. Hangi toplum bilimsel çalışmaların bayrağını önde götürüyorsa o toplum dünyaya sözünü geçirmekte, istediğini yapmakta ve yaptırmaktadır. Varlığını sürdürmek isteyen toplumlar bu yarışa katılmak, ona ayak uydurmak zorundadır. Aksi taktirde yok olup pgideceklerdir. Başkaları bilimi üretsin bizde onların uygulamalarını yani tekniğini alırız diye düşünmek bilimin hızla geliştiği çağımızda peşinen başka ulusların boyunduruğunda yaşamayı kabul etmek, açıkça söylemek gerekirse yok olup gitmeyi kabul etmek demektir.

Çok eskiden beri bilimin bazı uygulamalarının insanlığın zararına kullanıldığı gerekçesiyle bilime ve bilimsel gelişmelere karşı çıkanlar olmuştur. Oysa bilimin uygulamaları insanlığın yararına kullanılabileceği gibi zararına da kullanılabilir. Bunun sorumluluğu bilim adamlarına değil bunları kullananlara aittir. Bu nedenle bilimin uygulamalarına bakarak bilime karşı çıkmak anlamsızdır. Örneğin bugün lazer birçok tıbbi operasyonda başarı ile kullanılmaktadır ve bu ışınların savaşlarda da kullanılabileceği gerekçesiyle insanların böyle bir gelişmeden mahrum bırakılmalkarı düşünülemez.

 

 

BİLİM TARİHİ

Bilim tarihi bilginin hangi aşamalardan geçerek bugün bilim dediğimiz bilgi türünün oluştuğunu, bilime ne gibi ve ne zamanlar katkılar yapıldığını, bu katkılar yapılıyorken bilim adamlarının nasıl bir uğraş verdiklerini kullandıkları yöntemleri, araç ve gereçleri konu alan bir disiplindir.

Elde edilen bilimsel sonuçların uygulamaya nasıl geçirildiklerini bunların insan yaşamında ne gibi değişikliklere neden olduğunun incelenmesi de bilim tarihinin konusu içine girer.

Bilim tarihçisinin yaptığı incelemeler, bilgi birikiminin artışı ve azalışı ile toplumun ilerleyişi ve gerileyişi arasında tam bir paralellik olduğunu göstermiştir. Farklı dönemlerin siyasi ve ekonomik durumlarını, felsefelerini, dünya görüşlerini inceleyerek bilimin gelişimi veya gerilemesine neden olan düşünce ve davranışları saptamak ve bu yolla geleceğe ışık tutmak mümkündür.

Bilim tarihini öğrenmek için pek çok neden vardır.

1. Bir bilim adamı yaptığı işi aydınlığa kavuşturmak ve bundan aldığı hazzı artırmak için bilim tarihi öğrenmelidir.
2. Bir filozof bilimle felsefe arasındaki bağlantıları kurmak ve sonraki değişikliklerin hesabını vermek için bilim tarihi öğrenmelidir.
3. Bir psikolog insan aklının özelliklerini ve imkanlarını araştırmak için bilim tarihi öğrenmelidir.
4. Bir sosyolog bilim adamları ile onların ait oldukları sosyal gruplar arasındaki bir çok bağlantıyı daha iyi anlamak için bilim tarihi öğrenmelidir.
5. Bir öğrenci ise iki nedenden dolayı bilim atrihi öğrenmek istemelidir.
a) Diğer branş derslerinde gördüğü konuların anlamlarını daha iyi kavrayabilmek için,
b) Bilimin hiçbir ulusun veya zümrenin malı olmadığını öğrenmek ve kendi milletinin de zaman zaman bilime katkılar yaptığını görerek içinde bulundukları aşağılık duygusundan kurtulmak için (Bizim çocuklarımız için).

Bilimsel bilgileri öğrenmenin tek başına fazla bir anlamı yoktur. Bir bilim adamının eleştiri gücüne de sahip olması gerekir. Bilim tarihi çağdaş bilgilerle donatılmış olanların bile bilimde ulaşılan sonuçların kesin ve değişmez gerçekler oldukları yanılgısına sık sık düştüklerini göstermektedir. Nitekim bilim adamları arasındaki çatışmalar çoğunlukla eski kuramları savunan bilim adamları ile yeni kuramları savunan bilim adamları arasında geçmektedir. Toıplumun fanatik kesimleri ile de çatışmalara rastlanmaktadır. Ancak bunların arkasında eski kuramları savunan bilim adamlarının desteği olduğunu kabul etmek gerekir. Buna şu örneği verebiliriz:

Güneşin üzerinde lekeler olduğunu gözlemleyen Galile'ye dönemin bilim adamları Aristo'nun Ay Üstü Evren'de hiçbir değişiklik olmayacağını söylediğini ileri sürerek karşı çıkmışlardı. Galile teleskopla Güneş'in yüzündeki lekeleri gözlemlermelerini önerdiğinde bunu inatla reddetmişler Galile'yi sihirbazlıkla suçlamışlardı. Bu suçlamaları yöneltenler o dönemin üniversitelerinde görev yapan profesörlerdi.

Bütün ders kitapları çağdaş bilgiyi öğrencilere aktaracak biçimde düzenlenmiştir. Bu doğru bir tutumdur ancak eksik bir yanı vardır. Çünkü bu durumda bilime, bilimin gelişmesine ilişkin hiçbir fikre sahip olmayan öğrenci bu bilgileri kesin ve değişmez bilgiler olarak kabul etmekte yani daha başlangıçta dogmatizme itilmektedir. İnsanların evrene ilişkin bilgilerinin zaman içinde yavaş yavaş daha doğruya ve daha mükemmele ulaştığını öğrenen bir öğrenci ise bilimin her an gelişen canlı bir yapıya sahip olduğu izlenimini edinmekte ve öğrendiklerinin bilimin en son verileri olmadığını anlamaktadır. Böylece daha öğrencilik yıllarından başlayarak onun çevresinde olup bitenleri sorgulayabilmesine kendisine öğretilen bu bilgilere kritik bir görüşle yaklaşabilmesine hatta kendisinin de birşeyler yapabileceğini hayal etmesine sağlam bir zemin hazırlanmış olacaktır. İşte bu ideal durumun gerçekleşmesi ancak bilim tarihi eğitimi ile mümkün olabilir.


BİLİMİN YÖNTEMİ

Doğaya ilişkin, akla dayalı, objektif, güvenilir bir bilgi elde edilmek istenirse bilimsel yöntem kullanılır. Bu yöntemin diğer bilgi edinme yöntemlerinden ayrıcalığı kuşkuya yer vermesi ve eleştiriye sonuna kadar açık olmasıdır. Elde edilmiş bilgiler doğru mudur? Hangi koşullar altında doğrudur? Ne derece doğrudur? Bu davranış ve sürekli olarak sorulan sorular bilimdeki yanlışların düzeltilmesine bilimin ilerleyen bir yapıya sahip olmasına neden olur. Bilimin temel ilkesi nedensellik ilkesidir. Aynı koşullar altında bir olay veya olaylar grubu aynı olay veya olaylar grubunu meydana getirir. Bu doğada determinizmin varlığını kabul etmektir. Böylece bilimsel araştırmalarda birtakım kurallar konulabilir.

Bilimsel çalışma bir problemle yani nedeni bilinmeyen bir olayın ilgiyi çekmesiyle başlar. Problem görebilmek uzmanlık isteyen bir iştir. Herşeyden önce problemin sınırlarının çizilmesi gerekir. Bunu problemin meydana getirdiği düşünülen olayların gözlemlenmesi izler. Gözlem yapmak zor bir iştir. Önce araştırmacının konuya ilişkin ayrıntılı bilgi edinerek işe başlaması gerekir. Aksi takdirde neyin gözleneceği bilinemez.

Gözlemin hangi koşullar altında yapıldığının saptanması gereklidir. Örneğin suyun 100 derecede kaynadığını söylemek aldatıcı olabilir. Hangi koşullar altında 100 derecede kaynadığı belirtilmelidir. Koşullar değiştirilirse su 90 derecede de kaynayabilir. Hava basıncının az olduğu dağların tepelerinde olduğu gibi. Ayrıca gözlem yapılıyorken duyu organlarının güçlerini artırıcı teleskop, mikroskop vs. gibi bir takım araçlar da kullanılabilir.

Olanı olduğu gibi gözlemlemeyi engelleyen bazı hususlar vardır. Bunlarınn başında duyu organlarının yapısından kaynaklanan aldanmalar gelir. Psikolojide bununla ilgili pek çok örnekler bulunmakatadır. Ayrıca önyargılar da olanı olduğu gibi algılamayı engeller. Sosyal bilimlerde buna çok sık rastlanır.

Dikkat edilecek nokta, olanı olduğu gibi görmenin zor olduğunu bilip yanılgıya düşmemeye çaba göstermektir. Problemin nedeniolduğu sanılan olayları ard arda sıralamak çalışmayı daha ileriye götürmez. Bunlar bir fikir etrafında toparlanarak varsayımlar kurulur. Varsayım, problemi çözeceği düşünülen olay veya olayları önermektir.

Bunu deney izler. Koşullar hazırlanır ve varsayımın problemi çözüp çözmediği kontrol edilir. Deney varsayımın doğruluğunu kanıtlarsa, o zaman teori adını alır. Eğer teori yeni olgu bilgilerini açıklayamazsa o zaman düzeltilir veya reddedilir.

Eğer varsayım bir formül ile ifade edilebiliyorsa kanuna ulaşılır. Örneğin; E = mc2

Kanunlar da düzeltilir. Kepler'in 1. Kanunu buna örnek olarak verilebilir. Keplerin 1. Kanunu gezegenlerin Güneş'in çevresinde birer elips çizdiklerini ve Güneş'in elipsin odaklarından birinde bulunduğunu söyler. Newton "Genel Çekim Kanunu"na dayanarak bir gezegenin Güneş çevresinde değil, hem gezegenin hem de Güneş'in ağırlık merkezleri çevresinde birer elips çizdiklerini ortaya koymuştur.

 

©2006 Cem KORKMAZ

 

 

 

 

Hosted by www.Geocities.ws

1