Perihan Magden, Radikal, 05
Temmuz 1999
Hanım Baran, 42 yaşında.
Beş çocuk anası. Çocuklarından ikisi küçücük: Talip ile
Cumali. Bir sene önce TCK'nın 169 / 1 maddesinden hüküm giymiş olarak Ümraniye
Cezaevi'ne getiriliyor. PKK'ya yardım ve yataklıktan: Burası önemli. Cezaevine
geldiğinde ağır bir işkenceden geçirilmiş vaziyette. 'Özellikle' cinsel organına
yönelik çok ağır işkencelere maruz kalmış. "İçimde bir şey kalmadı, sanki
bütün organlarımın yeri değişti" diyor Hanım Baran.Hakikatler, onu
doğrulayacak. Sürekli karnından şikâyet etmeye başlıyor.Haftalarca hastaneye
götürmüyorlar. Hanım Baran tedaviyi hak etmiyor.
Vızlasın dursun!
Sonunda götürüyorlar hastaneye. Saatlerce ring arabasında
bekletiyorlar. Doktorun karşısına çıktığında askerler başında beklediği için,
Hanım Baran utanıyor. Soyunamıyor. Doktorlar da 'duruma' hiçbir müdahalede
bulunmuyorlar. Askerleri çıkarmak, Hanım Baran'ı ikna etmek filan: Onunla mı
uğraşacaklar!
Karnı şişmeye, sertleşmeye başlıyor Hanım Baran'ın. Diğer
mahkûmların zorlamalarıyla birkaç kez daha hastaneye yollanıyor. Yine aynı durum.
Ağrı kesici verip geri yolluyorlar. Hanım Baran: "Bir daha hiç hastaneye
gitmeyeceğim" diyor. "Doktor hiç bakmıyor. Sanki alay ediyor."
Durumu her geçen gün ağırlaşıyor. Her seferinde cezaevi
arabasında saatlerce bekletiliyor, asker yine muayene odasından çıkmıyor, doktorlar
azarlıyor, kapının önünde teşhir edilip küfür yiyiyor. "Sanki işkenceye
gidiyorum" diyor Hanım Baran bu hastane seferleri için.
Sonunda yemek yiyemez, su bile içemez hale düşüyor. Bir gece nefes
alamaz oluyor. Hastaneye sedyeyle götürüyorlar. Diğer mahkûmlar seviniyor
"Artık kesin yatırırlar; doğru dürüst muayene eder, bir teşhis koyarlar"
diye. Aynı gece 3'te haber geliyor. Koridora çıkıyorlar ki ne görsünler? Sedye
duvarın kenarına atılmış. Üstünde Hanım Baran yarı ölü, tir tir
titriyor.Koğuşta güçlükle konuşuyor: "Beni işkence için aldılar. Hastanede
yere bıraktılar. Tokat attılar. Küfrettiler. Sonra ordakilere 'Bu teröristtir; bebek
katilidir' dediler. Ben terörist değilim ki, ben halkım."
Ne o gece, ne de başka bir gece uyuyamıyor Hanım Baran. Bir daha hiç konuşamıyor.
Acıdan katılmış. Öylece.
Sonunda diğer mahkûmlar onu zorla hastaneye yatırtıyorlar. Teşhis konuluyor en
nihayet: Rahim kanseri. Tüm karın bölgesine yayılmış. Organlarını yemiş
bitirmiş.
Şimdi Hanım Baran Bayrampaşa Cezaevi Hastanesi'nde ölüyor.
Ölmekte. Ben bu satırları yazarken belki ölmüş olacak.
Ölmesin.
Hanım Baran çocuklarını son kez dünya gözüyle görsün.
Çocukları analarına son kez sarılsın, öpsün.
Ana acısını tadanlar, evlat acısını tadanlar bilir o son kucaklaşmanın değerini.
İnsan olanlar bilir...
Son kez görmek analarını, bacılarını, çocuklarını; herkesin
herkesin herkesin hakkıdır. PKK yatakçıları dahil. Cezaevi hastanesinin küçücük
odasında yapayalnız ölmemek, bunu talep etmek dünya üstündeki her insanın hakkı.
Ayrıca yasal olarak da (CMUK 399 / 2 maddesi uyarınca) ölümünü kendi döşeğinde
yaşaması için başvurular yapılmış vaziyette.
Ama Türkiye'de hukuk, gücü olanların arzu ettiği süratlerde
işlemekte. Vitesleri var adaletin. Ölüm döşeğinde bir kadına, 'içeri' atıp sonra
da hiçbir tedavisini üstlenmediğin, göz göre göre ölüme yolladığın bir kadına,
düşeğinde ölme hakkını Türkiye Cumhuriyeti borçludur. Hem Türkiye Cumhuriyeti.
Hem de bizler. Borçluyuz. Bu kadarını. İki elimiz kanda dahi olsa.
|