Akif Emre - Y.Şafak - 24.04.2001

Globallesme havarileri

Globallesmenin daha iyi bir dünya sunacagina bizi ikna etmeye degil iman etmeye çagiranlarin istismar ettikleri bir hususu atlamamak gerekir. Türkiye'de yasanan ekonomik ve siyasal krize neden olan iç aktörlerin günahini küresellesmeyi dayatan sistemin sevap hanesine yazarak tezlerini tartismasiz hale getirmeye çalisiyorlar. Oysa her tezin sonuçta tartisilabilir boyutu vardir. Tartisil(a)mayan tez dogmaya dönüsür; hatta yerli globallesme havarilerinin yaptigi gibi dini bir muhtevaya büründürülerek adeta tezlerine iman etmeniz istenebilir.

Globallesmeyi dünyali olmakla es anlamli gö(ste)renlerin globallesme adi verilen "dünya sistem"inin varligini, isleyis biçimini görmezlikten gelmeleri; ayrica, içerdeki çöküntünün bundan bagimsiz düsünülemeyecegine dikkat çekenleri komploculukla suçlamasi en hafif tabirle safliktir. Yaptiklari is de kendi yaklasim tarzlarina uygun bir adlandirma ile globallesme havariligidir.

Simdi globallesme dünya kapitalizminin yeni bir asamasidir. Bu asamaya ayak uyduramayanlar ister istemez kendilerini degistirmeye zorlanacaklardir. Oysa krize neden olan ve bu yeni duruma direnen çevrelerin gücünü de düne kadar bu global sistemden almakta oldugunu kimse atlamamali.

Dünyaca ünlü Le Monde dergisinde 2000 yilina girerken yazdigi yazida, globallesmeyi ikinci kapitalist devrim olarak tanimlayan Ignacio Ramonet'in tesbitleri hayli önemli. Globallesmenin dogasini anlamadan soruyu taraf olmak ya da karsi olmak seklinde ortaya koymak yaniltici oldugu kadar hiç de iyi niyetli degildir. Bu ikinci kapitalist dalganin kolonyal gücünü dünya ölçeginde büyük sanayi kuruluslari, özel finans sirketleri olusturuyor. Bunlarin yarisi kadari ABD kuruluslarindan digerleri ise Avrupa ve Japon sirketlerinden olusuyor. Globallesmenin temel alt yapisini olusturan enformasyon devrimi gerçeklesmemis olsaydi küresellesmenin insan hayatini bu denli kusatacak boyuta ulasmasi mümkün olmazdi belki de. Yeni kapitalist yayilma kolonyalistlerin yaptigi gibi ülkelerin topragini isgal etmiyor. Globallesmenin hedefi topraktan çok o ülkeye ait "deger"leri ele geçirmektir. Ülkelerin topragindan ziyade pazarini elde etmeye çalisan yeni tür yayilmacilik bize globallesme mavali ile sunulmaktadir. Ve bunun en kestirme adresi de Amerika'dir. Sanildigi gibi hiç de muhal ve soyut bir hedef sözkonusu degildir.

Sadece ekonomik degil kültürel, tarihi olmak üzere insanlik birikimine ait her türlü olusumun teslim alinmasi, deger adina her türlü birikimin yagmalanmasi söz konusudur. Insanlik degerler sistemi bakimindan tektiplestirilmektedir. Bu "degerler" globallesmeye meydan okuyamaz (challenge) hale getirilebildigi ölçüde tekil olarak hayatini idame ettirmeye, düsünce olarak saygi görmeye hak kazanabilir. Müslümanlik ya da dünyanin herhangi bir kösesinde yerli ve farkli herhangi bir hayat tarzinin alternatif olma imkanlari berhava edildikten sonra ancak bireysel haklar düzeyinde özgür birakilmasina izin verilebilir.

Bu anlamda medyada sansür, manipülasyon sanildiginda çok daha etkin ve yaygin biçimde merkezi iradenin emrine verilmistir bu dönemde. Iletisim teknolojisini yedegine alan küresel rekabet/sizlik sanilanin aksine demokratiklesmenin, çok sesliligin degil tek tip insan, tek boyutlu kültür insasina hizmet vermektedir.

Ekonomik olarak gelinen nokta daha yasanabilir bir dünyadan çok, çok daha sömürülebilir bir dünyaya evrilmistir. 1960'larda dünyanin en zengini %20 ile dünyanin en fakirini olusturan %20'si arasindaki fark 30 katiydi. Bugün bu oran 82'ye ulasmistir. Dünyadaki gelisme ve refaha global olarak baktigimizda insanliga hiç de iç açici bir manzara sunmamaktadir.

Iletisim tekelini elinde tutan ve sadece kitleleri degil yöneticileri ve karar sürecinde etkin kadrolari da manipüle etmede globallesme havarilerinin islevi hayli önemlidir. Le Mond'daki yazisinda I.Ramonet, globallesme sürecinde, "dünya kültürü" adi altinda insanligin yabancilasma (alienation) çagina girdigini ve bu süreçte de iletisim teknolojilerinin görülmemis biçimde ideolojik rol oynadiginin altini çizer.

Globallesmenin entelektüel ve kültürel boyutlari da dahil olmak üzere toplam sonuçlarini tartismak yerine iç siyasal yapidaki zaten topluma yabancilasmis, kokusmus unsurlarin günahini kendi tezlerinin sevap hanesine yazmak da tipik bir Sark kurnazligidir. Oysa daha genis bir perspektiften bakabilenler için sonucu ekonomik kriz olarak gelen statüko ile bunun degismesini, yeni sürece evrilmesini isteyen irade ayni iradedir. Bunun komplo oldugunu iddia etmek belki baska türden bir komplo olabilir.

 

 

 

 

Hosted by www.Geocities.ws

1