Atlantis Efsanesi ve Kafkasya İlişkisi
Çerkesler arasında yaygın bir kötü söz vardır:"Allah seni o batan
adaya sürsün." Araştırmacı Erkan, Çerkesler'in Bask halkıyla
akrabalığını ve efsanevi Atlantis adasıyla ilişkisini irdeliyor.
Nart
Dergisi
31.08.2002 Aydın
Osman ERKAN
BİA (Çerkessky)
- Efsane şöyle başlar; zamanımızdan 11 bin 500 yıl kadar önce,
birçoklarının Atlas Okyanusu olduğunu iddia ettikleri bir kıta varmış.
Bu ülke, insanlığın, özellikle beyaz-ari ırkın doğduğu ve çok üstün
bir uygarlığa yükseldiği bir adaymış. Büyüklüğü Libya ve Asya'nın
(Anadolu) toplam alanından daha genişmiş. Burada güneşe tapan bir dini
ve teknolojide çok gelişmiş bir ilmi benimsemiş, çok yüksek kültüre
sahip ve çok uygar bir millet yaşarmış.
Atlantisliler, Avrupa, Akdeniz, Karadeniz, Hazar Denizi ve Orta
Amerika kıyılarına yaptıkları seferler ile ora halklarına bu
uygarlıklarını aşılamış ve koloniler tesis etmişler. Sık sık meydana
gelen depremlere ada halkı alışmışsa da, gene de epeyce zararlı
oluyormuş. Bir gün çok şiddetli depremler sonucu, Atlantis adası
tamamıyla sulara gömülerek yeryüzünden silinip gitmiş...
Atlantis'i ilk Eflatun yazdı
Zamanımızdan 2 bin 400 yıl kadar önce yaşamış olan eski Atinalı
filozof-düşünür Eflatun (Platon),
Atlantis Efsanesini ilk yazan adamdır.
Eflatun'a göre; Atinalı devlet adamı Solon, Milattan Önce (MÖ.) 6.
yüzyılda yaşamıştı. Solon, eski Mısır'ı ziyarete gittiğinde orada
büyük itibar görür ve Sais Mabedi rahipleri ile görüşür. Bu Mısır
rahipleri Solon'a Yunan ve Mısır Uygarlıklarının
daha bir çocuk kadar genç olduklarını ve fakat asıl insanlığın altın
devrinin kendi zamanlarından 9 bin yıl evvel sulara gömülerek batan ve
yok olan Atlantis Uygarlığı olduğundan bahsederler. Solon
hayret ve ilgi ile bu açıklamaları dinler ve ilk defa bir batılı
Atlantis'in varlığını efsane şeklinde dahi olsa öğrenmiş olur.
Eflatun sonradan bu notları ve bilgileri "Diyaloglar" adıyla kaleme
alır. Birinci diyalog Timaeus, ikinci diyalog; Critias veya
Atlantik'tir. Eflatun bu iki yazıda Atlantis kıtasını ve gelişimini
sonuca kadar detaylarıyla izah eder.
Akdeniz'de mi yoksa Atlas Okyanusu'nda mı?
Birçok alime göre Atlantis, Atlas Okyanusu'da değil
başka bir yerdeydi. Örneğin; Akdeniz'de veya Ege'de Tera
Adası, Afrika'da, Kuzey Denizi'nde vs. Bazı
araştırmacılar ise bu muamma ülkenin Kafkasya'da olduğundan bahseder,
bunlar: Reginald A. Fessenden, Delisle de Sales, Hermann
Wirth gibi tarihçi ve araştırmacılardır.
Atlantis Kıtası'nın Kafkasya'da olduğu gerçekte ispatlanamayacağı ve
mantığa aykırı olabileceği düşünülebilir, fakat gerçek olan bir şey
vardır ki; Kafkasya ile Atlantis arasında çok yakın
bir ilişki saptanmıştır.
Tufandan kurtulanlar Pireneler ve Kafkaslar'a mı
sığındı?
Atlantis'in sulara batışını izleyen büyük tufanın o zamanki bilinen
dünyayı sular altında bırakmış olması da gerekirdi. Bu tufanda su
yüzünde ancak yüksek dağların kalmış olabileceği de çok mümkündür.
Avrupa'nın en yüksek dağları Pireneler, Alpler ve Kafkas Dağlarıdır ve
bu civarda yaşayan insanlar tufanda kurtulanlar arasında sayılabilir.
Bu büyük felaketten kurtulabilen bir kısım Atlantislilerin de böyle
dağlık kara parçalarına sığınarak hayatlarını kurtarabilecekleri akla
gelen bir teoridir. Eflatun da bunu bu şekilde yansıtmıştır.
Millletler devir devir geçirdikleri gelişimleri ve uygarlıkları
zamanla unuturlar. Felaketler, tufanlar, depremler çok şeyi yok eder,
kalan harabeler bir taş yığınıdır.
Yüz yıl evveline kadar Mısır halkı hiyeroglifleri okumaktan ve geçmiş
Mısır'ın üstün uygarlığının derecesinden habersiz yaşıyorlardı.
İranlılar'ın Pers ve Darius hakkında hemen hiçbir bilgileri yoktu.
Sonraları arkeolojik araştırmalar sayesinde eski yazılar deşifre
olunca çok şeyler öğrenildi ve bu milletlerin bugünkü hallerinden çok
daha üstün bir uygarlığa sahip oldukları anlaşıldı. Yunanlılar ve
Romalılar da aynı sınıflandırmaya girebilir.
Katakomb kültürü ve uygarlığının kalıntıları
Kafkasya'ya gelince... Özellikle Kuzey Kafkasya bir çok efsane ve
masallara konu olmuş; iklimi, geçmişi, coğrafyası, tarihi ve insanları
ile çok ilginç bir ülkedir. Özellikle Çerkesya
bölgesinde, Maykop ve civarında, 19. yüzyıldan beri yapılan
arkeolojik kazılarda çok ilginç ve kıymetli kral mezarları ve Katakomb
kültürü ve uygarlığının kalıntıları keşfedilmiştir (E. Chantre). Yine
sahilde, Tuapse'den Osetya'ya kadar olan bölgede (Çerkesya mıntıkası
olarak kabul edilir) Dolmen denilen yekpare taş yapıtlara
rastlanmaktadır. Bunların birer mezar mı yoksa birer anıt mı oldukları
henüz belirlenememiştir.
Devasa harabeler muamması
Kafkasya hakkında çok geniş kapsamlı iki eser yazmış olan ve bu ülkede
Çarlık devrinde ve bizzat geziler yapmış bulunan İngiliz
John F. Baddeley, ikinci eserinde Kuzey
Kafkasya'da görmüş olduğu "devasa" harabelerden bahseder.
Dünyada diğer bir eşinin ancak Güney Amerika'da
(Bolivya'da) dört bin metre yükseklikte Titicaca gölünün sahillerinde
"Thiuanaco" kalıntılarında görüldüğü bu "devasa"
harabelerin bu yüksek yerlerde, binlerce yıl evvel ne gibi aletlerle
ve kimler tarafından yapıldığı hala bilinemiyor.
Baddeley'in gördüğü harabeler Osetya mıntıkasında (Kaluat köyü
sırtlarında) Edisa adı ile anılır. Yazar
bu kalıntıları yerli Prof. Melitset Bekof ile gezmiş ve hayran
kalmıştır. Adına "Devler Kalesi" denilen
bu yapıtlar yüksek bir plato üzerine kuruludur ve birkaç dönümden
fazla bir alanı kaplar. Volkanik olduğu iddia edilen yüzlerce ton
ağırlığındaki kayalardan yapılmıştır.
Dikdörtgen şeklinde olan duvarlarının kalınlığı yerine göre üç
metreden fazladır. Taşlar yekpare bloklar olup, kesilmiş veya
yontulmuş değildir. Kalıptan çıkmışa benzer. Her bir taş, yüzlerce ton
ağırlığındadır.
Herhangi bir çimento gibi bir madde ile yapıştırılmamış olup, gayet
düzgün şekilde aralarında milimetrik bir açıklık olmadan birbirlerine
uyum sağlamışlardır. Böylece bu görkemli yapıt insan üstü bir kalıntı
görünümü vermektedir. Baddeley'in sorusuna cevaben
Prof. Melitset Bekof bunların Keltler'den kalma
olabileceğini söyler fakat, Baddeley'e göre bu eserin
Kafkas Nart Mitolojisi'ne de dayanabileceği tasavvur
edilebilir.
Bunun gibi daha bir çok izah edilemeyen sırlara sahip olan Kafkasya'da
geçmişte çok büyük bir uygarlığın bulunduğu ve orada yaşamış
insanların etkilediği inkar edilemez.
Xabze: Yazılmamış töre ve adetler
Sonraları halk evvelce değindiğimiz gibi bu büyük uygarlığı unutmuş
basit bir pastoral hayat yaşamaya başlamıştır.
Fakat en ilginç nokta şudur: Kuzey Kafkasya
halkları, özellikle Çerkes dediğimiz Adigeler ilk çağlardan beri bu
ülkenin otokhton yerel ahalisini teşkil etmektedir.
Adigelerin "Xabze" denilen yazılmamış ve
fakat en küçük noktasına kadar uygulanan töre ve adetleri, yani bir
nevi yasaları, vardır.
19. yüzyılda Avrupalılara kıyasla basit bir hayat ve toplum düzeni
yaşayan Çerkeslerin arasına gelerek bin yıldan fazla yaşayan İngiliz
araştırmacı ve seyyah James. S. Beli bu insanlar için "Bütün
gördüklerimin bana verdiği kanı şudur; genellikle Çerkesler şimdiye
kadar tanıdığım, işittiğim ve okuduğum milletlerin en kibar ve nazik
olanıdır" diye yazmıştır.
Şövalye Marigny'den övgü
Gene Çerkesleri 1818-1819 yıllarında ziyaret etmiş olan Şövalye Kont
T. de Marigny bu insanların arasındaki terbiye, büyüğe ve kadına
saygı, boğazına, beline ve diline sahip olmada gösterdikleri irade ile
misafirperverlik, fazilet ve inceliklerini uzun uzun anlatır ve eğer
ailevi vaziyeti müsait olsaydı bu insanlar arasına yerleşip geri kalan
hayatını orada yaşamak istediğinden bahseder.
Asırlardan beri uygulanan kanunlar
Yazılı kanunları, edebiyatı, maliye teşkilatı; polisi, üniversitesi,
para, altın ve diğer değerli kıymetlere dayanan bir ekonomik düzeni
olmayan bu toplumun ilkel bir kabile düzeni olması gerekirken; ileri
milletlerin tahsil, kanun ve devlet otoritesi ile gelişmiş
niteliklerinin yerleşmiş ve geçerli olduğu görülmektedir.
İleri ülkelerde dahi, töreleri ve terbiyeyi uygulamak için kanunlar
yapılır ve bunlar kolluk kuvvetleriyle işleme konulur. Oysa
Çerkeslerde bu kanunlar tamamen doğal olarak uygulanmakta ve
asırlardan beri devam etmekteydi.
AD diye bir kavim
Çok eski devirlerde Araplar büyük tufandan önce var
olan bir ada uygarlığından ve burada yaşamış olan AD diye bir kavimden
bahsederler. Bu adanın deprem ve tufan
sonucu battığını efsane ederler. Bu batan ada efsanesi
Atlantis ile aynıdır (Charles Berlitz, Mystery of Atlantis, 1976).
Sonraları tek tanrı dinleri ilk insana Adem demiştir... Acaba bu ilk
insan değil de ilk kavim olmasın?
Soyu Adem'e dayanan Çerkes boyu
Çerkesler kendilerine kendi lisanlarınca ADıge
derler. Bu da AD'dan gelen
anlamına gelebilir. Bir de ADemey adında
bir Çerkes boyu vardır ki, geçmişinin Adem'e dayandığını iddia eder.
Eflatun "Kritiaz" adlı ikinci diyalogunda
Atlantislilerden ve adetlerinden bahsederken şunları yazıyor:
"Törelerine ve adetlerine çok bağlıydılar. İlahlarına karşı
saygılıydılar. Çünkü yüksek bir seciye ve ruh asaleti taşıyorlardı.
Nezaket ve akıl onların hayatlarında ve karşılıklı ilişkilerinde en
önemli yöntemleriydi. Ahlak en önem verdikleri kıymetti. Dünyevi
şeyler ile o kadar ilgilenmezlerdi, mal mülk, altın, servet... Onların
alakadar oldukları mevzular değildi. Bunlara dünyevi bir yük olarak
bakarlardı. Lüks ve sefalet onları zehirlememişti. Servet onların
iradelerini kırmamıştı. Aklı başında, ayık insanlardı. Bu dünyevi mal,
mülk, servet ve sefahatin arkadaşlık, şeref ve karşılıklı saygılarını
yitirebileceğinin tehlikesini kavramış, mütevazı insanlardı".
Hayret verici benzerlik
Eflatun'un Atlantislilerin adetlerinden bahseden bu sözleri, şaşırtıcı
bir şekilde, Kont T. de Marigny, E. Spenser, J. S. Beli, J. A.
Longvvorth ve D. Urkuhart gibi Avrupalılar'ın Çerkesler hakkındaki
anılarına benzemektedir. Bu iki kavmin töreleri ve adetleri arasındaki
benzerlik hayret vericidir.
İdeal toplum Çerkesya'da gerçekleşmiş miydi?
Bazı şüpheciler, Atlantis'in tamamen hayal ürünü olduğunu ve
Eflatun'un ideal bir Atina yaratmak için bu ideal halk ve devlet
fikirlerini Atlantis efsanesini yaratarak yaymak istediğinden
bahsederler. Eğer bu iddia doğru ise, demek ki, Eflatun'un kurmak
istediği ideal Atina ve ideal toplum binlerce yıl Çerkesya'da
gerçekleşmiş olmuyor mu?
Wubıh lehçesi Hititçe ile aynı
Avrupa'da Bronz Devri'nde etken olmuş bir Etrüsk
Uygarlığı vardı. İtalya'nın Ligurya
yöresinde gelmişmiş olan Etrüsk Uygarlığı'nı sonraları
Romalılar tasfiye etmişti.
Bugüne değin çözülememiş bir alfabeleri vardı. Silahları ve harp
arabaları bronzdandı. Geriye çeşitli sanat eserleri bırakmış olan
Etrüsklerin, İtalya'ya Anadolu'dan Lidya'dan
geldikleri söylenir.
Bu kavim Hititlerin bir kolu idi. Anadolu'ya
yerleşmiş Kafkas asıllı bir ırk olduğu için Fransız
dilbilimcisi, Georges Dumezil ise Çerkeslerin Wubıh
boyu lehçesinin Hititçe ile aynı olduğunu kanıtlamıştır.
Britannica Ansiklopedisi, açıkça Etrüsk lisanının Kafkas dilleri ile
alakalı ve çok fonetik benzerlikleri olan bir dil olduğunu yazar (Encylopedia
Brittanica, Etruscan Language). Bir çok Avrupalı dilbilimci,
etnolojist ve araştırmacı da bu tezi savunmaktadırlar. 19. yüzyılda
yaşamış Çerkes tarihçisi Noguma Şura Bekmurzin, Etrüsklerin,
Ligurların ve Pelaskasların Kafkas asıllı kavimler olduğunu iddia
eder. Bu tezi savunanlar arasında son devrin araştırmacı yazarlarından
Aytek Natimok ve Gunokue K. Özbay da vardır.
Tarih öncesi devirlere ait anahtarlar
Eflatun ise Etrüsklerin yerleşim merkezi ve ülkesi olan Ligorya için
özellikle Atlantis'in bir kolonisidir der (C. Berlitz. Mystery of
Atlantis).
Tarihçi Alexandre Basmakof, insanlığın geçmişinin esrarı hakkında şunu
yazmıştır; " Tarih öncesi (prehistorik) devirlere
ait anahtarlar halen Kafkas ve Pirene (Bask) Dağlarının yüksek
vadilerinde kavimlerin elindedir."
Basklar, İspanya'nın Pirene Dağları ve Atlantik
Okyanusu kıyıları ile Fransa sınırları yakınlarında yaşayan Avrupa'nın
en eski bir değişmemiş kavmidir. Basklar dürüstlükleri,
enerjik tavırları, sadakatleri ile temayüz etmiş bir kavim olup aynı
zamanda hala büyü ve büyücülüğe inanırlar. Çok batıl inançları vardır.
Bask dilinin özellikleri
Lisanları Avrupa'nın hiçbir lisanına benzemediği gibi, çok eski
devirlere dayanmaktadır. Mağara devri günlerinin,
KroMagnon insanlarının lisanını andırır bir kökten gelir.
Mesela "tavan" kelimesi mağaranın üstü manasına olup, "bıçak" kelimesi
ise kesici bir taş anlamına gelen bir cümleciktir. Bu milletin
antikitesi, Atlantis hakkında bir kitap yazmış olan, yazar Spence'in
Atlantis'ten göç edenlerin zaman zaman İspanya ve Fransa sahillerine
yerleştikleri yolundaki görüşünü bir nevi teyit eder gibidir.
Brittanica Ansiklopedisi, Bask lisanının Kafkas
lisanlarıyla alakalı ve aynı aileden olduğunu açıkça yazar.
Atlantis'in esrarı
Atlantis'in esrarı kitabında Charles Berlitz, Bask lisanı için
Avrupa'nın çok eski zamanlardan kalma bir yaşayan
fosil lisanı diye bahseder, buzul çağından evvelki bir lisan yahut
daha doğrusu Atlantis lisanının günümüze kalmış tek temsilcisi
der.
Öyleyse, Kafkas lisanları özellikle Çerkes, Abhaz lehçeler de bu
temsilciliğe hak kazanmış olmaz mı?
Abhazlar ile Basklar aynı ırktan mı?
Basklar, ırken ve lisanen Kafkasya'nın Abhaz-Abaza
kavmine akrabadırlar. "Tarihte Kafkasya" isimli kitabında
General İsmail Berkok, Basklar'ın, Abask Abhaz, ırkı ile aynı soydan
geldiklerini açıklayarak izah eder. Bunlara Kafkasya'da hala
"Baskheg" diye hitap edildiğinden
bahseder. Böylece Atlantis efsanesi ile Etrüsk ve Basklar'ın
ilişkilerini açıkça ortaya koymuş olduk. Etrüsk ve Basklar'ın da
Kafkas, Çerkes-Adıge ve Abhaz kavmiyle yakın ilişkileri de inkar
edilmez bir tarihi gerçektir.
Batan adaya sürülmek
Çerkesler arasında en küçük bir köydeki en cahil bir ihtiyar kadından
dahi duyabileceğiniz yaygın bir söylence vardır, birisine kızdıkları
zaman şöyle derler, "Tha ham hitug ou vieh"
manası, "Allah seni o batan adaya sürsün".
Kafkasya sahillerinde hiç ada yoktur ve bu söz çok eski bir
deyiştir. Hatta dağ köylerinde denizden yüzlerce kilometre uzakta,
deniz görmemişler arasında da kullanılmakta idi. Gene Çerkesler'de
ihtiyar dedeler ve nineler, küçük çocuklara yüzlerce yıl evvel dahi
"uçan gemiler" ve
"yelkensiz vapurlar" ile ilgili masallar anlattıkları bir
folklor gerçeğidir (Circassian Star, No. 1, Vol. 1, Nana, Nina).
Günümüzde Atlantis'in geçmişteki varlığı tam olarak kanıtlanmış
değildir. Fakat bir çok bilim adamı, yüzlerce yazar, yıllardan beri bu
konuda yüzlerce eser yazmışlar, tezler yürütmüşler ve iddialarda
bulunmuşlardır. Bu konu ile alakalı filmler çevrilmiş ve konferanslar
verilmiştir. Bu incelememiz de bu konuya küçük bir ışık tutabilirse
mutlu oluruz.
Bibliyografya
1. Baddeley, John F., Rugged Planks of
Caucassians. Oxford 1940.
2. Bashmakoy, Alexandre, Ciqnuante
Siecles d'evolution ethnic autour de la Mer Noire (Cimmertene-Circasseiene)
Paris 1937.
3. Berlitz, Charles, Mystery of Atlantis.
London 1976.
4. Berkok, İsmail, Tarihte
Kafkasya-İstanbul 1958.
5. Beil, James S., Journal of a Residence
in Circassia, London 1839.
6. Fessenden, Reginald A., The Deluged
Civilization of the Caucassians Isthmus, Boston 1923.
7. Gunokue, K. Özbay, Kuzay Kafkasya
Dergisi Sayı 58, İstanbul 1980.
8. P. T. S., Circassian Star, Dergi. No.
1, Vol. 1, NewYork 1978.
9. Keskin, Ali, Özel Notlar.
10. De Marigny, Travels in Circassia,
London 1837.
11. Namitok, Aytek, Origines des
Circassiens, Paris 1939.
12. Noguma, Sora Bekmurzin, Çerkes Tarihi
(Vasfi Güsar) 1844. İstanbul 1974.
(AOE/NH)