|
Ahmet Taşgetiren - Yeni Şafak - 24.04.2001 "Devlet pazarlik yapmaz" mantigi Bundan önceki yazim, 10'uncu ölüm sirasinda yazilmisti. Bu yazinin yazildigi sirada ölüm oruçlarinda ölenlerin sayisi 17'ye ulasti. Böylesi ifadeler, anbean degisen sonuçlar için kullanilir. Ölüm oruçlari da öyle bir noktaya geldi, "ölüm" sinirina gelmis onlarca insan var, içerde ve disarda... Her an sayi, 27'lere, 37'lere, 107'lere ulasabilir. Belki de yarin, ayni gün, onlarca cenaze tasinacak ölüm orucu noktalarindan... Bunlar nasil hazmedilir? Bu görüntü Türkiye'nin imaji ile birlestiginde dünyada nasil okunur? Adalet Bakani, hâlâ "Devlet kendisine meydan okuyanlarla pazarlik yapmaz" diyor. Bu bir meydan okuma. Ama etkili oldugu son derece süpheli bir meydan okuma. Bu meydan okuma, bizatihî kendi içinde ciddî bir zaaf tasiyor ve Adalet Bakani'nin yüzüne çökmüs olan çaresizlige baktiginizda bu meydan okumanin anlamsizligini görüyorsunuz. Bir yandan meydan okuyor sayin bakan, diger yandan ölüm oruçlarinin sona erdirilmesi için adeta yalvariyor. Yalvarmak zorunda kaliyorsunuz, çünkü karsida, meydan okumaya cevap verecek bir fiilî güç yok. Karsinizdaki güç, ölümü pesinen seçince, sizin gücünüz anlamsizlasiyor. Bu bir Gandi çizgisi. Diyelim karsinizda bir örgüt var ve siz onunla mücadele ediyorsunuz. Silah alip daga çiksa ve çarpissa, devlet pazarlik yapmaz. Sokagi isgal etse, banka soysa, gene müdahalede bir gerekçeniz olur. Ama ona uygun gördügünüz cezaevi sartlarinizi protesto etmek için ölüme yatinca, yani sizin onu tehdit edebileceginiz son noktayi pesinen tercih edince, elinizdeki silâh anlamsizlasir. Su an böyle bir görünümü var devlet tavrinin... Devlet bir yandan, ülke imajina agir darbeler indiren ölümleri önlemek istiyor, bir yandan da "pazarlik yapmayiz" söylemini sürdürüyor. Bir netice de alamiyor. Ölümler karsisinda dünyanin ilgisi yogunlastikça da, telâsi artiyor devletin... Genelde bizdeki devlet refleksi "güçlülük" üzerine oturur. Her farkli sosyal hareketliligin "devletin gücü"nü sinadigini düsünür. Devletin gücünü sinayan da dersini almalidir. Üstelik ibret-i müessire olacak biçimde... Sonuç, farkli toplum kesimleriyle gerilim içine girmektir. Toplumsal küskünlüklerdir, yilmalardir... Cumhuriyet tarihinde olaganüstü yönetimler egemen. Hâlâ ülkenin bir kesiminde olaganüstü hal uygulaniyor. Hâlâ ülke, bir olaganüstü müdahale süreci içinde yasiyor. Bunun ülkeye ekonomik maliyeti bile korkunç, bir de sosyal maliyeti dikkate alindiginda gerçekten çok sey kaybedildigini görüyoruz. Bu gerçekligi, "Bundan baskasi olmazdi" diye degerlendirmek de mümkün, "daha baska bir bakis açisi ile, daha barisçi bir ortam üretmek de mümkün olabilirdi" diye degerlendirmek de mümkün. Oysa, bir farkli refleks üretmek gerekiyor artik. Belki gerçekten "devletin gücü"nü sinayan toplumsal hareketliligi, daha barisçi yollarla entegre etme yöntemini bulmak gerekiyor. Su an Adalet Bakani, kollarini sivayip, yanina doktorlari, sivil toplum kurulusu temsilcilerini alip, annelere babalara ulassa, onlarla birlikte cezaevlerine gitse, cezaevi disinda ölüm orucuna yatanlari ziyaret etse, bir elitisim imkâni arasa, bununla devlet pazarlik mi yapmis olur? Pesinden cezaevi sartlarinda gene ailelerin, sivil toplum kuruluslarinin istirakiyle, kogus sisteminin mahzurlarini da ortadan kaldiran, ama insanî ihtiyaçlari gözeten bir düzenleme yapilsa, "teröristler karsisinda diz çöküldü" diye mi algilanacaktir? Hayir, hiç sanmiyorum. Aksine, devletin gerektiginde insanî esnekligi gösterebildigi intibai edinilecektir. Nitekim, Adalet Bakani'nin zorlandigi alanda Cumhurbaskani Sezer, "ölümleri önlemek için" girisimde bulundu ve sadece itibar kazandi. Kimsenin aklina da "devlet pazarlik yapiyor" düsüncesi gelmedi. "Devlet pazarlik yapmaz" yaklasiminin altinda, biraz korku ve endise var. Bir seylerin "elden gidecegi" korkusu... Toplumu ile, gönül baglari kuran bir devlet, böyle bir korku içine girmez. Eger gönül baginda sikinti varsa, onun ortaya çikaracagi sancilari da, "devlet gücü" ortadan kaldiramaz. Cezaevi olaylarinda ve ölüm oruçlarinda asil problem, devletin bu ülkede yasayan bir insan grubu ile, böylesine farkli dünyalarda bulunuyor olmasidir. Ve daha olumsuzu, bu dünya kopuklugunun, sadece ölüm orucuna yatan insanlarla devlet arasinda bulunuyor olmamasidir. Çok farkli düsünce çizgisindeki toplum kesimleri, iliskilerde burukluk, kirginlik, küskünlük yasiyor. Sik sik gündeme gelen "devlet reformu" asil olarak bu alanda, toplumla iletisim alaninda gerçeklesmeli... Adalet Bakani çok yanlis okuyor güncel problemi. Bugün problem, "devletin pazarlik yapip yapmamasi" degil, "bir ölümün nasil azaltilacagi" problemidir. Ya da "bir hayatinin nasil kurtarilacagi" problemi... Her "Pazarlik yapmayiz" sözcügü, bir ölüme daha onay vermek anlamina geliyorsa, durmak lâzim orda... Ürkmek lâzim...
|