|
Hadi Uluengin - HÜRRİYET - 24.04.2001 Ölüm orucu hayat hakki ‘ÖLÜM oruçlari’nda (!) hayatini yitirenlerin sayisi bir düzineyi asti. Böyle devam ederse, eli kulagindadir, hazin grafik daha da yükselecek... Kümesteki tavuktan veya mezbahadaki koyundan degil, insandan konusuyoruz! Ideolojisi, fanatizmi, inanci, olursa olsun, cezaevlerinde tabuta girmekte olanlar Hazreti Adem'in sülalesinden iniyorlar. Çogu gencecik... Çogu toy... Kimisinin biyigi yeni bitmis, kimisi henüz adet görmüs. Ve, gitti gider, dahi gider, iste öteki tarafa gidiyorlar ! * * * GITMESINLER! Istemiyoruz ki, bir deri bir kemik kalmis hazin vücutlari gusulhanede beyaz kefene sarilsin ve tahta sandukanin içine konulsun. Istemiyoruz ki, o sandukalar, küçük cemaatlerin siktigi öfkeli yumruklar ve sivil polislerin çektigi gizli fotograflar esliginde topraga gömülsün... Biz istiyoruz ki, biyigi yeni bitmis ogullarimiz ve henüz adet görmüs kizlarimiz, materyalist veya metafizik; dünyevi ya da semavi, her iki durumda da mutlaka evrensel olan ‘hayat hakki’ni sonuna kadar kullansinlar. Yasami sürdürsünler ve mahpus sona erdiginde aramizda ‘siradanlassinlar’. Istiyoruz ki, ‘ölüm orucundakiler’, ‘oruc’u (!) biraksinler ve ölmesinler. * * * ANCAK, bunun tek çaresi var: Yasamaya bizzat kendilerinin karar vermesi! Çünkü, ‘otorite’ geri adim atmayacak ! Haklidir, atamaz da... Ve, artik ‘örgütler’in anlamasi gerekiyor ki, ‘otorite’nin tutumu ezici çogunluk tarafindan desteklenmektedir. Dün oldugu gibi, bugün de... Her halükarda, birakin ekonomik kriz, ekmek parasi, borç taksidi diye kivranan genis yiginlarin ‘kovustan çikmamak’ gibi mantik ve çag disi bir eylemle ‘ilgilenmesini’; ‘ölüm orucu’na (!) yatanlarin azamiyetçi talepleri ve bagnaz ‘martirizasyon’u, onlari ülkemizdeki en insancil sahsiyetlerin ve en hümanist kuruluslarin ‘merhamet duyarliligindan’ dahi soyutluyor. Ürkütüyor. Bu durum yalniz ülkemiz açisindan degil uluslararasi planda da geçerli! Yeri gögü inletmekte basta gelenler dahil, dünya sathindaki bütün büyük yapilanmalar ve insan haklari konusunda kili kirk yaran ‘demokratik kurumlar’ belki son yirmi yildan beri ilk kez, bu defa hiç ‘tatava çikartmiyorlar’ (!). Belki usulen ‘aman insan ölmesin’ ricasinda bulunuyorlar ama Türkiye'ye elestiri getirmiyorlar. Kimsenin Ankara'yi suçladigi yok. Suçlamayacak da... Eylemcilerin ‘hakli olabilecegini’ (!) ise çagrisla dahi ifade edilmiyor. Zaten tersi düsünülemez! Yoksa, muazzam bir çeliski dogmus olur... Türk hapishanelerini kolektif bilinçaltinda ‘Geceyarisi Ekspresi’ filmiyle özdeslestiren bir Avrupa kamuoyunun, filmdeki sartlarin degistirilmesine ve iyilestirilmesine karsi çikan bir eylemi destelemesi asla mümkün degildir! Fanatizmin reddiyesi ve elestirelligin rasyonalitesi temelinde olusmus bir Bati düsüncesi de, ‘ölüm’ ve ‘oruç’ kelimelerini bir araya getiren ve Kerbela dövünmesinde kök bulan bir ‘martirizasyon’u onaylamaz. Bu da mümkün degildir! Üstelik, hem geçmis tecrübesiyle, hem de ‘umutsuz bagnazlik’ anlaminda lugate yerlestirdigi ‘desperados’ sözcügüyle bilir ki, böyle ‘ölüm oruçlari’ ancak o oruççularin tekrar ‘hayat hakki’ni sahiplenmesiyle noktalanabilir. Aksi takdirde sonu yoktur... * * * ISTIYORUZ ki, sonu olsun... Ölümün olmadigi bir sonu olsun... Biyigi yeni bitmis ogullarimiz ve henüz adet görmüs kizlarimiz, gusulhanede beyaz kefene sarmalanip tahta sandukanin içine konulmasin. Istiyoruz ki, ‘hayat hakki’ artik ‘ölüm orucu’na galebe çalsin. Ve, buna yalniz siz karar verebilirsiniz çocuklar, hadi lütfen yasayin!
|