Hüseyin Üzmez - AKİT - 24.04.2001

Açlik grevleri

Dünyada ölümü göze alan bir insandan daha tehlikeli bir bomba var midir? Bazilarinin iddia ettigi gibi... Örgüt emri ve baskisiyla kim ölümü göze alabilir? Inanmayan insani ölüme sürüklemek kolay mi? Hareketleri (onlarin deyimiyle) eylemleri dogrudur, yanlistir, faydali ya da zararlidir. O ayri mes’ele. (Bize göre elbette, hem yanlis hem de zararlidir. Ama kendilerine göre tabii ki yapilmasi gereklidir.) Onlarin davalarina samimiyetle inandiklarindan sahsen ben eminim. Çünkü sahtekârlar inançlari ugruna asla ölümü göze alamazlar. Eylemlerini tasvip etmeyebilirsiniz. Ancak onlari sunun-bunun kuklasi, aldatilmis zavallilar, emirle açlik grevine yatacak kadar kisiliksiz ve degersiz insanlar olarak göstermeye asla hakkiniz yok.

Ömründe herhangi bir dava, gerçek veya ideal için bir parmaklarini dahi feda etmeyi göze alamayan insanlarin, hayatlarini ortaya koymus olanlari küçümsemeye, onlari tahkir ve tezyif etmeye hiçbir zaman haklari olamaz. Sakin bu sözlerimle teröristleri savundugumuz ya da onlari topluma kahraman gibi takdim etmeye çalistigimiz sanilmasin. Biz insaniz, üstelik de hukukçuyuz. Yasalarin dogru uygulanmasina ve insan haklarini savunmaya çalisiyoruz.

Suçluyu asarsiniz, o baska. Ama inanan insanlara hakaret etmeye kimsenin hakki olamaz. Açlik grevleri sorunu, masa basinda halledilemez. “Açlik grevinde bulunanlar beyinleri yikanmis teröristlerdir” demekle de bu isin içinden çikilamaz. O eyleme baslayanlarin önce ne istedikleri sorulmali, sonra da onlarin ruh hallerini anlamaya çalismalidir. Bu usullerle, önce maddi, sonra da manevi dertlerine derman aranmalidir. Yoksa o gencecik fidanlarimiza çok yazik olur.

Vaktiyle Kevni Nedimoglu adinda bir Adliye müstesari vardi. Affa siddetle karsiydi. Karsisinda af kelimesini kullanamazdiniz. Izmit Cezaevi’nde onun bu katiligina siddetle karsi çiktim. “Su zavalli mahkûmlara, yalandan da olsa bir af olabileceginden bahsetseniz, dünya mi yikilir? Siz ne kadar kati ve insafsiz bir insansiniz” diye yüzüne karsi haykirmistim.

Gün geldi, devir degisti. 27 Mayis ihtilali oldu. Eski müstesar, Ankara Hapishanesi’ne düstü. Mahkûmlardan öyle insanlik ve iyilikler gördü ki.. “Ahhh, ben size ne yapmisim?” diye gece gündüz agliyordu.

Hayat bu beyler. Bir piyango reklaminda denildigi gibi, “Bir gün size de çikabilir!” Bir gün hepiniz içeriye düsebilirsiniz. “Halk” diyeni de, “hak” diyeni de ezmek marifet degil. Aslolan gayri sahsi, genel ve objektif yasalardir. Ve ideolojik endiselerden uzak, tarafsiz, saf, temiz ve gözleri bagli, gönlü açik evrensel bir adalettir. Ve adalet herkese lâzimdir.

Ölümü göze alan insanlar ne yapmazlar? Görülüyor ki, çocuklar kendi canlarindan baska kimseye kiyamiyorlar. Bunun mânâsini dogru anlamak ve onlara bu anlayisla yaklasmak lâzim. Su “terörist” sözü de dogrusu kafama takiliyor. Kendi kendime düsünüyorum. Acaba ülkede insanca bir sosyal adalet olsaydi, bu gençler bu hinçla ortaya çikarlar miydi? Asil teröristler, kendi canlarina kiyanlar mi? Yoksa devleti her firsatta soyanlar mi?

Bölücülüge elbette karsiyiz. Biz ayni degerlere inananlarin tek bir bayrak altinda toplanmasindan yanayiz. Terörizme ortam hazirlayanlar, milletimizi Bati kapilarinda dilenci ve köle durumuna düsürenler degil mi? Bu serefli millet, bu asalaklari ve salaklari sonsuza kadar sirtinda tasimaya mecbur mu?

Allah bize yardim etsin. Amma biz kendimizi düzeltmeden bu yardimi istemeyi hak ediyor muyuz?

 

Hosted by www.Geocities.ws

1