Can DÜNDAR, Yeni Yüzyıl, 12 Ağostos 1995

    Bir grup Kürt militan, Diyarbakır'da bir şirket bürosunu basıp, örgüt için para istediler. Bastıkları büro, bölgenin tanınmış ailelerinden birine mensup, Diyarbakır Ticaret odası Başkanı Felat Cemiloğlu'nun bürosuydu. Bürodakiler korkarak 2 milyon lira  verdiler.
    Aradan iki yıl geçti. Güvenlik güçleri genç bir militan yakaladılar. Yakalanan militan, örgütün mali kaynaklarını açıklarken Felat Cemiloğlu'nun da adını verdi. Ticaret Odası Başkanı hemen gözaltına alındı ve sorgu için Diyarbakır Cezaevi'ne götürüldü. Diyarbakır Cezaevi, 1980'ler Türkiyesi için bir "işkence cehennemi" demekti. Sorgulamada Cemiloğlu'na ısrarla örgütle bağlantısını sordular. Laf almadıkça işkencenin dozunu artırdılar. Sonunda sorgucuların aklına pek alışılmadık bir işkence yöntemi geldi. Cemiloğlu'na "konuşmazsan sana kendi dışkını yediririz" dediler. Başkan'ın söyleyebileceği birşey yoktu ki... Bunun üzerine o benzeri görülmemiş eziyet başladı. Bitmek bilmeyen bu iğrenç işkence seansı boyunca Felat Cemiloğlu kan ağladı... İnsanlığından utandı.
    "Başkan" tam 8 ay içerde kaldı. Sonunda örgüte destek verme iddiasıyla 3 sene 9 ay mahkumiyetinin istendiği davadan tek celsede beraat etti. Ancak, tutukluluğu sona erdiğinde o, 8 ay önce içeri giren adamdan tamamen farklı bir insandı artık... Kendisine yaşatılan o iğrençliği beyninden söküp atamamaış; o hırsla tek başına tıkıldığı hücresinde bulduğu bir iple tek tek bütün dişlerini söküp atmıştı.
    Ancak kanla temizleyebilmişti, damağındaki utancın lekesini...
İşte o Felat Cemiloğlu, günlerdir tartışıp durduğumuz Türkiye Odalar ve Borsalar birliği (TOBB)'un Güneydoğu Raporu'nun bölgedeki gizli kahramanı... 12 Eylül'den bu yana Diyarbakır'da nice valiler, nice belediye başkanları, nice komutanlar değişti, ancak Cemiloğlu, hep Diyarbakır Ticaret Odası Başkanı olarak kaldı.
    Profesör Doğu Ergil, araştırma için Diyarbakır'dayken arkasında Cemiloğlu'nun desteğini buldu. "Başkan", Diyarbakır'daki baroları, meslek odalarını, demokratik kitle örgütlerini araştırmaya destek için seferber etti. Denekleri, anketörlerle tanıştırdı: "Arkadaşlara güvenebilirsiniz. Rahat konuşun" dedi. "Başkan"ın 12 Eylül'de "Diyarbakır Cezaevi sınavı"nı geçtiğini bilenler, anketin çok kritik soruları karşısında "rahat konuştular". Ve böylece son yıllarda bölgede yapılmış en gerçekçi araştırmalardan biri çıktı ortaya...
    12 eylül döneminde devlet zoruyla dışkı yemeye zorlandığından kendi elleriyle dişlerini söken adam, 13 yıl sonra devletin bölgedeki dişlerini sökecek bir araştırmaya imza attı.
    Cemiloğlu, bütün o araştırmadan ortaya çıkan raporu "bölgenin nabzını tutan gerçekçi bir çalışma" olarak niteliyor. Rapor dikkate alınırsa bölgede halen görev yapan bir kısım insanın işsiz kalacağına dikkat çekiyor. Rahatsızlığın temelde buradan kaynaklandığına inanıyor ve şöyle diyor:
    "Öküz altında buzağı aramasınlar. Buradaki vatandaş Türkiye'den kopmadan ülkenin batı'sındaki insanlar nasıl yaşıyorlarsa öyle yaşamak istiyor. Hepsi bu..."
    TOBB Raporu'nun verilerini, Mart 1993'te KONDA'nın İstanbul'da yaptığı bir anketin sonuçlarıyla karşılaştırıyorum. KONDA, İstanbul'da insanlara "kendinizi nasıl tanımlarsınız" diye soruyor: "Türk mü, müslüman mı, Kürt mü?"
İstanbul'un yüzde 4'ü "Kürdüm" diye yanıtlıyor.
    O yüzde 4'e PKK'yi soruyorlar. Kendini Kürt olarak tanımlayanların yarısı, PKK'nin bir "terör örgütü" olduğunu söylüyor.
    Oysa TOBB 2 yıl sonra aynı soruyu bölge halkına sorduğunda halkın yarısının PKK'nin şimdiki uygulamalarına destek verdiğini saptıyor. Araştırmaya göre, göç alan illerde örgüte verilen destek "sessiz bir onay"a dönüşüyor. Bölgeden kopup Batı'da kendine yeni bir yaşam kuranlar ise, -kendi kimliklerini hala korusalar bile- PKK'ye artık farklı bir gözle bakıyorlar.
    Bu tablo, Felat Cemiloğlu'nun sözleriyle birleştirildiğinde çözüme ilişkin ipuçları veriyor:
Bölgede hasat mevsimi başladı. Güneydoğu'da herkes ektiğini biçiyor. Dün toprağa rüzgar ekenler, bugün yetişen fırtınaya bakıp şaşkınlık krizleri geçiriyorlar. Oysa şaşacak bir şey yok. Öyle anlaşılıyor ki dünkü baskılar  bölge halkının belleğinde hala dipdiri durmaktadır.
    Peki, gücünü büyük ölçüde 1980 sonrası Diyarbakır'da yapılan işkencelerden alan PKK, yarın bölgeye egemen olsa bu türden baskılar ve işkenceler olmayacak mı? Olacak... hem de bunun daha ağırları olacak elbet...
    Bu yüzden bölge halkı, muhatap olarak PKK'yi değil, kendisini işaret ediyor. Ankara ise başını toprağa gömmüş, Doğu'dan yükselen sese kulak tıkamaya çalışıyor.
    Ama artık çok geç...
    Ankara duymasa da, Güneydoğu dün yediklerini kusmaya başladı.
Siz olsaydınız, kusmaz mıydınız?

geri.gif (187 bytes) yukari.gif (954 bytes) 

Hosted by www.Geocities.ws

1