|
Ali Bayramoğlu - 25.04.2001 - SABAHNasil bir reform? Sikça dile getiriyoruz; yolsuzluklarin ulastigi nokta ve ekonomik krizin yarattigi atmosfer çerçevesinde "siyaseti yeniden yapilandirma geregi", yerini "siyaseti imha etme girisimleri"ne birakiyor. Siyasetsizligin yarattigi sikintilarin faturasi tüm bir siyasi mekanizmaya, hatta siyaset fikrine çikariliyor. Bu yanlis ve tehlikeli bir gidistir. Ekonomik kriz basta olmak üzere, onu besleyen yönetim kaosunu ve bu kaosun ardinda yatan siyasi merkeziyetçiligi azdiracak bir gidistir. Unutmamak gerek: Nasil ekonomik kriz, "asiri merkeziyetçilige bagli büyüme modelinin iflasi"nin sonucu ise; tüm sistemi kusattigi oranda yozlasma ve ona bagli yolsuzluklar da "popülizmi besleyen merkeziyetçi sistemin tikanmasi"nin bir sonucudur. Bütçe disi fonlarin, hukuksuzlugun, demokratik denetim eksikliginin, siyasi alanin daralmasinin hazirladigi zeminde, "aynî rant dagitimi"nin "nakdî rant dagitimi"na dönmesinin yarattigi bedeldir. Rantin toplumsal kesimlerden onlari siyaseten ikame etmesi beklenen ekonomik güç merkezlerine yönelmesinin karsimiza çikardigi bir faturadir. Siyasetin imhasi bu faturayi ve bu tikanikligi sadece artirir. Ne var ki, krizi degerlendirirken, krizden çikis yollari ararken tuturdugumuz güzergâh, yeni bir krizin baslangiç noktasina isaret ediyor. Ekonomik yanginin en tepesindeki alevlerin bir süre sonra sönecek olmasi kimseyi yaniltmasin. Türkiye'nin temel sorunu siyaset sorunuysa, bunun ana sorumlusu siyasetçi degil, siyaseti bu sekilde yapilandiran devletçi gelenektir. MGK örneginde oldugu gibi, siyaseti siyasi açidan iktidarsiz kilarak rant dagitimina endeksli hale getiren "milli güvenlik ideolojisi"dir. Daha da öte, din-siyaset, ekonomi-siyaset, asker-siyaset arasina gerekli mesafeleri koymayan, her bir sahanin özerk nitelikte olusumunu tehlike gören ve bu olusumu engelleyen alaturka modernlesme projesidir. Nitekim bugün siyaset-ekonomi iliskisinin koparilmasi yönündeki talepler, siyaset açisindan, ayni dinî alan konusunda yapilageldigi gibi, bir özerklesmeyi degil, tersine marjinallesmeyi hedeflemektedir. Ve bu yolla sorunlarin kaynagi olan model bilerek ya da bilmeden pekistirilmeye çalisilmaktadir. Üniversitelerin YÖK'e, para politikasinin Merkez Bankasi'na, siyasetin askere birakildigi bir düzende, demokratik ve hukuki denetimin berhava olmasi, bunun yozlasmayi ve krizleri azdirmasi kaçinilmaz olur. Türkiye'nin bugünkü halini farketmek yarinini anlamak için yeterlidir: 1. Siyaset temel siyasi kararlari alma sürecinden dislanmistir. 2. Siyaset simdilerde ekonomik karar mekanizmasindan dislanmaya çalisilmaktadir. 3. DGM'ler, jandarma, 4422 sayili yasa üzerinden yargi, iyice devlet kontroluna sokulmakta, jandarma güçlerini Içisleri Bakanligi'nin "efendisi" yapacak "Güvenlik Koordinasyon Merkezi" uygulamasiyla devletin sivil birimleri üzerindeki asker denetimi ve siyaset üzerindeki operasyon gücü artmaktadir. Bu kosullarda kimse, ülkenin seçim ve siyasi partiler yasalari çerçevesinde bir siyasi yapi degisikligine gidecegini sanmasin... Bundan sonraki asamada, yukarida siralanan "araçlar"dan hareketle, siyasetin, siyasetçi ve siyasi partiler üzerinden Türk usulü ya da 12 Eylül usulü tasfiyesi yasanacak ve bunun adina reform denilecektir. Büyük ihtimalle "yolsuzluklar politikasi" çerçevesinde, hukuk adina hukuk disi, düzen adina düzen disi siyasi operasyon günleri yaklasmaktadir. Bu, siyasileri yargi önüne çikarma ve yeni partilerin kurulacagi zemini olusturma operasyonu olacaktir. Ülkeyi su günlerde kasip kavuran yolsuzluklar çok önemli. Bu yolsuzluklarin üzerine hem hukuki hem siyasi hem de yapisal açidan gitmek sart. Ama bilin ki, yolsuzluklardan güç alacak yeni "depolitizasyon" projesi de en az yolsuzluklar kadar ölümcüldür. Unutmayin 11 Eylül günü yasananlar, 12 Eylül'ü hiçbir zaman dogrulamamistir. 12 Eylül gelmis geçmis, ama arkasinda kendi hukukunu birakmistir. |